Aynı anda çok şey yaşatan fakat içinde aslında bir durağanlık saklı olan, kelimelerin gücüyle size olaydan çok derinlik yaşatan bir kitap. 115 sayfaya ne sığar ki? Her şey. Henrik kırk bir sene bekliyor ve kırk bir seneyi birkaç sayfada öyle bir derinlikle görüyoruz ki üzülüyoruz, geriliyoruz, cevap bekliyoruz. Henrik konuştukça biz de ona eşlik ediyoruz. Empati yapmaya çalışıyoruz bazen oluyor bazen de olmuyor. Kitap bir roman olabilir ama hissettirdiği şeyler bir romandan fazlası. Normalde hikayenin geneline klişe bir roman konusu deyip geçebilirdim, aşk, ihanet ve tutku gibi konuların çerçevesi genelde klasiktir fakat yazarın konuya nereden baktığı önemlidir. kimin bakış açısıyla anlattığı ne üzerinden işlediği. Bu kitapta dostluk üzerine muazzam duruluyor, eski bir dost bakış açısıyla bakmanızı sağlıyor. Bedensel isteklerin ötesinde. dostluk temalı kitaplarda özellikle ruhsal derinliğin ön plana çıkarıldığı çok fazla eser yoktur. Kahramanlıklar, birinin birine ihanet ettiği ya da onun hayatını kurtardığı temalar çok sıktır ama bazı eserler işin temeline iner. İnsanın içindeki varoluş durumunu düşünür işte o zaman eser klasik bir dostluk klişesinden çıkmış olur. Hayatta az yaşanan ama böylesi de varmış denilen bir şey olur. İnsanı düşündüren bunun yanında hissiyatını da ortaya çıkaran bir kitap. Yazım dili ağır değil, monologlar uzun gibi görünüyor ama insanı içine çeken bir yapısı var. Karakterin neredeyse tek taraflı konuşmasında bir hayata tanık olduğunuz için sayfalar öylece geçip gidiyor. Okunmalı...