• O burada. AEGON, yürümeye başladığı günden beri hükmetmek için şekillendiriliyor. Bir şövalyeye yaraşır şekilde silah eğitimi aldı ama eğitimi bununla sınırlı kalmadı. Okuyor ve yazıyor, birçok dil konuşuyor; tarih, hukuk ve edebiyat biliyor. Bir rahibe, ona İnanç’ın sırlarını öğretti. Aegon balıkçılarla yaşadı, elleriyle çalıştı, nehirlerde yüzdü, balık ağlarını onardı, kendi çamaşırlarını yıkamayı öğrendi. Aegon balık tutabilir, pişirebilir. Açlığın, av durumuna düşmenin, korkmanın ne demek olduğunu bilir. Tommen’a, krallığın onun hakkı olduğu öğretildi. Aegon, krallığın onun görevi olduğunu bilir. Bir kralın, halkını herşeyden üstün tutması ve halkı için yaşaması gerektiğini bilir.
  • Kadınlar erkeklerden çok daha becerikli olmak zorundadır. Tüm ünümüzü ve hayatımızı dogru seçilmiş birkaç sözle mahvedebilirsiniz.Ben de kendimi yaratmakla kalmadım...daha önce kimsenin aklına gelmeyen kaçış yolları buldum.Ve başardım,çünkü sizin cinsinize hükmetmek,cinsimin öcünü almak için doğduğumu biliyordum.Duygularımla arama mesafe koydum.Masanın altında elime çatal batırırken neşeli görünmeyi öğrendim.Hilenin ustası oldum. Peşinde olduğum zevk değil,bilgiydi. En katı ahlakçılardan nasıl görünmem gerektiğini öğrendim.Felsefecilerden ne düşünmem gerektiğini.Ve romancılardan da sınırlarımı öğrendim.Ve sonunda her şeyi harika ve basit tek bir ilkeye indirgedim...kazan ya da öl.

    Dangerous Liaisons (1988) Stephen Frears
  • Hükümdarların hükmetmekten ne kastettiklerini öğrendikten sonra, onlara da yüz çevirdim. Onlar ayaktakımıyla ortak olarak iktidar için sahtekârlık etmeye, hükmetmek diyorlar.
  • Batılılaşmak için pagan Yunan filozofları gibi düşünmek, Romalılar gibi hükmetmek ve Hristiyanlar gibi inanmak ve yaşamak gerekiyorsa böyle bir batılılaşmanın mümkün olamayacağı âşikardı.
  • "Oysa insanın dünya yüzünde bulunma amacı tam da o dediklerin değil mi aslında - bir şeyler yapmak, bir şeyleri değiştirmek, bir şeylere hükmetmek, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, ha ne dersin?"
  • Kitapların bizim için bir hikayesi olması da biraz böyle gizemlerle dolu olmalarını gerektiriyor. Yani bizim onları aramamız, izlerini sürmemiz, kollarına atılmamız, peşlerine düşmemiz, hatta kapılıp gitmemizle kitaplar bir maceraya dönüşüyor bizim için. Belki başka mecralar için tam böyle değil ama bana kalırsa edebiyat için tamamen böyle! Birileri okunması gerektiğini söylediği için okuduğumuz kitaplar, hayatımızın bir yerinde kendiliğinden karşımıza çıkan ve bir şekilde bizi içine çeken kitaplar kadar etkisi altına almıyor sanki bizi.

    Kitaplarla ilişkimizin, başka her şeyde de olduğu gibi tesadüflerle yürümediğini düşünürüm hep. Her şey görünür ya da görünmez bağlarla birbirine bağlıdır, birbirini iter, çeker, etkiler. Kitaplarla insanlar arasında da var bana kalırsa böyle bağlar. Aynı kitabı okuyan iki kişiden biri kitaptan bütün hayatına uzanacak kadar etkilenirken, diğeri hiç üstünde durmayabilir okuduklarının. Sık rastlanan bir şeydir bu. Bu fotoğrafa bakarak, bazı kitapların insanlardan bazılarının hayatına dokunduğunu söyleyebiliriz. O halde, kitapların bazılarını insanların bazılarıyla buluşturan bir duygu kümesinin bulunduğuna hükmetmek çok da yanlış olmaz.

    Bütün bu cümleleri kurmaktan maksadım, kitaplarla ilişkimizin belli bir sevk-i tabi ile kurulması gerektiğine işaret etmek aslında. Ne okuyacağımıza dair düşünürken ya da bu sorunun cevabını başkalarında ararken, sonunda bizi hiç tatmin etmeyecek bir ezberi zorluyoruz muhtemelen. Kitaplara yakın durmak ve aralarından bazılarının bizi kendilerine çağırmalarını beklemek gerekiyor belki de. Her insanın kılcal farklarla birbirinden ayrılan farklı iç yönelimleri var. Bu her insanın kendine ait kitapları var demek aynı zamanda. Edebiyatın ortalama okuma listeleri bu farklı yönelimleri tabiatı gereği gözetmiyor. Herkese aynı anda hitap etme imkansızlığından malul birer hazır reçete gibi o listeler... İnsan kendi duyguları ve hatta sezgileriyle kendi yolunu bulmalı kitaplar arasında. Keşfe çıkmalı hatta, önce kitapları, sonra kitaplar üzerinden kendini.

    Bunu söylerken, bazı kitapların herkesin okuması gereken kitaplar olduğu gerçeğine gözlerimi kapatıyor değilim elbette. Her alanda olduğu gibi edebiyatta da önce sağlam bir zemin oluşturmak gerekiyor hiç şüphesiz. Ama ondan sonra, kendimizi herkesle aynı kalıba zorlamaktan alıkoyacağımız bir zaman da gelmeli ve o zaman geldiğinde edebiyatın kırlarında gönlümüzce koşmanın ve anlamın gökyüzünde kendi kanatlarımızla uçmanın yollarını aramalıyız artık.

    “Ne okuyalım?” sorusunun cevabını mütemadiyen başkalarında aramakla, bir yerden sonra başkalarının aklına, fikrine, kalbine, duygularına talip olmuş olmuyor muyuz aslında? Kendi arayışlarımızı içimizde kilitli tutarak başkalarının dünyasına kendimizi teslim etmiş olmuyor muyuz? Kim başkalarının kulaçlarıyla yüzebilir engin sularda? O kadar da korkulası bir şey değil bu aslında; peşine takılıp gittiği kitaplar en fazla nereye götürebilir ki bir insanı? İçinin zaten gitmeyi çok istediği yerlerden başka!

    - Gökhan Özcan
  • Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar, evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben zorâki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Bence diktatörlük, diğerlerini râm edendir. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.
    | Mustafa Kemal Atatürk🇹🇷