• 146 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    İsviçre'de bir dönem başbakanlık, yüksek mahkeme başkanlığı yapmış Rossel'in bu kitabı, İsviçre demokrasisine bir bakış ama bu bakış onun geçmişle, gelecekle, savaş içerisindeki rolü ile, diğer Avrupa devletleri ve sömürgeleriyle dahil geniş çerçeve ile bütünsel bir bakış. Rossel kitabını 1933 yılında yazmış, 1934 yılında da Türkiye Cumhuriyeti eski Moskova Sefiri, Galib Kemali Söylemezoğlu Türkçe'ye çevirmiş. Kitap her şeyden önce bir Avrupalı'nın bakışını yansıtıyor, hele bu Avrupalı, bir devletin yüksek yönetsel makamlarında bulunmuş da olunca kitap ilgi çekici bir hale bürünüyor.

    Kitabın içeriği ile ilgili bahsetmeden önce, kitabın 1934 yılında çevrilmesiyle ilgili dilinin ağırlığını belirtmek istiyorum, şahsen ben kitabın son kısımlarına doğru bu akışa alışabilmiştim.

    Rossel cumhuriyet ve demokrasi olgularını ele alırken önce tarihi bahislerde bulunuyor, ardından bir devletin içeriği olan insanlardan bahsediyor, cumhuriyeti yorumlayışı tam bir halk cumhuriyeti görüşü, mesela bir başlık halinde anlattığı cumhuriyetin seçme sınıfından bahsederken bunun bir topluluk olmasından çok her bireyin kendi bulunduğu yerde olabileceği en iyi insan olmasıyla cumhuriyetin seçkin tabakasının oluşumundan bahsetmiş ve böylece de yayılmış bir adete dönüşmüş oluyor demokrasi fikri ve erdemli insan; aksi şekilde ise seçkin tabakasının yoğunlaşmasıyla demokrasiden seçme sınıf ortaya çıkıp oligarşik bir yönetime evrilir, demokrasi. Rossel bu dağıtımla oligarşik düzene evrilmenin önüne geçmiş oluyor. Kitabın bir başka yerinde yine devletin insan unsuruyla ilgili yorumunda bir devletin hükümetinin yani yöneticilerinin ancak herhangi bir vatandaş kadar namuslu olabileceğinden bahisle, devletin her vatandaşına göstermesi gereken özen yükümünü (sosyal devleti) vurguluyor Rossel.

    Bundan başka Rossel devleti ele alırken ordu, eğitim, kadınların seçme hakları ve diğer hakları bakımından eşitliği üzerinde durduktan başka demokrasi uygulamları ile ilgili de bazı söylemlerde bulunuyor.

    Kitabın sonlarına doğru olan kısımlarda ise artık demokrasi olgusunu dünyasal ölçekte incelemekle uluslararası ilişkilere işaret ediyor. Kitabın bir yerinde bir arzu olarak Rossel, ulusların arasında ortak anlaşılır dil kurulması fikrine kadar gidiyor, ulusların birbirleriyle iletişiminde eğitimin rolünü vurguluyor, üniversiteler arasında ilişkileri hatta Avrupa'da milletsiz üniversitelerin kurulması fikirlerini anlatıyor. Kendi söylemiyle barışcı bir düşünüşü olan Rossel, kitabın bir yerinde Babil kulesinin yeniden kurulmasının mümkün olduğundan bahsediyor.

    Bunlarla birlikte devletlerin savaş ve sömürgeciliklerine de değinen Rossel kitabında bunların da oluşumlarından ve önlenebilirliklerinden mantık yürüterek sonuçlara ulaşmaya çalışıyor, milletleri, demokrasiyi, eğitimi, sosyal hayatı bir de 1930'larda yaşamış bir yüksek öngörü sahibi insandan (Şimdiki Erasmus, gümrük ilişkileri, Uluslararası çalışan bilim akademileri, Birleşmiş Milletler gibi bir çok kuruma o zamandan işaret ediyordu Rossel) takip etmek benim için güzel bir deneyimdi kısacası.