• 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    "İdeoloji Pazarı" nda o derece çok bilgi kirliliği var ki; taraflı - yönlendirici kalıplarla sunulan bilgi müsveddeleri ile gruplara, zamana ve hedeflere göre oluşturulmak istenen "ALGI" larla, toplumsal fikir hayatımız bir mayın tarlasına dönmüş durumda.

    Mayınlara basmadan, hür fikirli bir insan olabilmek ve yaşam için gerekli ve geliştirici bilgiye ulaşmak çok büyük bir caba gerektirmektedir...

    Atatürk'ü, Cumhuriyet'in kuruluş dönemini ve temel fikirlerini de iyi anlamakla; bizi geleceğe taşıyacak prensipleri ve uygulamaları, ilahlaştırmadan, eksi ve artılarını daha gerçekçi bir bakışla ortaya koyarak elde edebiliriz.

    Bu kitapta da, farklı konulardaki farklı sorularla bu sağlanmaya çalışılmıştır.
    Çok ta başarılı bir çalışma olarak okunmasını tavsiye edebilirim.

    Atatürk'un iyi bir lider olduğu ama bunun yanında hepimiz gibi bir "İnsan" olduğu bilinciyle baktığımızda her fikrini beğenmek veya tamamen eleştirmek zihniyetinin, sadece toplumu ayrıştırmak isteyenlerin bir oyunu olduğunu her birey çok kolay anlayacaktır. O dönemin şartları, sorunları ve toplumsal yapısı ile ortaya atılan çözüm yolları ve yeni düzen bizi bugünlere taşımıştır...

    Bugün yapılması gereken ise; ister Osmanlı dönemi ister Atatürk dönemi olsun, ideolojik yaklaşımlarla gerçek üstü ve ütopik bir kimliğe büründürmeden, gerçek bir "Tarih" bilinciyle ele alıp, toplumsal geleceği planlarken temel ve ortak değerlerimiz olarak ele almaktır...

    Siyaset, geçmişi övmek veya eleştirmek için değil; Bugünü ve "Yarını" planlayıp düzenlemek için çaba sarf etmektir.

    İsteyen herkese, kitabı PDF olarak mail adresine gönderebilirim.

    Okudugunuzda, tamamen farklı bir bakış açısı kazandıracağına emin olabilirsiniz....
  • Adil olabilmek için, hür yaşayabilecek kadar kuvvete kavuşmak, benliğinde bu kuvveti yaratmak
    lazımdır. Mazlum yaşamaya razi olan, âdaletsiz insandir. Adil insan, istismar etmeyen ve istismar edilmeyen insandir; zorbalıga karsi gelen insandır, hakikatı kuvvet yapan insandir. Ancak bu insan, hareket ahlâkının samimî sahibidir.
  • - "Var olabilmek için bir kişiye ihtiyacınız varsa, siz bu kişiye yapışmış bir asalaksınız demektir!..
    Böyle bir ilişkide seçim ve hürriyet yoktur!..
    Artık sevgi değil bir mecburiyet söz konusu olmaktadır!..
    Sevgi ise hür iradeyle yapılan bir seçim, bir tercihtir!..
    İki insan birbirini ancak, her biri kendi başına yaşayacak güçte olup da birlikte yaşamayı seçtikleri zaman sevebilirler..."
  • Zira hür olan irade, yalnız sürükleyici kuvvetin harekete geçmesinden ibaret değildir. Onda 2 kuvvet hakimdir; biri harekete geçme kuvveti yani itici kuvvet.
    Diğeri ise yasak edici kuvvet, yani frenleme kuvveti,
    Bu iki kuvvetin tam ve mükemmel bir ahenk halinde işleyişi ancak insanı hür yapabilir.
  • 136 syf.
    ·2 günde·10/10
    Eğitim sistemi bizi eğitiyor mu yoksa kısıtlıyor mu?

    Kitabı okuduktan sonra hemen hemen herkesin aklına bu soruya yakın soru gelmiştir. Eğitim sisteminin sistemsizliği bizleri bir kalıba sokup belirli bir düşünceden fazlasını düşünmemezi engelliyor. Okula başladığımız andan itibaren okuma amacının iyi bir meslek sahibi olabilmek olduğu hedefleniyor. Böylece amaç yüzünden araç unutuluyor. Bir meslek edinebilme hastalığının peşinden koşturup hayatın kendisi unutuluyor. Yıllarca sınavlarla uğraşan çocuk kendini ve hayatını yaşayamıyor. Okulu bittiğinde ise hayata atılıp yenilgiye uğruyor. En büyük sorun çocukların birer proje olması. Evet, çocuklar ailelerin birer projesi oluyor. Aileler ne isterlerse çocuklar onu yapıyorlar. Özgür olması gereken düşünce belirli sınırlar çizilip o sınırın içinde bırakılıyor. Aileler istiyor ki çocuğuö ileride iyi para kazansın, iyi bir işi olsun boş işlerle uğraşmasın. Düşünceler doğru fakat yöntem baştan aşağı yanlış. Bir çocuğa mühendis ol yazarlık para getirmez dendiği sürece o çocuk ileri ki yaşantısında kendi istediği şeyi yapamadığı için mutsuz olacaktır. Çocuk doğru şeylere yönlendirilirken ona seçim hakkı da sunulmalıdır. İnsanın kendisinin yapamadığı şeyleri çocuğuna yaptırmaya çalışmak marifet değildir. Belki şuan mühendislik okutulan bir çocuk dünyayı sözleriyle değiştirecek bir felsefeci olacaktı. İlla böyle okunularak sahip olunacak meslekler olmak zorunda değil, insan zevk aldığı için kuru temizlemeci de olabilir. Önemli olan hangi işi yapmaktan zevk aldığını bilmelisidir. Mesleğin getirdiği para az olabilir ama o meslek onu mutlu etmeyip yıpratacaksa aldığı paranın pek önemi olmayacaktır. İnsan tek bir ekmekle mutlu olabilirken bir sürü parayla mutluluk kuramayabilir.
    Mutluluğu ve zevkleri olmayan yaşantı doğru mudur?

    Kitabımız ise yukarıda anlattığım baskıcı sistemi yıkmayı anlatıyor. Bir grup öğrencinin baskıcı ve sert kuralları olan okuluna atanan yeni edebiyat öğretmeni öğrencilerine özgür düşünmeleri gerektiğini gösteriyor. Derslerinde belli bir kitaba bağlı kalmadan edebiyatın kendisini öğrencilerine anlatıyor. Lise çağlarımda bende sistemi boğucu bulduğum için kendi bildiğimi okuyup dersleri umursamazdım. Şimdi ise tarihi, coğrafyayı, edebiyatı kendim öğreniyorum ve o zaman öğrenmediğim için pişman değilim. O zamanlar da bir odaya kapanıp ders çalışmadım. Kendi hayatımı yaşayıp zorluğu, acıyı, mutluluğu gördüm. Meslekler hakkında değil, hayat ve insan hakkında bir şeyler öğrenmek bana daha çok keyif verdi. Her insanın özellikle de öğrencilerin okuması gereken bir kitap.

    İnsan düşüncelerini özgür bırakmayı öğrenmeli çünkü düşünceler özgür olmadığı sürece yaşantı hür olmuyor.