Çoğu kadın, ilk başta kendileriyle bir ilişki kurmadan, ilişkiye girecek bir erkek arama hatasına düşer. Hep hayatlarında bir şeylerin eksik olduğunu düşünerek bir erkekten diğerine koşarlar. Oysa aramaya önce kendimizden başlamalıyız. Biz kendimizi sevmezsek hiç kimse bizi tatmin edici şekilde sevemez çünkü içimizde bir boşluk varken aşkı aramaya kalkarsak, daha çok boşlukla karşılaşırız. Hayatımızda açığa çıkardığımız her şey aslında içimizde olanların; kendi değerimiz, mutlu olma hakkımız, hayatta, nelere layık olduğumuza dair inançlarımızın bir yansımasıdır. Bu inançlarımız değiştiğinde hayatımız da değişir.
önemli olan, partnerimizin anne veya babamıza benzemesi değil, onunla beraber olduğumuzda, büyürken, tecrübe ettiğimiz hisleri ve yaşadığımız zorlukları yeniden var edebilmemiz; fazlasıyla aşina olduğumuz ortamı yeniden yaratıp, deneyimli olduğumuz hamleleri tekrarlayabilmemizdir. Çoğumuz için aşk budur. Aşina olduğumuz hamleleri yapıp, aşina olduğumuz duyguları yaşayabildiğimiz biriyle mükemmel bir "uyum" yakaladığımızı düşünerek yerimizi bulduğumuzu hisseder, rahat ederiz. Bu hamleler hiçbir zaman işe yaramamış ve söz konusu duygular hep huzursuzluk vermiş olsa da bunlardan daha iyisini bilmeyiz. Bildiğimiz dans adımlarını atmamıza alan açan partnerlere özel bir aidiyet hissi geliştirir, onlarla bir ilişkiyi yürütmek için çabalarız.
çoğumuz ailemizde edindiğimiz rolleri benimser, yetişkin olduğumuzda da bu rolleri sürdürürüz. aşırı seven kadının çocuklukta benimsediği rol ise genellikle kendi ihtiyaçlarını inkar ederek aile fertlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmakla şekillenir.