• Cehennem ateşinin tohmu, insanın şehveti ve gadabıdır.
    Hüseyin Hilmi Işık
    Sayfa 681 - Kimyâ-i Se’âdet Hindistân baskısı, 508.s, 4.rükn, 8.aslı, “Tevekkül” tercemesi
  • Bir hadîs-i şerîfde, (Yasak edilmiş şeyin zerresini yapmamak, bütün insanların ve cinnin ibâdetlerinden dahâ çok sevâbdır) buyuruldu.
  • BÜYÜK ÂLİMLER
    (Silsile-i aliyye)[1]

    Nebî, Sıddîk ve Selmân, Kâsım, Ca’fer, Bistâmî,
    irfân kaynağı oldu, Ebül-Hasen Harkânî.

    Ebû Alî Fârmedî geldi sonra bu meydâna,
    çok Velî yetişdirdi, hem Yûsüf-i Hemedânî.

    Abdülhâlık Goncdüvânî, ma’rifetler semâsında,
    dünyâyı aydınlatdı, hem Ârif-i Rîvegerî.

    Mâverâ-ün-nehr ili, Tûr-i Sînâ gibi oldu,
    nûrlandıranlardan biri, Mahmûd-i İncirfagnevî.

    Alî Râmîtenîdir Azîzân ve pîr-i Nessâc,
    çok kerâmet gösterdi, Muhammed Bâbâ Semmâsî.

    Seyyid Emîr Gilâl de, ilm deryâsında sadef,
    andan meydâna geldi, Behâüddîn-i Buhârî.

    Alâ’üddîn-i Attâr, zemânının kutbu idi,
    Ya’kûb-ı Çerhîde oldu zâhir, envâr-ı rahmânî.

    Ubeydüllah-i Ahrâr ve kâdî Muhammed Zâhid,
    Dervîş Muhammed geldi ve Hâcegî ile Bâkî.

    Bütün bunlardan gelen, nûrlara kendi de katıp,
    binlerce kalb temizledi, imâm-ı Ahmed Rabbânî.

    Urvet-ül-vüskâ Ma’sûm ve Seyfeddînle seyyid Nûr,
    ve Mazherle Abdüllah, sonra Hâlid-i Bağdâdî.

    Feyz verdiler bunlar da, sonra bu nûru Abdüllah,
    Anadoluya yaydı, hem de Tâhâ-yı Hakkârî.

    Hem seyyid-i Sâlih de, kardeşin yerini tutup,
    fenâ-fillâha kavuşdu Sıbgatullâh-i Hîzânî.Bu üç Velînin sohbetlerinde yükselip
    mürşid-i kâmil oldu, seyyid Fehîm-i Arvâsî.

    Bu otuzdört Velînin kalbleri, bir ayna gibi,
    yaydılar hep cihâna, envâr-ı Resûlillâhi.

    Bütün bu nûrlar en son, toplandı bir hazînede,
    ismi bu hazînenin: Abdülhakîm-i Arvâsî.

    Gelince kalblere müceddid-i elfin feyzi,
    yetişdi her yerde birer hakîkî Velî.

    Bu hâli görünce mason ile yehûdî,
    müslimânlara saldırdı, canavar gibi.

    Bu hücûmları, islâmı yok etmek içindi,
    bunu haber veriyor, Mâide sûresi.

    Hem bu sûre, islâma müşrikler saldıracak diyor,
    masonların müşrik olduklarını haber veriyor.

    Meşhûr yalanları ile aldatıp câhilleri,
    Ehl-i sünnetden ayırdılar, binlerce müslimânı.

    Hücûmlardan korunur, (Âyet-el kürsî) okuyan,
    hıfz-ı ilâhîde olur, (istigfâr düâsı) okuyan.[1]

    Resûlullah buyurdu ki, (Âhıretde azâb görmez,
    dünyâ işlerinde, bana tâbi’ olan).

    Se’âdete kavuşamaz, önderi şeytân olan!
    dostlar, ahbâblar kaldı mı, ne oldu anan baban?

    Bir hocamız, mason olmuş, dîne çatdı hiç durmadan,
    ingiliz diploması var, lâkin, kafası bomboş nâdân.Güler yüzle, tatlı dille, bol numara vermekle,
    arkadaşlarımı aldatdı, yalan sözlerle hemân.

    Îmânım var diyor, her bozuk inanan,
    Ehl-i sünnetdedir, iyi bil, hakîkî îmân!

    Çok şükr islâm âlimi gördüm, sözleri ilm ve irfân,
    dedi ki, (aldatılamaz, fen dersleri okuyan!)

    Dînimi ondan öğrendim, rûhu olsun şâdümân!
    Avrupa, hem Amerika, kısacası bütün cihân.

    Dinleri bozuk ise de, diyorlar vardır Nîrân!
    kâfirler yanacak, kurtulur ancak iyi insan!

    İyi insan olmak için, Muhammed aleyhisselâma inan,
    Cehenneme girmeyecek, bu son Peygambere uyan.
  • Eshâb-ı kirâmın yetiştirdikleri ve onların talebesinin yetiştirdikleri âlimler(Ehl-i sünnet vel-cemâ'at) mezhebinin âlimleridir. Mezhep, yol demektir. Ehl-i sünnet vel cemâ'at mezhebi demek, Resulullahın ve Onun cemaatinin yolunda olan müslümanlar demektir... Dört mezhebin imamları birdir ve Eshab-i kiramın yolu ancak Ehl-i sünnet alimlerinin kitâblarından öğrenilebilir.
  • Sultân ikinci Abdülhamîd hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” , siyâsal bilgiler mektebini birincilikle bitireni, her sene serâya kâtib alırdı. Böylece, gençleri çalışmağa teşvîk ederdi. Kâtib seçilen Es’ad beğ “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Hâtırât-i Abdülhamîd hân-ı sânî) kitâbında diyor ki, bir gece yarısı şifre yazdım. İmzâ için, sultânın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir dahâ vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultân, havlu ile yüzünü siliyordu. (Evlâd! Seni bekletdim. Kusûruma bakma! Dahâ birinci çalışda kalkdım. Gece yarısı, mühim bir imzâ için geldiğini anladım. Abdestsiz idim. Bu milletin hiçbir kâğıdına abdestsiz imzâ etmedim. Abdest almak için gecikdim. Oku dinliyeyim) dedi. Okudum. Besmele çekerek imzâladı ve hayrlı olsun inşâallah, dedi. İşte Osmânlı sultânları islâmiyyete böyle bağlı, böyle saygılı idi. Eyyûb Sabri pâşa “rahmetullahi teala aleyh"