• En önde kurt başlı al sancak dalgalanıyor, arkasında Gök Türk devletini diriltmeğe kalkan kahramanlar geliyordu. Kaşlar çatılmış, ağızlar kilitlenmiş uçuyorlar, koyu kumral uzun saçları dalgalanırken kartal bakışlarıyla ileriye bakıyorlardı. Gözler yalnız ilerisini görüyor, arkada kalan hiçbir şey hatıra gelmiyordu
  • Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
  • "Yükselmek için iki yol vardır: Ya çalışarak yüksekte olanları meşru bir şekilde geçmek; yahut onları düşürerek daha yükseğe çıkmak. Bir dağın tepesine kartal da çıkar, yılan da çıkar. Zaman zaman büyük ruhlu insanlar da yükselir, dalkavuklar da… Fakat er kişiler her zaman ve daima birinci yolu seçmişlerdir."

    Hüseyin Nihâl Atsız
  • "Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek yılan sürünerek çıkar."

    Hüseyin Nihâl Atsız
  • Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi doğüşmek gerek!
    Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
    Atilla'nin ateşi var içimizde!
  • Yükselmek için iki yol vardır: Ya çalışarak, yüksekte olanları meşru bir şekilde geçmek; yahut onları düşürerek daha yükseğe çıkmak. Bir dağın tepesine kartal da çıkar, yılan da çıkar. Zaman zaman büyük ruhlu insanlar da yükselir, dalkavuklar da... Fakat er kişiler her zaman ve daima birinci yolu seçmişlerdir.
  • Izdiham 35 ...Şöyle bir düşündüm de kendimce Izdiham'in ek bir sloganı olursa ne olabilir diye şu söz tamamlıyor zannedersem "Kalbi olana zordur dünyada yaşamak..."
    Izdiham murekkebiyle yürek'ten beslenen bir dergi.Hayatı kalbinin renginde yaşamaya çalışan birisi olduğum için de Izdiham satır satır yüreğime ve ruhuma işliyor .

    Sevenlerine baktığımız zaman yüreği acıyan,gizlenen yaraları olan,karşılaşmış olduğu imtihanlar karşısında yüreğine nakış nakış sabır işleyen,işlediği sabırla kiymetlenen,gönlü çiçek gibi acan,hasret çeken,insanın gönlünün her hucresinde ayrı bir senfoni çalan gönlü güzel insanların buluştuğu ,duygularimizin en güzel tercümanı Izdiham ...

    Izdiham aynı zamanda kelime doktoru.Sızlayan,geçmişte saklı duygularımızı günyüzüne çıkaran ,hatirlayislarimiza gözyaşlarimizla dikiş attıran,ruh halimiz,ayrintilarimiza en büyük tesellimiz.

    Izdiham bu sayısıyla kalbinize kapak atıyor adeta ve gitmiyor "insanlık" arayisiyla.Doğrusu bu ya herkes insan görünebilir ama herkes taşıyamaz insan'lik kıyafetinin gerektirdiği vasiflari.Insanlık da kendisine uygun, kıyafetini taşıyacak model bulamayınca sızısını bırakır yüreği olana.Adaleti ,sevgiyi ,merhameti,nezaketi,saygiyi yanlış ilikleyince insan,hirpani bir gorunusle yaşamını ikame ettirince ve bundan zevk alınca insanlık da başlar inim inim inlemeye.Kıyafetine yanlış iliklenen düğmeler,dikiş tutturulan yamalar nefesini keser.Hasretini çektiği Insanlık ağrısıyla kıvranıp durur insan olan da.Sahi Insanlık Araniyor...Ölü ya da Diri .Gördünüz mü siz ?

    Izdiham Maarif Takvimi ile hislerimizi aylara yaprak yaprak
    yayarak,kelimeleriyle derin izler bırakan hayatımızdan bir yaprak dökümü misali eksilen önemli kişilerin eskimeyen,halen daha okudugumuzda yüreğimizde yer bulup yeserttigi duygularla karşılıyor okurlarini.Beni tanımlayan 1Haziran ve 23 Temmuz'daki hisler oldu niyeyse ..Keşke X Temmuz'a güzel bir söz bıraksaydın Izdiham o zaman çok daha özel olacaktı.Üzdünüz :(

    »»"Bir mutluluk kapısı kapandığında diğeri acilir.Ancak biz kapanan kapıya o kadar uzun bakarız ki bizim için açılmış bulunan yeni kapıyı göremeyiz ."

    »»"Ille görmek için mi beklenir güzel günler .Beklemek de güzel "
    {Şu cümle 8 Temmuz'da olmalıydı ya :(...}

    Mustafa Kutlu'nun tabiriyle önümüzden pırrr! diye fırlayacak hayvanların özlemiyle serzeniste bulunarak camekanlara ,kafeslere sigistirdigimiz hayvan sevgisinin,'sevgisinin' edebiyata malzeme olarak aktarildigi ama hayvanın ortada kalmadıği,
    kiymetinin bilinmedigine,hayatımızı bir bir terk ettiğine dair dikkatlerimizi çekiyor yazar .

    Gönlümün yazarı Gökhan Özcan "Nasıl da buram buram bir geçmiş zaman kokusu taşıyor özünde kurduğumuz bütün cümleler? Geçmiş hiç durmadan aklımızı kamaştırıyor bizim.Cereyanda kalmış,sersemlemis gibiyiz sanki.Bizim gibi zamanın bir yerinde takılıp kalmislarin,bir türlü 'şimdi'ye tam olarak tasinamamislarin,zamanla birlikte akıp gitmeyi bir türlü içine sindirememislerin duygusal son kullanma tarihleri geçti mi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
    Çünkü kalabalıkların içinde küçük bir azinligiz artık ,Görünüşe göre çoğu hayatından memnun öteki insanların ."sözüyle yüreğimin geçmişte takılı kaldığı,kalbimin gecmistekilerle beraber attigi,sizin tabirinizle yine kulağım cinladiginda geçmişte mesken tuttuğum dostlarımın ,sevdiklerimin beni andigini düşündüğüm küçük bir azınlık olsak da sarfettiginiz kelimeler adresini buldu yüreğimde kavuştuğu anlamla.Müsterih olun :)

    Ne zaman doğduğu bilinmeyen ,gerçek kişi olup olmadığı bile tartışmalı olduğunu yeni ogrendigim,hakkında pek bilgim olmasa da erotik iliskilerle öne çıktığı söylenen Shakespeare'nin bilinmeyen hayatını bilmemezlikten duymamazlıktan da gelebilirsiniz :))

    Yoğun siyasetten özür dilerim kusacak hale geldiğimiz bir zamanda Izdiham "Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız" seçenekleri ve sartlariyla tebessüm ettiriyor.

    »»Yaptığı iyiliklerden bahsederken geriye yaslanacaksa iyilik yapmasın.
    »»Biz, bu seçimde ve her seçimde Hz.Ömer'i destekliyoruz.Makam kötü bir şey çünkü.
    Aynen öyle izdiham Hz.Ömer dediniz ya bittim ya,en sevdiğimle sağlam bir vuruş yaptınız gönlüme.Siz aday olun oyum size.Kalbimizi de satın alamazlar ya :) Şaka tabiki amann uzak olsun bizlerden siyaset lütfen :)...

    "Eli boş gidilmez gidilen yere" herkesin kendisine has oykusuyle an'lardan tatlı bir esinti bıraktığınız hikayenizle; geçmişime, ilk tanışma,
    nişanlılık,evlilik,alışveriş zamanlarıma geriye doğru sürükleyip, yadi cemil olarak andigimiz 'Hiç geçmesin' dediğimiz yüzümün kizardigi masum heyacanlarimiza götürdünüz bizi Izdiham.Tabii ki o maddi telaşlar,ailelerin geleneklerimiz sırf yaşasın diye solugunuzu kesen, sıkısıklıgınıza rağmen bitmek bilmeyen belinizi büken istekleri, neredeyse vazgeçmeyi bile düşündüğümüz paranın esir almaya çalıştığı mutluluklara ket vuran stresler de cabasıydı :(

    Dilek Kartal'in şiiri muhteşemdi.
    "söylesenize ,kac zincir çekerek başlıyorduk güne
    mecal bulsam da size
    söktügüm dünlerden bahsetsem "

    Frant Fanon'un yaratilisiyla alakalı sırf zenci olduğu için yapılan haksızlıklar ve zulüm karşısında sizin de içiniz acıyacak.Verdiği yaşam ve özgürlük mücadelesi karşısında gözleriniz yasaracak.Onun gibi avaziniz çıktığı kadar bugün bile bağırarak "Nerede olursa olsun,hangi görünüş altında olursa olsun insanı kesfetmeme ve onu sevmeme izin verilsin" sevgi,İnsan,sevgi,İnsan,sevgi diye sesinizi insanlık namına duyurmaya calisacaksiniz.

    Güray Süngü'nün köşesine taşıdığı Ibrahim Tenekeci'nin şiiri de anlaşılmayı bekleyen,aşılmaz duvarların asilmasini bekleyen,içindekileri dökecek,onu dinleyecek,temas edecek bir insan arayışı ama sonucundaki koca bir hüsran cok anlamlıydı.

    "İnsan söylemezse kanatları paslanirmis.
    Aklı küf tutarmis.
    Gönlü kurum baglarmis.
    Çünkü ucabilmek yetmezmiş,insan istermiş ki,ucabildigini bilsin insanlar."

    Akımlar ile akintinin siddetine kapılıp "Modernizm kapitalizmse ,postmodernizm vahşi kapitalizmdir" sloganlariyla sokaklara dökülüp köklerimizden,geleneklerimizden kopusumuzla,onları alaya alisimizla,
    değerlerimizi uygulamadigimiz yetmiyormus gibi kustahca inkar ettiğimiz,yitirdigimiz değerlerin elimizden gidişiyle akimlara rahmet okutturan halimizle ağıt yakiyorsunuz aldıklarını geri vermesi için.

    Bazen öyle şeyler yaşarsınız ki ,kıyısından bile gecmediginiz belki, bambaşka yasamlara öyle bir yolunuz düşer ki başınıza gelenleri ifade etmede suskunlugunuz konusmakliginizdan fazla bir hal icindeyken;sadece bakislarinizla biriktirdiginiz cumleleriniz,
    ozlemleriniz "agirlastirilmis muhabet" ile ağırdan aldığınız ,yutkundugunuz susarak bitirdiginiz
    soylemleriniz,sevginiz sukutunuza rağmen çok daha fazla anlamın refakatciligini taşır bagrinizda.

    Kitapseverler olarak kimi zaman kitaplarda tanıdığımız insanları kendi çevremizde bulamayisimizdan ,kimi zaman da hakkımızda her zaman hüküm vermek için çabalayıp gönlümüzü acimasizca öteleyen,
    gönlümüze prangalar takan insanlardan bir kaçış vesilesi olarak sığınak bildiğimiz kitaplar; "Önyargilarin,ezberlerin,kolay hayatlarin zindanindan kacistir kitap;özgürlüğe doğru kacistir."

    Ey oğul! nasihati de soylemlerimiz ve davranislarimiz arasındaki uçurumu yüzümüze çarpıp tersten okutturuyor hayatı size yeniden.

    »»Ey oğul,efsane olup yorulacagina "mış" gibi yaparak geçiştir hayatı :)

    Virginia Woolf'un herkese kapattığı odasına "pazartesi ya da salı " diye size özel söz verdiği,odasının kapılarını açacağı davetinin kararsizligina hangi gün gideceginize şaşırıp, vazgeçmiş olabileceginin korkusunu yaşıyorsunuz ve bir özel'liginizin kalmamasinin inkisari içindesiniz .

    Yaşayan bir değer olan şair Hüseyin Avni Dede'ye reva gorulenlere üzülüp onunla beraber "Bir çınarın eskimeyen yüzüne asılı kalsın yüzüm " diyerek yüzünüzü asiyorsunuz kıymet bilmezlere,hissizlere,gamsizlara,
    hatıralara saygisizlara...

    Bu ay ki röportaj da halen daha bir kitabını bile okumadığım,utandığım Oğuz Atay'a aitti.
    "Hassas insanlar sadece kalplerinden yara almaktan korkarlar.Bundan korkanlar en çok kalplerinden yara alırlar.Bunu bilenler ise en çok kalpleri yaralarlar.İşte kalbi olana zordur dünyada yaşamak"
    Ahh..Ahh..Sanki beni tarif etmiş değil
    mi ? Aynen öyle billahi.Oğuz Atay'in deyimiyle tutunamadik ,acımızı sessize aldık,yaşıyoruz sessizce.(son kısım Şükrü Erbas'a kaydı sanki :) olsuun o da kalbiyle yaşayan bir insan,tutunamayan değil mi neticede )

    Sivrilikten,kesicilikten uzak daglarin,catilarin bile sivri olmadığı,naif'ligin ve barış'ın hüküm sürdüğü,tüm sertlikleri ve sivrilikleri yumuşatmak için ağzının burnunun kırıldığı,uğruna gözyaşlarını döktüğü,sevgiyle,sıcacık yüreğiyle mücadele vererek inşa ettikleri bir ütopya olan "Cemberistan" ülkesini yeniden tesis etmek,ayağımıza yüreğimize bir şey değmeden yuvarlanıp gitmek; tüm kabaligimiza,kırıp dokmelerimize,hakaret etmelerimize,
    yikiciligimiza,yürekleri talan etmisligimize rağmen çok mu zor dersiniz ?

    Ilgisi olmayanlar için kimi zaman teknoloji ve fizik muhabbetleri kimyanizi bozabiliyor.Lezzetleri acilastiran ölümü hatırlayarak kendi yaralarinizi kendiniz sarabiliyorsunuz.Mimar Sinan hayranı olduğunu ogrendiginiz Louis Khan'in hanesine misafir olup kendisini seyrederek esmanin tezahurlerini işaret eden "bakisina" hayran oluyorsunuz siz de.Tenisle ilgili yorumda koptum ."Çünkü tenis degersizdir.Çok değersiz.Kim tenis oynuyorsa o bizden asla olamaz,değildir ." Hawking tenis oynamış mi,Kant,Yunus Emre oynamış mi ?Hmm...:)) Şükür ya bu sınavı geçtim...:)

    Bazen de izdihamla hüzün kulübesine oturup geride biraktiklariniza,hic dönmeyecek olanlara gözyaşı dökerek; hafizaniza kazınan hatiralarinizin ,
    dostluklarinizin muhabbetinde takılı kalıp , beklemeyi sığınak yapıp onlarsız bu hayata dönüş yapmak istemeyeceksiniz.

    Var ya yonetmenim iki kelam et dedi uzatmışım da uzatmışım.
    Neyse deginmedigim kısımlara başka arkadaşlar deginiversin daaa...:)

    Ahh Izdiham ...Sizin deyiminizle
    yine Izdiham olarak siz-biz-hepimiz el ele vererek mutsuzluklarimizi ,huznumuzu bile sevdik.Yara bandı gibisiniz var ya.Izdiham izdiham ...Insanı arayanlarin dergisi.Orantısız sevenlerin dergisi ..Yüreği olanın dergisi...Yurekce konusanin..:)))

    Başta derdiyle degerlenen :) Izdiham 1K Genel Yayın Yonetmenimiz Ferman Mamedov Bey olmak üzere Haziran ve Temmuz'da doğan tüm değerli okurlarimizin doğum gününü kutlar,esenlikler dilerim.
    Izdiham'la kalın, Izdiham'da kalın Efendim geri kalan omrunuzde.Hşşşt...!Unutmayınız;
    "HEPIMIZ ÖLECEK YAŞTAYIZ"


    Keyifli okumalar ...