Şebnem Şeyda, bir alıntı ekledi.
08 May 20:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Olma öyle sinsi çakal yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Ötüken)Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Ötüken)
Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
06 May 18:21 · Kitabı okudu · 9/10 puan

1°. hasköy bahriye kahvesi'ne gazel
 
büyük elenselerde donmuş abdülaziz pehlivanları
sürâhi bıyıklarıyla tutar bağdadî tavanları
o yok tamburiler ki saz çalıp zenginleştirir
tel tel sabaha kadar işitilmedik makamları
altın dişleriyle gülümsedikçe acemşâh nargileler
gözbebeklerinde şehzâdebaşı ramazanları
çarpar vurulmuş bir kartal gibi iskeleden iskeleye
akşam haliç'te donanma-yı hümâyûn borazanları
tavlada düşeş eksik olmaz gerçi parmaklarından
utançtır çürütür meğerse sırma sakal kaptanları
ürperir korkuyla fesleğenler ay tamam yükselirken
karanlık bir çay basar çıngıraklı istikânları
böyle eskir hasköy bahriye kahvesi usul usul
koynunda biriktirip geçmiş gelecek bütün
[zamanları
 
 
- 2°. hüseyin avni bey
kerkük'lü hüseyin avni bey
hasköy bahriye kahvesi'nde
yarım ud yandan fazla ney
bir hıçkırık dâvûdî sesinde
seddülbahir'den yâdigâr
güler mi ağlar mı (garip şey)
söylediği şarkının etkisinde
gözlükleri puslu içbükey
cıgara külleri setresinde
yan cebinde tasvir-i efkâr
bin üç yüz otuz beş senesinde
sırtında bir hançer ilkbahar
İngiliz donanması boğaziçi'nde
İzmir’e çıkmış yunanlılar
                 üzüme çakallar dadanmış
sustu mu susmasının gecesinde
böcek böcek uçuşan cıgaralar
saklı bir uğultu kulak içlerinde
gittikçe daha çok anafartalar
teşbihinde yâ sabır kalmamış
 
anlarsa halinden bir kişi anlar
yüzbaşı "kazbek" rıza (sarıkamış)
aynı süngüyü bir ağızdan ısırmışlar
aynı mermi çukurunda kanlan kaynamış
                    ne demek bulutlar da mı kırmızı
iki gözüm bir cıgara daha sar
Ödemiş'te bak ilk kurşun atılmış
(nerde kaldı yahu bizim çaylar)
yaşıyan görecek önümüzdeki kış
ne yağmurlar yağdıracağımızı

Yasak Sevişmek, Attila İlhanYasak Sevişmek, Attila İlhan
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
 20 Mar 00:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Çoğu kez salt düşünmekle doyar, söylemekle yetinir beynimiz; aklından geçirmek eyleme geçirmenin tohumudur muhakkak, ancak bu tohumun kendisi yeterli olur. Aklın bu yetinme yetisine ne kadar şükretsek azdır. Ya isteklerimizi kaçınılmaz biçimde gerçekleştirmek zorunda olarak programlanmış olsaydı beynimiz ve bedenimiz. Dünya bizim için muhteşem bir yer olurdu muhtemelen, ama başkaları için kesinlikle felaketlerle dolacaktı.

Hepimiz başkaları için başkalarıyız. Herkes herkes için bir başkası olduğuna göre, kimse için güvenli bir yaşam mümkün olmayacaktı; olduğu kadarıyla bile demek istiyorum.

Her insan bir diğeri için bir arzu oluşturur ve bir ağrı ve şiddet kaynağıdır. İnsan kendisi bir ağrı ve şiddet deposu değilse ne? Bununla baş etmenin mümkün tek yolu tehdit eden başkalarını tamamen benden ibaret kılmak, onları kendimize benzetmek, onlara kendini ben zannettirmek, mümkünse bizzat ben yapmaktır. Belki de her insanda fırsatını bulunca güçlüce yeşeren şu başkalarında kendini çoğaltma ve varlığını onların varlığını kovarak boşalan bu alana yerleştirme dürtüsünün anlamı budur. Dünyada bir Ben varsa, başkalarına yer yoktur. Başkaları, o uzay kadar karanlık ve ölçülemez, bilinemez ve ulaşılamaz varoluşlarıyla Ben'i tedirgin ediyordur. Ben korkuyordur. Başkaları tarafından içerilmemek, kendinden kovulmak ya da sindirilip ezilmemek, yok edilmemek için, başkalarının bütün bunları yapma kabiliyet ve potansiyeli olduğunu kendinden bildiği akıl ve ruhlarını kendi akıl ve ruhunun gölgesi altında çürütüp yok etmek istiyordur. Tüm dünya kurumuş, kabuk halini almış ve içlerine dolan yeni varlık adına yaşamaya kendini adamış insan boşlarından ibaret kalıncaya dek, canlı olan her şeyi, herkesi yutacak; geride sadece bir tek Ben kalacak ve bu, O'nun ben'i olacak. Herkes sadece onu besleyecek, O durmadan şişecek. Böylece herkesi kapsayıp kapattığında, O yaşayan tek ruh, isteyen ve alan tek Varlık olarak kalacak. Artık kimse onu tehdit edemeyecek. Mutlak güvenlik, mutlak karanlık şeklinde olsa bile gerçekleşecek. Kocaman, dünya ölçeğinde bir penis olarak bütün kadınları o dölleyecek, genişliği bilinen her yer kadar bir rahim olarak bütün insanları kendinden doğuracak ve böylece onları kendinden parçalar haline getirecek; böylece herkes bu Ben olacak ve sonsuz huzur gelecek. Sonsuz huzur bütün insanların tek bir insanda toplanmasıyla ve ancak o bir tek insan için gelebilir. Bunu keşfeden birçok kişi arasında geçen bu korkunç mücadelede ayakta ve hayatta kalan son İnsan, insanların tözü olan o üstün varlık, herkesi örten ve yutan o sonsuz Ben, güçlülerin en güçlüsü olarak, altın diş ve platin göz, bronzdan dökülmüş bir kartal kanadı, etçil aslanpençesi, beton bir yapı, çelik iskeletiyle görkem fışkıran bir heykel olarak, duvarlara asılan tek resim olarak, en büyük sevgili dünyanın atan biricik kalbi olarak, düşmansız ve tehditsiz kalarak, yerleştiği yerden sökülmemecesine bize bakacak, bakacak.

Resul, Hüseyin Kıran (Sayfa 98 - Sel Yayıncılık)Resul, Hüseyin Kıran (Sayfa 98 - Sel Yayıncılık)
Doğanay, bir alıntı ekledi.
30 Oca 02:05 · İnceledi · Beğendi

DAVETİYE

Ey Benito Mussolini! Ey gayet yüce,  
İtalyanlar başvekili muhterem Duçe!  

Duydum ki, yelkenleri edip de fora  
Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.  

Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür;  
Din Arab’ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.  

Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa  
Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.  

Hem karadan, hem denizden ordular indir!  
Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!  

Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!  
Şaheserler süngülerle yazılır ancak!  

Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ’in kurduğu devlet  
İtalyalı melezlerden üstündür elbet;  

Bizim eski uşakları al da yanına  
Balkanlardan doğru yürü er meydanına; 

Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...  
Fakat zafer, sizin için söz ve masaldır...  

Dirilerek başınıza geçse de Sezar  
Yine olur Anadolu size bir mezar.  

Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,  
Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,  
Tanıyoruz Atilla'dan beri Cermeni,  
Farklı mıdır Prusyalı yahut Ermeni?  

Senin dostun Cermanya ya biz Nemse deriz,  
Bir gün yine Beç(*) önünde düğün ederiz.

Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;  
Ölüm‐dirim savaşımız bir gün mukadder!  

Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;  
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!  

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,  
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.  

Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,  
Gök Türkler'le Romalılar karşılaşmalı!  

Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!  
Kılıçlarımız kınlarından çıkmaya görsün!

Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;  
17'ye karşı 44 milyon az gelir.  

Arnavut’u yendim diye kendini avut,  
Yiğit Türk'le bir olur mu soysuz Arnavut?  

Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!  
Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!  

Sert dipçikler ezmelidir nice başları!  
Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!  

En yiğitler serilmeli en önce yere!  
Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!  

Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!  
Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
  
Damarında var mı senin böyle bol kanın?  
Türk'ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!  

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,  
Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,  

Karşısında olmasaydı şanlı "Türk Budun"  
Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,  

İnsanoğlu ümitlerle dolup taşmalı,  
Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.  

Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;  
Hız verecek biricik şey ona savaştır!  

Keskin olur likörlerden ayranla kımız,  
Karnera’yı yere serer Tekirdağlımız.  

Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru  
Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru...  

Biz güleriz Façyoların felsefesine,  
Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?  

Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz!  
Karşısında bir göl kalır sizin Dante’niz!  

Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!  
"General"ler "Paşa" larla atamaz aşık!

Ey İtalyan başvekili! Ey Musolini!  
İki ırkın kabarmalı asırlık kini...  

Hesabını göreceğiz elbette yarın  
Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!  

Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.  
Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih  
Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa...  
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!  

Haydi, hamle kafirindir... İlkönce sen gel  
Ecel ile zaman bize olmadan engel!  

Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;  
Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.  

Olma öyle sinsi çakal yahut engerek!  
Bozkurt gibi, kartal gibi dövüşmek gerek!

Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!  
Atilla'nın ateşi var içimizde!  

Kanije'nin gazileri daha dipdiri!  
Sınırdadır Plevne'nin kırk bir askeri!  

Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!  
Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!  

Şehitlerden elli milyon bekçisi olan  
Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal AtsızYolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız
ENES GENÇ, Tunus Kıyamında Bir Şehit Ömer'i inceledi.
29 Oca 13:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İlk okuduğum eser. Kapak fotoğrafıyla dikatimi çekmişti Hüseyin Kartalın bu güzel eseri. Çirkefin en sefillerinden, bilincin zirvesine çıkan... Cennet bahçesindeki şehadet lalelerini kanıyla boyayan, Bir Ömeri, Yiğit Ömeri anlatıyor. Hayatı herkese örnek ve ibret olacak bir yapıt. Rabbim Hüseyin abimize rahmetiyle muamele etsin kendisi babamın yakın arkadaşlarındandı. Hayatını davaya adamış bölgemizdeki ender şahsiyetlerden biriydi.

R.T, bir alıntı ekledi.
20 Oca 13:19 · Kitabı okudu · İnceledi

Hesap Böyle Verilir
Yükselmek için iki yol vardır: Ya çalışarak, yüksekte olanları meşru bir şekilde geçmek; yahut onları düşürerek daha yükseğe çıkmak. Bir dağın tepesine kartal da çıkar, yılan da çıkar. Zaman zaman büyük ruhlu insanlar da yükselir, dalkavuklar da... Fakat er kişiler her zaman ve daima birinci yolu seçmişlerdir.

İçimizdeki Şeytan, En Sinsi Tehlike, Hesap Böyle Verilir, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 103 - İrfan Yayıncılık)İçimizdeki Şeytan, En Sinsi Tehlike, Hesap Böyle Verilir, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 103 - İrfan Yayıncılık)

Olma böyle sinsi, çakal yahut engerek! Bozkurt gibi Kartal gibi dövüşmek gerek!

Hüseyin Nihal Atsız

Yaren, bir alıntı ekledi.
27 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!"

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Davetiye)Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Davetiye)
ŞAHSINA MÜNHASIR, bir alıntı ekledi.
 04 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Davetiye
.......
Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
Biraz daha yasasaydi Hazreti Fatih
Ne Venedik kalacakti, ne Floransa...
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
Haydi, hamle kafirindir... İlkönce sen gel
Ecel ile zaman bize olmadan engel!
Burda tanklar yürümezse etme çok tasa;
Sungtilerle çarpışmadır şavaşta yaşa.
Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
Bozkurt gibi, kartal gibi doğüşmek gerek!

Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
Atilanin ateşi var içimizde!
Kanijenin gazileri daha dipdiri!
Sınırdadir Pilevnenin kırk bir askeri!
Edirnede Sükrü Paşa bekliyor nöbet!
Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
Şehitlerden elli milyon bekAçisi olan
Aşılmaz bir kayadır bu ebedi Vatan!

Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Otuken)Yolların Sonu, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 30 - Otuken)