Bir taneydi, bir sürüydü hepsiydi, hiçbirisiydi.
Hüzünlü bürokrat, saatin tutsağı, asla göndermediği aşk mektuplarının yalnız yazarı Fernando Pessoa’nın içinde bir akıl hastanesi vardı.
İnsanın kendine ait tarihi, her bakımdan çürümenin tarihiydi. Eskitilmiş, kullanılıp
atılmış, tüketilmiş çürümüş şeylerle ve ya izleriyle doluydu orası. Ve bu tarih ebedi vedasını en baştan yapmıştı.