• Şeyhim bütün hikayeleri dolaştım.
    Halinden rahatsız bütün kahramanları buldum.
    Oturdum bir durak boyu,
    Toprağa, denize, yere ve göğe selam olsun.
    Ben bütün yolları topladım.
    Üzerimde biriken bu hasret benim değil.
    Şeyhim bütün şiirleri dolaştım.
    Insanı yere çalan bütün kelimeleri buldum.
    Oturdum bir efkar boyu,
    Kaleme, kafiyeye ve noktaya selam olsun.
    Ben bütün hecelerde yandım.
    Üzerimde biriken bu karanlık benim değil.
    Şeyhim bütün beldeleri dolaştım.
    Ruhu sınırdan taşan her bedeni buldum.
    Oturdum bir elif miktarı,
    Güneş'e, Ay'a, geceye ve gündüze selam olsun.
    Ben bütün gidenleri anladım.
    Üzerimde biriken bu kalakalmışlık benim değil.
    Şeyhim bütün sırları dolaştım.
    Bir kalbi paylaşmış her dostu buldum.
    Oturdum bir sohbet boyu,
    Akla, kalbe, göze ve dile selam olsun.
    Ben bir "Ebubekir" aradım.
    Altında ezildiğim bu bekleyiş benim değil.
    Şeyhim bütün zaman kiplerinden geçtim.
    Dünden, bugünden ve yarından nasibimi aldım.
    Oturum bir ömür kararı,
    "Asr'a yemin olsun!" (Asr suresi/1)
    Üzerimde biriken bu hüsran benim.
    | Kübra Uçar |
  • Huzurum!
    Seni yine yasakları tanımayan,
    ben,
    Bir tengri dağı kadar;
    hasret ve hüsranla, özlüyorum...
    Gönül kuşu,
    dolgun dolgun isyanlara
    kaybolmuşcasına
    Yaradana yalvarıyor.
    Dilinden anlayan yok
    Halini soran bilmem ne ?
    Ben ve bendeki 'sensizlik'
    bu hayat,
    Hayatın ise "bize" bu isyanı,
    Acısı ve acımasızlığı,
    İnadı ve inkarı , zulmü;
    Sevenlere ne fark eder ki?
    Ey huzur
    Takma kafana dünyayı
    Gün gelir
    soğuk rüzgarlar arkasına bakmadan çekip giderler
    Bu hasret, belki de biter!
    Leyla ve mecnun
    Aram ve dilaram
    Farhad ve Şirin bile buna kıskanırcasına, yazılır bir aşk hikayesi
    İkimize
    Biliyorsun ve bir nefes bekle;
    nefeslerimi dinle
    Çünkü ben hayalimleyim,
    Ve hayalim ise
    seninle !

    #Oktay
  • "Tüm aşk hikâyeleri hüsran hikâyeleridir. Ebeveynlerle çocuklara ilişkin hikâyeler de aslen birer aşk/sevgi hikâyesidir ve Freud'a göre şekillendirici hikâyelerdir bunlar. Âşık olmak varlığından haberdar olmadığınız bir hüsranın (şekillendirici hüsranların ve onları kendi kendinize iyileştirme girişimlerinizin) hatırlatılmasıdır; birini istemiş, bir şeyden mahrum kalmışsınızdır ve sonra birden o şey karşınızda belirir. Bu deneyimle yenilenen, yoğun bir hüsran ve yoğun bir tatmindir. Tuhaf bir biçimde, sanki beklediğiniz biri vardır ama o kişi gelene kadar beklediğinizin o olduğundan haberiniz yoktur. Daha öncesinde hayatınızda bir şeyin eksik olduğunun farkında olun ya da olmayın, istediğiniz kişiyle tanıştığınızda o farkındalığa erişirsiniz. Psikanalizin bu aşk hikâyesine katacağı fikir ise şudur: Âşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu hayal etmişsinizdir - yoktan değil, zira hiçlikten hiçlik çıkar, ama yaşanmış veya arzulanmış deneyimlerimizden. O kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir, ama aynı zamanda size gayet yabancıdır. Tanıdık yabancı kişilerdir onlar. Fakat bu basit hikâyede oldukça dikkat çekici bir unsur var: Rüyalarınızı süsleyen bu kişiyle tanışmayı ne kadar istiyor, umut ve hayal ediyor olursanız olun onu özlemeye ancak onunla tanıştıktan sonra başlarsınız. Bir nesnenin yokluğunu (ya da başka bir şeyin yokluğunu) hissetmek için onun varlığı gerekli gibidir. O gelmeden önce de bir tür hasret duyuyor olabilirsiniz, ama yokluğunun yarattığı hüsranı tüm gücüyle hissetmek için önce onunla tanışmanız gerekir."
    Adam Phillips
    Sayfa 24 - Metis Yayınları
  • %57 (279/493)
    ·5/10
    Bu kadar farklı ve derinlemesine keyifli bir konu, ancak bu kadar rezil edilerek (Steven Seagal - Mark Dacascos 3.sınıf dövüş filmi senaryoları özgünlüğünde) yazılabilirdi. Sürekli olarak vurdulu, kırdılı aksiyon sahnelerini takip etmekten, kitabın içindeki konu ve karakterlere bir türlü odaklanamıyorsunuz. Karakter demişken Kovaç haricinde adı anılan hiç bir karakterin değil iz bırakmak, elle tutulur bir icraat içerisinde olduğu fark edilemiyor. Öte yanda, mevzuyu
    ve yan mevzuları bir şekilde takip edemiyorsunuz. Belki de yazarın konuları aktarış biçimi, perspektifi ve kurgu yongası :) bana hitap etmedi. Okuduğum bir kitabı çok ender yarıda bırakırım. Bırakmamak için kendimi paraladım adeta ama sorun bende mi acaba diyerek malum diziye bir göz atayım dediğimde heyhat sonuç yine bana hüsran, bana yine hasret var... Özetle gavurların "abartılı" sıfatında sıklıkla tabir ettiği üzere OVERRATED...
  • Hüsran ve hasret, hasar sözcüğünden türemiş. Eksiklik anlamına geliyor. İnsan, bir şeyi hasretini çektiğinde olmasını istediği sey yanında yoktur ; dolayısıyla eksiktir. Eksik olduğu için ruhen hüsrana uğrar ve bu ruhta büyük bir hasara yol açar. Hasret, hüsrana ; hüsran hasara sebep olur.
  • Yıllarımın kokusu onsekizgen yaralarım Uçurtmam alamet-i farikam alın yazım
    Kanında boğduk mahali meskun mesulünü Fırsat bildik bir celladın bitirilmemiş tebessümünü
    İntiharın omuzlarında çitelenen onur ve Mantıktan ayartma geceler çıkartsan da olur
    İki dudağının arasına çile koydum
    Adın sayılı günler gibi geçer elbet olur sonum Hasret kan kaybı
    Nil'i geç sabredip
    Anneler vuruldu dev uykularınızı hazmedin Ölüm ağzına ne de yakışıyor sevgilim Fırlattığında izmarit tükürdüğünde adım gibi Çiçek talimindeyim matemim turunçmavi Begonyalar serbest bugün kumralla harbim Hasret denilen şey cinnetten daha kemirgen ve
    Şu göğsümde beş yüz yıllık Robin Hood cesaretiyle
    Bıçak gibi sapı kanayan içgüdüsüyle asrın Aklansın kara yüzüm sevaplar kuşanayım
    Nasıl tutsam saçlarını hüsran dağılır
    Susma sorular sor cevaplar kuşanayım
    Bıçak gibi sapı kanayan içgüdüsüyle asrın Aklansın kara yüzüm sevaplar kuşanayım
    Nasıl tutsam saçlarını hüsran dağılır
    Susma sorular sor
  • Aşık olmak varlığından haberdar olmadığınız bir hüsranın (şekillendirici hüsranların ve onları kendi kendinize iyileştirme girişimlerinizin) hatırlatılmasıdır; birini istemiş, bir şeyden mahrum kalmışsınızdır ve sonra birden o şey karşınızda belirir. Bu deneyimle yenilenen, yoğun bir hüsran ve yoğun bir tatmindir. Tuhaf bir biçimde sanki beklediğiniz biri vardır ama o kişi gelene kadar beklediğinizin o olduğundan haberiniz yoktur. Daha öncesinde hayatınızda bir şeyin eksik olduğunun farkında olun ya da olmayın, istediğiniz kişiyle tanıştığınızda o farkındalığa erişirsiniz. Psikanalizin bu aşk hikayesine katacağı fikir ise şudur: Aşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu hayal etmişsinizdir-yoktan değil zira hiçlikten hiçlik çıkar, ama yaşanmış veya arzulanmış deneyimlerinizden. O kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir, ama aynı zamanda size gayet yabancıdır. Tanıdık yabancı kişilerdir onlar. Fakat bu basit hikayede dikkat çekici bir unsur var: Rüyalarınızı süsleyen bu kişiyle tanışmayı ne kadar istiyor, umut ve hayal ediyor olursanız olun onu özlemeye ancak onunla tanıştıktan sonra başlarsınız. Bir nesnenin yokluğunu hissetmek için onun varlığı gerekli gibidir. O gelmeden önce de bir tür hasret duyuyor olabilirsiniz, ama yokluğunun yarattığı hüsranı tüm gücüyle hissetmek için önce onunla tanışmanız gerekir.
    Adam Philips