• Huzurum!
    Seni yine yasakları tanımayan,
    ben,
    Bir tengri dağı kadar;
    hasret ve hüsranla, özlüyorum...
    Gönül kuşu,
    dolgun dolgun isyanlara
    kaybolmuşcasına
    Yaradana yalvarıyor.
    Dilinden anlayan yok
    Halini soran bilmem ne ?
    Ben ve bendeki 'sensizlik'
    bu hayat,
    Hayatın ise "bize" bu isyanı,
    Acısı ve acımasızlığı,
    İnadı ve inkarı , zulmü;
    Sevenlere ne fark eder ki?
    Ey huzur
    Takma kafana dünyayı
    Gün gelir
    soğuk rüzgarlar arkasına bakmadan çekip giderler
    Bu hasret, belki de biter!
    Leyla ve mecnun
    Aram ve dilaram
    Farhad ve Şirin bile buna kıskanırcasına, yazılır bir aşk hikayesi
    İkimize
    Biliyorsun ve bir nefes bekle;
    nefeslerimi dinle
    Çünkü ben hayalimleyim,
    Ve hayalim ise
    seninle !

    #Oktay
  • Bazen her şeyi yakıp yıkacakmışsın gibi celalli,
    Bazen masum bir çocuk gibi sakin seviyeli.
    Bazen haykırmak ister gibi avaz avaz,
    Bazen susmak hiç konuşmamak ister gibi kelimeler dökülüyor dilinden çok az.
    Sanki kötü bir zaman dan geçmiş yıkılmışsın, dağılmışsın.
    Sanki canın acımış, çok yanmışsın.
    Sonra büyük kor alevlerden çıkmış,
    Küllerinden arınmış,
    Yeniden canlanmışsın.

    -Bir Dost (X) :))

    Üzmüş olsa da seni hayat,
    Bir yerinden tutunmaya çalışmışsın.
    Çabalamışsın.
    Güneş sana her daim mat doğmuş.
    Hep hüsran olmuş sabahların.
    Notalar hüznü vurmuş yüzüne, yüzüne
    Hüzzam çalmış tüm makamların,
    İhanetlerin esiri olmuş,
    Sadakate hasret kalmışsın.
    Yıkılmışsın, dağılmışsın.
    Ve Sen yine,
    Küllerinden arınmış, yeniden canlanmışsın.

    -Esklar.

    Her şeye rağmen kederleri arkanda bırakmış,
    Yeniden doğmuşsun.
    Güneşin matı silinmiş yüreğinde,
    Yıldızlar gibi parlamışsın.
    Herkese, her şeye inat.

    -Esklar ve Bir Dost (X) :)
  • "Tüm aşk hikâyeleri hüsran hikâyeleridir. Ebeveynlerle çocuklara ilişkin hikâyeler de aslen birer aşk/sevgi hikâyesidir ve Freud'a göre şekillendirici hikâyelerdir bunlar. Âşık olmak varlığından haberdar olmadığınız bir hüsranın (şekillendirici hüsranların ve onları kendi kendinize iyileştirme girişimlerinizin) hatırlatılmasıdır; birini istemiş, bir şeyden mahrum kalmışsınızdır ve sonra birden o şey karşınızda belirir. Bu deneyimle yenilenen, yoğun bir hüsran ve yoğun bir tatmindir. Tuhaf bir biçimde, sanki beklediğiniz biri vardır ama o kişi gelene kadar beklediğinizin o olduğundan haberiniz yoktur. Daha öncesinde hayatınızda bir şeyin eksik olduğunun farkında olun ya da olmayın, istediğiniz kişiyle tanıştığınızda o farkındalığa erişirsiniz. Psikanalizin bu aşk hikâyesine katacağı fikir ise şudur: Âşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu hayal etmişsinizdir - yoktan değil, zira hiçlikten hiçlik çıkar, ama yaşanmış veya arzulanmış deneyimlerimizden. O kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir, ama aynı zamanda size gayet yabancıdır. Tanıdık yabancı kişilerdir onlar. Fakat bu basit hikâyede oldukça dikkat çekici bir unsur var: Rüyalarınızı süsleyen bu kişiyle tanışmayı ne kadar istiyor, umut ve hayal ediyor olursanız olun onu özlemeye ancak onunla tanıştıktan sonra başlarsınız. Bir nesnenin yokluğunu (ya da başka bir şeyin yokluğunu) hissetmek için onun varlığı gerekli gibidir. O gelmeden önce de bir tür hasret duyuyor olabilirsiniz, ama yokluğunun yarattığı hüsranı tüm gücüyle hissetmek için önce onunla tanışmanız gerekir."
    Adam Phillips
    Sayfa 24 - Metis Yayınları
  • Bu kadar farklı ve derinlemesine keyifli bir konu, ancak bu kadar rezil edilerek (Steven Seagal - Mark Dacascos 3.sınıf dövüş filmi senaryoları özgünlüğünde) yazılabilirdi. Sürekli olarak vurdulu, kırdılı aksiyon sahnelerini takip etmekten, kitabın içindeki konu ve karakterlere bir türlü odaklanamıyorsunuz. Karakter demişken Kovaç haricinde adı anılan hiç bir karakterin değil iz bırakmak, elle tutulur bir icraat içerisinde olduğu fark edilemiyor. Öte yanda, mevzuyu
    ve yan mevzuları bir şekilde takip edemiyorsunuz. Belki de yazarın konuları aktarış biçimi, perspektifi ve kurgu yongası :) bana hitap etmedi. Okuduğum bir kitabı çok ender yarıda bırakırım. Bırakmamak için kendimi paraladım adeta ama sorun bende mi acaba diyerek malum diziye bir göz atayım dediğimde heyhat sonuç yine bana hüsran, bana yine hasret var... Özetle gavurların "abartılı" sıfatında sıklıkla tabir ettiği üzere OVERRATED...
  • Hüsran ve hasret, hasar sözcüğünden türemiş. Eksiklik anlamına geliyor. İnsan, bir şeyi hasretini çektiğinde olmasını istediği sey yanında yoktur ; dolayısıyla eksiktir. Eksik olduğu için ruhen hüsrana uğrar ve bu ruhta büyük bir hasara yol açar. Hasret, hüsrana ; hüsran hasara sebep olur.
  • Yıllarımın kokusu onsekizgen yaralarım Uçurtmam alamet-i farikam alın yazım
    Kanında boğduk mahali meskun mesulünü Fırsat bildik bir celladın bitirilmemiş tebessümünü
    İntiharın omuzlarında çitelenen onur ve Mantıktan ayartma geceler çıkartsan da olur
    İki dudağının arasına çile koydum
    Adın sayılı günler gibi geçer elbet olur sonum Hasret kan kaybı
    Nil'i geç sabredip
    Anneler vuruldu dev uykularınızı hazmedin Ölüm ağzına ne de yakışıyor sevgilim Fırlattığında izmarit tükürdüğünde adım gibi Çiçek talimindeyim matemim turunçmavi Begonyalar serbest bugün kumralla harbim Hasret denilen şey cinnetten daha kemirgen ve
    Şu göğsümde beş yüz yıllık Robin Hood cesaretiyle
    Bıçak gibi sapı kanayan içgüdüsüyle asrın Aklansın kara yüzüm sevaplar kuşanayım
    Nasıl tutsam saçlarını hüsran dağılır
    Susma sorular sor cevaplar kuşanayım
    Bıçak gibi sapı kanayan içgüdüsüyle asrın Aklansın kara yüzüm sevaplar kuşanayım
    Nasıl tutsam saçlarını hüsran dağılır
    Susma sorular sor