• 304 syf.
    ·7 günde·10/10
    Öncelikle belkide okumakta geç kaldığım çokca adını, ününü duyduğum bir kitap. Bir çok ödüle layık görülmesi de haksız değil. Hele şimdinin ve kötülük dünyasında aceleci ve tüketim odaklı insanların okuması gerektiği bir kitap. Kesinlikle tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bir kitap. Okuduğunuzda size mutluluk veren huzur hissettiren çok tatlı bir havası olan bir kitap. Masalsı oluşu ile zorlu anlatımlardan kurtarıyor fakat verdiği mesajlar ile aslında insanların gündelik hayatlarında önem vermesi gereken şeyleri, kendilerine ayırmaları gereken zamanı nasıl düşünmeden heba ettiklerini, kendinizle geçirilen zamanın ne kadar kıymetli olduğunu veya sevdiğiniz bir uğraş ile sevdiğiniz insanlar ile ya da hayallerinizin peşinden giderken aslında kendi özünüzden vazgeçmemeniz gerektiğini anlatan çok ince ve tatlı yanıtlar veren , düşündüren, hissettiren bir eser. Özellikle çocukların gelişiminde onlara iyilik ettiğimizi sanarken onların hayal dünyasından, oyun zamanından çalmadan, onları kalıplaşmış tek tip bir eğitim ile değil kendi yeteneklerine, kendi renklerine göre şekillenebilecekleri bir dünya sunmamız gerektiğini gösterdi. Teşekkürler Michael Ende.
  • Her sabah erkenden kalkmak adet oldu telefonun zili çalmadan ,bazı şeyleri anlamıyorum ,alarm çalmadan tam bir dakika önce nasıl uyanıp hemen susturuyorum çalmaya hazır zilin sesini ya da bir insanı düşünürken tam telefonun çalıp şimdi aklımdan geçiriyordun ben de tam seni düşünüyordum deyip şaşırmayı veya aynı kişinin onu düşünürken bir anda karşıma çıkmasını.Bazen bir şarkının nakaratını ya da sözlerini aklımdan geçirirken yanımdaki kişininde kaldığım yerden devam etmesini nasıl açıklayabilirim.Manevi güçlerim varda ben mi bilmiyorum.Henüz bunlara bir cevabım yok.Bildiğim bir şey bu kış çok sert geçecek.

    Soğuk,kasvetli,yağmurlu bir Aralık ayına gözlerimi açıyorum.Perdeleri aralayıp sahile doğru bakmak her zaman iyi gelir bana.Tabiki olmazsa olmazım bol köpüklü kahvem ve çift kaşarlı tostum.Görevimin sonlarına gelip emekliliği hak ettim.Dile kolay yirmi sekiz sene,Amirliğe kadar yükseldiğim İstanbulun çeşitli noktalarında kilit görevler aldığım onca sene vay be,yılbaşına doğru artık huzur içinde yaşamak istiyorum.İki göz odaya sahip kendi halinde yaşayan bir eş ve çocuğu geride bırakarak hayatımın sonlarına gelmek istiyorum.Çok yoruldum,bu şehir herkes gibi benden de çok fazla şey götürdü.

    Derken benim emektar çalmaya başladı,hatta bizim Ali; Amirim aşağıda bekliyorum sizi,tamam Ali geliyorum deyip kimlik baretta marka silahım ve evin anahtarlarını alıp çıkıyorum dışarı.Acayip bir rüzgar var bulduğu her şeyi yakalayıp yerden yere vuran,benide yakalamadan bineyim arabaya.Amirim günaydın,evet Ali ne var ne yok,aynı be Amirim kahvaltı yaptınız mı? O iş tamam Ali gidelim merkeze,sabah trafik fena değil yollar su simit satmaya çıkmış işportacılar metrobüse yetişmeye çalışan öğrenciler çalıştıkları iş yerlerine varmaya çalışan insanlarla dolu,İstanbul’da yaşamak zor iş ,emekli olursam kendime Karadeniz’e kıyı bir sahil kasabasından ev alıp içini kocaman bir kütüphane ile doldurmak var hayallerim arasında tabi gerçekler ne olur bilinmez.

    Bizim mekana geliyoruz sonunda , kalktığı yerden Barış bir kafa selamı veriyor, Amirim günaydın sanada günaydın Barış odama gel Özlemi’de çağır,evet baylar bayanlar elimizde bu gün ne var,Amirim başlamadan önce Recep müdür sizi çağırdı odasına diyor Özlem,Bu Recebide hiç sevmiyorum bir sorunu var benimle ama hayırlısı,aslında babası yaman adamdır Nevzat Başkomiser diye tanırsınız siz onu Ahmet abiden,Kapıyı tıklatıp giriyorum içeri ,Bana bakıp bir göz işaretiyle Emre Amirim geç otur şöyle diyor,ne içersin,Müdürüm sağolun yeni kahve içtim,olur mu öyle şey kızım bize iki çay birde su getir,Amirim yakınlarda bir profesör öldü biliyorsun,hani bu onu yemeyin bunu yemeyin diyen Bayan profesörden bahsetiyorsunuz,evet aynen o,şimdi cinayet büroyla ne alakası var diyebilirsin çünkü yüksek dozda gribe maruz kaldığını biliyoruz ve bu mikrobun özel olarak üretildiğini öğrendik patoloji sonuçlarından bu dosyada gerekli her Bilgi var sen ve ekibinin almasını istiyorum vakayı.Tamamdır Müdürüm diyip ayrılıyorum yanından,Arkadaşlar yeni bir vaka aldık kendisi profesör Handan hanım,Amirim hani şu,onu yemeyin bunu yemeyin deyip duran kadın,aslında her şeye karışıp duruyordu iyimi oldu kötümü bilemedim.Konuyu saptırma Ali ,Kadın yüksek dozda grip mikrobundan ölmüş dosyası burada,resimlerde dikkate değer bir şeyler var,bak masasının üzerinde bir kitap ve içinde bir not var,Amirim bu bir ayet numarası.Kamer 49.ayet aç bakalım mealini Barış. Şüphesiz biz her şeyi dakik, şaşmaz bir ölçüye ve bir kadere göre yarattık.Evet de burda ne demek istiyor?Bence ölüm zamanını bildiriyor Amirim dedi Ali,katılmıyorum Ali aslında ölüm zamanına karar veren Yaratıcıdır acaba kendisini onun yerine koyuyor olabilir mi?Bunu öğrenmenin tek yolu var Ali ve barış sen maktulün evine git Özlem sende akrabalarını sorgula adresler telefonlar düşmanları var mı yok mu?, Bende hastaneye gidip otopsi yapan doktorla görüşeyim,savcılık iznini ben hallederim,yalnız dikkat edin sizede mikrop bulaşmasın, zaten bölge hastalık kontrol merkezinin denetiminde yanınıza bir iki arkadaş daha gelecek,hadi bakalım marş marş.


    Otopsiyi yapan doktoru bulmak çok da zor olmuyor hastahanede,Amirim hoş geldiniz diyor sıcak bir karşılamayla kapıda,yalnız elleri buz gibi zayıf kara kuru,bir an gözüm takılınca.Babamın ellerine çekmişim kan eksikliğinden ötürü bu haldeler,Açıklama yapmana gerek yok,olsun Amirim senden gizlimiz saklımız yok,dikkate değer bir şeyler var mı ,Amirim yüksek dozda domuz gribine bağlı ölüm gerçekleşmiş ve bunu sağlayan resimdeki kitap olmuş,şu ana kadar çok da dikkat etmedim aslında ,suç ve ceza bu meşhur roman,nasıl yani!, şimdi bu kitap çok eski 1910 Rusça baskısı,yani asıllarının ilklerinden biliyorsunuz ilk yayım tarihi 1866 yılında yapıldı.Kitap çok iyi muhafaza edilmiş zaten içindeki küflenme ve mantar mikrobun üremesi için zemin hazırlamış.Mikrop bir hafta gibi bir zamanda yavaş yavaş yayılarak önce akciğerlerden başlayıp sonra bütün organlara sıçramış.Anladığım kadarıyla basit bir grip vakası zannettiğinden hastaneye baş vurmamış.Maktulün ağız kısmındaki kol içi damar bölgelerindeki morarmalar normal değil ,bu tip bir olayla ilk kez karşılaşıyorum.Anladım doktor bey çok teşekkür ederim deyip ayrılıyorum yanından,yolda bizimkileri arıyorum ne yaptılar diye,Ali açıyor telefonu ,Amirim burası gözetim altına alınmış mikrop yayılmasın diye üzerimize özel kıyafet giyip girdik içeri, olay yeri inceleme kitap üzerinde bir kadına ait parmak izine rasladı yalnız kayıtlarda kime ait olduğu tespit edilemedi.Anladım Ali siz yeni camiye gelin Eminönü’ndeki,saat ikide buluşuruz.Tamam amirim.

    Özlem ne yaptı acaba,derken telefon çalar arayan Özlem,Amirim merhaba,bir kızı varmış güzel sanatlarda okuyan şu anda konuşmak istemiyorum dedi yarın cenazede bir yoklarız belki katilide gelir olay yerine,öğle namazına kaldırılacakmış cenazesi,Yaman kız bizim Özlem kafa zehir gibi çalışıyor.Aliye’de yanık hafiften ama bizim kerata yüz vermiyor buna .Tamam Kızım deyip kapatıyorum telefonu.

    Saat iki gibi Eminönü meydanın önünde bir araya geliyoruz çocuklarla ikiside civan Mert tuttuğunu koparan delikanlılar,işlerini gayet güzel yapmasalar çoktan kaçıp gitmişlerdi yanımdan.Bana katlanmak kolay değil arada sırada baş ağrılarım yüzünden önüme kim gelirse dümdüz gidiyorum,az Kıdem tenzili almadım üstlerimden.Beyler hava yine buz gibi hoca namaza başlamadan şu ayet meselesini bir soralım bakalım neymiş! Kapıdan girip hocanın yazıhanesinin camına tıklatıyorum.Buyrun Emre Amirim geçin oturun şöyle gençler sizde ayakta kalmayın lütfen oturun,sağolun hocam nasılsınız,hamdolsun gayet iyiyim çay söylüyorum hemen bekleyin burada,zahmet etmeseydiniz,olur mu öyle şey deyip gözden kayboluyor iki dakikalığına ,Daha önceden çok danışıklığımız var hocayla sağolsun,ellinde bir tepsi beliriyor hoca köşeden,kaç şeker Amirim! İki yeterli. Hocam sadede gelelim bir cinayet araştırıyoruz maktulün masasında bir ayet bulduk buyrun sizde bakın nedir ne anlama gelir!?Kamer 49.ayet ;Şüphesiz biz her şeyi dakik, şaşmaz bir ölçüye ve bir kadere göre yarattık.Evet anlıyorum bu ayet genel yapısıyla kader ayetlerinden bir tanesidir geride dört ayet daha var,Yardan burada her şeyi bir nizama intizama göre ayarladık buyurur daha sonrasında da ,İsra 13. Ayette biz insanın çalışmasını kendi çabasına bağladık buyurur,yani sizin cennet ve cehenneminiz burasıdır,Allah size seçme şansını bu sebepten verir.Bence katilin cinayetleri devam edecek,yani hocam maktulle bir bağlantısı var diyorsunuz olayın benim anladığım geçmiş yaşamlarına bakmak lazım değil mi? Aynen öyle Amirim kader ile alakalı diğer ayetleri not alın bir kenara ,bu şahıs çok kurnaz aklınca kendini can alıcı meleklerin yerine koyuyor,melekler derken hocam? Bir tane melek yok mu Azrail adında? Beyler Kuranı Kerim’de ölüm melekleri vardır,Enam 61. Ayette ; O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.Yani melekül mevt olarak geçerler,Azrail kelimesi Tevrat’ta yer alır.Öyle bakıyoruz birbirimize kendi dinimizle ilgili ne kadar az şey bildiğimize şaşırıyorum.Bu yaştan sonra bir şey daha öğrendik Allah iyiliğinizi versin deyip ayrılıyoruz Hocanın yanından.

    Beyler bayanlar toplantı odasına,elimizde neler var? Amirim aslında çok fazla Bilgi yok hepsi normal bilgiler,şu kaderle ilgili diğer ayetleri tahtaya yazar mısın Barış,Amirim bulduklarım
    Enam 59,Tevbe 51,Hadid 22/23. Ayetler var.Bence şu kitabı incelemek lazım biz eve gittiğimizde muazzam bir kütüphaneyle karşılaştık çoğu eski kitaplardan oluşan bine yakın eser vardı içeride.Ölüme sebebiyet veren kitap suç ve ceza,çok manidar değil mi? Önce kitap sonra ayet? Şu kızla konuşmak lazım belki katil de cenazeye gelir Özlem’in dediği gibi,hadi bakalım yarın doğru cenazeye gidiyoruz,Önce dışarda bir çay içelim sizin karnınız acıkmadı mı derken tutuyor yine mağlum baş ağrılarım,sandalyeye zorla tutunuyorum kolumun altından tutup kaldırıyor beni Ali,Amirim oturun şöyle su getirin ordan bakmayın öyle,yine o baş ağrılarınız mı Amirim,cevap verecek halim yok terlemeye başladım soğuk soğuk,biraz su için kendinize gelirsiniz,verdiği öneriye uyarak bir dikişte bitiriyorum bardağı,şimdiden daha iyiyim yavaşça kaldırında gidelim, şu montumun cebinden hapımı ver bana Barış ,Amirim bir doktora görünseniz adam gibi.Git işine Ali geldim elli yaşına zaten göreceğimi gördüm hadi uzatmada gidelim deyip tersliyorum çocuğu.Baş ağrılarımın sebebini nerden bilsinler aslında kaybettiğim karım ve kızım yüzünden olduğunu her neyse bu hikayeyi ilerde anlatıcağım nasıl olsa.

    Benim emektara atlayıp Ortaköy’e doğru gidiyoruz,önce bir kumpir sonrada tavşan kanı çaylarımızı yudumlarken aklıma geliyor,Evlatlar siz bu çayın hikayesini biliyor musunuz?zamanında üç harfliler derlermiş buna,Çin hükümdarlığı zamanında şifa amaçlı kullanılmış sonra içmeye başlamışlar hatta gök tanrılı dinlerde ateşle konuşmalarının sebebi içtikleri çayın halüsinasyon etkisi yaratmasındaymış.Yani kafalar bir milyon desene Amirim ,Aynen Barış.O zaman birer üç harfli daha alalım Amirim ne dersiniz?hadi söyle bakalım içip kalkalım.Beni eve bıraktıktan sonra ,sabah gelme Ali direk cenazeye geçin orada buluşuruz deyip ayrılıyorum yanından.Evde olmak çok güzel ikinci odaya girip eşim ve kızımın anılarıyla hasret gideriyorum yapıcak çok iş var okunacak çok kitap ,benimde sağlam bir kütüphanem var,hepsi gerçek yıllarına ait bine yakın eser.Çeşitli düşüncelerle dalıyorum kahve ve kitaplarım arasına.....


    Çeşitli rüyalar arasında nihayet sabah oluyor,telefonun saati çalmadan uyanıyorum yine ,güzel bir kahve ve çift kaşarlı tostun tadına varıp atlıyorum benim emektara doğru cenaze evine,bizimkiler çoktan gelmişler,Günaydın gençler,günaydın Amirim,insanlarda yavaş yavaş gelmeye başlıyor,çeşitli mecralardan insanlar var burada sanat,siyaset,ekonomi ,tanıyan tanımayan kim varsa gelmiş görüş günü gibi ortalık ben kızına yaklaşırken çocuklarda etrafı gözlüyor,Merhabalar Ben komiser Emre siz Handan hanımın kızı olmalısınız iki dakikanızı bize ayırabilir misiniz? Beni buradada mı buldunuz gerekli ifadeyi merkezde verdim ben,Biliyorum son zamanlarda annenizin her hangi bir sorunu derdi yada kendisini rahatsız eden birisi varmıydı?Annem çok çalışırdı ben uzun zaman yurt dışında kaldım netten görüşürdük bol bol en son kargoyla bir kitap gelmiş eski ilk baskılardan çok sevinçliydi çünkü kitap kolay bulunacak bir şey değil.Biliyorum Rusça gerçek metne sahip,sonra haber alamadım bir haftadır bende atlayıp geldim,nasıl böyle bir şey oldu anlayamıyorum kim ne isterki ondan.Orasını bizde merak ediyoruz,sağolun zaman ayırdığınız için.Var mı evlatlar her hangi bir şey ,valla burası normal Amirim.Anladım hadi gidelim merkeze, olayların üzerinde durmaya odaklanmışken telefon çalıyor acı acı,arayan Recep müdür,buyurun Müdürüm deyip açıyorum telefonu,çabuk buraya gel Emre diyen kızgın bir ses tonuyla kapatıyor telefonu suratıma,hayda bu herifde iyice azıttı artık,hayırlısı bakalım deyip ayrılıyorum bizimkilerin yanından.Kapıyı çalıp içeri geçiyorum,bu ne Emre sen ne biçim iş yapıyorsun iç işlerinden aradılar bir profesör daha ölmüş,Hobbala ,ne ara! Bak Emre az bir zamanın kaldı kalbini kırmak istemiyorum şu işi eline yüzüne bulaştırmadan çöz şimdi çık dışarı deyip kovuyor beni odadan,iyice uyuz oldum bu adama artık benim suçum ne arkadaş.Arkadaşlar bir kişi daha ölmüş,yine sağlık sektöründen profesör Savaş bey,hani şu televizyonda sağlıklı yaşam üzerine demeçler veren adam mı, evet Ali hadi bakalım olay yerine marş marş.Basın mensupları biz gelene kadar bitmişler hemen,Amirim bir açıklama ,Amirim olay nasıl olmuş? Basın ordusunu yarıp içeri giriyoruz zorda olsa,açıl beyler lütfen,özel yapım giysileri giymemiz lazım Amirim çünkü yine grip mikrobundan şüpheleniyorlar.Savcı bey içerde beyazlar içinde el işareti yapıyor bana gel diyerek,Sayın savcım merhabalar, Merhabası mı kaldı Emre sabah sabah, bir delinin peşinde dolaşıyoruz yine.Masası başında ölmüş ağzı burnu mor sümüksü sıvılarla dolu gözleri yuvalarından çıkmış nefes alamamış anlaşılan bakın masasında eski bir kitap ve yine ayet,Hayvan çiftliği 1946 baskısı ve Hadid 23.ayet,Allah Allah bu adamın amacı ne Emre komiserim,sayın savcım bulacağız merak ettmeyin saygılar deyip olay yeri inceleme görevini tamamlamadan ofise dönüyoruz.Beyler bayanlar şu deliyi bulun bana emekliliğime az kaldı zaten canım burnumda Ali siz bu kitapların nerelerden temin edileceğini Özlem sende maktulün geçmişini araştır bakalım ne çıkacak,bende hocaya bir daha gideyim bakalım bu neyin nesi?

    Arabama atlayıp doğru yeni caminin yolunu tutuyorum,namaza başlamadan hocaya bakıyorum yerindemi diye kapının önünde bir kedi takılıyor gözüme geçendeyse vardı bu ama çok üstünde durmadım sanki beni takip ediyor kafası ve gözleriyle bir kediden çok insan gibi,tıklatıyorum kapısını hocanın,Amirim gel dışarda kalma buyur otur hoş geldin,çok da hoş gelmedim hocam,yine birisi öldü değil mi? Evet yanında bu ayeti bulduk haklı çıktın.Hangi ayeti buldunuz? Hadid 23; Elinizden giden şeylere üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle de şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, büyüklük taslayan ve insanlara karşı böbürlenen hiç kimseyi sevmez.Me demek istemiş olabilir,bence eskiden yaptıkları ortak bir hatadan dolayı cezalandırıyor olabilir,daha önceki maktulle bağlantısı varmıymış? Araştırıyoruz hocam,bence ortak noktalara bakın derim anladım sağolun hocam yalnız geçende de üstünde durmadım şu kedi neden insanları korkmadan takip ediyor adı da yurtsuz ilginç,Amirim bazen bende tırsıyorum bu hayvandan sanki ölen bir insanın ruhu içine girmiş de bize bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş gibi geliyor.Sen genelde dikkat et uyurken kulağını bununu yemesin hocam deyip ayrılıyorum yanından.Giderken fark ettim kedi bir an olsun ayırmadı gözünü üzerimden,bıyık altından gülüyor mu ne?Aliye telefon açıp beni Fatih’teki eski arkadaşım Adilin yanından almasını istiyorum,Kültür evi var Adilin o da benim gibi tam bir kitap kurdu,Kapıdan içeri girince ooo mirim hoş geldin sen buraların yolunu bilirmiydin? Deyip kucaklaşıyoruz, Adil iş güç koşturuyoruz senin gibi emekli olamadık az kaldı neyse sana bir kaç kitap sorucam derken Ali giriyor içeri,bak bu delikanlı Ali bu da arkadaşım Adil memnun oldum bende delikanlı,elimde iki resmî masaya koyup konuşmaya başlıyoruz ,bu iki kitap gerçek dillerinde ve ilk baskılar,bay be Emre kolay bulunmaz bunlar,herkes temin edemez satsa bile kodaman insanlar alır ve bunun listesini tutarlar.Sana bir adres vereyim Kadıköy’de ismi Akif,sahaf dükkanı var bilse bilse o bilir.duydun Ali kaybedecek vakit yok hadi bakalım....

    Ali ile sahafın yolunu tutuyoruz bu soğuklar insanın canını okuyor Aralık sonlarına doğru geliyoruz,benim için kış ayı hüzün zamanı demek.Sahafın yerini bulmakta zorlanmıyoruz içerisi çok kalabalık değil üç adam birde üniversiteli bir genç var,kimliklerimizi çıkarıp kendimizi tanıtıyoruz.Merhabalar ben Komiser Emre yardımcım Ali bir kaç sorumuz olacaktı bu kitaplar gerçek metinli bulunabilir mi? Amirim çok kıymetli iki eseri gösteriyorsun fazla koleksiyoncuda yoktur bu kitaplar bulmak kolay değil satılıksa alabilirim! Malesef satılık değiller ,Amirim bizde bakabilir miyiz dedi iki adam buyrun bakın bakalım ikiside bir anda eserleri görünce donup kaldılar titrek bir sesle birbirlerine bakıp yok Amirim ilk kez görüyoruz deyip kapıya davranmaya kalkarken gelin bakim buraya neyin peşindesiniz siz deyip enselerinden yakalıyorum korkak ürkek Amirim gitmemiz gereken bir yer var geç kaldık bırakta gidelim değil mi Akif bir şey söyle ,Amirim onlar karıncayı incitmez bırakında gitsinler,sen sus Ali al bunları ekip otosuna da bakalım bizden neyi saklıyorlar,Hanım bekler bende dükkanı kapatacaktım zaten,sende bizimle geliyorsun Akif efendi kambersiz düğün olmaz,bir saat kadar sorgu odasında üçünü terletmeye başlıyoruz Ali Barış ve ben,elimdeki dosyadan okuyorum Senin adın Metin mi Sen Emre sende Akif evet beyler 25 Aralık gecesi nerdeydiniz? Yani ilk maktul öldüğünde? İçeride bir panik havası başlıyor kesin bir iş var bunlarda.Hadi konuşun işimiz gücümüz var Söze Akif başlayıp Orhan Veli’yi kurtarıyorduk demez mi! Bizi alıyor bir gülme.Hahahahaha. Ulan kaç yaşında adamlarsınız deli gibi bizde sizi dinliyoruz ciddi ciddi, Amirim şaka yapıyoruz biz kurtardık şairi demez mi!Ali bu manyakları hastaneye sevk edin sonra savcılığa verin deyip çıkıyorum odadan.Çok yorgunum Özlem bir bardak su ver eve gidiyorum ben.Tamam Amirim sen çok iyi bir kızsın Ali’yle iyi geçin o da sana yanık diyorum.Kızarıyor bizimkinin yanakları,

    Eve varıyorum nihayet kendi ihtiyarlığım huzurum ve anılarım içinde görevimi yerine getirmenin verdiği huzurla silahımı rozetimi masanın üzerine bırakıyorum,diğer odadan aldığım resimleri koyuyorum masama Eşim kızım ve benim mutlu olduğumuz eski fotoğraflar,kızımızı hasta olduğunda götürmüştük Handan hanımın o zamanlar doktorluk yaptığı hastaneye savaş beyle grip tanısı koymuşlardı doğru düzgün inceleme yapmadan eve gönderip nane limon kaynatın bir şeyi kalmaz demişlerdi nerden bilirdik domuz gribi olduğunu ve Eşimede sıçrayıp ikisini benden alacağını Aynı bugün gibi soğuk bir Aralık sonunda.Telefonum acı acı çalmaya başlıyor.Arayan bizim Ali,telefonu açar açmaz neden Amirim neden yaptın bunu lütfen bir delilik yapma diye bağırıyor avaz avaz ağlar bir sesle,Demek buldun beni Ali diyorum vakit Kemal’e erdi Ali affedin beni,Ali kırarcasına kapıyı açarken başımdaki silahı görüp Amirim yapmayın değmez bu insanlar için diye ağlamaya başlıyor yanında Barış da var çok koşmuşlar belli soluk soluğa konuşmaya çalışıyorlar,Kamera kayıtlarından buldunuz değil mi diyorum,Amirim neden söylemedin bize her türlü yardım ederdik neden böyle bir tezgah düzenledin,Evlat herkesin kaderi kendi boynundadır onlar benim en sevdiğim insanları benden aldılar bende onların yöntemiyle aldım intikamımı kızımın gripli mendillerini buzdolabında saklayıp özenle eşimin kitapları arasına yerleştirdim.Onların mikroplu olacaklarını bilemediler aynı acıyı yaşattım onlara yavaş ve ızdırap dolu ,artık huzur içinde ölebilirim deyip kafamın sağ tarafına ateş ediyorum .

    Gözümü açtığımda hastahanedeyim kolumda kelepçe,ben kimim neden burdayım ve niye kilit altındayım bilmiyorum.Savcılık beyin fonksiyonlarımın yerinde olmadığına karar vermiş kurşun beynimimin sağ tarafını yok etmiş,yani geçici hafızaya sahibim,sadece 30 dakika, hakkımdaki tahkikatede gerek kalmamış ,malulen emekli edilip evime gönderiliyorum.Kitaplarım ve anılarımın içine.......
  • Ne ölüm var ne hayat var. Biz varız. İkisi de bizde. Onlar zaman aynasında geçen küçük arızalar.
    Ahmet Hamdi Tanpınar
    Sayfa 73 - Dergah Yayınları
  • Not: Yazdığım yazıların tamamını bu gönderide okuyabileceğiniz gibi, gruplandırdığım bazı yazıların başlıklarının yanına koyduğum linklerden gönderilerin sayfasına tek tek de ulaşabilirsiniz.

    MASALLAR:
    1- Çoban Köpeği ile Sokak Köpeği: #36186167
    2- Minik Kedi Yavrusu: #36584901
    3- Köpek Balığı ile Hamsi: #48983632

    HİKÂYELER:
    1- Son Durak: #32860388

    ŞİİRLER:
    1- Sirâyet: #35767399
    2-

    --------------------------------------------------------------------

    Bencil olmadığım gibi benci de değilim. Sencil olabilirim, senci olabilirim ama bunlar başka şeyler.

    --------------------------------------------------------------------

    Allâh'ı seven bir insânın, gönlünde hiç boşluk olur mu?

    --------------------------------------------------------------------

    Seveceksin, sevildiğini hiç hesaba katmadan, çok seveceksin...

    --------------------------------------------------------------------

    Değer dediğimiz şey; sadece sizin karşı tarafa verebileceğiniz bir şey değil. Karşı tarafın da, sizin önemli olduğunuzu hissettirebileceği bir şey.

    --------------------------------------------------------------------

    Önünden baharı alınmış yaz gibiyim.

    --------------------------------------------------------------------

    gözlerin gözlerime hapsolmuş
    ağlasam da yerin değişmez ki
    kalbin kalbimde var olmuş
    kanasam da yerin değişmez ki

    --------------------------------------------------------------------

    Toprağın suyu sevdiği kadar
    Ben de seni seviyorum, kavrulma.

    --------------------------------------------------------------------

    Hasan Ali Toptaş 'ın bir alıntısında şu ifâdeler geçiyor: "Herkes çiçek götürüyor birilerine. Sevginin, çiçek dediğimiz otlarla ifâde edilmesi şart mı yani?"

    Hasan Ali Bey'in bu alıntı cümlesini çok sevemedim. Şöyle ki, sahibi olduğumuz bir çöl hayâl edelim. Çölün belli bir toprağını verimleştirip bahçe oluşturalım. Bahçenin içinde en güzel çiçekleri yetiştirelim. Sonra o bahçeyi, sevdiğimiz insâna hediye edelim ve karşımızdaki kişiye şu cümleyi kuralım:
    "Çölüme hayât olur musun?".
    Bence, birilerine çiçek verilirken bu duygu hakîm oluyor insânlarda.

    --------------------------------------------------------------------

    Hangi yağmur, yüreğimi ıslatabilir ki, baharı sen olan...
    Hangi güneş, gönlümü ısıtabilir ki, yazı sen olan...
    Hangi rüzgâr, kalbimi serinletebilir ki, meltemi sen olan...
    Hangi buz, sol yanımı soğutabilir ki, hârı sen olan...

    --------------------------------------------------------------------

    İnsân, dört mevsim gibidir. Bir insânı sevmesini bilirsen her mevsimi güzeldir.

    --------------------------------------------------------------------

    Hâlini anlatanı, anlayışla karşılamak lâzım. Yani, hâlden anlamak lâzım.

    --------------------------------------------------------------------

    Gerçeklere rağbet, yalanlara merhamet yok.

    --------------------------------------------------------------------

    LİKÂ*

    Ateşine har
    Ömrüne yâr
    Farkına var
    Gönlüne sar

    * kavuşma.

    --------------------------------------------------------------------

    Gözlerine çömdüm, önce beni gör, sonra dünyayı.

    --------------------------------------------------------------------

    DUHTER-Î GÜLÇEHRE*

    Bir sonbahardı gülüşünün ardına saklanan
    Dal misâli sararmış yapraklardan paklanan
    Hüzün ayı kasım derler ya gerçekte öyle mi?
    Zâlim duygularındır bu görünürde aklanan

    * gül yüzlü kız

    --------------------------------------------------------------------

    İNDİMÂÇ*

    Gözlerindeki bağlılığın buğusu
    Burnundaki âşkımızın kokusu
    Bir ân olsun bırakmaz bizi
    Dudağındaki muhabbetin tutkusu

    * Kenetlenme

    --------------------------------------------------------------------

    ÇİÇEK ile ODUN

    Gözyaşlarınla soldun
    Saçını başını yoldun
    Yüreğimin ta derininde
    Sessiz sevdâm oldun

    --------------------------------------------------------------------

    Varlığım yokluk benim.

    --------------------------------------------------------------------

    CİLVEGÂH*

    Âşkın derine devir
    Cânan nâdide nevir**
    Gönlüme vur ateşi
    Yangın yerine çevir

    * Cilve edilecek yer.
    ** Bet beniz, yüz rengi.

    --------------------------------------------------------------------

    Yüreğim, sende tutundu.

    --------------------------------------------------------------------

    Nerede olursan ol, nereye gidersen git, nereye bakarsan bak, sana olan sevdâm; sözlerimdedir, gözlerimdedir, yüreğimdedir, seninledir...

    --------------------------------------------------------------------

    Sevdiğim her şey sende vukû' bulmuş...

    vukû': olmak, meydâna gelmek.

    --------------------------------------------------------------------

    Sen; yağmurlardan sonra gelen, içimi ısıtan bir güneşsin.

    --------------------------------------------------------------------

    Mükemmel insân yoktur; kusurlarını örtbas edebilen, mükemmeliyetçi insân vardır.

    --------------------------------------------------------------------

    İnsânların en güçlü silâhları kitâplarıdır. En büyük cephâneleri de düşünceleridir. En başarılı askerleri ise fikirleridir. Güç, cephâne ve askerden daha mühim olan bir şey varsa o da insânın, içten teslimiyetle kalbinde hâsıl olmuş, samîmî bir imân varlığıdır.

    --------------------------------------------------------------------

    DÂVET-İ RÂHMANÎYE*

    Tâlibim kapına ey yâr!
    Aç kollarını beni sar...
    Seni yaşadıktan sonra
    Bu kalp senin için var.

    * Râhman-î Dâvet

    --------------------------------------------------------------------

    ANDELÎB-İ ÂŞK*

    Söyle anne yerin dolar mı?
    Nûr gibi mis yüzün solar mı?
    Dünyaya getirdiğin evlâdın
    Kokladığın gülleri yolar mı?

    * Âşk Bülbülü

    --------------------------------------------------------------------

    Râvîyi* hârık** sandık ama anlamayı muktedir*** saydık.

    * anlatan
    ** hârika
    ** güçlü

    --------------------------------------------------------------------

    Doğru olanı, doğru zamanda kavuşmak için beklemenin, daha doğru olduğunu düşünüyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    ADEM-İ MALÛMİYET*

    Bir pınarın taşındayım
    Umutların başındayım
    Kardelenler çiçek açmış
    Ekmeğinde aşındayım

    * belirsizlik.

    --------------------------------------------------------------------

    BÎ-RÂHE*

    Taştım taşacağım, bir türlü sığamadım benliğimde,
    Cefakâr bedenim, sarıp sarmalıyor bilinmezliğimde,
    İki bahar arasında sıkıştım kaldım, ağlasam mı gülsem mi?
    Esip gürlesem, yaksam yıksam her şeyi, sensizliğimde.


    * Çıkmaz sokak.

    --------------------------------------------------------------------

    * Yazmakla yanmak arasında ne kadar güçlü bir bağ var ise kanmakla kanamak arasında da mutlak bir bağıntı vardı.

    --------------------------------------------------------------------

    * Düşen, ayağa kalktığında, daha sağlam adımlar atar.

    --------------------------------------------------------------------

    * Ölümü bir kere tadan, bir daha dünyaya meyletmiyordu.

    --------------------------------------------------------------------

    * Hadi tut elimden
    Bana, senin gözünden yaşamayı öğret!

    --------------------------------------------------------------------

    * Annem: Gelen, giden oldu mu?
    Ben: Gelmeyenler ve gidemeyenler...

    --------------------------------------------------------------------

    * Sen, benim kalbimin elektriğisin. Aramızda çok büyük fırtınalar da kopsa sen gitme!

    --------------------------------------------------------------------

    * Ben, sana; âşk, sadakât ve güven vadediyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    * Gözyaşların, bu gökyüzünün yağmurları gibi; rûhumun en karanlıklarına işliyor, beni benden alıyor, derinden sarsıyor, hüznün sancağına yerleştiriyor.

    --------------------------------------------------------------------

    YOLUNA DİLLER DÖKTÜM
    "Dünyadaki varlığım seninle bütünleşti."

    --------------------------------------------------------------------

    VUSLAT*

    Bağışlayan'a:

    Sen, dışarıdan anahtar deliği olmayan kalbimin kapılarını, içeriden sonsuza kadar açılmamak üzere kilitleyip en merkezine yerleştin. Rûhumun yönetim merkezini ele geçirip tüm bedenimi, en ufak zerresine varana kadar, her yerini istîlâ ettin. Bütün duyu organlarımın ayarını bozup hâkimiyeti Sen'de olmak üzere kontrolü ele geçirdin. Sen var ya Sen, varlığı bir, kudreti sonsuz olan, eşi ve benzeri olmayan Sen, O'nu bana bağışladın! Hamd-ü senâlar** sana...

    Bağışlanan'a:

    Cennet kokulum, nûr yüzlüm, hoşgeldin... Gönlü pak, neşesi huzur olan yârim, hoşgeldin... Hoşgeldin, güzel sultânım, biricik sevgilim, sonsuz ve tek âşkım... Hoşgeldin, varım yoğum, alınyazım, gönlümün şifâsı, cânım, cânanım hoşgeldin...

    * (Sevgiliye) ulaşma, erişme, kavuşma.
    ** Cenab-ı Hakk'a hamd ve O'nu isimleriyle medhetmek.

    --------------------------------------------------------------------

    BOZUK RİTİM

    Yaradan,
    Her şeyi yoktan var eden,
    Yaratılanları birbirine
    Bağlayan, kenetleyen!
    Onu çıkardı karşıma.
    Kâderime yazılan,
    O yazılmışların en güzeli...
    Nâdîde bir şiir, belki sıradan!
    Ama zâtıma* mahsûs,
    Okudukça okuyasım
    Dinledikçe dinleyesim
    Gelir, bir âfet-i devrân!**

    Gayritabiî*** bir durumu da yoktu öyle.
    Olması gerektiği gibi
    Sade ve yâlın,
    Biraz serseri,
    Biraz da şımarık...
    Ve nev-i şahsına münhasır****
    Bir karâkteri,
    Bir de muvâzenesiz***** bir
    Hâli vardı, beni benden
    Alan, vermeyen!

    *********************
    * kendime
    ** devrin güzeli
    *** olağan dışı
    **** kendine özgü
    ***** dengesiz

    --------------------------------------------------------------------

    GİRDÂP*

    Gözlerinin keskin uçurumlarından düşüyorum.
    Kendimi, kalbinin kuytu köşelerinde buluyorum.
    Mide sancılarında çalkalanıp kaybolurken
    Bilinmez karanlıkların içinde savrulup gidiyorum.


    * burgaç, dönme, eğrim, çevri, anafor.

    --------------------------------------------------------------------

    ACZ

    Deniz adamı sakin denizlerde
    Yüzerdi her zaman ki gibi
    Bir daldı mı derinliklere
    Amansız çırpınışlarda
    Bulurdu kendini

    --------------------------------------------------------------------

    CANHIRAŞ*

    İçimin hengâmesinde** sarardı yapraklarım
    Gönlümün yıkılışında kapandı kapılarım
    Anlamak kâderimde yaralanmaksa
    Rûhumun çırpınışında sonlandı duygularım

    * Yürek parçalayan, dayanılamayacak şekilde üzüntü veren.
    ** Patırtılı, gürültülü olay; kavga.

    --------------------------------------------------------------------
    Link: #35767399

    SİRÂYET¹

    Ey fâni, tefekkür² et, eyleme gönlünü vîrân³
    Zevâhirine⁴ aldanıp da sanma kendini mîrân⁵
    Haddizâtında⁶ şu ehven-i şer⁷ dünyada
    Âmiyâne⁸ şeylerle meşgul olma her ân

    1 başkalarına geçme, bulaşma
    2 düşünme, düşünüş
    3 yıkılmış, yıkık
    4 dış görünüş
    5 sultan, paşa, bey
    6 aslına bakacak olursak, aslında
    7 kötünün iyisi
    8 basit, sıradan

    --------------------------------------------------------------------

    VURACAKSAN SEN VUR

    Vuracağım seni demiştin ya!
    Çoktan vurdun sen beni.
    Ateş ettin!
    Bitmeyen şarjörünle*
    Mermi gibi gözlerinle
    Delik deşik ettin.

    * güzel düşüncelerinle, aşkınla, sevginle, cilvenle

    --------------------------------------------------------------------

    HÂLETİRÛHİYE*

    Biz olmalıydık, sokağımızdan güz gitmeden
    Haşin rüzgârların kızgınlığı sönüp dinmeden
    Gözlerden uzak iki göz evimizde
    Diz dize dinlediğimiz, en son şarkı bitmeden

    * Rûhsal durum

    --------------------------------------------------------------------

    DERT ÇUKURU

    Âşk hiç ummadığın bir ânda gelir rûhuna,
    Hesap etmeden, ânsızın...
    Kala kalırsın, anlamazsın bîçâre*
    Derinliklerde kalır bir yâr, bir de yâre...*

    * Çâresiz.
    ** Yara.

    --------------------------------------------------------------------

    SERZENİŞ

    Gülüşünü ömrüme,
    Gecemi gündüzüne,
    Sevdâmı sevdâna,
    Kat da sev beni...

    --------------------------------------------------------------------

    MEBHÛT*

    Uyku denen illet
    Vakit desen zillet
    Günün bu saatinde
    Uyunur mu millet?

    * Şaşkınlık içinde kalmış olan.

    --------------------------------------------------------------------

    ADEM-İ TAHAYYÜZ*

    Yokluğun suya hasret bir kara toprak
    Kâderim derin, bulanık bir bataklık!
    Sensizlik, hırçın okyanuslarda
    Liman arayan bir gemi!

    Battıkça çıkamadığım, çırpındıkça
    Dibe gittiğim bir girdâp gibi...
    Zaman sanki belirsizliği seçmiş
    Kurtar beni bu bilinmezlikten.

    * Mekândan münezzeh oluş.

    --------------------------------------------------------------------

    NAMÜTENÂHÎ* ÂŞK

    Seni tanımak istiyorum, sana dair her şeyi...
    Her ân'ını yaşamak, mutluluğuna ortak olmak...
    Huzûr bulduğum, neşem, varım yoğum, alın yazım
    Seninle sonsuzluğa el ele yürümek istiyorum...

    * Sonsuz

    --------------------------------------------------------------------

    KASVET*

    Aralandı bana bir ara
    Gecenin rengidir kara
    Zehriyle hemhâl** oldu
    İçimdeki kapanmayan yara!

    * Sıkıntı.
    ** Bütünleşmek.

    --------------------------------------------------------------------

    Şeb-i Âlâ*

    Ve bir gün daha bitti.
    "Merhaba" yeni bir günde, güneşe hasret gecelerimin güzelliği...
    Gönül penceremden sesleniyorum:
    "Uykunun en tatlı rüyâlarında bul kendini. İyi geceler..."

    * İyi geceler

    --------------------------------------------------------------------

    Bâd-ı Hazân*

    Rüzgârlı bir bahçem var, gönlümün serinliğinde.
    Rûhum seni arıyor, düşüncelerin gizliliğinde.
    Buğulu, bulanık gözlerde saklıyorum
    Hüznün terketmediği, ömrümün derinliğinde.

    * Sonbahar Rüzgârı

    --------------------------------------------------------------------

    GÜZE GÜN AYDI

    Gözlerini aç hadi, senli benli rüyâları bırak da
    sonbaharın hüzünlü yağmurlarını seyret, sabah pencerenden.
    her gün aslında yağmurlu bir gün bende, gözlerimdeki yaşlar
    oluk oluk akan sular gibi, seller oldu herşeyi yıkıp geçen.
    sen pencerenden bakmaya devam et,
    ıslanmış bir ben olacak senin âşkından.
    eğil de bir şey fısıldayacağım:
    Günaydın, beni sonbaharında ıslatan ey güzeller güzeli kız...

    --------------------------------------------------------------------

    HAFÎ*

    yıpranmış sayfalarda buldum seni...
    baş harfini kazıdığım...
    sonu yazılmamış kelimelerde...
    çizilmiş karalanmış kalplerde...

    * Gizli, saklı şey.

    --------------------------------------------------------------------

    GÜZ

    Dalgalar sahile çarpar
    Esme ey deli rüzgâr
    Sen esince nasıl da
    Yüreğim sızlar

    --------------------------------------------------------------------

    AŞK-I HÜDÂ

    Savrulan bir kıvılcımınla parlıyorum.
    Sevgime ateşini atıp harlıyorum.
    Dünya yansa ne yazar!
    Gönlümdeki yangınınla kavruluyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    KALBİMDEKİ İMÂN*

    1
    Âşk seninle güzel
    ve ekledi:
    Gerçek âşka giden yolda
    Benimle gel...

    2
    Kutsal itâatim koşulsuz
    ve gökler aydınlandı:
    Hakk emânetimi korumak için
    Benimle uç...

    3
    Rabbinin adı ile başla
    ve okurken dedi:
    İndirilenlerin doğruluğuyla gerçekliğini
    Benimle gör...

    4
    Müjdeleyicilerin yolundan yürü
    ve açıkladı:
    Haber verilen emirlerle yasakları
    Benimle bil...

    5
    Sadakâtim sonsuz
    ve devam etti:
    Sonu olmayan başlangıcı
    Benimle sev...

    6
    Farket bütün olan, biteni
    ve teslimiyetle söyledi:
    O'ndan gelip O'na giderken
    Benimle kal...

    *İmânın şartları

    --------------------------------------------------------------------

    GELECEKTEKİ GELMEKTE OLANA BİR MEKTUP!

    Bugün ayrı bir özledim seni. Biliyorum ve inanıyorum ki bir gün karşılaşacağız ve ebediyete kadar ayrılmayacağız. Söylesene bensiz ne yapıyorsun? Sahi ne yapıyorsun şimdi? Günün nasıl geçti? Dün ne yaptın meselâ? Günlerin, ayların, yılların bensiz nasıl geçti? Düşünmeden alamıyorum kendimi. Sen de beni merak ediyor musun? Nerede kaldı bu adam? Hangi boş işlerle uğraşıyor diye düşündün mü hiç? İnan seni bekliyorum, hasret kaldığım! Sensiz yarım yaşamaya çalıştığım hayâtımı, tamamlamanı bekliyorum. Arıyorum seni! Aranmaması gereken yollarda, çıkmaz sokaklarda... Deli divâne dolaşıyorum, kuytu köşelerde, bîtap bir vaziyette, sana ulaşmaya çabalıyorum. Arada bocalıyorum da. Ama olsun seni bulacağım elbet. Bir umut vîrâne binâlarda, ıssız mekânlarda, sana bakınıyorum. Bir iz ümidiyle girmedik yer, çalınmadık kapı, ulaşılmadık şehir bırakmıyorum. Seni arıyorum her yerde. Cadde cadde ilânlar asıyorum. Kaybımı arıyorum! Sensiz geçen zamanlarımın kaybını... Bulamadığımı, özlem duyduğumu arıyorum.

    --------------------------------------------------------------------

    Son Durak!

    Bundan seneler önce, yeni taşındığımız mahallemizdeki hânelerin sayısı 20-30 kadardı. Şimdiki gibi yüksek binâlar da pek yoktu. Herkes birbirinden haberdâr olur, oturulup kalkılır, muhabbetler esirgenmezdi. Yeni birileri taşınsa hoşgeldine gidilir, tanışılır, kaynaşılırdı. Ya şimdi!

    ***

    Bir kış günü, yeni evimizden ilkokula gitmek için, sabah yedideki otobüse binmek üzere evden çıktım. Durağa varır varmaz arkamda sakallı, 65-70 yaşlarında, dinç, yaşlı bir amca belirdi. "Esselâm-ü Aleyküm evlâdım" dedi. Ben de "Ve Aleyküm Selâm amca" dedim. Amca, kendini tanıttı. Aşağı sokaktaki evlerden birinde oturduğunu, komşumuz olduğunu söyledi. Kimin çocuğu olduğumu, ismimi, okulumu, kaça gittiğimi, kısaca öğrenmek istediği bütün soruları bir bir bana yöneltti ve soruların cevaplarını sırayla tek tek verdim.

    Bir süre muhabbet ettikten sonra otobüs geldi. Otobüse bindik, amca yol boyunca kendinin duyabileceği şekilde duâlar okudu, tesbihler çekti. Okula varmam yarım saat kadar sürdü. Amca da benden bir durak sonra ineceğini söylemişti. Ben inerken amca da inmek için hazırlık yapıyordu.

    Ertesi gün, durağa yine erken gelmiştim. Birkaç dakika sonra o amca geldi. Selamlaştık, hâl hâtır sorduktan sonra "Boş boş beklemeyelim, otobüsün gelmesine daha var, gel iki durak geriye yürüyelim, spor da olmuş olur" dedi. Her gün bir iki durak artırıp geriye doğru yürüdük.

    Bir müddet sonra evden daha erken çıkmaya başladık ve son durağa kadar yürüyüyorduk. Yürürken amca duâlar okuyor, tesbihler çekiyordu. Dediği gibi spor da oluyordu. Böylece kendini daha iyi hissediyordu.

    Bir gün "Evlât" dedi. "Biliyor musun, bu otobüs duraklarının bir son durağı olduğu gibi insânın da bir son durağı var. İnsânın son durağı, otobüs durağı gibi değil, istesen de istemesen de son durağına varacaksın. Mühim olan son durağına gelirken tuttuğun yoldur. Yolun bazen pürüzsüz bazen de yolunda çakıl taşları, çukurlar olacak. Bu yol hem yokuşlu hem de inişli bir yol... Tökezleyip düşebilirsin de... Ama ne olursa olsun sabrederek yoluna devam edeceksin." dedi.

    Bugün zil çaldı, kapıyı açtım, yine o amca. "Hadi gel, aşağı sokaktaki komşunun düğünü var, pilav yiyelim" dedi. Ben de "Peki amca, hemen hazırlanıp çıkıyorum" dedim.

    Hazırlandım, çıktım. Yolda yürüyoruz amca sözüne devam etti: "Sıla-i Rahîm'in büyüğü akrabayı, konu komşuyu ziyaret etmek, davetlerine icabet etmektir. Özellikle bayramlarda, düğünlerde, hastalandıklarında ziyaretlerini aksatmamaya gayret göstermektir. Bir gönül alabiliyorsan ne mutlu sana! Sıla-i Rahîm'in küçüğü ise camiyi ziyaret etmek yani cemâatle beş vakit namaza imkânların dâhilinde tâbi olmak, namazında, tesbihâtında ve duânda gönlünü Allâh'a bağlamaktır." dedi.

    Bir iki dakika yürüdükten sonra düğüne katıldık. Düğün sahibi bizi görünce yüzü güldü, memnun oldu. Bize "Hoşgeldiniz, Allâh razî olsun." dedi. Pilavımızı yedik, karnımızı doyurduk. Öğle ezanı okunmaya yakın düğünden ayrılmak için ayaklandık. Düğün sahibi, biz düğünden ayrılırken de "Ayağınıza sağlık, yolunuz açık olsun." dedi. Biz de "Allâh'a ısmarladık" dedikten sonra caminin yolunu tuttuk.

    Velhasılıkelâm, Allâh hiçkimseyi doğru yoldan ayırmasın. İstikâmetimiz ne ise vardığımız yer de orası olacak.

    Selâmetle...

    --------------------------------------------------------------------

    KÖPEK BALIĞI İLE HAMSİ MASALI

    Bir zamanlar Karadeniz'in derin sularında, sürü hâlinde yaşayan, "Çılgın Hamsiler" lâkaplı balıklar varmış. Bu balıklar, dans ede ede yüzerlermiş. Çılgın Hamsiler'in kıvrak ve çevikçe dans edişleri o kadar hârikaymış ki dillere destânmış. Komşu balıkların hem ilgisini çekermiş hem de komşu balıklar gıpta ile hamsileri izlerlermiş. Güzelliklerine de hayran olmayan yokmuş.

    Çılgın Hamsiler'in bir de lideri varmış. Lider, asîl ve güçlüymüş. Liderin birçok yavrusu varmış. Yavrularından biri, diğer yavrulardan daha uyanık ve kötü kişilikliymiş. Bu yavrunun ismi Hamsicân'mış. Hamsicân kanaâtkar olmadığı için, hiçbir şeyden memnun olmaz, menfaâtine uymayan ufacık bir şeyde hır gür çıkarırmış. Geçimsiz ve huysuzmuş. Hamsicân'ın olduğu yerde kavga gürültü hiç eksik olmazmış. Hamsicân, sürekli kardeşleriyle dalaşır, huzursuzluk çıkarırmış. Kardeşlerine karşı baskın çıktığı gibi sürüdeki diğer yavru balıklara karşı da üstünlüğü ele geçirmiş.

    Günlerden bir gün, yavru hamsilerin ebeveynleri her zamanki gibi evlerine yiyecek getirmek için, açık denize açılmışlar ama ne olduysa akşam ebeveynler evlerine dönmemişler. İlk defa, büyükleri olmadan denizin sığ yerindeki yuvalarında yavrular; korku ve tedirgin içinde bir geceyi geçirmişler. Sabaha doğru ebeveynlerinden biri; yaralı, yorgun ve bitkin bir şekilde yuvalarına yaklaşmış. Çok yüksek sesle bağıramasa da "Kaçın!.. Kaçın!.." diye sesini yavru balıklara duyurmaya çabalıyormuş. Hamsicân erkenden uyandığı için, uzaktan gelen sesi, yavruların içinden ilk fark eden o olmuş. Sesi, daha sonra bütün yavru balıklar işitmiş. Yaralı ebeveyni hemen tanımışlar. Bu gelen, Bilgin Dede'ymiş.

    Yavruların yanına gelen Bilgin Dede, biraz soluklandıktan sonra, gözleri yaşlı bir şekilde, yavru balıkların ebeveynlerinin başına gelenleri, tek tek anlatmaya başlamış:

    "Yavrucaklarım!.. Dünkü yiyecek arayışımız sırasında, daha önce hiç karşımıza çıkmayan, efsânelere konu olan, ismine Köpek Balığı denilen, dev bir balık yolumuzu ânsızın kesti ve sürümüzde ne kadar balık varsa, hepsini parçalayıp yuttu. Malesef ki ebeveynleriniz artık hayâtta değil, çok üzgünüm." demiş.

    Bilgin Dede'nin yaralı hâlinin şokunu üzerlerinden henüz atamayan yavrucaklar, bütün ebeveynlerini kaybettiğini anlayınca, önce derin bir sessizliğe bürünmüşler, daha sonra feryat figân ağlamaya başlamışlar. Bütün yavruların gözyaşları, denizin tabanında kümelenmiş. Çünkü, gözyaşlarının tuz yoğunluğu, deniz suyundan daha ağırmış ve ilginçmiş ki denize karışmıyormuş. Bilgin Dede, bu sıradışı durumu daha önce yavrucaklara anlatmış ama onlar, bu doğa olayını şimdi farkedemeyecek kadar üzgünlermiş. Bilgin Dede evine geçip yaralarını sardıktan sonra dinlenmeye başlamış.

    Aradan biraz zaman geçince Hamsicân, intikâm dolu sözlerle Köpek Balığı'nı yok edeceğini haykırıp yavru sürüsüne kendi liderliğini ilân etmiş:

    "Arkadaşlarım!.. Bundan böyle sürümüzü ben yöneteceğim. Benim söylediklerimi harfiyen yerine getirmenizi ricâ ediyorum." demiş.

    Yavruların hiçbiri, bu durumdan memnun değilmiş. Bilgin Dede hayâttayken, bu duruma razî olmayacağını da biliyorlarmış.

    Bilgin Dede, birkaç gün dinlenip kendini topladıktan sonra yavruları bir araya toplamış:

    "Yavrucaklarım!.. Elzem bir olay sonucunda bu duruma düştük. Aç olduğunuzu biliyorum. Yakın bir mesâfede, daha güvenli bir yer var. Orası, yiyecek bakımından buradan daha iyi ve güvenilir. Birazdan oraya geçeceğiz. Hazırlığınızı yapın." demiş.

    Bilgin Dede önderliğinde yavrucaklar, hüzünlü bir vedâ ile büyük ve görkemli yuvalarını terketmişler. Bilgin Dede, eski yuvalarına arada bir ziyârete gidebileceklerini de belirtmiş. Yeni yuvaları hem güzel, hem güvenilir, hem de yiyecek bakımından epey zenginmiş. Eski yuvalarına göre yeni yuvaları, biraz küçük bir alana sahipmiş ama sürü eskisi gibi kalabalık olmadığı için, sorun teşkil etmiyormuş.

    Günlerden bir gün Hamsicân, intikâm almak için, Köpek Balığı'nı aramaya koyulmuş. Çok toy olduğu için, açık denizde yolunu kaybetmiş. Birkaç gündür aç, sefil ve yorgun bir hâlde ilerlerken, bir yiyecek alanına rastgelmiş. Güzelce karnını doyurup tekrar yola koyulmuş. Hamsicân yola koyulmasıyla bir ânda, Bilgin Dede'nin anlattığı o dev balık, karşısına çıkagelmiş. Önce biraz tırsmış ama cesaretlenip Köpek Balığı'na doğru ilerlemiş. Hamsicân, tek başına olduğu için Köpek Balığı, onu farketmemiş ve önünden geçip gitmiş. Hamsicân, Köpek Balığı'nın kendisinden korkup kaçtığını sanarak arkasından kovalamaya başlamış.

    Bir müddet sonra, Köpek Balığı kocaman ağzını açıp âni bir manevra yaparak hızlı bir şekilde, 180 derece dönmüş. Zavallı Hamsicân, bir ânda kendini karanlık bir boşlukta bulmuş. Artık, Köpek Balığı'nın midesindeymiş ve nefes almakta güçlük çekiyormuş. Hırsına kurban gittiğini anlamış anlamasına ama iş işten geçmiş ve son nefesini verip ölmüş.

    Günler, haftalar geçmiş. Sürü, Hamsicân'dan ümidini kesmiş. Bilgin Dede, her zamanki gibi yavruları arada sırada toplayıp nasihâtlerde bulunuyormuş. Yine günlerden bir gün:

    "Yavrucaklarım!.. Öfkeyle kalkan, zararla oturur. Dik başlı olmayınız. Önemli konularda ortak karar alınız. Birliğinizden ayrı hareket etmeyiniz. Herkes farklı fıtratlardadır. Önemli olan, birbirinizle iyi geçinmektir. Hâl ve hareketlerinizde uyum sağlayınız. Birbirinizi daima koruyup kollayınız. Yapıcı olunuz, yıkıcı olmayınız. Saygı ve sevgiyi her zaman, ön planda tutunuz. Birbirinizin hakkına riâyet ediniz ve hak yemeyiniz. Âdil davranınız. Adâletle hareket ediniz. Çalışkanlığınızdan ödün vermeyiniz. İstikâmet üzere dosdoğru olunuz. Hâyır ve yardımda öncü olmaya devam ediniz." demiş.

    Yavrucaklar, Bilgin Dede'nin nasihâtlerine uyup musmutlu, güzel bir hayât sürmüşler.

    --------------------------------------------------------------------

    MİNİK KEDİ YAVRUSU MASALI

    Bir zamanlar, büyük bir şehirde, dokuz yaşında, zeki mi zeki, güzel mi güzel, ismi Ayşecik olan bir çocuk yaşarmış. Ayşecik'in hiç kardeşi yokmuş. Annesi ve babası çalıştığı için, evde cânı çok sıkılıyormuş.

    Bir gün, annesine:

    "Anneciğim, cânım çok sıkılıyor. Okulda kardeşi olmayan arkadaşlarımın kedisi veya köpeği var. Ben de bir tane kedi istiyorum. Ne olur, bir tane kedi alalım!" diyerek ağlamaya başlamış.

    Gerçekten de Ayşecik'in evde cânı çok sıkılıyormuş. Annesi, kızının bu hâliyle ilgilenmemiş. Çünkü kedileri pek sevmiyormuş. Zaten kızıyla da vakit geçirmezmiş. Ayrıca vicdânsız bir kadınmış. Ailesini pek önemsemezmiş. Varsa yoksa hayatı işten ibâretmiş. İş çıkışı eve geç gelirmiş. Haftasonları da alışveriş merkezlerinden hiç çıkmaz, pahalı pahalı eşyalar alır, maaşını har vurup harman savururmuş. Ayşecik de küçük yaşına rağmen pek hamaratmış. Olgun insânlar gibi evin temizliğini yapar, yemek pişirir, bulaşıkları yıkar, yıkanan çamaşırları serermiş. Çamaşırlar kuruduktan sonra da ütülermiş.

    Ayşecik, annesine anlattığı gibi, gözyaşları içinde, babasına da durumu anlatmış.

    "Annem, kardeşimin olmasını istemiyor, kedi almamıza da olumlu bakmıyor. Bir tane kedi istiyorum babacığım! Lütfen alalım, evde çok bunalıyorum. Okuldan eve gelince evde yapayalnızım. Siz, eve çok geç geliyorsunuz. Benimle doğru düzgün ilgilenmiyorsunuz. Apartmanda hiç arkadaşım da yok. Ne olur, bir tanecik kedi istiyorum. Olur mu babacığım?" demiş.

    Babası, kızının bu hâline çok üzülmüş. Ertesi gün, babası işten çıktığı gibi, ismine petshop denilen evcil hayvan dükkanına gitmiş. Dükkandan bir tane yetişkin bir kedi satın almış. Kediyi güzel bir kafese koydurtup eve doğru yola çıkmış.

    Odasında ders çalışan Ayşecik, babasının evin ziline basmasıyla koşar adım giderek kapıyı açmış. Karşısında babası ve babasının elindeki kafeste, tüyleri pamuk gibi bembeyaz olan bir kedicik varmış. Ayşecik mutluluktan kulakları çınlatan bir çığlık atmış. O kadar çok sevinmiş ki ağzı kulaklarına varmış.

    Babasının elinden kafesi aldığı gibi odasına götürmüş. Kafesi açmış. Kediyi kafesten çıkartmış. Kediye önce sarılmış, sonra da kediyi öpüp koklamış. Mis gibi kokuyormuş kedi. Ayşecik bu kez mutluluktan ağlıyormuş. Kedi de çok sevildiği için mutluluktan mırlıyormuş. Kedi o kadar çok mırlıyormuş ki, Ayşecik kediye 'Mırmır' ismini vermiş.

    Ayşecik'in artık cânı hiç sıkılmıyor, günlerinin büyük bir bölümünü, Mırmır ile eğlenerek geçiriyormuş.

    Gel zaman git zaman, Mırmır komşu evlerin balkonlarında gezmeye, yeni arkadaş kediler edinmeye başlamış.

    Bir gün, Mırmır hamile kalmış. Hamileliğinin son günleri hastalanmış. O kadar hâlsizleşmiş ki, yattığı yerden kalkamıyormuş.

    Bir müddet sonra Mırmır'ın dört tane yavrusu dünyaya gelmiş gelmesine ama yavrulardan üç tanesi ilk günü atlatamamış, ölmüş. Mırmır ölen yavrularına o kadar çok üzülmüş ki, gözyaşları içinde miyavlıyormuş. Mırmır'ın da pek durumu iyi değilmiş. Mırmır, ölen yavrularının acısına dayanamayıp iki gün sonra o da ölmüş.

    Ayşecik, bir yandan Mırmır'a, bir yandan da ölen yavrulara ağlıyormuş. Yaşayan yavru ise anne sütü ile beslenemediği için, o kadar cılızmış ki tüy gibi hafifmiş. Ayşecik, yavruya bakmakta zorlandığı için, Ayşecik'in annesi yavruyu, Mırmır'ı aldıkları dükkana götürüp vereceğini söylemiş. Annesinin çok sevdiği, maaşının yarı fiyatına satın aldığı ayakkabının, işe yaramayan kutusunun içine annesi yavruyu koymuş. Kutunun içindeki yavruyu, arabasının ön koltuğuna koyup arabayı sürmeye başlamış. Hava bir ânda kapanmış. Simsiyah bulutlar, her yeri kaplamış. Hafiften yağmur atıştırmaya başlamış. Dükkan epey uzaktaymış. Yavrunun çıkardığı sese Ayşecik'in annesi daha fazla dayanamamış. Yolun daha yarısına gelmeden arabayı, yolun kenarında durdurmuş. Ayakkabı kutusuyla birlikte minik yavru kediyi, elektrik direğinin dibine koymuş. Arabasına binip işine doğru arabayı sürmeye başlamış.

    Yağmur şiddetini artırmış. Ayakkabı kutusunun içine yağmur suyu dolmaya başlamış.

    Yoldan gelip geçenler, yağmurdan daha fazla ıslanmamak için, hızlı adımlarla ve koşarak aceleyle gidiyorlar, ayakkabı kutusunun içindeki minik yavru kediyi farketmiyorlarmış. Yavrucuk ise yoldan geçenlere sesini duyuramıyormuş. Zavallıcığın, ıslanmaktan ve üşümekten sesi zaten çok az çıkıyormuş. Yavru kedi, tir tir titriyormuş. Minik kediciğin gözyaşları, yağmur tanelerine karışmış.

    O kadar çok yağmur yağmış ki, yağmur suları sel olmuş. Ayakkabı kutusu, sele kapılıp gözden kaybolmuş. Ayakkabı kutusunu, ne gören olmuş ne de duyan. Kimse, ayakkabı kutusuna ne olduğunu bilmiyormuş.

    --------------------------------------------------------------------

    ÇOBAN KÖPEĞİ İLE SOKAK KÖPEĞİ MASALI

    *************************************

    (Tekerleme Alıntıdır.)

    Bir varmış, bir yokmuş...

    Allâh'ın kulu çokmuş...

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...

    Develer tellal iken, pireler berber iken...

    Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken...

    Ak sakal, sarı sakal...

    Berber elinden, yeni çıkmış, kırkılmış, yok sakal...

    Kasap olsam, sallayamam satırı...

    Nalbant olsam, nallayamam katırı...

    Hamama girsem, sorarım natırı...

    Nadan olan bilmez, ahbap hatırı...

    Dereden geldim, sandığa girdim...

    Bir de ne göreyim, köşede bir hanım oturuyor...

    Şöyle ettim, böyle ettim...

    Yüzüne baktım, hanım yerinden kalktı...

    Çıktık birlikte yola...

    Ne sağa baktık, ne sola...

    Gide gide, kaf dağının arkasına geldik ki...

    Ne ileri gidilir, ne geri...

    Sana bir masal söyliyeyim gel beri.

    *************************************

    (Masal Başlangıcı)

    Vaktiyle köyün birinde bir çoban yaşarmış. Köyün bütün koyunlarını dağlarda, ovalarda gece gündüz otlatmaya çıkarırmış.

    Köyün havası şehir merkezlerine göre biraz serin ve soğuk olduğundan, çobanı soğuklardan ve gece ayazlarından koruyan, kolsuz ve dikişsiz, keçeden dövülerek yapılmış, ismine kepenek denen kıyafetini, çoban üzerinden hiç çıkarmazmış. Sürüyü otlatmaya çıktığı zaman kavalını çalar, sürüye hâkimiyet sağlarmış.

    Bir de çobana hem arkadaşlık eden hem de koyunları koruması için çobanın yanında bulundurduğu, heybetli mi heybetli, güçlü mü güçlü bir çoban köpeği varmış. Çok bakımlı, tüyleri görkemli ve parlakmış. Çoban köpeğinin bir hırlamasıyla yer gök inlermiş ki havlamasını siz düşünün artık!

    Çoban köpeği o kadar kuvvetli ve atikmiş ki, sürüye yaklaşacak olan kurtlara hemen müdâhele edermiş. Çoban köpeği ile baş edemeyen kurtlar bir daha sürünün bulunduğu yere yaklaşma cüretinde bile bulunamazlarmış.

    Bir gün, sürünün yanından, sünepe mi sünepe, sefil mi sefil, başı boş, işe yaramaz bir sokak köpeği geçiyormuş. O kadar bakımsızmış ki tüylerinin birçoğu dökülmüş. Sokak köpeğinin dökülmeyen tüylerinin üzerinde ise pireler uçuşuyormuş. Açlıktan derisi kemiklerine yapışmış, kemikleri sayılıyormuş. Sokak köpeği, kuru bir kemik verene, kırk yıl köle olabilirmiş.

    Çoban köpeği hemen sokak köpeğini farketmiş. Yıldırım hızıyla sokak köpeğinin yanında soluğu almış.

    Çoban köpeği:

    "Hey dostum! Niye geziyorsun buralarda?" demiş.

    Sokak köpeği çok yorgun, aç ve susuzmuş ki, çoban köpeğinin söylediklerini zor anlamış.

    Sokak köpeği, çoban köpeğinin yüzüne mânâsız mânâsız bakarak:

    "Hiç, ne olsun, bir parça yiyecek arıyorum. Bir de bir yudum su bulmayı ümit ediyorum." demiş.

    Çoban köpeği, sokak köpeğinin görünüşüne çok üzülüp, hâline acımış. Kendi tabağındaki yiyeceklerden, sokak köpeğine ikrâm etmiş. Yalağındaki sudan da kana kana su içmesine izin vermiş.

    Sokak köpeği güzelce karnını doyurmuş. Susuzluğunu gidermiş.

    Çoban köpeğine dönüp:

    "Dile benden ne dilersen!.. Ne söylersen yapacağım. Emrine âmâdeyim." demiş.

    Çoban köpeği ise:

    "Ben, bu koca sürüyü, zor zaptediyorum. Eğer bana hem arkadaş hem de yardımcı olursan, barınacak bir yerin olur, ayrıca aç susuz kalmazsın!" demiş.

    Sokak köpeği bu teklife çok sevinmiş. Hemen teklifi kabûl etmiş.

    Günler geçtikçe sokak köpeği kendini toparlamış. Sokak köpeğinin dökülen tüylerinin yerinden daha güzel tüyler çıkmış, sarkan kasları kuvvetlenmiş. Eski hâlinden eser kalmamış. Hatta bir süre sonra sokak köpeği o kadar güçlenmiş ki çoban köpeğini bile geride bırakmış.

    (Masal bitişi)

    *************************************

    (Tekerleme Alıntıdır.)

    Gökten üç elma düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara...

    Artık ne bir dert, ne bir mihnet…

    Devlet üstüne devlet sürüp, balı kaymağa katıp yemişler, içmişler...

    Gayrı karardı köz, tükendi söz; gökten üç elma daha düştü. Anasız kuzulara, kol kanat olanların başına…

    Günlerini gün ettiler ama bir gün geldi, bunlar da adı kalanlara karışıp, hikâyeleri dillere destân oldu.