• " Zavallı bedeninin haksız bir şekilde, ruhunu esir almasını mı , yoksa ölümün ötesine geçerek , sonsuz huzura doğru Pırıl pırıl göklere yükselmesini mi tercih eder acaba..?” José Saramago
  • 672 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    Zaten her yerde, her şeyde olan Yaradan' a varmak için yola ne gerek var?

    Bazen fazla ilgi de organizmanın gelişimini engelleyebiliyor, belki de tembellik yüklüyordu..

    Ben demiyorum ki kimyasal dengesizlik diye bir şey yok ve ilaç tehlikelidir..
    Kullandığımız sudaki,diş macunundaki florür, yediğimiz domatesin kabuğuna ilaçlamayla bulaştırılmış zehirler yüzünden kimyasal dengemız zaten bozuluyor. Maruz kaldığımız tüm bu zehirler, ki bunlara çocuklarınıza yedirdiğiniz krakerlerden çikolatalara her yerde kullanılan glutamat, aspartat, sistein
    gibi beyin hücrelerını öldürdüğü ispatlanmış, onaylanmış aminoasitleri de ekleyın ve hesabı yapın. Depresyonda olmanız için
    özellikle dizayn edilmiş bir çevrenin içinde istatistiksel olarak
    bugüne kadar bir tek kişiyi bile iyileştirmediği kanıtlanmış bu antidepresanları, psikoterapik ilaçları kullanarak daha da hasta
    hale geliyorsunuz. Beyniniz çalışmayınca kontrol edilebilir oluyorsunuz!
    Anlamıyor musunuz?! Size yedirdikleri içirdikleri bu
    zehirlerle insanlığınızı, iradenizi öldürüyorlar!"

    "Ama acı çekiyoruz!" dedi Leyla, ağzından çıkan kelimeleri
    kontrol edemeyerek. Zeki karısına sarıldı. Paylaştıkları acıda
    sanki bir olmuşlardı.

    "Çektiğiniz acının kaynağını sorgulayın, kendinizi uyutmak
    yerine çabaya geçin. Size söz veriyorum, iki yıl içinde her şey
    değişecek. Acıdan kaçmayın, odaklanın. Acı odaklandığınızda küçülürken, ondan saklanmaya,görmezden gelmeye çalıştığınızda her tarafa yayılır, büyür. Sadece size değil, etrafınızdakı herkese bulaşır, Odaklanın ve anlayın, acı anlaşıldığında huzura dönüşür..

    Burası, her gün acıyan milyonlarca insanın şehriydi..

    Öyle öğretilmişdi ona. Herkesin yaptığını yapmanın doğru olduğu öğretilmiş, gelişmek için yaratılan beyni, adım adım, dinlediğini uggulamaya teslim olmuşdu..

    Çoçuğun zekası yaramazlığıyken, o yaramazlığı bastırmak için ilaç veriliyor!

    Mutluluk beyni bir kalkan gibi korurken, sahtesi resmen adım adım öldürüyordu beyni..

    Haksızlıktan doğmuş, yardım almamaktan köklenmiş, yalnızlıkla desenlenmiş bir kin.. Böyle giderse, ileride önüne gelen ne varsa yıkmaya hazır olacak güçte bir kin.
    Böyle doğmuyor muydu toplumun psikopatları, katilleri? Çoçuk yaşta yaşadıkları travmalarla, çaresizliklerle birer canavara dönüştürülmemişler miydi?

    Merakını kontrol altına alamayan insan, kaybetmeye daima adaydı..

    Yardım ederseniz bir şeyin eksikliği diğer bir şeyin fazlalığına dönüşebilir..
    Eksikliklerimize odaklanıp inancımızı kaybedersek yeteneklerimiz asla var olamaz.. Beslemek lazım, eksikliği ne olursa olsun, insanı beslemek lazım. Kolay değil ama başardığınızda hayatınızda keyif aldığınız her şeyden daha keyifli, daha huzurlu olacaksınız..

    İnsan yalnızdı. Ne kadar bir arada olursak o kadar yalnızlaşıyor, kalabalıkta kayboluyorduk..
    Bazen ağladığımızı kafamızın içindeki gürültüden kendimiz bile duymuyorduk..

    İnsanın içindeki karanlık dengezikle birleşince insanlık için daha da tehlikeli oluyor

    Seni yaralamak istemiyorum, ama beni yaralaman da izin vermem..

    Yaşadığımız her sıkıntıda, her hayal kırıklığında, her köşeye sıkışmışlığımızda fark etmemiz gereken, düzeltmemiz gereken bir yönümüz yüzümüze vuruluyordu..

    Çünkü birlikte olmayı seçtiğimiz insan, derinliğimizin, temizliğimizin ölçüsü, kimliğimizin özüydü..

    Fark ettim ki insana en büyük katkı ya yüreğini besleyenlerden ya da yüreğjnu dağlayanlardan geliyor..
  • Çürümeye yüz tutmuş, merdivenleri eksik tahta iskele, ağlar, kayıklar…
    Yüzü denize dönük üç baraka var. Kapıları, pencereleri, biriktirdikleri insan hikayeleri, ahları, gülerek hatırladıkları neşeli zamanları ve sırları elbette.
    İncir ağaçları bir tarafta, bir tarafta hüzün.
    Sessizlik. Huzura yakın bir şey.
    Ne ateşler yaktım tam şuraya.
    Ne balıklar temizledim. Şarkı da söylediğim oldu, yüksek sesle sövdüğüm de.
    En mavi sırdaşım deniz!
    Biliriz birbirimizi.
    Gecenin bir yarısı portatif iskemlede otururken otururken soyunmaya başlayıp suya girdiğim de oldu. Sözde deniz kızlarının ağlaştığı bir kaya varmış ileride oraya kadar yüzüp geri gelecekmişim.
    Hayal halbuki.
    Yok öyle bir kaya, hiç olmadı.
    Var gibi anlatırım yeri geldiğinde, adı da Kız Kaya’sı.
    Bilmiyorum diyenlere de dudak bükerim.
    O kaya bilinmez mi canım? Dümdüz üzeri…Altında karagözler, ispariler, işkineler.
    Tekneden denize düşmüştüm, aylardan Şubat’tı. Bir titremek arkadaaaş. Ateş oldu üzerimde kıyafetler.
    Bir sonbahar da elimi kesmiştim, derin hem! İzini saklarım hala.
    Bir yaz deniz kestanesi batmıştı ayağıma, acısını çeken bilir.
    Bir bahar uyuya kalmıştım çakılların üzerinde, yanmıştım.
    Kendi kendime gülmüştüm sonra, teşekkür etmiştim Yaradan’a farkında olduğum için ve pek çok insanın keyif almadıklarından keyif aldığım için.
    Sevmek, kıymet bilmek de var tabi.
    Küçücük koyun, altında yüzen türlü renkli balıkların, martıların, yosuna kesmiş kayaların.
    O kaybolmuşluk hissinin, ağaçların fısıldadığı şarkıların, ağlaşan martıların, gülümseyen yunusların, midyelerin, kefallerin, ayaklarımın dibine kıvrılan sahipsiz köpeklerin.
    Keyif almaktır zenginlik!
    Pastırma yazının sonlarına doğru ateşe bacaklarımı uzatmış, boş vermişken hayaletleri ağırladığım da oldu
    Denizden babam çıksa yerim denir de yıldızlı gecelerde yakamozlara dalıp gitmişken denizden kimin çıkacağı bilinmez!
    Günah çıkarmaya gelenleri, yalancıları, küçücük gel geç mertebeler uğruna ruhunu şeytana satanları kovuyordum hemen.
    Keşke azıcık daha kalsaydınız dediklerim de oluyordu.
    Kimini gözü yaşlı uğurluyordum.
    Kimiyle ben de gitmeyi, denizin üzerinde yürüyüp kaybolmayı umuyordum.
    O duygu da o ana ait.
    Bir nefes kadar kısa, bir ömür kadar uzun.
    Toprağı avuçlamak, gülerken ağlamak gibi.
    Çardağın altında gelip geçenleri izliyor, hayatlar biçiyordum yüzlerinin ifadelerine, attıkları adımlara, sürüklenişlerine göre.
    Sakızlı.
    Zilli
    Ayağı terlikli.
    Bıçkın
    Keyif çerçisi.
    En çok filozofları seviyordum.
    Avucuna aldığı çakıl taşına yarım saat bakan filozof gördüm.
    Sokak köpekleri ve kuşlarla konuşanları.
    Derdini şişelere anlatanlarla da oturdum, kehribar tespihini unuttuğu için geri dönenlerle de.
    Saroz’daydık, evi İzmir’deydi.
    Aldı, geldi!
    Aldatan sevgilisine ağlıyordu biri, biri ölen Siyam kedisine…
    İnsan ağlamak istedikten sonra?
    Çetin Altan bir akşam işten çıkmış evine geliyor. Merdivenlerde ağlayan komşu kadını görmüş.
    “Hayırdır” demiş.
    “İran Şahı, Prenses Süreyya’yı boşamış!”
    “Neden?”
    “Erkek çocuğu olmuyor diye.”
    Yüzü denize dönük üç baraka.
    Asma kilitli üç kapı.
    En mavi sırdaşım deniz!
    Biliriz birbirimizi.
  • -Filozoflar, felsefe, ölüme hazırlanmaktır, diyorlar.
    -Doğru, fakat çok defa ilmen bilip de tatbik edemedikleri bir söz... Gerçi bu düşünen kimselerin, bu tefekkür erbâbının içlerinde bir kaynama, hakikati bilmek için bir merak ve hareket olduğu muhakkak. Fakat bu kıpırdanış, ilmi ile âmil olmak, ilminin gerektirdiğini işlemek demek değildir. Onun için sırasında filozofun bilgisi, değil başkalarını, kendini dahi tatmin edip huzura kavuşturamaz.
    Kenan Rifai
    Sayfa 31 - Hülbe Basım ve Yayın
  • Canını sıkan bir şey var. İçin içini yiyor. Ve düşünüyorsun ki; eğer o problem gitseydi huzura kavuşurdun. Hepimizin bizi gece ayakta tutan bir problemimiz var. Onun hakkında düşünüyoruz ve diyoruz ki: “Eğer o problem gitseydi iyi olurdum.” Tahmin et ne oluyor? O problem gittiğinde başka bir tanesi gelecek. O gittiğinde bir başkası gelecek. Diğeri geldiğinde şöyle diyeceksin: “Bir önceki daha kolaydı. Bu da nereden geldi? Bu daha da büyük bir problem!” O’na güvenebildiğinde Allah sana ne veriyor? Problemlerini bitirmiyor. Bu hayatta problemler bir yere gitmeyecek. Eğer problemler gidecek olsaydı, Yakub aleyhisselam için bizden çok daha önce gitmiş olurlardı. Eğer imanımız olduğu için hiçbir problem gelmeyecek olsaydı, o zaman Meryem selamun aleyha’nın hiçbir problemi olmazdı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in problemleri olmazdı. Allah’a en yakın olan insanların hayatlarını çalışıyorsun ve bütün çalıştığın şeyler problemler... Gerçekten çok büyük olanlar. Bütün hayatları boyunca. Bütün çalıştığın şey bu. Öğrendiğin tek şey bir problemden diğerine, diğerine, diğerine, diğerine... Öğrendiğin tek şey bu. Yusuf aleyhisselam -Allah’ın harika, bilgili bir elçisi- yani çocukluktan beri problemler var. Çocukluktan itibaren problemler var. O soruyu sorup duruyorum. Allah’ın sana verdiği şey
    ne? Zorluğun tam ortasındayken tamamen Allah’a güvendiğinde ne elde ediyorsun? Bir taraftan insanlar sana diyor ki: “Allah sana kızgın, o yüzden bunlar oluyor. Allah senden nefret ediyor, o yüzden bunlar oluyor.” Diğer
    taraftan sen düşünmeye başlıyorsun: “Allah beni cezalandırıyor, o yüzden bunlar oluyor.” Tam o anda, Allah ile ilgili en iyi izlenime sahip olduğunda ve Allah ile olan sevgini, güvenini ve bağını devam ettirdiğinde, Allah’ın seni
    bırakmadığına inandığında Allah sana ne veriyor? “yehdi kalbehu” (64/11) Bu kişinin kalbini doğru yola iletir. Kalplerine hidayet verir. Size garanti verebilirim ki, probleminiz gittiğinde... Para sorunu ise para gelir. Sağlık problemi ise sağlık geri gelir. Aile problemi ise aile problemi gider. Bu dünyadaki iyi şeylerin
    hepsinin o bir hediyeye kıyasla hiçbir değeri yok. Ve o bir hediye: “yehdi kalbehu” (64/11) Kalbini doğru yola iletecek... Kalbin huzur içince olacak... Hayatta her ne olursa olsun yüzünde hep bir gülümseme olacak...


    Nouman Ali Khan

    https://youtu.be/rVoNiH1Pu6o