Protestanlık (bilhassa Kalvinist kolu), zaten bir şekilde mevcut olan kapitalist zihniyeti ve onun dışavurumu olan kapitalist ekonomiyi meşrulaştırmış, sonra bu meşruiyeti daha sıkıca Tanrı ile irtibatlandırıp kapitalizme (servet kazanma ve biriktirmeye) ivme kazandırmıştır ve o artık büyük harflerle "KAPİTALİZM" haline gelmiştir.
Ne var ki; Kapitalizm bir kez sağlamca yerleştiğinde bu dinsel meşruiyetten sıyrılmış, kendi meşruiyetini, kendi kaderini kendi sağlamıştır. Din'in kapitali (parayı) meşrulaştırmasının yerini, paranın parayı meşrulaştırması almıştır.
Kuruculara göre; "Batı Dünyası" nın, gündelik hayattan tutunuz da devlet hayatına kadar bütün kural ve kurumları "meşruluğunu" modern zamanlara kadar "din" den alıyordu. Yani tüm bunlarla ilgili "niçinlere" cevapları "din" veriyordu. Ya da "din" e verdiriliyordu cevaplar.
"Niçin" bir yöneticiye itaat etmeliyiz; din öyle dediği için... "Niçin" benim değilde senin servetin var; Tanrı öyle takdir ettiği için... "Niçin" yemek yemeye şöyle değilde böyle başlamalıyız; dinsel kitaplar öyle yazdığı için...