İncittiğin kimseden samimiyet, Aldattığın kimseden vefa, Su-i zanda bulunduğun kimseden de nasihat bekleme!
Hz. Ali

Kitapkolik, bir alıntı ekledi.
14 Nis 15:06 · İnceledi

Hz. Ali
"Kalabalıklar içinde bir kişiye nasihat etmek, ona hakaret etmek gibidir."

Çocukluk Sırrı, Adem Güneş (Sayfa 164)Çocukluk Sırrı, Adem Güneş (Sayfa 164)
Tubanur Dalan, Hz. Peygamber'den Gençlere 50 Nasihat'ı inceledi.
10 Oca 10:46 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 6/10 puan

Hakkında bir çok şey söylenebilecek bu kısa ve öz olan kitap hakkında yazarın sonsözde not düştüğü şu kısmı paylaşmak daha yerinde olacak.
Muhammed Ali Kutub diyor ki;
Sevgili Gençler..
Sizler umut kapısısınız. Sizlerin ciddi ve bilinçli atılımları, İslam'ın öğretilerine derin vukufiyetiniz olmaksızın bizler, cehaletin karanlıklarında bocalamaktan kendimizi alamayacağız. Ve tabi gelecek sizin için daha zalim ve karanlık olacaktır. Yitip gitmekten sakının!

KADERE DAİR İKİ RİSÂLE
KADERE DAİR İKİ RİSÂLE (Abdülmelik b. Mervân'ın Hasan el-Basrî'ye Gönderdiği Mektup ve Hasan el-Basrî'nin Abdülmelik b. Mervân'a Gön-derdiği (Cevabî) Mektup). TAKDİM
Yayına hazırlayıp tercüme ettiğimiz bu Risâle, Hasan el-Basrî‟nin baĢta kader meselesi olmak üzere, temelde itikadî/kelâmî görüĢlerini içeren en önemli ve en meĢhûr ese-ridir. Bu risâle Ġslâm dünyasında kader konusunda kaleme alınmıĢ en eski ve en orijinal vesîka olma özelliğine sahiptir. Julian Obermann‟ın deyimiyle, kader üzerine yazılan Mu‟tezile öncesi dönemdeki kaderî oluĢumla çağdaĢ olan bu Risâle, sa-dece Hasan el-Basrî‟nin elinden çıkmıĢ bir çalıĢma olarak kal-mayıp, aynı zamanda ilk dönem Müslüman kelâmına ait bize ulaĢan tek eserdir.1 H. Ritter tarafından “kaderî fırkasının bize kadar gelen yegâne orijinal vesikasıdır” Ģeklinde nitelenen2 bu kadîm Risâlenin bilebildiğimiz kadarıyla dünyada beĢ el yazma nüshası bulunmaktadır:
1- Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi‟ndeki nüsha.3 Bu nüsha, bizim yayına hazırlayıp tercüme ettiğimiz nüshadır ve bilebildiğimiz kadarıyla –bu Ģekliyle- dünyada ilk kez bizim ta-rafımızdan neĢredilmektedir. ġemsuddîn el-Kudsî tarafından H. 882 yılında kaleme alınan, Ahmed ġeyh Zâde tarafından vakfedilen, 238×149 (146×75) mm. ölçülerinde ve toplam ola-rak 13 varaktan oluĢan bu nüsha, hacim olarak daha sonra sözünü edeceğimiz Ġstanbul Köprülü Kütüphanesi‟nde bulu-nan nüshadan daha küçüktür ve onun bir bakıma özeti mahi-yetindedir. Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi‟ndeki nüshayı esas alıp, tahkîk ve tercüme ederek yayına hazırladığımız kadere dair bu Risâle iki mektuptan oluĢmaktadır:
I- Risâle içerisinde yer alan mektuplardan ilki, Emevî ha-lifesi Abdülmelik b. Mervân'a ait. Halife Abdülmelik b. Mervân, bu mektubunda, o güne kadar alıĢık olunmadık tarzda kader üzerine görüĢ beyân eden dönemin tartıĢmasız en meĢhur âli-mi sayılan ve ilmî, fikirleri, yaĢayıĢı, karizmatik kiĢiliği, zühd ve takvâsıyla öne çıkan Hasan el-Basrî'den, zamanlarında yo-ğun bir biçimde tartıĢılan kader konusuna iliĢkin, fikirlerini sormakta ve bu husustaki düĢüncelerini yazılı olarak kendisi-ne iletmesini istemektedir. II- Risâle içerisinde yer alan mektuplardan ikincisi ise, tabiîn döneminin en meĢhur âlimi Hasan el-Basrî (ö. 21/728)'ye ait. Bu mektup, kendi döneminin tartıĢmasız en önde gelen âlimi sayılan Hasan el-Basrî'nin kadere dair Abdülmelik b. Mervân'ın sorularına verdiği cevâbî mesajlarını içermektedir.
Yayına hazırladığımız bu Risâle'nin dünyada tek orijinal el yazma nüshası Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'de bulun-maktadır.4 Daru‟l-Kutubi‟l-Mısriyye'de bulunan bir diğer nüs-hası ise, Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunan söz ko-nusu bu nüshadan alınmadır ve bu nüshanın bir bakıma kop-yasıdır mahiyetindedir.5
Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'de bulunan bu Risâle, bildiğimiz kadarıyla orijinal haliyle ilk kez bizim tarafımızdan yayınlanmaktadır. Daha sonra iĢaret edeceğimiz üzere, Mu-hammed Ammarâ tarafından Resâilu'l-Adl ve't-Tevhîd içerisin-de yayınlanan nüsha ise,6 yukarıda sözünü ettiğimiz Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki orijinal nüshanın bir nevi kopyası olan Daru‟l-Kutubi‟l-Mısriyye'deki nüsha esas alınarak yayın-lanmıĢtır.7 Bu nüsha, Ammarâ tarafından her ne kadar Ġstan-bul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki orijinal el yazma nüsha esas alınarak yayınlanmıĢsa da, bizim metin üzerinde iĢaret ettiği-miz gibi, Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki nüshasıyla ara-larında bir takım farklılıklar bulunmaktadır.
2- Ġstanbul Köprülü Kütüphanesi‟ndeki nüsha.8 Bu nüs-ha, hacim olarak Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi‟nde bulunan ve tarafımızdan neĢre hazırlanan nüshadan daha geniĢ, daha büyük ve daha kapsamlıdır.
3- Daru‟l-Kutubi‟l-Mısriyye‟deki nüsha.9 Bu nüsha Ġstan-bul Ayasofya Kütüphanesi‟ndeki nüshadan alınmadır ve onun bir nevi kopyası mahiyetindedir. Muhammed Ammarâ tarafın-dan Resâilu'l-Adl ve't-Tevhîd içerisinde neĢredilmiĢtir.10 Daha önce de iĢaret ettiğimiz gibi, Muhammed Ammarâ tarafından Resâilu'l-Adl ve't-Tevhîd içerisinde neĢredilen nüshada her ne kadar Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki orijinal nüshanın bir nevi kopyası olan Dâru'l-Kütubi'l-Mısriyye'deki nüsha esas alınmıĢsa da, bizim metin üzerinde iĢaret ettiğimiz gibi, bu iki nüsha arasında farklılıklar bulunmaktadır.
4- Ġmam el-Hâkim Ebû Sa‟d el-Muhsin b. Kerrâme el-CüĢemî el-Beyhakî (H. 421/494)‟nin Şerhu Uyûni’l-Mesâil adlı eserinde yer alan “Mülahhas Risâle: Muhtasar/Özet Nüsha”. Risâlenin Daru‟l-Kutubi‟l-Mısriyye‟de, 27263 B Numarada ve 72-74 varak arasında bulunan bu muhtasar/özetlenmiĢ el yazma nüshası da Muhammed Ammarâ tarafından Resâilu'l-Adl ve't-Tevhîd içerisinde neĢredilmiĢtir.11
5- Tahran Üniversitesi Kütüphanesi‟ndeki nüsha.12 Bu nüsha Suleiman Ali Mourad tarafından hazırlanan Early Islam Between Myth and History Al-Hasan Al-Basri And The Formation of His Legacy In Calassical Islamic Scholarship adlı eserin sonunda neĢredilmiĢtir.13 Mourad, dipnotlarda diğer nüshalara da atıflarda bulunmuĢtur.
Sözünü ettiğimiz "Kadere Dair Ġki Risâle", Kâdî Abdulcebbâr‟ın Fazlu’l-İ’tizal ve Tabakâtu’l-Mu’tezile‟sinde14 ve Ġbnu‟l-Murtezâ‟nın el-Münye ve’l-Emel adlı eserinde15 kısmen yer almıĢtır.
Hasan el-Basrî‟nin kadere dair bu meĢhur Risâle‟si, H. Ritter tarafından DER ISLAM adlı Almanca dergide yayınlanan makalesin16 sonunda “edition critique”li olarak neĢredilmiĢ-tir.17 Yayınlandıktan sonra dünyada olağanüstü bir ilgiye mazhar olan bu nüshada, Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'n-deki nüsha ile Ġstanbul Köprülü Kütüphanesi'nde bulunan nüshalar18 esas alınmıĢtır.
Yukarıda da iĢaret ettiğimiz üzere, Risâle ayrıca Mu-hammed Ammarâ tarafından Daru‟l-Kutubi‟l-Mısriyye‟de'ki iki nüsha esas alınarak Resâilu’l-Adl ve’t-Tevhid içinde yayınlan-mıĢtır.19 Muhammed Ammarâ tarafından 1971 yılında Resâilu'l-Adl ve't-Tevhîd adlı eser içinde yayınlanan söz konusu nüsha ile bizim Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki nüshayı esas alarak yayına hazırladığımız nüsha arasında eksiklikler ve yer yer de farklılıklar bulunmaktadır. Esasen bizim bu risâleyi Ġstanbul Ayasofya Kütüphanesi'ndeki nüshayı esas alarak yayınlamamızın bir nedeni de bu iki nüshâ arasındaki farklılara iĢaret etmektir.
Ayrıca bu Risâle, Helmut Ritter‟in edition critique‟li metni esas alınarak Lütfi Doğan-YaĢar Kutluay tarafından “Hasan Basrî‟nin Kader Hakkında Halife Abdülmelik b. Mervan‟a Mek-tubu” adıyla tercüme edilerek neĢredilmiĢtir.20 Her ne kadar tercümede esas alınan iki nüsha birbirlerinden farklı olsa da, biz çeviride neĢredilen bu tercümeyi göz önünde bulundurduk.
Lütfi Doğan-YaĢar Kutluay tarafından neĢredilen bu Türkçe metin, Ethem Ruhî Fığlalı‟nın Çağımızda İtikadi İslâm Mezhepleri21 ve Mevlüt Uyanık'ın Sivil İtaatsizlik22 adlı eserle-rinde aynen yer almıĢtır.
KADERE DAİR İKİ RİSÂLE1 (Abdülmelik b. Mervân'ın Hasan el-Basrî'ye Gönderdiği Mektup ve Hasan el-Basrî'nin Abdülmelik b. Mervân'a Gön-derdiği (Cevabî) Mektup)
(1) Bu kıymetli nüshayı, Yüce Sultanımız, büyük hakan, karaların ve denizlerin hâkimi, Harameyni‟Ģ-ġerîfeyn‟in hiz-metkârı Sultan b. Sultan es-Sultanu‟l-Ğâzî Mahmud Hân sahîh ve Ģer‟î bir vakıfla vakfetmiĢtir. Bu nüshayı Harameyni‟Ģ-ġerîfeyn‟in müfettiĢi Ahmed ġeyh Zâde kaleme almıĢtır. Allah, her ikisini de yarlıgasın.2 Abdülmelik b. Mervân‟ın Hasan el-Basrî‟ye Kadere Dair Gönderdiği Mektup (2-a) Rahmân ve Rahîm Olan Allah‟ın Adıyla. Abdülmelik b. Mervân‟ın Hasan b. Ebi‟l-Hasan el-Basrî‟ye (Allah her ikisine de rahmet etsin) mektubu: Mü‟minlerin Emîri Abdülmelik‟ten Hasan b. Ebi‟l-Hasan‟a:
Selâm3 (esenlik) üzerine olsun… Kendisinden baĢka Ġlâh olmayan Allah‟a hamd, O‟nun kulu ve elçisi Muhammed‟e salât-u selâm olsun.
Bundan sonra; (2-b) senden daha önce geçen âlimlerin hiçbirinden duyulmamıĢ bir tarzda kader üstüne görüĢ beyân ettiğin Mü‟minlerin Emîri‟ne ulaĢtı. Biz, kendilerine ulaĢtığımız sahabeden (Allah onlardan razı olsun) hiçbirinin bu konuyu senin izah ettiğin gibi anladığını ve hakkında fikir yürüttüğünü bilmiyoruz. Oysa Mü‟minlerin Emîri, senin iyi halini, dindeki fazileti-ni, ilme karĢı olan anlayıĢ, istek ve titizliğini bilmektedir. Mü‟minlerin Emîri, (kadere dair) senden aktarılan görüĢü beğenmemiĢ (kabul etmemiĢ) bulunmaktadır. Bu nedenle bu konudaki fikrini Mü‟minlerin Emîri‟ne yaz. (3-a) Bu iddianda Rasûlullah (s)‟ın ashâbından birinin görüĢüne mi, kendi fikri-ne mi ya da Kur‟an‟ın doğruladığı bir hükme mi dayanıyorsun? Biz senden önce bu konuda tartıĢan veya fikir yürüten bir kimse (nin olduğunu) iĢitmedik (böyle bir kimseyi tanımıyo-ruz). Bu nedenle Mü‟minlerin Emîri‟ne bu konudaki görüĢünü bildir ve açıkla. Allah‟ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Hasan el-Basrî‟nin Abdülmelik b. Mervân‟a Kader‟e Dair Gönderdiği Mektup
Hasan el-Basrî, Allah ona rahmet etsin, Abdülmelik b. Mervân‟a (cevaben Ģöyle bir) mektup yazdı: (3-b) Hasan b. Ebî‟l-Hasan el-Basrî‟den Mü'minlerin Emîri Abdülmelik‟e… Allah‟ın selâmı üzerine olsun ey Mü‟minlerin Emîri! Zâtından baĢka Ġlâh olmayan Allah‟a hamd ederim.
Ġmdi; Yüce Allah, Mü‟minlerin Emîri‟ni salâha erdirsin. Onu Allah‟a itaat ile amel eden, Rasûlü (s)‟ne tâbi olan ve Al-lah‟ın emrettiği Ģeylere uymakta sürat gösteren idarecilerden kılsın. Mü‟minlerin Emîri, Allah onu salâha erdirsin, örnek olan, itimat edilen ve iĢlerinde kendilerine uyulan geçip gitmiĢ birçok iyilik ehli insanların birkaçı arasında yer alır. (4-a) Ey Mü‟minlerin Emîri! Biz, Allah‟ın emriyle amel eden, O‟nun hikmetini gözeten ve Rasûlullah (s)‟ın Sünneti'ne uyan geçmiĢ (selef) âlimlerden birçoğuna ulaĢtık. Onlar gerçeği inkâr etmez, bâtılı hak/gerçek gibi göstermez, Yüce4 Allah‟ın kendi nefsi-ne/Zâtına isnat ettiğinden baĢka Ģeyleri O‟na isnat etmez ve Allah‟ın yaratıklarına karĢı Kitabı‟nda gösterdiği delillerden baĢka bir delil getirmezlerdi. Sözleri Ģüphesiz doğru olan Yüce5 Allah Ģöyle buyuruyor: “Ġnsanları ve cinleri ancak bana ibâdet/kulluk etmeleri için yarattım. Onlardan ne bir rızık, ne de beni beslemelerini istiyorum.”6 (4-b) Yüce Allah, kendisine kulluk etmeleri için yarattığı kullarına ibâdet etmelerini em-retmiĢtir. Allah kullarını bir iĢ için yaratıp, sonra iĢle onlar arasına girmiĢ değildir. Zira Yüce Allah “kullarına karĢı zulme-dici”7 değildir. Daha önce geçen (selef) âlimlerden hiçbiri bu sözü inkâr etmemiĢ ve tartıĢmaya açmamıĢtır. Çünkü onların hepsi bu konuda tek bir fikir etrafında toplanmıĢ bulunuyor-lardı. Onlar, çirkin iĢleri (münker) emretmemiĢlerdir. Yüce8 Al-lah Ģöyle buyuruyor: “De ki: ġüphesiz Allah çirkin iĢler (münker) i emretmez. Siz bilmediğiniz Ģeyleri Allah‟ın üzerine mi atıyorsunuz? De ki: Rabbim adâleti emretti.”9 (5-a) O‟nun nehyi (yasaklayıĢı), hayasızlık (fahĢâ), çirkin iĢler (münker) ve azgınlık (bağy) sayılan Ģeylere yönelikti. “O, düĢünüp tutasınız diye sizlere öğüt veriyor.”10
Allah‟ın Kitabı, her (kalbi) ölmüĢ olan kimse için hayat, her tür karanlık için aydınlık (nûr) ve her tür cehâlet için de bilgi/ilimdir. Yüce Allah, Kur‟an ve Peygamber‟den sonra kul-ların mazeret olarak sunacakları bir hüccet/delil bırakmamıĢ-tır. Nitekim Yüce Allah Ģöyle buyurmuĢtur: “…Ölen açık bir delille ölsün, yaĢayan da açık bir delille yaĢasın. ġüphesiz Al-lah, hakkıyla iĢiten ve hakkıyla bilendir.”11
Ey Mü‟minlerin Emîri! Yüce Allah‟ın,12 “Ġçinizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için (cehennem el-bette bir uyarıcıdır). (5-b) Herkes kazandığına karĢılık bir rehîndir (her nefis kendi kazancına bağlıdır)”13 âyeti üzerinde iyice düĢün. Yüce Allah, insanlara kendisiyle ileri gitmek ve geri kalmak isteyecekleri bir güç vermiĢ; nasıl amellerde bulu-nacaklarını ve neleri haber vereceklerini görmek için de onları imtihana tabi tutmuĢtur. ġayet mesele, yanlıĢ düĢünce sahip-lerinin dedikleri gibi olsaydı, bu durumda insanların ileri gitme ve geri kalma imkânları olmaz; ilerleyenin yaptığı amele karĢı mükâfatlandırılması, geride kalanın da (yapması gerekirken) yapmadığı ameller konusunda kınanması söz konusu olmazdı. Çünkü onlar (yanlıĢ görüĢte olanlar) a göre, ileri gitme ve geri-de kalma gücü kendilerinden değildir. Zira bunlar (kendileri-nin değil) Rablerinin iĢidir. (6-a) Bu durumda (yanlıĢ görüĢte olanların bu iddiası doğru olsaydı, Yüce Allah), “Allah, zâlimleri saptırır”14 ve “…Allah onunla ancak fâsıkları saptırır. Onlar Allah‟a verdikleri sözü, pekiĢtirilmesinden sonra bozan, Allah‟ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beĢerî ve ahlâki tüm iliĢkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. ĠĢte onlar ziyana uğrayanların ta kendileri-dir”15 demezdi. Ey Mü‟minlerin Emîri! Yüce Allah‟ın, “Sözü din-leyip de onun en güzeline uyanlar var ya, iĢte onlar Allah‟ın hidâyete erdirdiği kimselerdir. ĠĢte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir”16 buyruğunu anlayarak üzerinde iyice düĢün. Yine Yüce Allah‟ın Ģu sözünü de dinle: (6-b) “Eğer kitap ehli iman etselerdi ve Allah‟a karĢı gelmekten sakınsalardı, mu-hakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naîm cennetle-rine koyardık. Eğer onlar Tevrat‟ı, Ġncil‟i ve kendilerine indiri-leni (Kur‟an‟ı) gereğince uygulasalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından bol bol rızık yiyeceklerdi.”17 Yine Yüce Al-lah Ģöyle buyurmuĢtur: “Eğer o ülkelerin halkları iman edip kötülüklerden sakınsalardı, göğün ve yerin bereket kapılarını yüzlerine açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de onları iĢle-dikleri günahlardan dolayı cezaya çarptırdık.”18 Ey Müminlerin Emîri! BilmiĢ ol ki, Allah kullara iĢleri mecbur kılmamıĢtır. (7-a) Fakat Ģöyle yaparsanız size böyle yaparım, böyle yaparsanız size Ģöyle yaparım, diyor ve, “(Ģöyle derler: Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse) cehennemde onun azabını bir kat daha arttır”19 âyetinde buyurduğu gibi, onlara ancak yap-tıkları amellerin karĢılığını verir (yaptıkları amellere göre onları cezalandırır veya mükafatlandırır). Fakat Yüce Allah insanlara yolu göstererek onları saptıranın kim olduğunu, (sapan kimse-lerin ağzından) “yine Ģöyle diyecekler: „Ey Rabbimiz! Biz önder-lerimize ve büyüklerimize itaat ettik de, onlar bizi yoldan sap-tırdılar”20 (Ģeklinde) aktararak bize açıklamıĢtır. Yöneticiler ve büyükler, onlara küfrü öneren ve onlar (doru) yol/hidâyet üze-re iken onları saptıranlardır. Zira Yüce Allah, (7-b) “Biz ona yo-lu gösterdik; (artık o) ya Ģükredici olur ya da nankör”21 bu-yurmuĢtur. (Yani kiĢi) ya bizim ona yol göstermemize ve nimet-ler vermemize Ģükreder, ya da nankörlük eder. (Bu hususta Yüce Allah Ģöyle buyuruyor:) “Her kim Ģükrederse ancak ken-disi için Ģükreder, her kim de nankörlük ederse, Ģüphe yok ki, Rabbim her Ģeyden müstağnîdir, büyük ihsan sahibidir.”22 Yi-ne Yüce Allah Ģöyle buyuruyor: “Böylece Firavun kavmini yan-lıĢ yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.”23 Sen de ey Mü‟minlerin Emîri, Allah‟ın dediği gibi, kavmini dalâlete sü-rükleyenin Fir‟avn olduğunu söyle. Bu konuda Allah‟ın sözle-rine muhâlefet etme. Allah‟ın kendisine izâfe edilmesine razı olduğunun dıĢında O‟na bir Ģey izâfe etme. Zira O Ģöyle bu-yurmuĢtur: (8-a) “Bize düĢen yalnızca doğru yolu göstermektir. ġüphesiz âhiret de dünya da bizimdir.”24 Hidâyet Allah‟tan, da-lâlet ise kullardandır.
Ey Mü‟minlerin Emîri, Yüce Allah‟ın Ģu âyet(ler)ini de iyi-ce düĢün! “Ve bizi hep o mücrimler (günahkârlar) dalâlete dü-ĢürmüĢtü (saptırmıĢtı).”25 “Sâmirî onları dalâlete düĢürdü (baĢtan çıkardı).”26 “Çünkü Ģeytan aralarına fesat sokar. ġüp-hesiz Ģeytan, insan için apaçık bir düĢmandır.”27 “Onu size ancak dilerse Allah getirir ve siz onu aciz bırakacak değilsi-niz.”28 Yani siz, baĢınıza geldiğinde Allah‟ın azabından kurtu-lacak değilsiniz ve ondan kendinizi de koruyamazsınız. Size azap geldiğinde, sizin için nasihat etsem/öğüt versem de, (8-b) nasihatimin/öğüdümün size bir faydası olmaz. Nûh (a.s.), kendilerine azap indiğinde ve azabı gördükleri esnada iman etmelerinin kavmine bir yarar sağlamayacağını bilmiĢtir. Yüce Allah, helâk ettiği kavimlerle ilgili Ģöyle bir açıklamada bulun-maktadır: “Fakat Ģiddetli azabımızı gördükleri zaman inanma-ları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan yasası budur. ĠĢte o zaman kâfir-ler ziyana uğramıĢlardır.”29 Bu Allah‟ın kanunu/yasasıdır. Azap müĢahede edildiği vakit, artık yapılan tövbe kabul edil-mez.
Yüce Allah‟ın, “Eğer Allah sizi saptırmak istiyorsa, (ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez). (Çünkü) O sizin Rabbinizdir (9-a) ve (nihayet) O'na döndürüle-ceksiniz”30 sözünde vârid olan “ğayy”den maksat “azap”tır. Yü-ce Allah‟ın, “Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, hevâ ve heveslerine uydular; onlar bu taĢ-kınlıklarının karĢılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki “Gayya” vadisini boylayacaklardır)”31 âyetindeki “ğayy (ı boyla-yacaklardır)” sözü, “elîm/Ģiddetli bir azaba dûçar olacaklardır” anlamındadır. Nitekim Araplar, “Falan kiĢi bugün ğayy‟a atıldı” dediklerinde, bu cümleden emîrin söz konusu kimseyi Ģiddetli bir Ģekilde dövdüğünü32 veya Ģiddetli bir cezaya çarptırdığını kastederler. Yüce Allah‟ın Ģu âyeti üzerinde de münakaĢa etmiĢlerdir: “Allah kimi doğru yola iletmek isterse, onun gönlünü Ġslâmi-yet‟e açar. Kimi de sapıklıkta bırakmak isterse, onun da gön-lünü darlaĢtırır, sıkıĢtırır ve bu adam (9-b) zorla göğe yükseli-yormuĢ gibi olur. Allah, inanmayanları iĢte böyle pislik içinde bırakır.”33 Bu âyeti bilgisizlikleri yüzünden Ģöyle tevil ettiler: “Yüce Allah sâlih amel iĢlemedikleri halde bazı insanların gö-ğüslerini (Ġslâm‟ı kabul etmeye) açmıĢ; bazı insanların da kü-für, fısk ve sapıklıkta olmadıkları halde, göğüslerini darlaĢtır-mıĢ ve sıkıĢtırmıĢtır. Bu kimselerin, (isteseler dahi), Allah'ın kendilerini mükellef kıldığı dinî yükümlülükleri yerine getirme imkânları yoktur. Bunlar ebediyen cehennemde kalacaklardır.” Ey Müminlerin Emîri! Hakikat câhillerin iddia ettikleri gibi de-ğildir. Rabbimiz kullarına karĢı en merhametli, (10-a) en âdil ve en kerîm olduğu için, onlara (kullarına) böyle yapmaz. O, “Allah bir kimseye gücünün yetmeyeceğini yüklemez. Herkesin kazandığı iyilik kendine, iĢlediği fenâlık yine kendinedir”34 bu-yurmuĢken, nasıl kullarına karĢı bunu yapar (gücünün yet-meyeceğini yükler)? O, insanları ve cinleri Kendisi'ne ibâdet etsinler diye yaratmıĢtır. Allah kullarına, kendilerine teklif etti-ği ibâdetlerin birkaç katını yapabilecek kudrette iĢitme, görme ve sezme kabiliyeti vermiĢtir. Ġnsanlardan her kim emrolunduğu Ģeyler hususunda itaat ederse, Allah, emredilen Ģeyleri yapan kimsenin, yaptığı iyiliklerinin karĢılığı olarak bu dünyada göğsünü Ġslâm‟a açar; ona iyi amelleri yapmayı kolay-laĢtırır; (10-b) küfür, fısk ve isyân gibi fiilleri yapmayı da zor-laĢtırır. Büyük olsun küçük olsun, taat bakımından bu merte-beye ulaĢan herhangi bir kimse hakkında Allah‟ın hükmü böy-ledir. Yüce Allah, tövbe ve itaate güç yetirdiği halde, dünyada kendisine emredilen Ģeyleri yapmaktan imtinâ edip küfre de-vam eden kimsenin göğsünü, sanki o kimse göğe yükseliyor-muĢ gibi, daraltır/sıkıĢtırır. Bütün bunlar, onun bu dünyada irtikap ettiği küfür ve sapıklığının cezasıdır. (11-a) Tövbe, Al-lah‟ın emrettiği ve insanları davet ettiği bir iĢtir. Küfür ve fâsıklıkta ileri dereceye varmıĢ olan bir kimse hakkında Al-lah‟ın hükmü yine böyledir. Ey Mü‟minlerin Emîri! Yüce Allah Kitabı‟nda, kullarına rahmet olarak ve onları kabul edilmesini umdukları amellere teĢvik etmek üzere “ferahlık” ve “darlığı (sıkıntıyı/stresi)” zik-retmiĢtir. Yüce Allah hikmeti gereği, yapmayı istedikleri amel-lere yönlendirmek üzere, kullarının göğüslerine ferahlık ver-meyi murad etmiĢtir. Yine hikmeti gereği göğüslere sıkıntı vermeyi de murad etmiĢ, (fakat) bunu onlara açıklamamıĢtır. Bunun sebebi, onların (kendilerine sebepleri açıklanmamıĢ olan hususların açıklanması yönündeki) beklentilerinin önünü kesmek içindir. Yoksa onları Kendi rahmet (11-b) ve fazlın-dan35 ümitsiz olmaları, durumlarını düzelttikleri takdirde ken-di af, mağfiret ve kereminden mahrum etmek için değil. Yüce Allah Kitabı'nda bu hususu beyân ederek Ģöyle buyuruyor: “Allah, rızasını gözetenleri onun (Kitap)la, selâmet yollarına eriĢtirir ve onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır. On-ları doğru yola iletir.”36 Peygamber (s)‟in sahabelerinden olan geçmiĢ/önceki Müslümanlar Allah‟ın kelâmına bağlıydılar; ondan hiçbir Ģeyi inkâr etmezlerdi ve onun hakkında tartıĢmazlardı. Çünkü on-lar bir tek görüĢ üzere ittifak etmiĢlerdi. (12-a) Onunla ne bir gerçeği (hakk) inkâr ederlerdi, ne de bir bâtılı gerçek olarak gösterirlerdi. Allah‟ın kendi nefsine atfetmediği bir vasfı O‟na nispet etmezlerdi. Allah‟ın yaratıkları aleyhine delil olarak gös-terdikleri dıĢında baĢka bir delil göstermezlerdi. (Hasan el-Basrî) Mü‟minlerin Emîri‟ne, insanlar kaderi inkâr ettikleri dönemde, bu hususta (kader üstüne) konuĢtu-ğunu söyledi. Bid‟atçiler (dinde daha önce olmayan yeni görüĢ-ler ileri sürerek dine eklemlemelerde bulunanlar), dinleri hak-kında tartıĢma yaptıklarında, ben onların söyledikleri ve uy-durdukları görüĢlere karĢı aksi yönde Allah‟ın Kitabı‟ndan âyetler zikrettim. (Yine Hasan el-Basrî) Mü‟minlerin Emîri‟nin inkâr etmediği, aksine bildiği ve (12-b) Kitap (Kur‟an) ve Rasûlullah (sa.v.)‟ın Sünnet‟inde bunu tasdîk eden delilleri bil-diği Ģeyleri de zikretti. Dolaysıyla Allah‟ın Kitabı‟ndan sonra bu konuya dair Ģifa verici (doyurucu) deliller Hasan‟ın risâlesinde/mektubunda vardır. Ey Mü‟minlerin Emîri! Yüce Allah hidâyetine hidâyet, ilmine ilim katsın ve onu anlayıp in-celeyesin diye Hasan‟ın risâlesinden bir nüshayı sana gönder-di. Onu anla ve üzerinde iyice düĢün. Hem kendin ve hem de Müslümanlar için aklın ve görüĢünle onunla amel et. Risâle/mektup hakkında herhangi bir Ģüphe yaratma. Çünkü bu risâle/mektup, ondaki Allah‟ın adâletini kabul edip akleden ve üzerinde iyice düĢünenler için gayet açıktır.
37Bil ki, Hz. Peygamber (s)‟in sahabelerinden ve geç-miĢ/selef âlimlerinden (13-a) bilgi elde edenler arasında Hasan kadar Allah‟ı bilip tanıyan, O‟nun dinini anlayıp algılayan ve Kitabı‟nı okuyup tefekkür eden kimse yoktur (kalmamıĢtır). Bununla birlikte Hasan, düzgün bir hale sahiptir. Dinde güve-nilir, emîn ve Müslümanların dertleriyle dertlenen biridir. Hem âhirette ve hem de dünyada sevabını Yüce Allah‟tan bekleyece-ğin bir biçimde ona ikramda bulun.
Bu mektubun (Risâle'nin) sonudur. Yüceler yücesi olan Allah‟tan daha büyük ve güç sahibi bulunan hiç kimse yoktur. Allah‟ın dilediği olur, dilemediği ise olmaz. O‟ndan mağfiret di-liyorum. O‟nun hoĢuna gitmeyen her tür söz ve amelden tövbe ediyorum. (13-b) Âlemlerin Rabbi olan Allah‟a hamd olsun. O‟nun salat ve selamı Efendimiz Hz. Muhammed (s), tertemiz ailesi ve ashabının üzerine olsun.38(Bu risâle), Yüce Rabb‟in mağfiretini dileyen fakîr kulu ġemsuddîn el-Kudsî tarafından, Rebîulâhir H. 882 senesinde yazılmıĢtır

PEYGAMBER EFENDİMİZ ( SAV ) İN HZ ALİ (RA ) HAZRETLERİNE NASİHATLERİ

Hz Ali diyor ki, bir gün Resulullah (sav) beni huzuruna çağırarak şöyle buyurdular:
peygamber efendimiz (sav)‘in Hz. Ali'ye nasihatleri
- Ya Ali senin bana yakınlığın Harun peygamberin Musa (as)´a olan
yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim.

Dinlersen şükür edenlerden olur ve şehit olursun. Allahü Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir, dedi ve şöyle devam etti:

YA ALİ MÜMİNİN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Namaz kılmak
- Oruç tutmak
- Zekat ve sadaka vermek


MÜNAFIKTA ÜÇ ALAMET VARDIR
- Namazı yalnız kılarken yanlış ve noksan kılar. Toplum yanında kılarken tam ve düzgün kılar.
— Kendisini övenlerin yanında işlerini düzgün yapar
- Cenabı Hakkı toplum yanında zikreder yalnız kalınca unutur.


MÜNAFIKTA ÜÇ ALAMET DAHA VARDIR
- Konuştuğu söz yalandır
- Verdiği sözde durmaz
- Emanete hıyanetlik eder


ZALİMDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Kendisinden zayıf olanları ezer
- Gücü yettiği kadar başkalarının malını zorla alır
- Nereden yiyip içtiğini, giyip kuşandığını incelemez. Haram helal
demez ne bulursa alır.


KISKANÇLARDA ÜÇ ALAMET VARDIR
- Toplumda bir kimseye yaltaklanır
- Herkesin arkasından gıybet eder çekiştirir
- Başına bela gelenlere sevinir


TEMBELLERDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Allah´a ibadet ederken tembellik eder, hiç neşe duyamaz
- Yaptığı ameli kusurludur ve boşa gider
- Namazı vaktinde kılmaz geçirir


TEVBE EDEN KİMSENIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Haramlardan sakınıp uzaklaşır
- İlim öğrenmeye hırslı ve azimli olur
- Göğüsten çıkan süt tekrar gerisin geriye girmediği gibi o da tevbe
ettiği günaha bir daha dönmez.


AKILLI KİMSEDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Dünyaya değer vermez
- Sıkıntı eza cefa çeker de şikayet etmez
- Sıkıntı ve musibetli anlarda sabır ve tahammül gösterir


SABIRLI KİMSEDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Kendisini arayıp ziyaret etmeyenlere gidip ziyaret eder
- Kendisine zulmedeni bağışlar
- Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur


AHMAK KIMSENIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Farzlarda tembellik eder
- Faydasız boş şeyleri çok konuşur
- Merhametsizdir. Mahlukata çok eziyet eder


İYİ KİMSELERİN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Yediği helaldir
- Kendi şehrinde ilim meclislerinde bulunur
- Beş vakit namazı cemaatle kılar


BEDBAHT KİMSENIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Yediği haramdır
- İlimden nasibi yoktur
- Namazı özürsüz yalnız başına kılar


İYİ İNSANLARIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- İbadetlerini zamanında yerli yerinde yapar
- Haram olan şeylerden uzak durur
- Kendisine kötülük yapan kimseye iyilik eder


KÖTÜ OLAN KİMSENİN DE ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Allah´ın emirlerine karşı tembellik eder.
- Herkese zararı dokunur
- Kendisine iyilik edene kötülük eder


SALİH KİMSEDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Bilgisiyle amel edip dinini kuvvetlendirir
- Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir
- Cenabı Hakka karşı güzel amelde bulunur, O´nu hoşnut eder


MÜTTEKİ KİMSEDE ÜÇ ALAMET VARDIR
- Kötü insanlardan uzaklaşır
- Yalan söylemekten sakınır
- Harama düşerim korkusuyla helalden bile sakınır


GÜNAHKAR KİMSENİN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Bütün işlerinde yanılgı içindedir
- Oyun ve çalgı ile uğraşır
- Unutkan olur


KALBİ KARARMIŞ OLANIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Zayıflara acımaz, düşkünleri esirgemez
- Aza kanaat etmez, hiç doymaz olur
- Kendisine öğüt ve nasihat tesir etmez


DOĞRUNUN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- İbadetleri gizli yapar, gösterişten sakınır
- Musibetleri gizler, Sıkıntısına sabreder
- Dili zikirle meşgul olur


FASIK ADAMIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Fitne ve fesadı sever
- Halkın hastalık ve musibete uğramasını sever
- İyi işlerden uzak durur


SÜFLI-AŞAĞI KİMSELERİN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Akrabasını azarlar, onlarla çekişir durur
- Komşularına eziyet verir
- Günah işlemeyi sever


ALLAH´IN SEVMEDİĞİ KİMSE DE ÜÇ İNSAN VARDIR
- Çok yalan söyler, yalan yemin eder
- Halka sıkıntı verir
- Başkasının sırtından geçinmek ister


ABİD OLANIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Allah´ın büyük, kendinin pek küçük olduğunu düşünür
- Nefsinin isteklerine son verir
- Allah rızasını kazanmayı gaye edinir


İHLAS SAHİBİNİN ÜÇ İNSANI VARDIR
- Gücü yeterse affeder
- Malının zekatını verir
- Sadaka vermeyi sever


CİMRİ DE ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Aç kalmaktan korkar
- Dilenciden korkar, bir şey verince fakir olacağım der.
- Kendisine iyilik edene içinden kin besler


SABIRLI İNSANDA ÜÇ ALAMET VARDIR
- İbadetlerde sabırlı olur
- Günahları bırakmakta sabırlı olur
- Allah´tan gelen musibetlere sabırlı olur


FACİR ADAMIN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Çok yemin etmekle öğünür
- Kadınları aldatır
- Herkese çok iftira eder


YA ALİ SENİ SEVENDE ÜÇ NİSAN VARDIR
- Malını senin yoluna sarf eder
- Canını senin yoluna feda eder
- Senin sırrını gizler, kimseye açmaz


KAFİRİN ÜÇ ALAMETİ VARDIR
- Allah´ın dininden şüphe eder
- Allah´ın sevdiklerine düşmanlık eder
- İbadetlerden gafil olur, ibadet bilmez


AFFEDİLENİN ÜÇ İNSANI VARDIR
- Allah´ın azabından korkar
- Allah´ın kahrından korkar
- Sırf Allah için edilen nasihatlerden titrer

Ya Ali, Allah indinde insanların hayırlısı, en iyisi herkese faydası
dokunandır. En kötüsü de, kin tutan, intikamcı ve daima dargın duran kimsedir.
Allah´ın buğzettiği en kötü kimse de, ömrü uzun olup, ameli çirkin olandır.
Bu kimselerin dışı günah süsü ile güzel, içi günah pisliğiyle doludur.
Ya Ali bundan daha kötüsü şerrinden kurtulmak için kendisine ikram olunan kimsedir. Bundan daha kötüsü zenginlere ikram edip fakirleri hiçe sayan kimsedir. Zenginlere çeşitli, renkli sofralar hazırlayıp yedirirler. Fakirlere karşı hiç cömertlik etmeyen, bir parça ekmek bile vermeyen kimsedir.
Bundan daha kötüsü yalnız başına yiyip kimseye bir şey vermeyen kimsedir.
Ya Ali fazilet günahları terk etmektir. Cenabı Haktan korkmanın alameti haramlardan sakınmak ve uzak durmaktır.

Doğru söyleyen kimsenin alameti, bir kimse ona doğru söyledin diye kızsa darılsa veya onu sevse, ona muhtaç olsa bile yine de doğru söylemesidir.


YA ALİ BEŞ ŞEY VAR Kİ GÖNLÜ ÖLDÜRÜR
- Çok yemek
- Çok uyumak
- Çok konuşmak
- Çok gülmek
- Rızık için korkmak


BEŞ ŞEY KALBİ KARARTIR
- Günah üstüne günah işlemek
- Tok olduğu halde yine yemek
- Zulümle mal yığmak
- Namazları vaktinde kılmamak
- Sol eliyle yemek-içmek


BEŞ ŞEY UNUTKANLIK GETİRİR
- Fare artığını yemek
- Kıbleye karşı ufak su dökmek
- Duran suya ufak su dökmek
- Kül üzerine ufak su dökmek
- Haram ile geçinmek


BEŞ ŞEY KALBİ NURLANDIRIR PARLATIR
- İhlas suresini cok okumak
- Az yemek
- İlim meclisinde bulunmak
- Az pişmiş ekmek yemek
- Gece namazı kılmak


BEŞ ŞEY DAHA KALBİ NURLANDIRIR
- İlim meclisinde bulunmak
- Elini yetim başına sürmek
- Gece seherde çok istiğfar etmek
- Az yemek-içmek
- Çok oruç tutmak


BEŞ ŞEY GÖZÜN NURUNU ARTTIRIR
- Kabeye çok bakmak
- Kur´an-ı Kerim´e bakmak
- Anne-babanın yüzüne bakmak
- Alimin yüzüne bakmak
- Akar suya bakmak


BEŞ ŞEY İNSANI İHTİYARLATIR
- Çok borçlu olmak
- Gamı kederi çok olmak
- Çok güzel koku sürünmek
- İbadet üzüntüsü bol olmak
- Çok balgam gelmek

Ya Ali cennet kapısında gördüm ki, ´´ kim nefsinin arzu ve isteklerini
ret ederse, onun makamı yeri cennettir ´´ yazılıydı.

Cehennem de: Ya Rabbi, beni niçin yarattın? diye sorar. Cenabı Hak: Cimri ve kibirli olan kimseler için seni yarattım, buyuruyor.

Ya Ali, Allah´ın rızası, ana - babanın rızasında, gazabı da anne- babanın gazabında gizlidir.

Ya Ali, komşuna kâfir olsa bile yardım et.

Ey cennet yolcusu kardeş; Acaba sen hangi sınıftansın. Kendini hangi beşin, hangi üçün içinde buluyorsun. Eğer okuduklarını unuttun ise yeniden bir kere daha oku ve yerini tespih et.

Kara kalpli, siyah yüzlü müsün? Yoksa kalbi parlak, yüzü nurlulardan mısın?
Kendini öğren hangi zümre ve sınıftansın?

CENABI ALLAH BİZLEİ RAZI OLDUĞU KULLARIN ZUMRESİNE İLHAK EYLESİN

Sergen Özen, Dirilt Kalbini'yi inceledi.
 04 Kas 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Nice Alim dediğimiz kişiler var ki kalıplaşmış arkaik şeyleri sürekli tekrar etmekten başka bir şey yapmazlar. Ağır bir din dili kullanıp, üst perdeden nasihat buyuran, samimiyetsiz ağır bir üslupla hitap etmeye çalışmış ve daha kötüsü belirli bir kitle yakalayabilmişlerdir. Dini kitaptan değil de, “İnsanlar”dan görerek araştıran ve inanan insanların daha da uzaklaşmasını sağlayan yegane kişiler maalesef. “İnsanlar” aslında sorgulama adı altında sadece kullanıyor bana göre. “İslam ülkeleri bu durumdayken İslam nasıl hak bir din olur? Eğer İslam buysa Müslümanlar neden Batı’nın gerisinde kaldı? Kimilerinin ağzında pelesenk olan, kimilerinin inansa da inancını zedeleyen durumlar… Gazali, İbn Arabi ve Geylani gibi milyonlarca insanı etkileyebilen büyük mütefekkirler bugün belki yok ama onların geriye bıraktığı eserler bugün halen benzersiz kaynaklar durumundadır. Kur-an’ı derinden anlayabilmek ve yorumlayabilmek için Mektubat, Ihya-u Ulumid-din, Riyazu’s Salihin gibi kitaplar yegane kaynağımız olması gerekir diye düşünüyorum.

“Eğer gerçekten inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz." (Âl-i İmran, 3/139) ayeti Müslümanların geri kalmışlığını adeta özetler nitelikte. Müslümanlar olarak gerçekten inanan toplumlar olamadığımız için bir Gazali çıkmıyor içimizden, böyle olduğu için Dini insanları gözlemleyerek anlama yanlışına düşüyoruz. Görüyoruz ki açlıktan ‘ağlayamayan’ çocuklar ve onları görmezden gelen, hiçbir mülteciye kapı açmayıp, bir robota vatandaşlık verebilen körfez babaları var. Ve bu Aptallar furyası ile İslam’ı bağdaştırarak lekeleyen bilinçsiz güruh toplulukları var.

Öğrenmek ve gerçeğe gözlerini kapatmak istemeyen için ne kadar sınırsızca şey var aslında! Yeter ki kibirlenmeden görmek isteyelim. Yeter ki samimiyetine, üslubuna güvendiğimiz, nasihatlerin hayatımıza dokunmasını sağlayacak kişileri bulabilelim. Amerika’da yaşayan Müslümanların üslubuna güvendiğim ve feyz aldığı bir Alim var: Nouman Ali Khan. Nasihatlerin hayatlarımıza yansımasını sağlayan, durum küçümsemeyen, aksine anlayan samimi ve bilge bir üslup. Kuran ayetlerinin damıttığı kıymetli dersleri ihtiva etmesiyle Kur’an’ın harikulade üslubuna daha da yaklaştıran bir anlatımı var. Duayla ilgili bir yanılgıdan bahsediyor öncelikle. “Nasıl olur da benim duamı kabul etmez?” Duanın kabul edilip edilmemesinin bizim için mutlak doğru olduğunu bilmediğimizi Hz Eyyub’un Hastalıktan kırılmış halde ettiği şu duasıyla anlayabiliyoruz: “Ey Allah’ım zarar bana dokundu.” Hastalığı için Allah’tan isteyeceği şifanın onun için doğru olup olmadığını bilemiyor. Şer dediğimiz ve bir an önce geçmesini istediğimiz şeyler bizim için hayır olacak güzel bir vesileye dönüşebilir. Hz. Eyyub'un bu olağanüstü kadere teslim ve inayetinden bunu anlıyoruz.

“Size verdikleri için müteşekkir olduğunuzda dertlerinizle bizzat Allah ilgilenir."

İnsanların yapmaktan hoşlandıkları diğer bir şey: Eleştiri. Birini tenkit ederek kendisini yücelten insanlar... Bir eleştiri kültürü alıp başını gidiyor, bilen bilmeyene herkes şikayet üzerine proglamlanmış gibi. Çuvaldan yapılan bir eleştiri hakkı gözetmez. Asr suresindeki “Vetavasav’bil Hak”ı gözetmez. Peki yapıcı bir eleştiri? Bunu sadece sevdiğin kişiye hakkı gözeterek yapabilirsin. Tabii o da “Dur bakalım, sen kime nasihat veriyorsun?” demezse eğer. Khan’a göre eleştiri, hakkı gözeterek sevdiğin kişi üzerine olmalıdır. Aksi halde başkasına yaptığın bir eleştiri yerini bulması zordur ve yanlış anlamaya açıktır. Bunun aksine bazen de hakikati gizliyoruz. Ya onu incitirsem korkusu yüzünden. Bu sevmek değil, bu kendimizi aldatmak. Gerçeği iyi olsun, kötü olsun sevdiğimiz kişiye açmayarak ona kötülük etmiş oluruz. Bunlarla beraber eleştiri ve öğüt birbirine paralel. Öğüt alabilmek tevazu gerektiren bir şey...
Kitaptaki bir kıssa Hz. Ömer’in derin tevazusunu gözler önüne sermekteydi. Ömer bir gün yolda yürürken, bir evde içki içen bir adam görmüştü, eve girdiğinde adamı böyle yaptığı için ayıplayınca, adam şu cevabı verdi Hz. Ömer’e. “bire üç!” Hz. Ömer “Ne demek istiyorsun?” deyip anlayamadı. Adam, “Bire üç günah! Önce evime baktın ki bir Müslümanın başka bir Müslümanın evine bakması haramdır. Sonra içki içtiğimi iddia ederek zanna düştün. Ve yine bir Müslümanın evine izinsiz olarak girdin, haber vermedin. Hz. Ömer makamın ayrıcalığı olmasına rağmen “dur bakalım, kime, ne diyorsun?” demedi çünkü tevazu sahibi ehil bir kişiydi, Vetavasav’bil Hak’ı gözeten büyük insanlardan biriydi.

Acaba günde kaç yüz kez zanda bulunuyoruz? “Zannederim ki öyle yapmıştır. Onun öyle olduğundan emin değilim ama göreceksin sonucunu. Kesin öyledir bundan eminim. Bu işi kesin yapamamıştır. vs vs. Bir şey hakkında zanda bulunuluyorsa o şey hakkında emin olunulmaz . Kesin bir bilgi yok. Kötü olan bunun varsayım olmaktan çıkıp yargımızın kesinliğine inandığımız bir noktaya ulaşmasıdır.

İnsanlar hakkında zanda bulunmak ile ilgili büyük bir kısım ayırmış eserinde Nouman Ali Khan. Toplumsal ve bireysel olarak yüzleşmemiz gereken, unuttuğumuz bir takım şeylere epey yer vermiş. Okurken konferans konuşması dinlemiş gibi oldum, konuşmasıyla yazısı arasında hiçbir fark yok. Dili çok dostça, bunu hep söylerim. Amerika’daki birçok Müslüman kitleye hitap etmeye devam ediyor kendisi. Bu arada Zakir Naik’i de unutmayalım, o da Abd’de yaşayan büyük bir alimdir.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye bir laf vardır. Ne egoistlik ama! Bugünkü toplumun en çok benimsediği şey bana göre. Ve en tiksindiğim şeydir aynı zamanda. Yoksullar şöyle bir yana, bunun yüzlerce örneğiyle karşılaşmıyor muyuz? Sokakta ve caddelerde ağlayan bir çocuk görmek normal oldu. Bir şiddet olayıyla karşılaşıldığında hemen cep telefonuna sarılıyoruz, sosyal medyadaki bireylerin görmesi ilk tercihimiz. Bilgisayardan bütün haksızlıklara verecek cevabımız var aslında, ama gerçekte yok, çünkü korku var “Başıma iş açarım” korkusu hakkın önüne geçti. Bir kişi herhangi bir yerde haksızlık görse kendisinin başına gelmediği için umurunda olmuyor. “Kendin için istemediğin şeyi mümin kardeşine yapma” hadisinin ehemmiyeti kayboldu artık. Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmamalıyız. Birinin kandırılmasına göz yumuyorsak insanlığımızdan ne kalır? İnsanların sömürülmesine, açlara, miskinlere, yetimlere, haksızlığa uğrayanlara, bir insan, bir mümin sessiz kalamaz…

Gelirimizi nasıl elde ettiğimiz, onu nasıl harcadığımız ve ticarette birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuz dinimizin öncelik sırasında en başta yer alıyor. Hiç düşünmeden harcama yapmak, Eğlenceye binlerce lira para yatırmak, miskinlerin yoksulların hakkını gözetmemektir ki bu da günahtır. Kendini düşünmektir. Her gün aç uyuyan BİR MİLYAR insanın hakkına girmektir. Gereksiz harcama ziyan, eğlence aşinası olup para akıtmak ise şeytanın oyuncağıdır. Buralara para akıttığımızda o sektörleri zengin etmiş oluyoruz. Onlar zengin olunca şeytanın işleri toplumda başarı kazanıyor. Ziyan içinde olmak, sürekli tüketmek tatminsiz bir ruh halini getirir. Allah bundan muhafaza etsin.

Paris hakkında düşünceler bölümünde Charlie Hebdo saldırısından yola çıkılarak, biz Müslümanların ‘İncinme’ hakkımızın olduğunu belirtmiş Nouman Ali Khan. Bugün aşırı gerici dediğimiz, Hz. Ali’yi şehit etmiş Haricilerin devamı gibi bir zihniyet var. Öldürmeyi kendilerine çocuk oyuncağı yapan caniler. Fakat küçük bir kusur gördüklerinde “Şeriat”a uygun değil diyerek, yakan yıkan, öldüren kara cahil insanlar… Batılıların, Müslümanları genel bir kefeye sokarak “Terörist” yaftasını vurmaları harici zihniyetin dünya Müslümanlarına yaptıkları en kötü tahribat ne yazık ki. İçler acısı bir olay. Müslümanların kötü gösterilmeye çalışıldığı bir dönemde İncinme hakkı daha bir önem arz ediyor. Aslında her mesele için olsa gerek. Kendisine kötü bir şey söylendiğinde ateş püskürmek yerine sükût etmeyi tercih eden kaç kişi vardır? Günümüzün birtakım kötü olayların ana sebebi bir insanın seviyesizliğe karşı seviyesizce bir cevap bulma çabası içinde olmasıdır. Bir cevap vermezse aşağılanacağını düşünür çünkü. Hele ki bir topluluk içindeyse mutlaka cevap vermesi gerekir, yoksa “üstat cevabı yapıştırdı” derler. Böyle bir görüş hakim, insanların seviyesizlik, üslupsuzluk karşısında susarak en büyük cevabı vermesi bir nevi aptallık olarak adlandırılmaya başlandı. Bu çok yanlış bir karar, fakat özgürlük adı altında yapılan hakaretlere karşı kayıtsız kalacağımız anlamına da gelmemelidir bu. Bunları yapmanın bir üslubu, bir adabı muhakkak ki var. Yeter ki okuyalım ve bir şeyleri artık yakından görelim.

___________________________________


İçinde yaşadığımız dünyanın çoğu zaman bunaltıcılığı bana öteki dünya kavramını hatırlatır. Vaktime hürmet etmeyi öğretir. İyilik için acele etme içgüdüsü verir. Ahireti hatırlamak insana ister istemez bir aciliyet duygusu verir. Kur’an’ı birkaç kez değil, her zaman okunması gerektiğini hatırlatır.

Ne çok şey belirdi böyle! sadece hatırlanmadı, öğrenildi de, “Bu zamana kadar neredeydim?” diye düşünmeme sebebiyet verdi. Allah, Nouman Ali Khan’dan razı olsun. Umarım yaptığınız tefekkürün faydası olur.

ÇEŞİTLİ TAVSİYELER
-Çok konuşmak dili kaydırıp şaşırtır, dostları usandırır. (Hz. Osman)

-İki şey ebediyen devam eder; Musibetler ve ihtiyaçlar. (Hz. Osman)

-Ecelin mutlaka geleceğini bilen, amelini artırır. (Mansur bin Ammar)

-Nefsinin arzularına göre hareket eden mahvolur. (Mansur bin Ammar)

-Ey kardeşim; sen, fikirden ve düşünceden ibaretsin. Senin insanlığın bunlardandır.

-Geri kalan sinir ve kemiktir ki, onlar, hayvanlarda da vardır. (Mevlâna Celàleddin-i Rumi)

-Ağaçlar çok ama hepsi meyve vermez, meyveler çok ama hepsi tatlı değildir, ilim çok ama hepsi faydalı değildir. (Hz. İsa)

-Doğru bir kişiliğe eğri söz yakışmadığı gibi; doğru söze de eğri kişilik yakışmaz.

-HAYATIN BEDELİ uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır.

-BİLMEK BEDEL İSTER bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir.

-ÖLÜME HAZIRLIKLI OLMAK ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.

-Akıllı bir insan fakir olabilir, fakat sadakaya muhtaç değildir.

-Kötülerle oturmaktansa yalnız oturmak daha iyidir.

-Ahmak olan kimse, öğünmekten hoşlanır. (Ahmet Bin Hanbel)

-İki şey vardır ki, insanı çileden çıkarır; söylenecek yerde ağız açmamak, susacak yerde lakırdı etmek.

-Bazı insanlar evreni bilirler de, kendilerini bilmezler.

-Elbisen sade, yoldaşın derviş, mayan ilim, evin mescit, dostun Allah olsun.

-Bütün politikacılar, askerler, büyük sandığımız insanlar, yakından tanıdığımızda küçüktürler. Bunun bir tek istisnası vardır, o da müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’dir. (Goethe)

-Zenginlik kullanılacak bir silahtır. Tapılacak bir mabud değil. (Calvin Coolidge)

-Ahlakı kötü insanlarla sohbet etme ki, günah işlemeye meyletmeyesin. (İmam-ı Azam)

-Gurbette taşa yaslanmayan, evindeki hasırın kıymetini bilemez.

-Doğru yolda yürüyen bir topal, yolunu şaşıran bir koşucudan daha önce varır. Bacon

-İki yüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar.

-Ama götürecekleri sözle de zararlı olabilirler. Monteigne

-Allah'ın iradesine teslimiyet, insanların iradesine karşı bağımsızlık demektir. Aliya İzzetbegoviç

-Kendini beğenmiş kişiye nasihat etmek, rüzgara karşı ıslık çalmaktan farksızdır.

-Gençlerin aynada gördüklerinden daha fazlasını, ihtiyarlar sadece bir tuğla parçasında bile görebilirler. (Hz.Mevlana)

-Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir ömürden daha iyidir. Hatem et-Tai.

-İnsan ölümü düşündükçe, hayattan daha az tat duyar, ama daha sakin yaşar. (Tolstoy)

-Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir. (Hz. Mevlana)

-Dünyaya geldiğiniz gün, bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız. (Montaigne)

-Savaşırken ölenleri kahraman yapan, ölümleri değil, ölüm sebepleridir.

-Ölüm büyük bir olaydır, büyük bir tehlikedir. İnsanlar bunu bilmiyorlar. (İmam Gazali)

-İki şeyi asla unutma: Allah'ı ve ölümü. İki şeyi de unut: Yaptığın iyiliği, gördüğün kötülüğü. (Lokman Hekim)

-Üç şey, kalbin paslanmış olmasının alametidir:
1.Allah'a ibadetten zevk almamak,
2.Günaha düşmekten korkmamak,
3.Ölümden ibret almayıp dünyaya daha çok bağlanmak. (İbrahim Edhem)

-Ölümü hatırlamak kalbi temizler, insanı dünyaya ve dünyadakilere bağlanmak felaketinden kurtarır.

-Açlıktan ölen pek az insan gördüm, oburluktan ölen ise, yüz bin kişi...

-Ne kadar okursan oku, bilgine yaraşır biçimde davranmazsan cahilsin. (Sa'dî)

-Kim alçak adamdan medet umarsa, kendisine ihanet etmiş olur. (Fudayl bin İyaz)

-Fakire verilen, daha onun eline geçmeden Allah'a ulaşır. (Zeynel Abidin b. Ali)

-Başkalarının bahtiyarlığına imrenme. Çok kimseler var ki, senin hayatına gıpta ediyorlar. (Hz. Mevlânâ)

Allah'ın Sevmediği Amel ZULÜM
Allah'ın Sevmediği Amel

ZULÜM

Zalim:Haksızlık ve zulüm eden, kötü kıyıcı, merhametsiz, gaddar kimse demektir.

Zulüm:Haksızlık, eziyet, işkence, baskı, adaletsizlik demektir.

Zulüm: bir şeyi kendine ait olmayan yere koymak, sınırı aşmak doğru davranmamak, günah işlemektir.

Mazlum:Zulüm görmüş, zulme, haksızlığa uğramış kimse demektir.

Bazen arabalarda, eşyalarda “zalim” yazıldığını, yazdırıldığını görüyoruz ki, bu son derece yanlıştır. Zalim, Allah'ın lânetlediği, zulmeden kimse demektir. Düşünülürse bu, kabullenilebilecek bir isim olamaz.

Zalime, zulme özenilmez. Çünkü zulmün ömrü kısadır. Cenab-ı Allah zalime mehil verir, amam zalimin yaptığını yanına bırakmaz. Şair:

Allah tokatının sedâsı yoktur

Vurduğu zaman devâsı yoktur

diyerek Allah'ın zalime, vakti saati gelince, devası olmayan tokat atacağını ifade etmiştir.

Allah'ın zalime cezası, yıldırım gibi iniverir. Çünkü mazlumun âhı, insanların kulağına gelmese de Allah’a yükselmesinde bir perde yoktur.

A) Zalim, lânetli kimsedir:

Kura’n’da: “Allah'ın lâneti, zalimlerin üzerine olsun“ buyrularak zalime lânet okunmuştur. (A’raf:44)

Yavuz Sultan Selim, kendisinden borç alınan Yahudi’nin ölümü üzerine, o paranın hazineye aktarılması teklifinde bulunan defterdara: “Ölene rahmet, malına bereket, çocuklarına âfiyet, gambaza da lânet” diyerek karşı çıkmıştır.

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur:

“Altı kişiye ben lânet ettim ve duası kabul edilen her peygamber de lânet etmiştir”

1- Allah'ın kitabını tahrif edene,

2- Allah'ın kaderini yalanlayana,

3- Allah'ın haram kıldığını helâl sayana,

4- Allah'ın zelil kıldığını aziz, aziz kıldığını, zelil kılana,

5- Sünnetimi terk edene,

6- Gücü ile halka musallat olana (Büyük Hadis Külliyatı:4/277)

B) Zulmün sonu hüsrandır:

Geçmişte öyle olaylar olmuştur ki, her birinde günümüze uzanan mesajlar vardır. Kur'an'da bildirildiğine göre, zalimin sonu helâk olmaktır. Bu konuda birkaç ayet meali nakledelim.

1- “Resulüm! Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah onları cezalandırmayı, korkudan dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim:42)

2- “Yusuf (AS), kapıyı kapatıp, hükümdarın hanımı çağırdığı zaman, Yusuf (AS), asla deyip Allah'a sığındı. Gerçek şu ki: Zalimler iflah olmaz” dedi. (Yusuf:23)

3- “De ki: Söyler misiniz; Size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helâk olur?” (En’am:47)

4- “Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.” (Bakara:258)

- Bir zamanlar Tavas’ta bir çoban oduna giden bir kadının kirletip öldürür, gömer, üzerinde ateş yakar. 10 yıl sonra başka birini öldürürler, katil bulunamaz. Çoban tutuklanır, hapse atılır. Bir çobanda ziyarete gider. Geçmiş olsun der. Dama yemin billah göz yaşları ile ben yapmadım der. Ziyarete gelen der ki:

- Bende inanıyorum bunu sen yapmadın. Ama sen hani bir ateş yaktıydın ya işe seni kayan o ateş demiş

Eninde sonunda çıkar, ayağı dolaşır.

* * *

Adam karısını zulümle öldürürken, kadın yalvarır… Bak şu rüzgarın sürüklediği otlar söyler der. Adama acımadan öldürür ve tekrar evlenir. Onunla otururken rüzgârlı bir havada onunla otururken otlara bakıp gülmüş kadın:

- Ne var ne oldu derken adam anlatır:

Bir zaman gelir ki araları açılır. Kadında şikayet eder. Adam da tutuklanır.

Yani otlar söylemiştir…

“Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste” Demişler.

5- “Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, orada hiçbir insan kalmazdı. Onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl:6)

Geçmişteki zalimlerin nasıl helâk olduğunu Kur’an şöyle anlatıyor:

1- “Onların her birin günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar göndermedik. Kimini korkunç bir ses yakaladı. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor; asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.” (Ankebut:40)

2- “İşte haksızlık yüzünden çökmüş evleri, anlayan bir topluluk için elbette bunda bir ibret vardır” (Neml:52)

3- “Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı ve orada diz üstü çöke kaldılar. Sanki orada hiç oturmadılar. Biliniz ki, Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.” (Hud:67-68)

Zalimlerin kıyamet günündeki halleri de şöyle anlatılır:

1- “Kıyamet günü, yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse, kendini ondan emin kılan gibi midir? Zalimlere kazandığınızı tadın” denilir. (Zümer:24)

2- “Bir memleket vardır ki, o memleket halkı zulmetmekte iken biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde, duvarlar çökmüş, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kuyular kullanılmaz hale gelmiş, ıssız kalmış saraylar vardır.” (Hac:45)

Allah Rasûlü’nün ifadesiyle : “Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm kalblerinizi harâb eder.” Kalb harâb olduysa harâb gelir ki, kula zulmü allar ve Resûlü haram kılmıştır. Peygamberimiz şöyle buyurur:

1- “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hıyanet etmez, onu yalanlamaz, onu utandırmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı, kanı haramdır. Takva, işte bunlardır. Bir kimseye şer olarak, Müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir.” (Riyâz’üs-Salihîn Trc: C.1, S.276)

2- “Birbirinize haset etmeyiniz. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz. Rasûlüllah üç defa göğsüne işaret eder, Takva işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için Müslüman kardeşi hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır.” (Riyâz’üs-Salihîn Trc: C.1, S.277)

Allah Rasûlü, hayatı boyunca bir müslümana sıkıntı vermeyi, eziyet etmeyi, zulmetmemeyi ve öldürmemeyi kesin olarak yasaklamıştır.

Süheyl bin Amr, İslâm düşmanıydı. Hep İslâm aleyhine çalışırdı. Bedir savaşında esir düşünce, geçmişinden dolayı Hz. Ömer:

- “Ya Rasûlüllah, bana müsade et, Süheylin ön dişlerinden ikisini dökeyim de bir daha senin aleyhinde konuşmasın” dedi.

Hz. Peygamber, razı olmadı ve şöyle buyurdu:

- “Hayır, ona eziyet verme konusundaki Allah'tan korkarım.”

İslâm’da zarar vermemek eziyet etmemek vacibtir.

İnsanı öldürme konusunda Cenab-ı Allah şöyle buyurur:

“Haksız yere bir cana kıyan bütün insanları öldürmüş olur.” (Miada:10)

Peygamberimiz de: “Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten kaçının. Zira cimrilik sizden öncekileri helâk etmiş, onları birbirlerinin kanını dökmeye, haramları helâl addetmeye sevk etmiştir.” (K. Site:16-312) buyurarak zulümden kaçınmamızı istemiştir.

Yunus 44’de

- “Allah insanları hiçbir şeyle zulmetmez, lakin insanlar, kendi kendilerine zulmederler.”

Kehf 57’de

- “Kendine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi eliyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır?”

Bakara 114’de

- “Allah'ın mescidlerinde onun adının anılmasına engel olan ve mescidlerin harap olması için çalışandan daha zalim kim vardır.”

C) Halka görevini yapmayan, onlara zulmetmiş olur:

İnsan insana, görevli halka, aile reisi ev halkına, yönetici, idaresi altındakilerin işlerin görmek ve onlara hizmet etmekle görevlidirler.

Peygamberimiz şöyle buyurur:”Allah bir kimseyi insanların herhangi bir işini görmeye memur ederde o kimse Müslümanların eksik ve gediklerine karşı kapısını kapatır, kulak asmazsa, Allah da kıyamet gününde onun ihtiyacına bakmaz.” (R. Salihîn:2/77)

Anladığımız kadarıyla Firavun zalimdi; ama mert zalimlerdendi. Zulmünü gizleme gereği duymaz, bir şeylerin arkasına saklanma ihtiyacı hissetmezdi. Ne yapacaksa açıkça söyle; mertçe icra ederdi.

- Ben bu zulmü yapmayı istemiyorum; ama kanunlar bunu emrettiği için mecburum.. filan demişti. Böylesine bir saklanma gereği duymamıştı.

Açıkça ve mertçe emrini vermişti bir gün zulüm destekçilerine:

- Bugünden itibaren Mısır’ı mahalle mahalle dolaşacaksınız, hamile kadınların listesini yazıp doğum günleriyle birlikte önüme koyacaksınız…

Zulüm tatbikçileri anlamadılar, niyetini de sorma gereği duydular.

- Niçin hamile kadınları ve doğum günlerini tespit edip de getireceğiz size efendimiz?

Mertçe anlattı Firavun mantığını:

- Ben kahinlerden dinledim. Bugünlerde doğacak bir oğlan çocuğu büyüdükten sonra benim makamımı elimden alacak, yönetimim sona erdirecekmiş.

Efendimiz sizin makamınızı elinizden alacak olanın hangi çocuk olduğun nasıl bileceğiz?

- Bilmenize gerek yoktur. Doğacak çocukların hepsi de potansiyel tehlikedir. Hepsinin de suça iştirak ihtimali söz konusudur. Öyle ise hiçbirini de hayatta bırakmayacak, hepsini de doğar doğmaz öldüreceksiniz. Potansiyel suçlu yaşatmak istemiyorum ülkede…

Şimdi biraz daha beriye hicretin yetmişinci senelerine doğru geliyoruz. Tarihte zulmüyle şöhret yapmış Haccac-ı Zalim, birçok insanın boynunu vurmuş; mancınıkla Kâbe’yi taşa tutup Beytullah’ı bile yıkmış, kalan az sayıdaki ashabın da hayatlarını zehir etmişti.

İşte bu adama bir gün şöyle dediler:

- Sen Hazreti Ömer’in adaletini, halkına karşı takındığını müşfik tavrını biliyorsun. ne olur, biraz da ona benze. Onun gibi ol! O, halkının ayağına bir taş değmesinden bile teessüre kapılıyor; bir sene de olsa, helallik diliyordu.

Haccac’ın bu isteğe tarihi cevabı şöyle oldu:

- Doğru söylüyorsunuz! Fakat Ömer’in zamanında Ebu Zerr gibi hak vardı. Siz Ebu Zerr gibi halk olun, ben de Ömer gibi idareci olayım, Siz Ebu Zerr gibi halk olmadıkça benden de Ömer gibi idareci olmamı isteyemezsiniz.

Ne dersiniz bu tarihi olaya? Tarih tekerrürden mi ibaret yoksa?

Biz Ebu Zerr gibi olmadıkça başımızdakiler de Ömer gibi olmayacaklar. Haccac gibi mi kalacaklar?

Biraz da bizim düşünmemiz mi gerek?

Nasılsanız öyle idare olunursunuz.” hadisini unutmayalım. Layık olmak lazım…

Hz. Ömer bir hac mevsiminde halkı topladı ve:

“Ey insanlar! Ben valilerimi size zulmetsinler ve malınızı alsınlar diye göndermedim. Onları, aranızda zulme mani olsunlar, ganimetler adâletli bölüştürsünler diye gönderdim. İçinizden, haksız muâmeleye maruz kalan varsa kalksın”buyurdular. Bunun üzerine sadece bir kişi kalktı ve

“Ey mü’minlerin emiri! Filan vâli bana yüz kırbaç vurdu” dedi. Hz. Ömer (r.a.) sordu: “Ona niçin vurdun” Sonra da şikâyetçiye: “Kalk ona kısas yap (yani attığı kadar kırbaç vur.)” Bunun üzerine Amr b. Âs söz istedi ve

“Ey mü’minlerin emiri! Sen böyle hareket edersen, insanların çoğu şikâyetçi olacaktır. Bir zaman sonra âdet olur ve senden sonrakiler de böyle yapar” diyerek itirazda bulundu. Hz. Ömer:

“Rasûlüllah (s.a.s.) kendisine bile şayet hakkı olan varsa kısas yapılmasına izin verdiği halde, ben kısas yaptırmayayım mı?” diye sordu. Amr:

“Bırak da onun rızasını alalım” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):

“Haydi onu razı edin. İki yüz dinar fidye verin, her kırbaç iki dinar” dedi.

Hz. Ebu Ber (r.a.) da:

“İçinizde en zayıfınız, benim indimde hakkını alıncaya kadar en kuvvetlidir.” Demiştir.

Zulümle devlet bile ayakta durmaz.

Kanuni Sultan Süleyman, devleti zirve noktasına getirdiği bir zamanda büyük alimlerden Yahya Efendi’ye sorar:

- Bir devlet hangi hallerde çöker:

- “Sultanım, Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitilenler ne nemelazım, deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizleseler, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlarda sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hale gelir…”

Derler ki dünya dört şeyle ayakta durur:

1- Alimlerin ilmi,

2- Salihlerin ibadeti,

3- Cömertlerin sahaveti,

4- Devlet adamının adaleti.

1509 yılında ki müthiş depremden sonra padişah 2.Bayezid devlet yöneticilerini şöyle hitap eder:

“Ey vezirlerim, kadılarım, subaşılarım, ağalarım, beylerim!...

Şu felâketi görüyorsunuz, Ben; bunda, siz kulların zalimlikle zulüm yaptığınız intibaını alıyorum…

Ayağınızı den atın!.

Vazifenizi adaletle yapın!..

Kimseye zulmetmeyin!..

Bu Cenab-ı Hakk’ın bize bir ikâzıdır.

Size bildiriyorum ki, zulüm irtikap edeni hâl ederim.”

Nisâ 168. ayetinde Cenab-ı Allah zalimleri affetmeyeceğini ifade ediyor.

Hz peygamberde, zulmederek ölen için “Allah ona cennetin kokusunu haram kılar” buyurmuştur. (Tecrid-i Sarih:2177)

Zulüm, hayatın tadını değiştirir. Zulüm, insanın yapısını bozar. Zulüm, Allah'ın nimetlerinin bile tadını değiştirir.

İslâm’da, kimseye eziyet yoktur. Bir hadislerinde peygamberimiz: “Komşuya eziyet eden bana eziyet etmiş olur” buyurur. (Ramuz:395/7)

Bir başka hadislerinde de: “Hiçbir şekilde hayvana eziyet vermeyin.” Buyurur. (K.Sitte:14/125) Kurban edilecek hayvan eziyet edilmeden kesilmelidir. Hayvan, hedef seçilmemeli, aç susuz bırakılmamalı, fazla yük yüklenmemeli, dövülmemeli, dövüştürülmemeli, ateşte yakıp, suda boğulmamalıdır.

Peygamberimiz: “Merhamet etmeyen merhamet edilmez.” Demiştir. Hayvan ahirette insandan hakkını alacak ve ondan sonra toprak olacaktır.

İnsana zulüm ise en kötüsüdür. Allah Kur'an'da :

1- “Adil olunuz, takvaya en yakın olan budur.” (Miada:18)

2- “İnsanların arasında hakim ve hakem olduğunuz zaman adaletle hüküm veriniz.” (Nisâ:58)

3- “Allah adaleti emreder.” (Nâhl:90)

4- “Bir topluluğa olan kininiz sizi adalesizliğe sevk etmesin.”

İnsanın hak ve hürriyetinin kısıtlanması, elinden alınması zulümdür. Düşünceye, inanca baskı da zulümdür.

Zulümlerin başında Allah'a isyan geliyor. Bir kutsi hadiste: “Kim geçici nimeti, kısa hayatı ve devamsız bir zevki severse, kendine zulmetmiş, Rabbına isyan etmiş, ahireti unutmuş ve dünyası da onu aldatmıştır.” (40 Kutsi Hadis H.H.Erdem, S.11)

Kur'an'da şu ayetleri zikredebiliriz:

- “Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir. Bilin ki Allah'ın lâneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd:18)

- “Allah'ın ayetlerinden yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Muhakkak ki biz, günahkârlarda lâyık oldukları cezayı veririz.” (Secde:22)

- “yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.” (En’âm:21)

Peygambere muhalefette insanın nefsine yaptığı zulümdür. Kur'an'da: “O gün zalim kimse pişmanlıktan ellerini ısırıp şöyle der: Keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım. Yazık bana! Keşke Batıl yolun yolcusu, falancayı dost edinmeseydim!” diyeceği haber veriliyor. (Furkan:26-27)

D) Adil olmak emredilmiştir:

Yüce Allah, menfaatimize zarar verse bile, yakınlarımızın çıkarlarına uygun düşmese bile âdil olmamızı, adaletli iş yapmamızı emrediyor.

Hz. Peygamber, bizden öncekilerin, âdil davranmadıkları için helâk olduklarını bildirmiştir.

Biri hırsızlık yapıyor, torpil koyuyorlar. Hz. Peygamber’in cevabı açık ve net: “Kızım Fatıma da çalsa, Vallahi aynı ceza ile cezalandırılacaktım.”

Allah Rasûlü Müslümanlara, çocukları arasında sevgide bile âdil olmalarını emretmiştir. Ayrıca çocuklardan bir lehine vasiyet de men etmiştir.

Türk hükümdarları fethettikleri yerin halkına sorarmış: “Askerlerim size zulmetti mi?” diye “Hayır” cevabını alınca da, şükreder ve şükür secdesine kapanırlarmış.

Hz. Ömer (r.a.) ne demiş: “Adalet mülkün temelidir.”

E) Zalime yardım Zulümdür:

Zalime destek olunmaz. Zulme sebep olan, arka çıkan, rıza gösteren,hatta ses çıkarmayan da zalimdir.

Allah Rasûlü: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” demiştir. Bir başka hadislerinde de: “Bir kimse bir zulme yardım etse, bundan vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabındadır.” buyurmuştur. (Ramuz:406/4)

Kur'an'da da: “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (Cehennemde yanarsınız)” uyarısında bulunulmuştur.

Peygamberimizin bildirdiğine göre bir insan bir şeye sebep olursa, onu bizzat işlemiş gibi olur. Kötüyse ceza görür, o iş iyi ise mükafata nâil olur.

Dünyada zalimlere çok yardımcı olabilir, ama ahirette zalimin asla yardımcısı olmayacaktır.

Nasıl yardım:

Hz. Peygamber: “Kardeşine zalimde olsa mazlumda olsa yardım et.” Biri:

- “Mazluma yardım edelim, ama zalime nasıl yardım edelim?” der.

- “Onu zulmünden alıkoyarak” (K.Sitte:9/380) buyurur.

F) Kul hakkına tecavüzde zulümdür:

Cenab-ı Allah iki hakkı helâl etmeyeceğini bildirmiştir: Kul ve Hayvan hakkı, insanın haccı kabul aslada, şehid olsa da üzerinde bu iki hak varsa affa uğramıyor.

Peygamberimiz: “Kıyamet gününde boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hak alacaktır.” buyurur. (Ramuz:345/10)

Hak sahibi hakkını almadan, kıyamet günü kimse yerinden kımıldamayacak. Hak yiyenin zulmedenin iyilikleri mazlum olanlara verilecektir. İyilikleri kalmazsa, yani yetmezse, hak sahiplerinin kötülükleri alınıp hak yiyen zalime verilecektir.

Musalla taşında helâlaşma olmaz. Rasgele hakkını helâl et, helâl olsun demek de insanı kurtaramaz. İnsan ne zaman kurtulur? Hak iade edilip de, helâllaşılırsa kurtulur.

Hiç unutmam bir hak sahibi, musalla taşındaki tabuta eğildi ve: “Benim hakkımı ne yapacaksın?” dedi.

Hz. Peygamber vefatından önce: “Kimin bende hakkı varsa gelsin alsın” demiştir. (Ruhul-Beyan:2/132)

Zulmün küçüğü büyüğü olmaz; Zulüm zulümdür. Zulmedenden, hep zalim diye bahsedilmiştir. Tarihi bir örnek verelim:

Emevi Halifesi, bahçesine bir köşk yaptırmak ister, arsa yetmez, komşuda satmaz. Halife köşkü yapar. Biraz komşunun arsasına taşmıştır. Mâdur, Kadı Beşire şikayet eder. Beşir bir heybe getirir o arsadan toprak doldurur, penceredeki seyreden halifeye çağırır:

- “Bana yardım et de, şu heybeyi eşeğe yükleyeyim” der.

- “Ya Halife! Bu bir parça topraktır. Sen bunu burada kaldıramıyorsun. Yarın şu gasbettiğin toprağı yedi kat boynuna geçirecekler, o zaman ne yapacaksın?” Bunun üzerine halife bahçe sahibini çağırır helâlaşır, Hakkını verir, razı eder.

Adaletiyle meşhur Nuşirevan ziyafet veriyordu. Bir hayvan kesilmiş, ateşte kebap ediliyordu. Ancak yanlarında tuz yoktu. Getirsin diye köye birini gönderdiler.

Nuşirevan:

- Tuzu para ile al ki, gasben bedava alma âdeti çıkmasın, memleket zulüm ile harap olmasın, dedi.

- Bir tuzdan en zarar gelir? Diye soran adamlarına Nuşirevan şu cevabı verdi:

- Cihanda zulmün temeli ufacık bir şeydi. Ama her gelen onu büyüttü. Nihayet şimdiki duruma ulaştı.

Ufak bir şeyde olsa hak haktır. Haksızlık az bir şeyde olsa zulümdür.

- Balkonda et kızartıp kokusunu ona buna koklatmak, göz hakkına riayet etmemek zulümdür.

- Hak hukuk karışmış, servet, pis kokular yayar.

Peygamberimiz: “Özürsün borcu geciktirmek zulümdür” demiştir. Ayrıca: “Bir kimse bir şeyin ayıbını açıklamadan satarsa daima Allah'ın gazabına ve meleklerin lânetine mâruz kalır” buyurur. (K.Sitte:17/263)

Kur'an'da: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar, O düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl:90) buyurarak, ölçülü ve dikkatli yaşamamız istenmiştir.

Peygamber (A.S.): “Zenginin borcunu geciktirmesi zulümdür.” Buyurur. (R.Salihîn:1611) Çalışanlarına ücretini zamanında ödemezse, zulmetmiş olur.

Bir gün Allah Rasûlü şöyle anlatır ve öyle bir mesaj verir ki:

- Sizi helâke götüren şeylerden sakının, gücünüzün yettiği kadar zulümden sakının. Zira insan, kıyamet gününde dalar gibi ibadetlerle mahşer yerine gelir. Ve bu amellerin kendisini kurtaracağını sanır. O sırada birisi çıkar:

- “Ya Rabbi bu adam bana zulmetti” der.

Cenab-ı Allah Meleklere der ki:

- Onun defterinden ibadetleri, sevapları silin, bu adamınkine yazın” der.

Böyle böyle bütün hak sahipleri gelir, haklarını alırlar. Adamın elinde sevap diye bir şey kalmaz.

Bu şuna benzer:

Yola çıkan kimseler ateşe ihtiyaçları olunca sağa sola koşuşup odun toplarlar, ateş yakarlar ve ondan istifade edemeden oradan ayrılıp giderler.

İşte zulmedenlerde, ibadet ve güzel amellerinin sevaplarından istifade edemezler. (İhya:4-937)

Böyleleri için peygamberimiz (A.S.) “müflis” ifadesini kullanmıştır.

Yıldırım Bâyezid Han, Konya önlerine gelmişti. Halk şehre çekilip, kapıları kapattı, hasad zaman ı olduğundan, bütün arpa buğday tarlalardadır.

Yıldırım, Konya halkına der ki:

- “Bize arpa, buğday satın, atlarımıza yedirelim.”

Bu arada askerlerine:

- “Sakın halka zulmetmeyin, kul hakkına riayet edin. Kendi istekleri ile satsınlar.

Fiatı, Konyalılar belirler ve mahsüllerini satarlar ve Yıldırım Bâyezide Konyalılar şöyle bir istekte bulunur.

- “Bizi siz yönetin” derler.

- Geçmişte Türk atlarının çeşmelerinden su içmesini isteyenler…

- Kardinal Külahı değil, Türk sarığı görmek isteyenler…

- Hülasa Müslüman Tür idaresin tercih edenler, adalet istemişlerdir.

Hz. Peygamber bizi şu sözleri ile uyarmıştır:

- “İnsanlara dünyada haksız yere eziyet edenlere Allah, ahirette azab edecektir.” (R.Salihîn:3/177)

- “Mü’mine zara veren veya hile yapan mel’undur.” (K.Sitte:16/314)

- “Kim mü’mine zarar verirse, Allah da onu zarara uğratır. Kimde mü’mine eziyet verirse, Allah ona da eziyet verir.” (K.Sitte:16/314)

G) Zulme mani olmak:

Zulme karşı olmak ve zulmü önlemek için gayret göstermek, Yüce dinimizin emridir. Bakara Sûresinin 190. ve 193. ayetlerinde zulümle, zalimle bütün gücümüzle ve en etkili biçimde mücadeleye çağrılıyoruz.

İslâm’da savaş hoş görülmediği halde zalime, zulme karşı müsaade vardır. Zulüm ortadan kalkınca da, haddi aşmamak konusunda uyarı vardır. İslâm tarihinde savaşların sebebi hep “Hakkı hakim kılmak” maksadıyla olmuştur.

Allah Rasûlü, en kritik anda bir Hıristiyanın hakkını gasbeden Ebu Cehilin kapısın yumruklamış, mazlumun hakkını almadan kapıdan ayrılmamıştır.

Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Zalime de, mazluma da yardım edin!” Ashab:

- “Mazluma anladık, ama zalime nasıl yardım edelim Ya Rasûlallah?” deyince Allah Rasûlü şu cevabı vermiştir:

- “Onu zulümden vazgeçirerek”

Bir hadislerinde de: “Haksızlık karşısında susa dilsiz şeytandır.” Buyurarak zulme ve zalime karşı suskun kalınmamasını emretmiştir.

İnancımızda bana ne yok, nemelâzım yoktur.

Peygamber efendimiz, daha genç yaşta iken haksızlıklara karşı koyacak, haklıların hakkını alacak ve zulmü önleyecek olan Hılfü’l-Füdul cemiyetine katılmıştır.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurur:

“İnsanlar zalimi görünürlerde, Onların zulmetmesine mâni olmazlarsa, Allah'ın bütün insanları azaba uğratması pek yakındır.” (R.Salihîn:1/238)

Allah adına zulme ve zalime karşı mücadeleye etmeye yemin eden cemiyet üyelerinin icraatlarından örnekler:

“Bir Yemenli, ticaret için kızı ile birlikte Mekke’ye gelmişti. Mekke’nin güçlü kişilerinden Nübeyh b, el-Haccac, zor kullanarak bu kızı alıkoymuştu. Kızın babasına, Hılfü’l-Füdul direniş komitesine başvurması tavsiye edildi. Baba söylenileni yaptı. Komite üyeleri ise zorbanın evini kuşatarak kızı elinden alıp babasına teslim ettiler.”

“Bir yabancı Mekke’nin ileri gelenlerinden Ubeyy b. Halef’e bir miktar mal satmıştı. Ama parasını bir türlü alamıyordu. Yabancı komite üyelerine başvurdu. Füdul üyeleri de adama, dediler. Adama gidip bunları Ubeyy’e aktarınca Ubeyy, parayı ödemek zorunda kaldı.”

“Bir tüccar, Mekke’ye üç deve yükü ticaret malı getirmişti. Ebu Cehil, diğer müşterilerin bu kişinin malına alıcı olmamalarını ayarladı. Böylece tek alıcı konumunda adamın malının çok düşük fiyata kapatmak isterdi. Adam da Füdul üyelerinde Hz. Muhammed’e başvurdu. Efendimiz de adamın malının değeri fiyatından alarak memnun etti. Bu nedenle de Fendimiz ile Ebu Cehil arasında bir tartışma olduğu söylenir.”

“Hılfül-Füdul, Hz. Peygamber ‘in ölümünden sora bile tesirini devam ettirmiştir. Muaviye döneminde Medine valisini haksız davranışına karşı adına yardım isteneceği iletilmişti.”

Esaslı bir uyarıda Rabbimizden:

“Ben izzetim ve Celalim hakkı için zulmedenden er geç intikamımı alacağım. Mazlumu görüp de ona yardıma gücü yettiği halde yardım etmeyenden de intikamımı alacağım.”

H) Zulme rıza da zulümdür:

Zulme destek olunamadığı gibi, rıza da gösterilemez. Müslüman, zulümden nefret etmek ve zulme karşı durmakla mükelleftir. Rıza göstermek, sessiz kalmak, Müslüman için büyük hata olur.

Zulme sessiz kalmanın bir sakıncası da, zalimi cesaret vermek, zulme fırsat vermektir. Engelle karşılaşmayan zalim, zulme devam eder, kimseden çekinmez. Bunun da vebâli susanlara ait olur. Demek ki, susan zulme ortak olur.

İ) Allah Zulmetmez, zalimi de asla sevmez:

Kur'an'da şöyle buyrulur:

- “Allah kimseye haksızlık etmez.” (Al-i İmran:108)

- “Allah insanları hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus:44)

- “Kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehinedir. Kimde kötü iş yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.” (Fussılat:46)

- “Bu dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.” (Ali İmran:182)

- “Allah zerre kadar haksızlık etmez. İyilik olursa onu katlar. Kendinden de büyük mükafat verir.” (Nisa:40)

Bir kutsi hadiste de: “Ey kullarım! İyi bilin ki ben, zulmetmeyi kendime haram ettim. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Sakın birbirinize zulmetmeyiniz.”(İlâhi Hadisler:86)

Zembilli Ali Efendi, padişahla her karşılaşmasında: “Allah Zalimleri sevmez” diye söze başladığı bilinen bir husustur. Evet Allah zalimleri sevmez.

J) Zulümden kaçınmak:

Büyüklerin küçüklere yaptığı nasihat ve vasiyetlerde “Zulümden kaçın!” “Lakin zalim olma” sözlerine sıkça rastlarız.

Zalimler içinde şair:

“Ne kendisi eyledi rahat, ne halka verdi huzur

göçtü gitti bu cihandan dayansız ehl-i kubur” demiş.

Kötü insan ölür giderde gene kötülüğü devam eder. Bir köy ağasının halka yapmadığı kötülük kalmamış. Ölüm döşeğinde öleceğini anlayınca köylüleri çağırıp hakkınızı helâl edin demiş. Hep bir ağızdan: “Helâl olsun demişler. Ağa, olmaz siz içten demediniz. Ben ölünce beni köy girişindeki armudun dalına ayaklarımdan asacaksınız, gelen yüzüme tükürecek giden tükürecek diyerek bir tekme vuracak ve hakkım helâl olsun” diyecek. “Ben böyle istiyorum” der. Olmaz öyle şey derler.

Adam ölür. Öldüğünden emin olunca dediğin aynen yaparlar. Fakat köye gelen jandarmalar durumu görür ve köylüleri karakola götürürler. Sorgu, sorgu… Dertlerini anlatamazlar. İçlerinden biri ayağa kalkar. “Sağken yapmadığını kötülük kalmadı. Öldün gitti hâlâ yakamızı bırakmadın.” Der. lânet okur.

Zalimin birisi bir Allah dostuna sorar:

- İşlerin en hayırlısı nedir? Allah dostu cevap verir:

- Senin için öğleye kadar uyumandır. Tekrar sorar:

- Neden? Cevap:

- “Sen uyurken insanlar senden emin olur da ondan” der.

Zalimlerden biri de Ulu kişiye:

- “Benim için hayır dua et.” Deyince o:

- “Ya Rabbi! Bu adamın canını bir an önce al” der.

- “Bu ne biçim dua” diye kızar. Ulu kişi:

- “Uzun ömür, zulmü arttırır, zulmün çokluğu, günahları arttırır. Sonra hesap vermen güç olur” cevabını verir.

Kur'an'da : “Kim tevbe etmez zulümden kaçınmazsa, işte onlar zalimlerdir.”

- “Onlar kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe ve istiğfar ederler…” (Ali İmran:135) buyrulur.

Peygamberimiz de: “Gücünüzün yettiği kadar zulümden sakının.” (Ramuz:13/13) buyurur.

Bir hadiste de şöyle buyurur:

- “Zulümden kaçının! Çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıklara sebeptir.” (R. Salihın:565)

Kur'an'da:

- “Takva sahipleri bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki, bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Ali İmran:135) buyrularak iman sahiplerinin kötülük yapmayacağı ve yaptığı hatadan da hemen döneceği, kötülükte ısrar etmeyeceği bildirilmiştir.

K) Mazlumun duası red olmaz:

Hz. Peygamber (S.A.V.): Allah şu kimselerin duasını red etmez:

1- Misafirin ev sahibine yaptığı duayı,

2- Anne babanın evladına yaptığı duayı,

3- Mazlumun zalime yaptığı duayı, (Ebu Davud, Salat:1536)

Zalimden, zulümden, bilhassa zalimin akıbetinden ders almak ve zulümden kaçmak lazımdır.

Bazen zulmün, vereceği ders ve adaleti sağlaması yönüyle faydası da vardır. Bir de bir zalim, başka bir zalim vasıtasıyla cezalandırılmaktadır. Onun için herşey de bir hayır vardır. Hayra vesile olan yönü vardır.

Kimse, zalimden öç alma peşinde koşmamalıdır. Allah'a havale etmelidir. Allah zalimin hakkından gelir. Ayrıca zalime bedduada etmemelidir. Yoksa ahirette alacak bir şeyi kalmaz.

Hz Peygamber şöyle buyurur:

“Mazlum, zalime sövmekte onda hakkı kalmaz.” (Kitabü’z- Zühal Ve’r-Rekaik:169)

Eşyasını çalan hırsıza biri beddua etmeye başlar. Peygamberimiz: “Beddua ederek onun ahiretteki cezasını hafifletme” buyuru.

Atalarımız: “Sövmekle şeytanın sayısı artar” demiştir. Onunu için beddua ve sövmek zalimin lehinedir, onun daha ucuz kurtulmasını sağlar.

L) Mazlumun Ahı yerde kalmaz:

Cenab-ı Allah züntikamdır, zalimin hasmıdır. Zalimi asla sevmez ve mazlumun intikamını eninde sonunda zalimden fazlasıyla alır.

Şair : “Zalimin zulmü varsa,

Mazlumun Allah'ı var” demiş.

Bir başka şair de:

“Zalim bir zulme girifkar olur âhir,

Elbette olur ev yıkanın hanesi virân” der.

Bir şairimiz de şöyle haykırır:

“Alma mazlumun âhını,

Çıkar âheste âheste.”

Evet mazlumun âhı yerde kalmaz. Allah zalime mühlet verir, ama ihmâl etmez. Eden bulur . bu dünya, etme bulma dünyasıdır. Yapılan kötülüğün mutlaka karşılığı görülecektir.

Büyüklerimiz: “Küfür devam eder, ama zulüm devam etmez.” demişler. Küfrün cezası ahirettedir. Ama zulmün cezası hem dünyada hem de ahirettedir. Zulüm bundan devam etmez. Bir de zulüm haddi aşar, mazlum Allah sığınırsa, zulüm devam etmez.

Bir Kutsi hadiste: “İşçiyi çalıştırıp hakkını ödemeyenlerin Kıyamet gün hasmıyım” diyor Allah. (Buhari, Büyu:6/1020)

Kur'an'da : “İşledikleri günahlardan dolayı zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” (Enam:130) buyruluyor.

Hz. Peygamber de: “Zulümden dolayı gelen ceza günahlara kefaret değildir,” buyurur. (K.Sitte:16/315) Yani zulmün dünyada da ahirette de cezası çekilecektir.

Buradan şunu anlıyoruz:

1- Allah zalimi cezalandırmakta acele etmez.

2- Zulmü cezasız bırakmaz.

Bir zamanlar kamçısı boynuna dolanmış olan mazlum:

“Seni Allah'a havale ediyorum. O bana yeter, demekle iktifa etmiş.”

Biraz ileriye varınca, zalimin atının, bir kuştan ürkerek üzerindekini yere çarpıp kaburga kemiklerini kırdığını, hayretle görmüş.

Yerde inleyerek yatan zalim:

“Baba! Sana ettiğim zulmün cezası olarak, Allah beni yere çarptı, görüyor musun”, demiş.

Fakat Allah adamı itiraz etmiş:

“Hayır, hayır, senin kaburga kemiklerinin kırılış bana ettiğin zulümden dolayı değildir. Çünkü Allah bir zulmün cezasını, böyle acele vermez. Olsa olsa, senin bu cezan, çok evvel âhını aldığın bir başka mazlumun intizarıdır, bana çarptığın kamçının cezası, ileride verilecektir.” demiş.

Bir zamanlar köyünden medreseye giden delikanlının önüne geçen zalim:

- “Nereye?” demiş,

- “Medreseye” deyince

Atından inmiş cebinden tekke tesbih çıkınca bir güzel dövmüş.

Çocuk medreseye gelince hocası:

- “Bu halin ne?”

- “Bir atlı beni dövdü” demiş.

- “Ne dedin?”

- “Hiçbir şey demedim.“

- “Keşke deseydin. Allah intikamını alacaktır.”

Bu sıralarda Karayük pazarında atı ürker. Öküzlerin asıldığı çengele boğazından takılır orada bağıra bağıra can verir.

Erzurum’un büyük velisi İbrahim Hakkı Hazretleri’ni çocukken İsmail Fakirullah Hazretleri’ne teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakirullah’ın yanında geçiren İbrahim Hakkı, bir gün eline aldığı bir testiyi çeşmeye götürür, doldururken oraya gelen bir atlı:

“Çekil bakayım önümden be çocuk!” diye İbrahim Hakkı’yı azarlayarak altını çeşmeye sürer.

Çocuk İbrahim, testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, İbrahim Hakkı’yı bir köşeye sıkıştırır. Kendini kurtarmak zorunda kalan çocuk da testisin bırakıp, canını kurtarmak isterken at basıp testiyi kırar.

Ağlayarak hocasının huzuruna gelen İbrahim Hakkı;

“Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü, can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı” der.

Hocası sorar:

“Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?”

“Hayır, hiçbir şey söylemedim!”

“Çabuk git ve o adama bir fena lâf söyle” der.

İbrahim Hakkı gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da;

“Benim testimi niye kırdın zalim adam” diyemez.

Dönüp geldiğinde Hocası Fakirullah sorar:

“Ona fena bir lâf söyledin mi?”

“Söyleyemedim efendim, niyetlendim; fakat bir türlü dilimi çevirip de edep dışı bir söz sarf edemedim!”

Hocası bağırır:

“Sana diyorum, çabuk git ve o adama çirkin söz söyleyerek mukabele et! Yoksa felaket!..”

İbrahim Hakkı bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran atamı, atı attığı çiftelerle çeşmenin gölüne yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır!

Koşarak gelip, hocası İsmail Fakirullah’a durumu anlatır. Hocası bu hale üzülür:

“Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu!” der.

Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söylerler. Büyük velî şöyle izah eder:

“O atlı adam, İbrahim Hakkı’ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zalimi Allah'a havale etti. Allah'ın ise gayretine dokunup zalimi cezalandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona hakaret etseydi, ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim büsbütün mazlum oldu. Ben ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!”

Vaktiyle bir grup Müslüman tertip ettikleri bir kervanla hacca giderler. Çölleri aşıp vahaları geçerek yol alırlarken, iki dağın arasında eşkıyalar birden etraflarını çevirir. Hacılarda ne var ne yok hepsini alırlar. Ancak kafilede bulunan kadınlara dokunmazlar. Hacı namzetlerinden yaşlı bir zat:

- “Eyvah, bu eşkiyalar paramızı alıp gidecekler. Hacca gitmek şöyle dursun, evimize dönecek paramız bile kalmayacak” diye sızlanır.

Tam o esnada eşkiyalardan biri arkadaşlarına seslenir:

- Hey, biz kadınların üstlerin aramayı unuttuk. Asıl altın onlardadır.

Bu söz üzerine hep birlikte dönerek, kadınların üzerindeki elbiseleri yırtıp örtülerini atmaya başlarlar. Bu defa yaşlı zat fikrini değiştirir.

- “Paramızı götüremezler artık, korkmayın” der.

Nitekim onlar kadınlara hücum ettikleri anda müthiş bir gök gürültüsüyle birlikte şimşekler çakar, eşkıya reisinin başına ansızın korkunç denecek çapta bir yıldırım düşer. Paniğe kapılan soyguncular ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Nihayet yakalanırlar, paraları da iade etmeye mecbur olurlar.

Ortalık sükûnete erdikten sonra o yaşlı zata sorarlar:

- “Önce paramızı götüreceklerin söylediniz; sonra da sanki olacakları biliyormuşçasına, ‘Artık götüremezler.’ diye kestirip attınız. Gerçekten de dediğiniz gibi oldu. Paramızı götüremediler. Bunu nasıl bildiniz?”

Yaşlı zat şöyle cevap verir:

- “onlara paramızı almakla bize zulmettiler. Ama zulüm vasat derecedeydi; gayretullaha dokunacak seviyeye ulaşmamıştı. Ne zaman ki kadınlar dönüp eziyet ettiler. İşte o zaman zulüm gayretullaha dokunacak dereceye vardı. Zulüm bu dereceye ulaşınca devam etmez. İlahî bir silleyle son bulur. Nitekim öyle de oldu, cezalarını buldular. Elebaşıları öldü, ötekiler yakalandı. Biz de kurtulmuş olduk.”

Zulüm ebedî değildir. Şair şöyle der:

Azın cömert cevherinde

Çoklar tersine döner.

Varın soylu mayasıyla

Yoklar tersine döner.

Yokuşa akmaktan usanır sular

Arklar tersine döner.

Dişlilerin dişi kırıldığında

Çarklar tersine döner.

Zalimin elinde birgün

Utancından gerilir yaylar

Oklar tersine döner…

M) İnanca baskı zulümdür:

Kur'an'da Cenab-ı Allah şöyle bildirir:

“Allah'ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.” (Bakara:114)

N) Zalim dost edinilmez:

Zalimin zulmünü bilerek onunla oturmak, onunla olmak, onunla iş yapmak, büyüklerimizin ifadesiyle onunla biraz yürümek insanın imanına zarar verir, gönlünün kararmasına neden olur. Kalbimizi zalimin kalbine benzer, işimiz, onun işine benzer.

Yapılacak iş, mazlumun yanında olmak ve ona yardım etmektir.

Kur'an'da şöyle buyrulur:

- “Mü’min, müminlerin bırakıp da zalimleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, Allah yanında hiçbir değeri yoktur.”

- “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin.”

- “Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da zalimleri dost edinmeyin. Bunu yaparak Allah'a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (Nisa:144)

O) Müslümanın Müslümana sıkıntı vermesi zulümdür:

Allah Rasûlü der ki:

- “Müslümana sövmek fasıklıktır, Onunla çarpışmak küfürdür.”

- “Benden sonra birbirinizin boynunu vurarak küfre dönmeyiniz.”

- “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez. Onu sahipsiz bırakmaz. Müslümanın ırzı,malı, kanı müslümana haramdır. Bir müslümanın kardeşine hakaret etmesi, kötülük olarak ona yeter.” (Buhari Mezalim:3)

- “Allah'ın kullarına eziyet etmeyin, onları ayıplamayın ve gizli hallerin araştırmayın. Kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını arar. Hatta öyle ki evinden çıkmasa da, onu rezil eder.” (Ramuz el-Ehadis:465/4)

- “Bir kimse, bir mü’mini dünyada korkutursa Allah kıyamet gününde o kimsenin korkusun arttırır.” (Age:421/6)

Kur'an'da: “Kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kemde bir insanın yaşamasına sebep olursa bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Miada:32)

P) Zulmedeni Allah kıyamet günü rezil eder:

Kur'an'da şöyle bildirir:

“Zalimlerin ne müşvik bir yakını ne de şefaaticisi vardır.” (Gafir:18)

“Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” (Hac:71)

Allah dostlarından Fudayl bin Iyâd’ın şu hâli mü’min gönlüne ne güzel bir misâldir:

Kendisini ağlarken gördüler.

“Niçin ağlıyorsun?” dediler o da:

“Bana zulmeden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağlıyorum! Bütün kederim, onun kıyâmette rezîl olmasındandır…” buyurdu.

Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurur:

1- “Bir kimse bir mü’mini dünyada korkutursa, Allah da o kimseyi kıyamet gününde korkutur.” (Ramuz el-Ehadis:421/6)

2- “Her kim Müslüman bir kimsenin hakkını yemin ederek ele geçirirse, Allah ona cehennemi vacip cenneti haram kılar.”

- “Ya Rasûllah az bir şey olsa da mı?” denince:

- “Misvak ağacından bir çubuk dahi olsa” buyurur.

3- “Kıyamet günü gasbettiğiniz hakları sahiplerine mutlaka ödeyiniz. Öyle ki, boynuzsuz koyun için boynuzlu koyun kısas edilecek.” (R.Salihın:204)

4- “Kim bir karış miktarı yeri haksızlıkla zabtederse, o yer kıyamet gününde yedi kat olarak boynuna geçirilecektir.” (R.Salihın:206)

5- “Kimin üzerinde zulüm varsa hiçbir şeyin para etmeyeceği gün gelmeden, helâllik alıp kurtuluşsun. Aksi halde, zulüm oranında Salih ameli varsa ondan alınır. Şayet iyilikleri yoksa hak sahibinin kötülüklerinden alınıp üzerine yüklenir.” (R.Salihın:210)

Kur'an'da: “O gün zalimlere, özür dilemeli hiçbir fayda sağlamaz, artık lânet de onlarındır. Kötü yurt da onlarındır.” (Mü’min:52)

“Zalimler asla iflah olmaz.” (Kasas:37) buyrulmuştur.

SONUÇ

Cenab-ı Allah hiçbir kuluna zulmetmez. İnsanları kendi kendilerine zulmederler. Kendisi zulmetmediği gibi kullarına zulmü yasaklamıştır. Cenab-ı Allah:

Hud:117 de “Rabbin. Halkı birbirlerini düzeltmeye çalışan beldeleri, haksız yere asla helâk etmez.” Buyurarak insanları fesada değil, ıslaha çalışanları cezalandırmayacağını bildirmiştir.

Yapılan zulmün karşılıksız kalmayacağı da hem dünyada cezalandırılabileceği hem de ahirette cezalandırılacağı gerçeği de bize haber verilenler arasındadır. Hani ne derler:

“Zulm ile âbâd olanın, âhiri berbâd olur”

Allah Rasûlü : “Allah'ın kullarına eza etmeyin” buyurur. (Ramuz el-Ehadis:465/4)

Rıfat ÇELEBİ, bir alıntı ekledi.
17 Nis 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hz. Ali, nasihat
Kalkınmış, refaha kavuşmuş bir halk sırtındaki yükleri taşımaya güç yetirir. Halkın yoksulluğu ise memleketi de yoksul bırakır. Bu yoksulluğun sebebi de ancak valilerin servet düşkünlüğü, görevden alınma korkusu ve geçmişten ders almamasıdır.

İlmin Kapısı İmam Ali'den Yöneticilere, Mükerrem Mete (Sayfa 33)İlmin Kapısı İmam Ali'den Yöneticilere, Mükerrem Mete (Sayfa 33)