• 218 syf.
    ·19 günde·Puan vermedi
    Bir arkadaşım Amak-ı Hayal diye bir kitap okuduğunu ve benim de okumamı tavsiye ettiği gün, Kuyucaklı Yusuf’u okuyordum. Okuyanlar bilir orada Kaymakam Salahattin Bey oğluna şu öğüdü veriyordu;

    “Hayattan fazla şeyler bekleme. Dünyada her felaketin içinden en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, hiç sivrilmemektir. Geçen gün ceza reisi bir kitap verdi. Şöyle karıştırdım. Derin bir şey. İsmi Amak-ı Hayal, yani senin anlayacağın, hayalin dibi. Orda yazıyor:

    ….”

    Bu sayfayı okuyunca çok etkilendim ve hemen Amak-ı Hayal’i alıp okumaya başladım. Hoş bir tesadüf müydü yoksa ihtiyacıma binaen bir tevafuk muydu bilemiyorum. Uzun bir süredir mutluluk kavramını sorgulayan, hiçbir şeyden memnun olmayan, gelecek kaygısı yaşayan, arafta olduğumu düşündüğüm bir dönemden geçiyorum.

    Kitabı okurken Kuyucaklı Yusuf’ta alıntılanan kısma gelince orayı defalarca okudum.  Bu bölüm saadetle ilgiliydi. Aynalı Baba Raciye veda ediyordu. Kitabın birinci bölümünün bittiği 9. Hikayenin sonunda raci mezarlıkta akşama kadar ağladım diyordu. Ben de ona eşlik ettim. Çok etkilenmiş ve gözyaşlarımı tutamamıştım.

    “..Lütfen bana söyleyin, merhamet edin. Madem ki hayattan tiksiniyorum, ama onsuz da yapamıyorum. Öyleyse saadetin ne olduğunu bana söyleyin, dedi.

    O sırada reis geldi. Meseleyi anladı ve oradakilere:

    -Haydi bakalım, şu zavallının sorusunun cevabını verin, dedi.

    Oradakilerin bazıları şu şekilde cevap verdiler:

    Hz.İbrahim

    -Saadet, nefsi, firavunun tutkuları gibi tutkularan kurtarmaktır.

    Hz. Adem

    -Saadet, şeytana ve Havvaya uymamaktır.

    Konfüçyüs

    -Bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktır.

    Platon

    -Daima yüce şeyleri düşünmektir.

    Aristo

    -Mantık ! İşte saadet.

    Zerdüşt

    -Saadet karanlıkta kalmamaktır.

    Brahma

    -Saadet mi? Zannedilen şeyin aksidir.

    Hz.İsa

    -Saadet maziyi unutmak, içinde bulunulan anı iyi değerlendirmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.

    Lokman Hekim

    -İnsanlar bu kelimeyi bütün dertlerini bir sözle ifade etmek için icat etmişler.

    Hızır Aleyhisselam

    -Saadet tutkuların giremediği gönüllerde aniden görülen bir hayalettir.

    Bu sözler üzerine Buda öfke ile ayağa kalkıp:

    -Ey beşeriyet! Saadet yok olmanın güzel isimlerinden biridir. Nirvana! Ey beşeriyet! Nirvana, dedi.

    Sonunda beşeriyet yorgun bir halde yere düşüp:

    -Offf. Hangisi? Hangisi diye söylendi kendi kendine.

    İşte o zaman reis ayağa kalktı ve:

    -Ey, Beşeriyet! Saadet, hayatı olduğu gibi kabul edip, insana yüklediği yüklere razı olup, bunun daha iyi olması için gayret etmektir, dedi.

    O sırada Beşeriyet ayağa kalktı ve:

    -Ey Fahr-i Alem Efendimiz! Beşeriyet’in dertlerini anlayan ve bunun ilacını bulan yalnızca sensin, dedi.”

    Hayatın omuzlarıma yüklediği yük hafiflemişti sanki. Ya da kim bilir belki de razı olmuştum. Sırada ise gayret etmek vardı. Saadete ulaşmak ümidiyle…
  • Hz. İsa (r.a.) mukaşefe halinde dünyayı bir kadın şeklinde görüp "kaç kocan vardır?" diye sordu.
    Dünya cevap verip kocalarım sayısızdır, dedi.
    İsa " onların hepsi seni boşadılar mı yoksa öldüler mi?" dedi.
    Dünya: " Ne boşadılar, ne de öldüler." Hepsini ben öldürdüm? dedi.
    İsa " Bu ahmaklara bak, hayret ki, senin başkalarına ne yaptığını gördükleri halde, sana rağbet edip senden ibret almazlar."
  • Hristiyan manastırlarının anlattığı uydurma mucizelerin ve hatalı bilgilerin nasıl ölçüsüzce arttığını, cahil keşişlerin elinde İncil'in bozulduğunu bilen İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)... şu uyarıyı yapmıştı: " İslamiyette ruhban sınıfı yoktur."

    * HADİD SURESİ ;

    26. Andolsun, biz Nuh'u ve İbrahim'i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık(sapkın, günah işleyen) kimselerdir.

    27. Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık (sapkın, günah işleyen kimselerdir.
  • Hz. İsa'ya sormuşlar, "Ölü diriltmekten daha zor ne olabilir?" demiş ki, "İfhamu men la yefhem" yani " Anlamayana, anlatmak."
  • “ Dünya hayatının en zoru, ahiretin anahtarı. Ki biz Peygamberimiz (sav) gibi zulüm mü gördük, Hz. İbrahim (as) gibi ateşe mi atıldık, Hz. Yunus (as) gibi balığın karnında, Hz. Yusuf (as) gibi önce kuyuda ardından yıllarca zindanda mı kaldık, Hz. Eyyub (as) gibi hastalıklar mı sardı bizi, Hz. Musa (as) gibi Firavun’un zulmüne mi uğradık, Hz. İsa (as) gibi tuzaklar mı kuruldu bizim için?… İmtihansız bir hayat hiç çekilir bir şey mi? O zaman neden iman ettik? Yalvarırız Allah’a, “bana zorluk göster ki Sana olan sevgimi, inancımı, sadakatimi kanıtlayayım.”
    -Alıntı 🍂