• 160 syf.
    ·10 günde·10/10
    Kutsal Bilgi Kuramı

    Her şeyi kuşatan ve hakim olan “Evrensel Ruh" tabiri “Alîm, Mâlik” Allah’ın sıfatlarıyla ilişki kura bilir miyiz? Bu konu hakkında nasıl delillerimiz olacak!

    Charles-André Gilis, “Evrensel Ruh" kavramının kaynağını sorgularken, asıl amacın “Kutsal Bilgi" halini yaşamak olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. El-Alîm vasfı “verilen bilgi" ile “edilen bilgi" işlevini; Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında gerçekleşen olayın manasında bulunduğunu gösterir. Cezayirli Emir Abdülkadir, Hz. Hızır'ın davranışlarının Evrensel Düzen'den kaynaklandığını söyler. Buradaki Evrensel Düzen, Allah’ın Alim sıfatı kastedilmektedir. Allah’ın üstün iradesi, Evrensel Bilgi tasvirinde vücut bulur.

    Gilis, Belçikalı bir yazar, Abdürrezzak Yahya adını alarak; Guénonyen Ekolün önemli takipçilerinden biri olarak kabul görülür. Alpay Mut, “İslâm ve Evrensel Ruh" kitabı çevirerek, yazarın önemli bir eserini türkçeye kazandırdı.
    Gilis, Şeyh-i Ekber; Muhyiddin İbni Arabî ile Cezayirli Emir Abdülkadir’in fikirlerini Guénonyen perspektifini kullanarak Allah’ın metafizik alemini anlatmaya çalışır.

    Bizdeki yaratılmış zihnin “Ruh Bilgisi" ilahi kitaplar ve peygamberler onu ancak sembollerle, lâtif yorumlar, telmihler ve metaforlarla tasvir eder. Biz kullara bir rahmet, zekâmıza bir lütuf alâmeti vardır. Keza, Ruh’a ilişkin bilginin İslam’da niçin gizemli bir karaktere büründüğünü göstermektedir. Gilis, “Evrensel Bilgi" hakkında Guénon’un “melekten başka ve fazla bir şeydir.” Sınırını idrak etmeye çalışmıştır.

    “Ve size bilgiden ancak az bir şey verilmiştir.” Ayetinden sonra Ebu Meyden: “Bize verilmiş olan azı sahiplenemiyoruz: bütün yaptığımız onu ödünç almaktır; “çok"u zaten taşıyamayız, demek ki biz her zaman bilmeyenleriz.” Allah'ın Âlim ismi karşısında biz kullarının hali, Hızır ile Musa kıssası karşısında şöyledir: “Musa geminin kenarına konan, gagasıyla denizden su alan kuşu gördüğünde Hızır şöyle dedi: “Bu kuşun böyle su alırken ne dediğini biliyor musun?” Musa – “Bilmiyorum.” Diye cevapladı. – “Ey Musa, bu kuş diyor ki: “Benim bilgim de, senin bilgin de, gagamdaki suyun şu denizden eksilttiği kadardır.” Bu konuda Şeyhi Ekber(İbni Arabi): “Bu söz bilinen şeyleri (El-ma'lümat) gösterir, bilgiyi (El-'İlm) değil.” Yüce Allah, kendi özünden gelen bilgi ile kendi özünün bilgisine sahiptir ve O, her şeyin bilgisine sahiptir. Ayrıca: “O kendi Öz’ünün bilgisiyle âlemi tanır. Âlem, O'nun özünde bulunanın dışında hiçbir bilgiye sahip değildir. Kur'an'da “Allah her şeyi bilgisiyle kuşatır.” Burada Gilis, -Evrensel Ruh- acısında “Az Bilgi" konusunu Allah’ın ilminde ne kadar geniş/derin olduğunu anlatarak, kulların algısında ise az olduğu anlaşılır.

    Geniş bir anlam hali ile “Bilgi"nin arttırılması konusunda bir ayette: “Rabbim, benim bilgimi arttır.” İkazı Yaratıcıyı idrak etme yönünden önemli bir husus ise bilginin arttırılmasıdır. Gilis'in bu kitabından anlıyoruz ki bilginin neliği sadece -Allah'ı İdrak etme- manasıyla bir bütün olduğu anlaşılıyor.

    Ruh Kuramı

    “Sana Ruh'tan soruyorlar" Ruh hakkında ayetler ışığında bir çok işleviyle karşılaşmaktayız. “Ruh, Rabbinin emrinden bir parçayı oluşturmaktadır.” ve “Bu konuda Bilgi'den size verilmiş olan ancak az bir şeydir.” Ruh ve Bilgi, İslâm'ın bâtınî öğretiminde: “Ruhlar özel bedenler topluluğunu canlandırdığı gibi, Bilgi de kalpleri canlandırır; bundan dolayı bilgi, “Ruh" diye de adlandırılır. Ruh ile Bilgi, Hz. Muhammed (sav)’in vahyin sırlarıyla ve İslâm’ın yapısıyla bağlantılıdır.


    Charles-André Gılıs, İslam ve Evrensel Ruh, İnsan yay.

    Yunus Özdemir.
  • 200 syf.
    Kuran okumları 3

    Firavun ve Musa

    Kuranı hâkimin defaatle üzerinde durduğu en muhteşem kıssalardan biri de Hz Musa'nın kıssasıdır . Nitekim kıssa ders almak isteyenler için muazzam ölçülerde nüanslarla doludur .

    Musa aleyhisselam azgın firavun ve kavminin küfrürüne , diğer yandan bezgin İsrail'in düştüğü şirk herkesin malumudur. Kendisini ilah bilen Firavun'un sarayında büyümüş olmasına karşın Firavun'un küfrü ve inkarına düşmemiştir . Firavun'un felsefesiyle yüz yüze kalmış olsa da , Musa kendi Rabbini tanımıştır. Şirkin ve küfrün her daim bir seçim olmadığını insanın isterse her koşulda doğruyu bulacağının delildir Musa'nın kıssası.

    Hz Musa Kuran'da da anılan bir süre ile "ben bir ateş gördüm " dedirten mesele ailesiyle ilgili bir ihtiyaçtan ötürüdür . "Sürenin devamında umulur ki , ondan bir kor ve veya haber getiririm " demesi de bunun delilidir. Velhasıl Musa dünyevi bir ihtiyaçtan dolayı gece vakti çölde ateşin olduğu yere doğru yolculuk yapar . Ateş almaya gitmiş , lakin Rabbiyle buluşmuş , iki büyük mucizeye mazhar olmuştur . Ateşe gidip maddeden manaya , dünyadan ahirete giden bir yol bulmanın timsalidir adeta . Ta ha süresinin 12. Ayetinde gerekçesi de apaçık bildirilerek
    Musa ateşe yaklaşınca : ey Musa ! Diye seslenildi.
    " Şüphesiz ben , senin Rabbinim. Artık ayakkabılarını çıkar.
    Çünkü sen mukaddes bir vadi olan Tuva'dasın."

    Ayaklarının altında uzayıp giden bir toprak , ve ayakta bir ayakkabı . Alemlerin Rabbi , bir ateş gördüğü vadide Musa aleyhisselam'a ateşin içinden seslenip vahiy nuruyla onu aydınlatırken , en başta bulunduğu yerin mukaddesiyetine hürmeten ayakkabılarının çıkarılması emredilmiştir. Bugün şekle ve kalbe ; ayrı ayrı odaklanıp beş vakit abdest almanın şekle uygun bürünmenin hikmetini kavrayamamış zihinler için de bir dersttir . Zira Musa bu mukaddes vadide ayakkabılarını çıkararak şekle ve öze riayet ederek iki büyük mucize ile dönmüştür . Yed-i beyza ve asayı Musa ...
    Musa Aleyhisselam'ın muzaazam kıssası burda bitmez elbette . Yaptığı dua ve Firavunun karşısında takındığı harika tavır ile devam eder . İki büyük mucize ile dönen Musa aleyhisselam ancak bir Resule yakışacak davranışlar sergiler . Ve her mümin için örnek olacak bir dua eder .

    Dedi ki : Rabbim ! Göğsüme genişlik ver ! İşimi kolaylaştır! Dilimdeki düğümü çöz ki , sözümü kavrasınlar ! Bana ehlimden birini , kardeşim Harun'u yardımcı kıl ! Onunla kuvvetimi arttır! Ve onu işime ortak et ! Ta ki , seni çokça tesbih edelim . Ve seni çokça zikredelim. Şüphesiz ki sen bizi her daim görüyorsun .

    Bu dua muhteşem sırlar ve hikmetler yüklü mesajları birbiri ardına bize sunar . Kalp ehli bilir ki bu dua hem şifa hem de rehberdir . Mümin olmak gibi bir nimete erişen her insanın bu iman hizmetini bir vazife bilip, her birimizin Musa olup Harun'larımızı aramamız ve kardeş olabilmemiz icab ediyor . Ta ki yeryüzü O'nun çokça tesbih ve zikr olunduğu büyük bir mescide dönüşsün . Ve bizlere miras olarak kalan bu duanın baştan sona idraki ile hayatımız şekillensin


    Ta ha süresinin 44. Ayetinde kavl-i leyyin yani yumuşak bir söz ile Firavun'u uyarması ise hayli manidardır . Şirke , küfre ve tuğyana sapmış biri için bile yüce Allah peşinen hüküm verip onu helak etmemiş onu uyarması için nebisi Musa ve kardeşi Harun'u onu güzel bir sözle uyarmalarını emretmiştir.

    "Ona yumuşak bir söz söyleyin . Ola ki , hatırlar ve korkar ."

    Demek oluyor ki hakikati temsil eden söz davet ettiği mesaj hakikat olduktan sonra , bunu dile getirmek için öfkeye ve hiddete hacet yoktur . Hakikat zatında güçlüdür ; vakur ama yumuşak bir üslupla söz söylendiği takdirde , Firavun'un gibi kişilikler dahi , yaratılışlarının özüne dönüp hakikati kavrayabilirler.

    Dönelim biz iman ehli insancıklara . Herhangi bir durum ve olay karşısında nasıl muamele ediyor ve hangi sözler ile muhattabımızı bertaraf ediyoruz . Oturup ince ince düşünmemiz gereken hayli müphem bir konu . Elini taşın altına koyup kendiyle yüzleşecek kaç ehli iman taraftarı vardır.

    Musa ve Harun nihayet Firavun'un karşısına çıkıp Rabbinin dediği şekilde uyarır . Buna binaen Firavun :
    Ey Musa ! Rabbiniz kim? Diye sorar .

    Bunun üzerine Musa ,
    Rabbimiz o zattır ki ; herşeye özel bir şekil veren , sonra ona doğru yol gösterendir. Cevabını verir . Tâhâ süresi , şuarâ ve kassas sürelerinde de değişik vechelerle aktarılan Firavuna gidiş hadisesi her müminin , her bir ayetinde dersler alacağı muazzam ibretler vardır.
    Musa aleyhisselam Firavuna giderek ne onun malına , ne tahtına ne de yurtlarından sürülmesi gibi bir olaya girmistir . Tamamen Rabbbinin izni ile şirkten ve küfürden yüz çevirip İsrail'i baskı ve zulmünden kurtarmak mahiyetiyi ile Firavunu güzelce uyarmıştır. Kıssanın sonrası malum Firavun ululuk taslamaya devam etmiş, ilahi emre kulak tıkamıştır.

    Yine bir hadise başımıza gelen musibetlerde takindığımız tavır ve davranışlar imtihanı geçebilmek adına önemli bir delildir . Sabrın anahtarı yine Kur'an'ı Kerim'de kehf süresinde bize açıkça verilmektedir. Musa ve Hızır arasında olup bitenleri anlatan bölümde , Musa aleyhisselam Hızırdan kendi ilminden ona da öğretmesini murad ettiğinde Hızır aleyhisselam kendisine "sen benimle beraber kalmaya , sabretmeye dayanamazsın" demiş . Kehf
    süresinin 68. Ayetinde , Musa'nın niye sabrecemeyeceğinin izahı yapılır. " Bilgisini elde edemediğin bir şeye karşı nasıl sabredeceksin." Bize sabrın anahtarını veren işte bu ayettir. Kişi sabrettiği olayın bilgisini ve mahiyetini idrak edemezse sabrı hal gösteremeyeceği gibi , imtihanını da geçemeyecektir. Rabbin izni olmadan tek bir yaprak dahi düşmez . Allah biliriz ki , kuluna öylesine dertler vermez , onu fenaya sürüklemez . İşte kul tam da bu sırada sabrın bilgisini bu bilginin ne olduğunu kavradığı ölçüde sabır geliştirebilir. Allah kaldıramayacağı yükü hiç bir kuluna vermez. Kul bilmeli ki eğer bir yükün altına girmişse Rabbi onun bu yükü taşıyacağını ve ona en az yükle bunu bahşettiğini görür ve anlar . Hızırdan murad nasihattır.

    Sonsöz:

    Yolu Musa' dan geçen her kul bilir ki , Rab sadece bizim algıladığımız sınırlı bir zeka imkanı ile, onu kavradığımız zihinimizdeki Rab ile çok farklı ve ötedir . Eğer onu ve kelamını doğru anlayabilseydik 1400 küsur yıldır bu denli kaos ve kargaşa yaşanmazdı . Kesin olarak bildirilen bir ayet olmasına karşın "müminler yalnızca kardeştir" ayeti bugün hayatlarımızdan çıkalı nice asır oldu . Kalbimizi kapattığımız yetmiyormuş gibi birde kulaklarımızı da tıkadık. Okumak yetmez hayatlarımıza tatbik etmiyor dönüşmüyor , dönüştüremiyorsak hayatlarımızı Kur'an-ı hâkim ile , sıkıntımız da derdimiz de büyük demektir . Bu incelemeyi hiç okumayabilir okuyup anlamayabilir veyahut es geçebilirsiniz. Lakin Kur'an'ı Kerim'i hayatlarımıza koymak adına ufak bir adım atıp bu incelemeyi ve bunun gibi nice kitapları vesile kılabilirsiniz. Kitap ; sizi Kur'an'ı Kerim'in iklimine götürürken nice yaşayan örnek olarak kalan peygamberlerin kıssaları ile karşılıyor . Dileğimiz odur ki Allah'ın ezelî kelamı olan Kur'an'ı hâkim hayatlarımıza sirayet etsin . Hz Ali'nin" bırakalım bugün Kur'an aramızda hükmetsin." Diyen imanı ile bizde şereflenelim .


    Keyifli okumalar ...
  • Hz. Musa ve Hızır kıssası Jung tarafından yeniden doğuş ve Kendilik'in bilinç ötesi yönünü kusursuz bir şekilde tasvir eden tarihî bir metin olarak değerlendirilmiştir.

    Jung, Kehf süresindeki Hızır kıssasıyla ilgili âyetleri esas alarak, zaman zaman da tefsirlere ve tasavvufi verilere başvurarak düşüncelerini temellendirmiştir.