• Turan Dursun, kitabının 48-60. sayfalarında, bazı rivayetlere dayanarak İslamın şiddeti öğütlediğini, anlatmakta ve Hz. Muhammed'i de suikastlar yaptıran, el ve ayakları tersinden kestirip gözleri oydurtan bir şiddet uygulayıcısı olarak tanımlamaktadır. Dayandığı rivayet, birçok hadis kitabında yer alan vahid (tek kişi) haberidir:
    "Olay öğrenilir. Medine'ye, Peygambere haber verilir. Peygamber
    öfkelenmiştir. Adamların yakalanmaları için buyruk verir, hepsini yakalanır. Suçluları, Hz. Muhammed'in huzuruna getirirler. Peygamberin kararı kesindir:
    - Elleri, ayakları çapraz olarak kesilsin. Gözleri oyulup çıkarılsın... !
    Emir uygulanır.
    Suçluların elleri, ayakları çapraz olarak kesilir.
    Gözleri oyulur.
    Medine dışında, güneşin altında ateş gibi yandığı jç.in "Harre" adı
    verilen yere götürülürler.
    Suçlular su isterler, su verilmez.
    "Taşları kemirirler", "Ağızlarıyla dişleriyle toprağı kazarlar."
    Ölünceye kadar öyle bırakılırlar. (Buhari Zekat 68, Cihad 52;
    Tecrit/Vudu, hadis 172; Müslim, Kesamel9-14, hadis 1671; Ebu
    Davud, Hudud 3, hadis 4364-4371; Tirmizi, Ebvabu't-Taharet55, hadis 72-73; Nesei, Tahrimü'd-demi; ıbn Mace, Hudud/20, hadis
    2578-2579. Buhari, bu hadise yedi yerde ve dokuz yolla, Ebu Davud bir yerde beş yolla, Nesei bir yerde dört yolla gönderme yapmıştır.)
    Nedir suçları bu adamların ve öncelikle kimdir bunlar? Ukl veya
    Ureyne kabilelerindendirler. Peygambere gelmiş Müslüman olduklarını bildirmişlerdir. Renkleri sarıdır, hastadırlar. Peygamber, önce bütünsevecenliğiyle deve sütü ve "deve sidiği" içirerek, onları iyileştirir.
    Havadar bir yere gitmek isterler. Peygamber, bir deve sürüsü verir ve yanlarına bir çoban katar. "Herifler" çobanı öldürür ve Peygamberin deve sürüsünü de alır,götürürler.
    "Peygamber, işkenceye karşı olduğu halde, bu olayda nasıl olmuştur da işkenceyle öldürülmelerini emretmiştir?" Bu soru hadis kaynaklarında tartışılır. Kimileri, Peygamberin bu infazı "işkenceyi yasaklamadan önce uygulattığını" öne sürerler. Kimisi, uygulamanın bir "kısas" olduğunu belirtir: Çünkü suçlular da Peygamberin çobanına aynı işkenceyi yapmışlardır. Hakim görüş. ise Peygamberin Maide suresinin 33. ayetini yerine getirdiği, yani Allah'ın buyruğuna göre hüküm verdiği yönündedir."
    ****
    Esasen bu rivayet, Maide Suresinin 33. ayetine iniş sebebi olarak
    düzenlenmiştir. Her ayete bir iniş sebebi bulma çabasında olanlar, bu senaryoyu da bu ayet için hazırlamışlardır. Ama gerçekte ayetin, bu rivayetle hiçbir ilgisi yoktur. O ayette: Allah'a ve Elçisine karşı savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların: ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya birer el ve ayaklarının çapraz kesilmesi, ya da sürgün edilmeleri şeklinde cezalandırılacakları belirtilmektedir.
    Bu ayet, yahudilerle ilgili olarak inen ayetler arasında yer almaktadır. Maide Sfıresinin 12, ayetinden itibaren Hicaz Bölgesinde ve Özellikle Medine'de oturan Yahudilerin, Peyğamber'e ve ıslama karşı olumsuz davranışlarına işaret edilmekte; kendi peygamberlerine karşı da kötülük yaptıkları anlatılmakta; Musa'nın sözünü dinlemedikleri,
    onu kritik zamanlarda yalnız bıraktıkları; ayrıca yeryüzünde bozgunculuk yapıp cana kıydıkları; bu yüzden ısrail ogullarına bir cana kıyanın, bütün toplumun canına kıymış sayılacağı yasasının konduğu belirtilmektedir,Bütün bunlar, asıl konuya giriştir. O da, kendi peygamberlerine karşı gelmiş, toplumlarına zarar vermiş, bozgunculuk yapmış bu insanların, Hz. Muhammed'e ve Onun oluşturduğu İslam toplumuna karşı da bozgunculuk yapmağa çalışmalarıdır.
    Nitekim Medine'de oturmakta olan Nadir Oğulları, Peyğamber'e
    suikast düzenlemişler, bundan dolayı kuşatılıp sürgün edilmişlerdir. Kaynuka Oğulları ahidIerini bozmuşlar, onlar da sürgün edilmişlerdir. Bunların yaptığından ders almayan Kurayza Oğulları, bunların yaptığından çok daha kötüsünü yapacak, Hendek Savaşında ıslam toplumunu tamamen imha etmek üzre gelen onbın kişilik Kureyş ve diğer Arap kabileleri ordusu ile birlik olacak, müslümanlarla birlikte Medine'yi dışdüşmana karşı savunmaya söz vermiş olan bu Yahudi kabilesi, Peyğamberle ittifaklarını bozacak, en kritik dönemde müslümanları
    tamamen imhaya kararlı düşman ordusuyla birleşerek Allah'a ve,
    Resulüne karşı savaş durumuna gireceklerdir. ışte bu ayette, Allah'a ve Resulüne karşı savaş açanların, şiddetle cezalandırılacakları: ya öldürülecekleri, ya asılacakları veya birer el ve ayaklarının çapraz kesileceği, yahut da sürgün edilecekleri belirtilmiştir.
    Henüz Ahzab olayı vuku bulmadan önce inmiş olan bu ayetler,
    ıslam toplumunun güvenliğine zarar vermeğe çalışanları uyarmaktadır. Bu ayetlerin, Bahreyn'den gelen yoksul insanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Zaten birkaç ayet sonra gelen 41. ayet bunun, tamamen yahudilerle ilgili olduğunu göstermektedir: "Ey Elçi, agızlarıyla 'Inandık' dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin, Yahudiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: 'Eger size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının' derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allan'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalblerini temizlemek istemedigi kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.'"
    Daha sonra Yahndilerin çeşitli olumsuz tutumları sergilenmektedir. Şimdi bu baglam içine getirip yoksul Ureynelileri yerleştirmek ve sadece bu ayeti onlarla ilgili görmek elbette dogru degildir. Zaten metni Kur'an'a ters olan bu rivayetin sözleri de çelişkilerle doludur. Zira bir rivayette gelen bu toplulugun, Ukl'den, başka bir rivayette Ureyne'den, Ebu Hureyre rivayetinde ise Fezare'den oldukları söylenir. Bir rivayette Peygamber bunların gözlerini oydurmuş, diger
    rivayette oydurtmamıştır (İbn Kesir, Tefsır: 2/48, 50)
    Alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Elçisinin, günahları ne
    olursa olsun, bir cemaatin ellerini, ayaklarını çapraz kestirip gözlerini oydurarak acılar içinde ölüme terk edecegini sagduyu kabul etmez. Kaldı ki bu uygulama Maide Sınesinin 33. ayetine de terstir. Çünkü ayette Allah'a ve Elçisinekarşı savaşanların ya öldürülecekleri, ya asılacakları, ya birer el ve ayaklarının tersinden kesilecegi veya sürgün edilecekleri belirtiliyor. Yani bu cezalardan birinin uygulanacagı bildiriliyor. Bu cezanın uygulanması için bu kimselerin, Allah'a ve Elçisine karşı savaşmaları gerekir. Bu olayda böyle bir şey olmamıştır, sadece bir hırsızlık, soygun olayıdır.
    Ayette muzari' (geniş zaman) kipi kullanılmıştır. Bunun mota mot anlamı şöyledir:
    "Onlar·ki Allah ve Elçisiyle savaşırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Işte onların cezası ..... dır."
    Bu ifade, sözü edilen kişilerin eylemlerinin olup bittigini degil,
    sürdügünü gösterir. Yani bu kişiler çobanı öldürüp develeri götürmekle iş bitmiş, geride kalmış degildir. Allah ve Elçisiyle savaşlarını; yeryüzünde bozgunculuklarını devam ettirmektedirler. Demek ki ayetin kasdı, develeri götürmüş olan yoksul Ureyneliler, ya da Ukl'lüler, ya da Fezareliler degildir. Çünkü onların eylemi bir defa olup bitmiş, artık geride kalmıştır. Zaten öyle cılız ve yoksul birkaç kişinin, sarsılmaz orduya sahip güçlü bir devlete karşı savaşa girmesi ve bunu da
    sürdürmesi söz konusu olamaz. Eğer ayet, o yoksul kişileri kasdetmiş olsaydı, yüklemlerin mazi
    kipinde olması gerekirdi. Yani:" "Onlar ki Allah ve
    Elçisiyle savaştılar ve yeryüzünde bozgunculuk yaptılar, işte onların cezası .....dır."
    Nitekim İbn Abbas, bu ayetin, Peyğamber'le yapmış oldukları anlaşmalarını bozan Kitap Ehli hakkında, yahut müslümanlara saldıran müşrikler hakkında indiğini söylemiştir (İbnKesir, Tefsir: 2/48).
    Bu Ureynelilerin, Allah ve Elçisine Karşı terör yaptıklarını varsayalım. Ayette sayılan ceza, sadece Allah ve Elçisine karşı savaşmanın degil, bu savaşla birlikte bozgunculuk yapmanın cezasıdır. Çünkü yüklemler birbirine (ve) edatıyla bağlanmıştır. Şayet (ev) edatıyla bağlanmış olsaydı, bu eylemlerden herhangi birini yapana, bu cezalardan biri verilirdi. Ama öyle degil, yüklemler (ve) ile bağlandığından, her iki eylemi birlikte yapana, yani hem Allah ve Elçisiyle savaşıp hem de yeryüzünde bozgunculuk yapana bu cezalardan biri uygulanır.
    Şimdi bu Ureyneli sıgınmacıların yaptığı eylem nedir? Allah ve
    Elçisiyle savaşmak değil. Develeri götürmek. Herhalde buna engel olan çobanı öldürmek. Eger çobanı öldürmüşlerse, bunun için kısas yapılır, yani öldüren kişi öldürülür. Ama bu cinayetin sübutu şahiderin şehadetiyle vuku bulur. Bu adamların çobanı öldürdügünü kim görmüş? Herhalde kendileri gelip de böyle yaptıklarını söylemediler. O zaman en ufak bir kuşku ile kısas cezası düşer. Bu, Islam hukukunun bir kuralıdır.
    Develeri götürmek ise bir hırsızlık sayılır. Ama develer kapalı ,
    yerden çalınırsa el kesme cezası uygulanır, el ve ayak kesme cezası değiL. Bu olayda develer, açıktan götürüldüğüne göre buna el kesme cezası da uygulanmaz. Daha hafif ceza verilir.
    Demek ki bu olay, ayetle anılan eylemlere uymamaktadır. Tutalım ki ayet, bu olaya işaret etmektedir. Bu kez bunlara, ayetle sayılan
    cezaların hepsi veya ikisi değil, sadece biri uygulanır. Çünkü ayete göre bunlara ya ölüm ezası verilir, ya el ayak kesme cezası veya sürgün.
    Genellikle cezaların en hafifıni uygulama, bir prensiptir. O halde
    Peyğamber, bunları sürgün cezası uygulayacağı yerde ne diye ayette zikredilmeyen cezayı uygulasın? Çünkü rivayetten anlaşıldığına göre Peygamber, haşa;bunların el ve ayaklarını çapraz kestinniş, gözlerini de oydurnuş, sonra Güneşin iyice yakıp kavurduğu Harre bölgesine götürtüp ölüme terk etmiş. Sıcaktan kavrulan, ızdıraptan kıvranan bu adamlar, susuzluktan ve açlıktan dolayı taşları kemire kemire, acılar içinde ölüp gitmişler.
    Bunu değil alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peyğamber, gönlünde en ufak bir şefkat ve merhamet duygusu olan bir insan dahi yapmaz. Ayrıca ayette göz oyma cezası yoktur. Peygamber, ayette olmayan bir cezayı nasıl uygular?
    Bu rivayetin ne yolla geldiğini araştırdım.Rivayetin hemen bütün
    varyantları Enes'e dayandırılmıştır. Ebiıhüreyre'ye dayanan rivayet de var ama bunlar garip ve zayıftır.
    Şimdi bu kadar önemli bir olayı, o zaman sadece 15 yaşlarında
    olan Enes ile, henüz Medine'de bulunmayan, müslüman dahi olmamış Ebu Hureyre mi bildi? Başka bilen yok mudur? Çünkü Ebu Hüreyre'nin ıslamı, Hayber'den sonra olmuştur. Oysa bu ayetin içinde bulunduğu Maide suresi Yahudilerin, henüz Medine'de büyük bir güç oldukları sırada, 4.H. yılı civarında inmiştir. Ebu hüreyrenin müslümanlığı ise 7.H. yıldadır.
    Olayın Enes'ten anlatımı da çok farklıdır. Kimi rivayete göre bu
    kişiler Ureynelidir (Buhari, Zekat, 68; Nesai, Taharet, Zikru Ihtilaf'ın- nakılin; Tirmizi, Taharet, b. 5, h. 72). .
    Kimi rivayete göre bunlar Ukul'den sekiz kişidir (Müslim,
    Kaseme: b. 2, h. 10)
    Kimi rivayete göre bunlar Ukul'den sekiz kişidir (Buhari, Diyat: 22)
    Kimine göre bunlar Ukl ve Ureyne'dendir (Buh. Mağ· 36; Müslm, Kasame:b 2, h. 12). '
    Kimine göre bunlar Ukl veya Ureyne'dendir (Buh. Muharibın: /3;
    Müslim, Kasame~ b. 2, h. LL; Ebu Davud, Hudud: 3; Nesai, Taharet, Ihtilafu'n-Nakılin,7/87-90).
    Kimine göre de bunlar Becile'den dört kişidir. (ıbn Kesir, Tefsir:
    2149).
    Rivayeti yazan Nesai, bunu mürsel olduğunu, aslında bunu Said
    ibn el-Müseyyib'in naklettiğini söylüyor (Sünen: 1/131).
    Bu olayın, şiddet yanlısı, işkence ile insanları sindirmeğe çalışan
    zalim yöneticiler tarafından uydurtulduğunda kuşku yoktur. Nitekim rivayetin kendisine nisbet edildiği Enes'in, bunu Emevi hükumdarı Abdu'l-Melik'e anlattığı ve sonra da bunu anlattığına son derece pişman olduğu ifade edilir. Yine ıbn Kesır'in ifadesine göre tarihte benzerı az görülen zalimlerden, Emevi valisi Haccac, minbere Çıkıp halka bu olayı anlatarak göz dağı verir ve "Resulullahda bunları yapmıştır "diyerek kendi işkencelerine bu rivayeti delil gösterirdi. (ıbn Kesir: 2149)
    Rivayetin yalanlığı şuradan belli ki, Peygamberin, kendisine gelen bu zavallı, yoksul insanlara deve sütü ve sidiği içmelerini emrettıği söylenir: Deve sütü ve sidiği içmesi iyi ama, kendisine gelen ilk ayetlerden itibaren: "Elbiseni temizle?" (Müddessir: 4) diye kendisıne temızlığın emredildigi Hz. Muhammed, pis şeylerden nefret ederdi. Sidigin elbiseye sıçramasımdan dahi son derece sakınılmasını emreden Peygamber, hiç sidik içmeyi emreder mi? Bu makul müdür? Kitapları dolduran, Kur'an'a ters, Peygamber'in tabiatına aykırı bu tür rivayetler, Peygamberden sonraki asırlarda egemen olmuş kişilerin düşünce yapısını yansıtmaktadır.
    Kur'an, Peygamber'i, batıl gelenekleri, hurafe zincirlerini kırıp
    atan bir elçi olarak nitelendirirken, bu tür rivayetler, onu sidikle tedavi yolunu uygulayacak kadar bir taklidci göstermektedir. Haşa, onun ahlak ve tabiatı buna müsait degildir. Kur'an onu gelenekleri yıkan büyük bir devrimci olarak niteliyor:
    "Onlar, yanlarında bulunan Tevrat ve Incil'de (gelecegi) yazılı
    olan Ummi Peygamber'e uyarlar. O Ümmi Peyganıber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Üzerlerindeki ağırlıkları ve sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar! .. " (Araf: 157)

    Şimdi güzel, temiz şeyleri insanlara helal, pis şeyleri de haram kılan Peygamber, sidik içmeyi emreder mi? Kendi koydugu kurallara göre sidik pistir, necistir, elbiseye bulaşsa namaza engeldir. Kendisine elbisesini temizlemesi emredilmiştir. Elbiseye bulaşmasına müsaade edilmeyen pisligin, nasıl olur da içilmesi tavsiye edilir? Bu yalanlara bakıp da Peygamber'e dil uzatmak, insanın vicdanım titretmelidir. Bu rivayetin baş tarafı böylece Kur'an'a terstir. Gelelim işkence ile öldürme mes'elesine. Rivayetin son tarafında anlatılan işkence ile öldürme olayı da yalandır. Çünkü bu, Kur'an'ın tanımladıgı Peygamber ahlakına aykırıdır. Şimdi Kur'an'ın anlatımına
    göre Peygamberimizin ahlakını ögrenelim: .
    "Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi.
    Oyleyse onları affet, onların hatalarının bağışlanmasını dile. İşinde onlara danış!" (Al-i İmran: 159)
    Andolsun, içinizden size öyle bir Elçi geldi ki,sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. Size düşkün, mü'minlere şefkatli, merhametlidir!"
    (Tevbe: 128)
    "Muhakkak ki Sen, büyük bir ahlak üzerindesin!" (Kalem: 4)
    Şimdi merhametli, kabaIıktan uzak, zarif, yüksek ahlak sahibi
    Peygamber, birkaç deveyi götürdüler diye bu zavallı insanların ellerini ve ayaklarını kestirir, gözlerini oydurtur ve öylece ölüme terk eder mi? Böyle bir insan nasıl merhametli, yüksek ahlak sahibi olarak nitelenir?
    Vallahi, o kaba, katı yürekli degildi. Merhametliydi. Hanımlarına
    bir fiske vurmamıştı. Hizmetçisi Enes, kendisine on yıl hizmet ettigini, onun bir dünya işi yüzünden kimseyi azarlamadığınıı, "Niçin şöyle yaptın" demedigini anlatmıştır.
    Mekke'yi fethettigi zaman, amcasını öldürtmüş olan Hind'i,
    Vahşi'yi ve kendisinin can düşmanları olan Mekke liderlerini affetmişti. Acaba birkaç deve, amcası Hamza'dan daha mı kıymetliydi ki amcasının katillerini affediyor da, birkaç deve götürmüş olan, sonra elbette yalvarıp af dileyen zavallıları affetmiyor ve öyle feci bir biçimde öldürtüyor?
    Bu tür rivayetler, şiddetten zevk alan sadist insanların uydurmasıdır. Kur'an'ın tanımladığı o ümmi, zarif, yüksek ahlak, şefkat ve merhamet sahibi Peygamber, bu tür yalanlardan beridir. Bu tür yalanların, Kur'an ışıgında gözden geçirilip İslamın bunlardan arındırılması gerekir. Esasen bizzat Kurtarı-ı Kerim, bu tür yalanların ortaya çıkacagına işaret etmiş ve mü'minlere Allah'ın ayetlerine karşı küfür olan, onlara aykırı hadisleri kabul etmeyip onlara uygun hadislere geçmeyi emretmiştir:
    "Allah size Kitapta şöyle indirmişti: Allah'ın ayetlerine karşı
    nankörlük edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman bunu yapanlar başka bir hadise dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi (günah işlemiş) olursunuz." (Nisa: 140)
    "Ayetlerimiz hakkında (gerçek dışı sözlere) dalanları gördüğün
    zaman, onlar başka bir hadise geçinceye kadar onlardan yüzçevir."(En'am: 68)
    "Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar?" (Casiye: 6) ,
    "Kur'an'dan sonra hangi hadise inanacaklar?" (Araf: 185 Mürselat: 50).
    Gerçi bu Ayetlerde geçen hadis ile Peyğamber devrinde Kur'an
    aleyhinde konuşulan sözler kasdedilmiştir ama, sebebin özelliği, hükmün genelliğine engel değildir. Bundan dolayı, bu ayetlerde, ileride vuku bulacak bir olaya işaret görülmektedir. '
    Ebubekir, Ömer, Ali (Allah hepsinden razı olsun) gibi büyük
    sahabilerin yazılmasını ve yayılmasını önlemeye çalıştıkları hadis hareketi daha sonraki zamanlarda güçlenmiş; böylece Kur'an'ın ruhuna uygun Peygamber sözleri yanında; Kur'an'ın hükümlerini rafa kaldıran, onun açtığı geniş ufukları daraltan, eski Arap geleneklerini din haline getirip insanların sırtına yükleyen; insanların Sırtındaki ağırlıkları, bağları kaldırmakla görevli Peyğamber'in dinini ayrıntılara boğan, daraltan, yozlaştıran, hatta şirke bulayan; Kur'an'a ve Peyğamber'inn dÜnya görüşüne aykırı rivayetler de hadis altında derlenmiştir. İşte bu ayetlerde, Kur'an'a aykırı olan, onun hükümlerine ve prensiplerine ters
    düşen sözlere inanılmaması, kişi rivayeti olan bu sözlerin inanç temeli yapılmaması hususunda mü'minlerin dikkati çekilmiştir.
  • 595 syf.
    ·205 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Neler öğrendik? 


    İLK ÖNCE: İHLAS VE  NİYETTEN başladık.


    Bu bölümdeki hadisi şeriflerle anladık ki:

    - eğer niyetimiz samimi değilse ve yaptığımız işte İhlas yoksa elimize hiçbir şey geçmeyecek.. 

    Ama  diğer taraftan da anladık ki: niyetimiz hayır olsa ama amel olarak dökülemese bile elimize sevap olarak geçecek. 


    -kalbimizi sürekli kontrol etmemiz gerektiğini ve bir işe başlarken ki niyetlerimi, işe başladıktan sonra bile sürekli sabit tutmak için elimizden geleni yapmamız gerektiğini öğrendik.



    İKİNCİ BÖLÜMTÖVBE idi.

    -Tövbe kısmında öğrendik ki: gerçek bir tövbe için :

    yaptığımız şeyi önce terk edeceğiz.

    Sonra ondan pişman olacağız ve bir daha asla yapmamaya karar vereceğiz. 

    Hatta ve hatta biz de o işi anımsatacak yerlerden, olaylardan, sözlerden bile uzak kalacağız.


    -Ve öğrendik ki Efendimiz bile Günde 70 yahut 100 defa tövbe ediyormuş. 

    Bizde günlük istiğfar saygılarımızı arttıracağız ve ihmal etmeyeceğiz. 

    Ayrıca İhlas da yapılan bir tövbenin bütün geçmişi kapatacağını da öğrendik.


    -Tövbe kısmında beni en çok etkileyen olaylardan biri Kab Bin Malik ve onun hakkında Tevbe suresinin ayetlerinin inmeseydi. 

    Bir de efendimizin dinlemek istememesine rağmen suçlarını inatla itiraf eden bir bayan ve Maiz adlı sahabenin zina suçunu işlediklerini itiraf etmeleri ve recm edilmeleri. Kendilerini gerçekten temizledikleri, sonrasında efendimizin de  "Onların tövbesi öyle bir tövbe idi ki" diye onları övmeleri beni çok etkiledi. 




    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SABIR idi.

    -Sabır bölümünde ne öğrendik? 


    -sabır da yarışmamız gerektiğini. 


    -Başımıza bir sıkıntı geldiğinde namazla ve sabırla Allah'tan yardım etmemiz gerektiğini öğrendik. 


    -en önemlisi de sabrın aslında başımıza belanın, musibetin ilk geldiği anda olduğunu ve sonrasında yaptığımızın aslında sabır olmadığını öğrendik. 


    Bu da özellikle Biz anneler için (şahsen kendi nefsim adına) bana çok büyük bir tokattı..




    DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜ DOĞRU SÖZLÜLÜK idi. 

    -Burada doğru sözlü, sadık olmanın önemini ve ahirette elde edileceği kazançları gördük.


    -Doğru sözlü olmanın ve doğrularla beraber olmanın Takva duygusunu geliştirdiğini öğrendik.


    -Şüphe veren şeylerden, şüphelilerden uzak durmamız gerektiğini yani içimize sinmeyen, içimizin ısınmadığı konulardan da uzak durmamız gerektiğini öğrendik.


    -Ayrıca öyle  doğruluğundan emin olunan kişi olmalıyız ki düşmanlarımız bile bizim bu yönümüzü takdir etmeli bunu öğrendik.


    -Ve belki de en önemlisi: hepimizin arzusu olan şehadeti gerçekten doğru şekilde istiyorsak, yatağımızda ölsek bile Şehit mertebesinde olacağımızı, 

    eğer biz doğru isek Allah'ın da bizi doğrulayacağını öğrendik.


    -Artııı Ben burada 59 hadis-i şerifte artı bir bilgi öğrendim mesela eski ümmetlerde gökten inen bir ateşle kurbanın ya da ganimetin kabul edildiğini göstergesi imiş. 

    Eğer o ateş yakmazsa bu bir ihanetin ya da kusurun bulunduğu hükmüne varılıyormuş. 


    -Son olarak da yaptığımız alışverişlerde malımızın ayıbını açıklamanın Bereket kaynağı olduğunu öğrendik. 



    BEŞİNCİ BÖLÜM  ALLAH'IN KULLARINI  DENETLEMESİ yani MURAKABE idi. 


    -Burada ilk hadisimiz hepimizin bildiği "cibril hadisi" idi.

    Bu hadis-i şerifte Cebrail as'ın İhsan'ın ne olduğunu sorusuna, Peygamberimizin verdiği cevap ile 'Allah'a onu görüyormuş gibi kulluk  etmendir' i öğrendik.  

    Ayrıca bu hadisle:

    meleklerin insan kılığına girebildiğini, konuşabildiğini, imanın şartları ve İslam'ın şartlarını öğrendik. 

    ilim adamlarına ve ilim meclislerine saygı duymamız gerektiğini öğrendik. 

    kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başkasının bilmediğini de öğrendik. 


    -Daha sonra öğrendik ki insanoğluyuz, Beşer şaşar hesabı şaşabiliriz ama öğrendik ki bir kötülüğün arkasından hemen iyilik yapacağız ve İnşallah o kötülüğümüzü o iyilikle silinecek. 


    -Her yerde ve her şartta Allah'a karşı saygılı olmanın murakabe şuurunun göstergesi olduğunu öğrendik. 


    -Efendimizin o güzel hitabı ile İbni abbas'a yavrucuğum diye seslendiği hadis-i şerifte:

    Allah'ın ilminde hiçbir değişiklik olmayacağını ve ona tevekkülün psikolojik açıdan bizi çok rahatlatacağını ve herhangi bir ihtiyacımız söz konusu olduğunda isteyeceğimiz ilk mercinin kesinlikle Allahu Teala olması gerektiğini öğrendik.


    -Daha sonra Enes Bin Malik'in kendisinden sonra gelen kişilere (o zaman bile) 'sizin Kıl kadar bile önemsemediğiniz birtakım işleri Biz helak edici büyük hatalardan mı sayardık' dediğini öğrendik. 

    Oturduk şöyle bir düşündük sahabe efendilerimize yaptığımız haksızlığı.. 

    şu anda onlarla kendimizi kıyaslayınca nasıl aynı cennete talip oluyoruz diye oturduk, ahladık, vahladık. 


    -Belki de hepimizi şaşırtacak bir hadisi şerif öğrendik:

    Allahu Teala'nın kıskandığını, ama onun kıskanmasını kulun ilahi yasakları çiğnemesi sebebiyle olduğunu öğrendik. 

    Yani bazı yasakların, sınırların bizim için konulduğunu ve Rabbimizin asla onların dışına çıkmamızı istemediğini ve çıktığımız zaman da onun gazabını hak ettiğimizi ve murakabe bilincini iyice oturtarak bu çizgileri sınırları kesinlikle aşmamız gerektiğini öğrendik. 


    -İsrail oğullarından abraş, kel ve kör 3 kişiye gelen meleğin ve bunların istekleri ve sonrasında meleğin tekrar gelmesi ile cimrilikten uzak durmamız gerektiğini, Nimet'in artmasının şükretmekle olduğunu ve ne oldum delisi olmamız, geçmişimizi unutmamamız gerektiğini öğrendik.


    -Akıllı kişinin ileri görüşlü olduğunu yani ahireti için çalışan olduğunu öğrendik. 


    -Bizi doğrudan ilgilendirmeyen her şeyi terk etmemizin güzelliğini ve müslümanlığımızdan olduğunu öğrendik. 


    -Ve Biz bütün hanımlara gerekli olan şeyi öğrendik

    Bazı şeylerin aile içerisinde kalması gerektiğini, aile mahremiyetini sonuna kadar korumamız gerektiğini öğrendik. 



    ALTINCI BÖLÜM TAKVA idi. 


    -Takvanın Allah korkusu veya Allah saygısı olduğunu öğrendik. 


    Burada Allah'tan korktuğumuz için bazı şeyleri yapmak DERKEN yalnız Allah'ın cehenneminden korktuğumuz için değil sevdiğimiz bir kişiyi üzmekten korkarız ya aynı onun gibi korku olduğu için bazı şeylerden sakınmamız gerektiğini öğrendik. 


    -Allah korkusunun her hayrın başı olduğunu, takva sahiplerinin dünyada ve ahirette şereflerin en yüksek olduğunu öğrendik. 


    -Dünya ve dünyadakilerin imtihan sebebi olduğunu,

    göz kamaştırıcı olduğunu ama takva duygusunu ele geçiren kişinin bunların üstünde çok durmayacağını, önemsemeyeceğini öğrendik. 


    -Peygamberimizin bile dualarında sürekli "Allah'ım senden Hidayet Takva İffet ve gönül zenginliği İsterim " diye dua ettiğini öğrendik.


    -Bir şey yapmak ya da yapmamak için yemin etsek bile Eğer yemin ettiğimiz şeyin zıttı takvaya daha uygunsa bunun yeminden dönmeyi gerektiğini ve daha güzel olduğunu (Tabii ki yemin kefaretinde vererek dönmemiz gerektiğini)  öğrendik. 

    Yani Müslümanın Her işinde takva üzere olması gerektiğini öğrendik. 


    -Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, yöneticilere itaat etmek..bunların takvanın gereği olduğunu öğrendik.


    - Dünya'daki doğruluğuna ahirette kurtuluş sebebi olduğunu öğrendik.. 




    YEDİNCİ BÖLÜM TEREDDÜTSÜZ İMAN VE ALLAH'A TAM GÜVEN 

    TEVEKKÜL .. idi


    Bu kısımda neler öğrendik?

    Müminde yani biz de bulunması gereken şey : inançta tereddütsüzlük ve Allah'a Sarsılmaz bir itimat. 

    Bu da bizim en büyük gücümüz ve başarımızın sırrı..


    Tevekkülün aksi tereddüt.. Güvensizlik işareti ve sonucudur.. 

    Tevekkül ehli olmalıyız ama usulüne uygun araştırmayı yapıp, ön aşamayı hallettikten sonra ötesini Allah'a bırakmalı ve tevekkül etmeliyiz. 

    Bu bölümde hadisi şeriflere geçmeden önce beni en etkileyen ayet Enfal suresi ikinci ayeti kerime oldu.

    Rabbimiz bize gerçek müminleri tanıtıyor:

    1. anıldığı zaman yürekleri titreyen,

    2. Allah'ın ayetleri okunduğunda imanları pekişen,

    3. rablerine güvenip dayanan....

    Gerçek mümin? Şu ayet üstüne durup çokkk düşünmeli çookk..  Allah anıldığı vakit mi yürek titriyor yoksa anlatan hocanın ses tonu yada etkisi ile mi :(

    Ayetleri okuyup iman pekiştirmek desen en büyük yaramız dünyaya ve dünya ilmine verdiğimiz hangi değeri kuranı anlamaya verdik :(

    Rablerine güvenip dayanmak desenn laftan öte icraatta belli güven kelimesinden başlayıp nerde hata yapıyoruz bulmanın tam sırası değil mi? 

    Şöyle gelecek kaygılarımızı bi düşününce Allah'a olan güven ve tevekkülümüz de ortaya çıkıyor aslında :(


    Gelelim hadisi şeriflerimize:

    75 hadisi şerif ile ümmetden 70000 kişinin hesapsız azapsız cennete gireceğini öğrendik ve bunların büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rabbine güvenenler olduğunu öğrendik. 

    Diğer taraftan hadisde dikkatimizi çeken ukkaşe bin mihsan(ra) ın fırsatı değerlendirmede olan çabukluğu ve bizlere örnekliği idi.. 


    Diğer bir hadis-i şerifte hasbünallah ve nimel vekil sözünün ateşe atıldığı zaman İbrahim Aleyhisselam'ın son sözü olduğunu ve Efendimizin de Uhud Savaşı'ndan sonra bir sene sonra Bedir'de buluşalım diyen Ebu Süfyan ve Müslümanların anlaşmaları üzerine Ebu Süfyan'ın birliğinin çok kalabalık olduğunu söylemeleri üzerine efendimizin bu sözü söylemesi.... Bize özellikle sıkışık anlarda Allah'a tevekkülün kıymetini öğretti. 

    Tevekkülün telaş ve paniğe önlediğini, 

    Allah'a güvenin en sağlam güvence olduğunu öğrendik.


    Daha sonraki hadis-i şerifte kuş kalpli benzetmesini öğrendik ve tevekkül konusunda kuşları kendimize örnek almamız gerektiğini öğrendik.


    Efendimizin tehlikeler karşısında nasıl güzel örnek olduğunu, O'nun Allah'a güveninin asla sarsılmadığını öğrendik. 


    Bir önceki hadis-i şerifte kuş kalpli benzetmesi vardı. Burada da eğer Allah'a tam anlamıyla güvenseydik  Rabbimizin kuşları doyurduğu gibi bizi de rızıklandıracağını öğrendik.. 


    Efendimizin yatak yatak duasını öğrendik. 

    Bu dua ile Allah'a olan ahdimizi , güvenimizi, sözümüzü her gece yenilememiz gerektiğini öğrendik..


    Efendimiz ile Hz Ebubekir'in hicret yolculuğunu ve oradaki güvenlerini tevekküllerini öğrendik.


    Evimizden çıkarken yapmamız gereken duayı, evimizin bizleri koruyan bir kale olduğunu değilse bile o kaleyi tuğlalarla sağlamlaştırırarak evimizi birer kaleye çevirmemiz gerektiğini, dışarının tehlikeli olduğunu o yüzden çıkarken de Allah'a tevekkül edip dua ederek O'na sığınmamız öyle çıkmamız gerektiğini öğrendik.


    Allah ve ilim yolunda bulunanların gerçekten rızıklandırıldığını, onların rızkını Allah'ın üstlendiğini ve belki de onlar sayesinde bize zarar dokunmadığını, bakımını üstlendiklerimiz sebebiyle rızıklandırıldığımızı öğrendik.


    Sekizinci bölüm: DOĞRULUK idi.

    Efendimizin beni yaşlandırdı dediği Hud Suresi 112 ayeti okuduk ve doğruluk ve istikametin hayatımızda ki  


    Doruk üzere olanlara ve istikamet üzere devam edenlere meleklerin yardımının geleceğini Sonrasında da Rabbimiz Allah'tır deyip doğru olanlara ne korku ne de Hüzün uğrayacağını ve cennette Temelli kalacaklarını öğrendik.


    Efendimizin yanına gelen sahabenin bana İslam'ı tanıt demesi üzerine efendimizin Allah'a inandım de sonra da dosdoğru ol değişimi ile doğruluğun istikametin dinimizde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu öğrendik. Bu kısımda Ayrıca kalbin beden ülkesindeki tüm organların reisi olduğunu öğrendik ve Allah'a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalple diğer organların nasıl etkileneceğini ve dilinde kalbin tercümanı olduğunu öğrendik başka bir hadis-i şerifte de her sabah bütün organların dile hitaben bizim hakkımızda Allah'tan kork biz sana bağlıyız Sen doğru olursan biz de doğru oluruz Sen eğri olursan biz de eğleniriz hadis-i Şerifi ile dilimizden çıkan şeylerin Aslında nasıl kalbimizde yer ettiğini Kalbimizin dilimizi söylediğini öğrendik ve konuştuklarınıza daha daha dikkat etmeyi öğrendik..


    87 hadisi şerifin izle işlerimizde bütün hayatımızda dosdoğru olup orta yolu tutmamız gerektiğini ve kurtuluşun Amelya kazanılmayacak ağını öğrendik ve amellerimiz sayesinde kurtuluşa gelemeyeceğim izi Allah'ın rahmet ve keremi ile bağışlaması ndan başka bir yol olmadığını öğrendik ceza Efendimiz de kendisi için aynı şeyi söyledi.



    DOKUZUNCU BÖLÜM TEFEKKÜR İdi. 


    Allah'ımızın yarattıklarının büyüklüğü ile Tefekkür etmeyi dünyanın sonunu düşünerek Tefekkür etmeyi ahiretin dehşetli durumlarını düşünüp Tefekkür etmeyin dünya ve ahiretin öteki hallerini düşünüp Tefekkür etmemiz gerektiğini nefsini kusurlarını Tefekkür etmemiz gerektiğini onu arındırmak ve doğruluğa yönlendirmeye Tefekkür etmemiz gerektiğini öğrendik.


    Tefekkürün dürüstlüğün Fikriye yönü yani temelini teşkil ettiğini öğrendik.


    Gerçek Tefekkür ehlinin etrafındaki her şeyin sonucunu Allah'a bağladığını ve onlarca farklı bir bakış açısı ile baktığını öğrendik.


    Ve yeryüzünde dolaşırken öncekiler sonrakiler şu anda yaşayanlar hepsinin bize birer ibret eseri olduğunu Bildik.



    ONUNCU BÖLÜM 

     HAYIRLI İŞLERE KOŞMAK idi.


    Baştaki ayetlerle Rabbimiz bize hayır işlerle yarışmamız gerektiğini Cennet için koşmamız gerektiğini emretti.


    88 hadisi şerif ile Efendimizin mucizevi hadis-i şeriflerin den birini öğrendik imanımızın ve onu korumamız gerektiğini ne kadar önemli olduğunu Birlik fitne ortamlarından sakınmamız gerektiğini ve kendimizi çok dikkat etmemiz gerektiğini Eğer bazı şeyleri önemsemez sake Allah muhafaza Sabah evden mümin olarak çıkıp kafir olarak dönemlerin olacağını evine mümin olarak gelip sabah kafir olarak çıkanların olacağını öğrendik.

    Şeytan ve adamlarının müminlerin imanını çalmak için gayretlerini öğrendik biz de hayır işlerde kesinlikle durmadan ve ibadetlerimizde yılmadan koşmamız gerektiğini Bildik.

    Dinimizde sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini durumlar daha da kötüleşme den güzel işler yapmakla yarışmamız gerektiğini ahir zamanın filtrelerinin olacağını ve Dinimizi dünyevi herhangi bir değere değişmemek gerektiğini bunun kötü sonuçlarını ve iyilikleri iyileri çoğaltmak için birbirimize yarışmamız gerektiğini öğrendik.


    89 hadisi şerifler adam hadis-i Şerifi çok sevdim Neden Çünkü efendimizin namazda Aklına bir şey gelmişti hemen namazı kıldıktan sonra koşup Eve gitmişti O sadaka yerini bulsun diye Yani burada ne ben sevindim çünkü namazda namaz dışı bir şey düşünmek namazın sıhhatine mani değilmiş.

    Daha sonra hadisi şerif ben neler öğrendik Hayır işlemekte çok acele davranmamız gerektiğini Efendimizden öğrendik ve zihnimizi bulandıracak ibadetimize engel olacak şeyleri o anda yapmamız gerektiğini ve sonra devam etmemiz gerektiğini öğrendik ve Daha önemlisi de sade efendilerimizin Peygamberimizi nasıl dikkatle ibretle takip ettiklerini öğrendik.


    Cenneti gerçekten arzulayan ların nasıl Cennet uğruna savaştıklarını öğrendik.


    Bütün işlerimizde olduğu gibi sadaka ve yapılan iyiliğide son anı ölüm Döşeğine bırakmamız gerektiğini Hayır işlerde Acele etmemiz ve yarına bırakma mı mızı öğrendik.


    Bir savaşta sahabe efendilerimiz de bunun hakkını vermek üzere kim alır hadis-i Şerifi ile oradaki sahabe efendilerimizin bile önce bir nefislerini durup kontrol ettiklerini ve sonrasına gerçekten hakkını vermek şartıyla Ebu Dücane nin kalkıp


    Hayra koşmak da Ebu Dücane gibi Ölümü bile göze almak gerektiğini öğrendik.


    Her gelen günün bir öncekinden daha kötü olacağını bununla anın kıymetini bilmemiz gerektiğini tüm Hayır işlerimiz de bu yüzden Acele etmemiz gerektiğini şikayet etmek yerine değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik.


    Fakirlik zenginlik hastalık İhtiyarlık ölüm Deccal ve Kıyamet Bunlar gelmeden önce zamanımızı ve bütün fırsatları değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik bazı fırsatların selam vermek gibi bir dakikalık olduğunu öğrendik.


    Bu hadisi şerif ile iyi iş ve Salih amel yapma azmi ve kararlılığı mız olması gerektiğini kendimizi sınırsız fırsatların yanında kabul etmeyeceğimizi Çünkü fırsatını Zaten dar bir zaman eşini sunulmuş imkan demek olduğunu bilmemiz gerektiğini ve her Salih işi ilk anda yapma taktiği olması gerektiğini öğrendik.


    Hayber Savaşı'nda sancağı alan Hz Ali'nin efendimizin ile yürü Allah Fethi nasip edene kadar sağa sola bakın mı sözünü hem zahiri hemde batini olarak nasıl iptal leştir dini ve arkasında bile dönmeden sancağa kapıp giderken Ey Allah'ın elçisi onlarla ne yapmaları için savaşayım değişimin bize ne kadar büyük örnekler olduğunu ve emri yerine getirmede Hz Ali gibi sağa sola bakmadan gitmemiz Dost doğru gitmemiz gerektiğini öğrendik.

    aynı hadisi Şerif'ten meselelerin gönülleri ele geçirmek olduğunu öğrendik ve hadis-i Şerif'in devamında Nurettin Hoca eklemişti senin elinle bir kişinin hidayete ermesi tüm kırmızı develerden hayırlıdır.



    11.BÖLÜM 

     MÜCAHEDE idi.

    Nefse şeytana kötü duyguları ve din düşmanlarına bütün gücümüzle dinlenmeniz ve bu şekilde Allahu Teala'nın rızasına cennete ulaşacağımızı Mücahide nin cihat'tan öncede sonrada yürütülmesi gerekli olan bir kulluk vazifesi olduğunu öğrendik.

    Mücahede nin Allah'a kulluğu esas alan bir kavram olduğunu öğrendik.

    96 hadis-i şerifle Allah dostluğunu kazanmış kişilere karşı olan vazifelerimiz öğrendik onlara duymamız gereken saygıyı öğrendik ve Bir insana karşı olan düşmanlığımız nefsimizin mi yoksa dinimizin mi gerekliliği oturup Kendimizi sorgulamamız gerektiğini öğrendik. Allah dostlarını al verdikleri mücahede den dolayı düşman olmanın Allah ile harbe girmek manasında bir cüretkarlık olduğunu öğrendik.

    Ibadetlerimize faydalarını da devam ederek Allah'a olan yakınlığımız ın arttığını nafileleri de bunlara katkı sağladığını öğrendik Rabb'imizin razı olduğu her kuluna Her işinde yardım ettiğini ve Allah dostlarının duasının makbul olduğunu öğrendik.


    97 hadis-i Kutsi ile ya birimizin bizim ona ne kadar gidersek gidelim Onun bize misliyle katı ile geleceğini öğrendik.

    Az amele Allah'a çok sevap verdiğimizde Allah'ın keremini ne kadar büyük olduğunu Allah'ımızın bizim kendisine gösterdiğimiz yakınlıktan çok daha fazlasıyla cevap verdiğini öğrendik.


    98 hadisi şerif film izle sağlık ve boş vaktinizi değerlendirmemiz gerektiğini İnsanların çoğunun burada hataya kapadığını ve bizim bunları değerlendirmek için mücahede ye devam etmemiz gerektiğini öğrendik Çünkü Ömür sermayesi bir defa verilmişti..




    99 hadisi şerifle efendimizin gece ayakları şişene kadar Namaz kılarak şükrün hakkını vermek konusunda bize örnek olduğunu, 

    başarılı bir mücahede için gece ibadetinin önemine, 

    yalnız başına yapılan ibadetlerin istenildiği kadar uzatılabileceğini, 

    toplu ibadetlerde cemaatin durumuna göre davranacağını öğrendik.

    Burada Hz Ali'nin bir sözünü okuduk

    "bir grup İnsan bir şeyler umarak kulluk yapar, bu:Tüccar kulluğudur.

    Bir grup insan da korkudan dolayı kulluk yapar.Buda köle kulluğudur.

    Bir grup insan da vardır ki şükür olsun diye kulluk yapar,işte bu tüm duygulardan yakasını kurtarmış Seçkin kimselerin kulluğudur"


    100 hadis-i şerifle efendimizin Ramazan'ın son on gününde itikafa ayırdığını,bize de bunun büyük bir fırsat olduğunu, kendisinin ibadeti yaptığı gibi mesul oldukları için de bunu istediğini, bu ikazın da bir ibadet türü olduğunu öğrendik.


    101 hadisi şerif (Nurettin Hoca Burada hayat kalitenizi artıracak çok değerli zihinlere oturmamız gereken bir hadis-i Şerif demişti) 

    1-)Müminin kuvvetlisi daha değerlidir(bilgi & beden & siyaseten) 

    2-)zayıf da olsa hasta da olsa o müminde hayır vardır 3-)çalışıp gayret etmek zorundayız

    4-)tevekküle asla unutmamalıyız

    5-)pısırıklaşmamalıyız

    6-)Geçmişle vakit kaybetmemeliyiz. Çünkü geçmişle vakit kaybetmek şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.


    102 hadis-i şerifte cennete bazı güçlüklere sabredilerek ulaşılacağını, nefsin isteklerine karşı çıkarak azaptan kurtulacağınızı, mücahedenin nefsin haklarına değil hazlarına set çekmek olduğunu öğrendik.


    103 hadis-i şerifle Resulullah'ın sırdaşı Hz huzeyfe'nin efendimizin gece namazına olan şahitliği ile gece namazlarını uzun kıldığını, bunu uzatmamızın müstehap olduğunu ve namazımız da aktiflik olması gerektiğini, azap ayetleri de Allah'a sığınıp, Dilek ayetlerinde isteklerimizi söylememiz gerektiğini, ayetlere cevap vererek aktif bir şekilde namaz kılmamız gerektiğini öğrendik. 


    104 hadis-i şerifle gene efendimizin bir gece namazdayken Abdullah ibni Mesud 'un Efendimize saygısızlık olacağını bilmeseydim onu bırakıp ona oturacaktım dediği kadar uzun bir şekilde namaz kıldığını, ashab-i ikram'ın son derece edepli olduğunu, farz olmayan namazlarda da imama uyulabileceğini, bir özür yokken oturarak imama uyumanın uygun olmadığını öğrendik.

    Ayrıca mücahedenin farzlarla yetinmemek, yaptığına da kalite katmak olduğunu öğrendik.


    105 hadisi şerifler mücahedenin Amel ve ibadeti artırmakla olduğunu, Çoluk çocuk malın  kabre kadar ancak geldiğini, kabirde amellerimiz ile muamele göreceğimizi öğrendik


    106 hadis-i şerifte Cennet-cehennem ile olan yakınlığımızın aynı derecede olduğunu, Burnumuzun dibindeki cenneti kaçırmamak Cehennemi kendimize uzaklaştırmak için mücadeleye devam etmemiz gerektiğini öğrendik.


    107 hadisi şerifle cenneti istemenin ağır bir istek olduğunu O yüzden de efendimizin başka diye sorduğunu, sonra da namazı çoğalt dediği sahabe Efendimizle bize de namazlarımızı, secdelerimizi  çoğaltmamız gerektiğini, nefisle mücahede gayretinde olmamız gerektiğini öğrendik. 


    108 hadis-i şerifle secde etmenin sevap kazandırıp günah sildirdiğini, derece yükselttiği, ibadetin sadece namaz olmadığını, nefisle mücahede de secdenin çoğaltılması önemini öğrendik.


    109 hadis-i şerifte uzun ömür taleb etmenin ve bu Uzun ömrü amellerle ibadetlerle mücahedemizi sürdürerek doldurmamız gerektiğini öğrendik. 

    Mümin olarak hedefimizin cennete girmekten çok Firdevs ve adn cenneti olması gerektiğini öğrendik.

    Uzun yaşam istememiz de ki amacın daha çok ibadet etmek,daha çok zikir, daha çok kulluk için istemek olduğunu ve esas olanın ölüp gitmek değil kalıp salih amel yapmak olduğunu öğrendik.


    110 hadisi şerifler Enes bin nadr ın Uhud Savaşı'ndaki şehadet isteği ve savaşın sonunda vücudunun param parça olarak şehit olduğunu, bizim de bir müslüman olarak bu Himmet ve bu gayret ve bu heyecanla olmamız gerektiğini, dine bir şey geldiği zaman artık hayatın ne anlamı kaldı ki diyerek Enes bin nadr gibi heyecanımızı korumamız gerektiğini, güzel ve meşhur şeyleri vaat etmenin caiz olduğunu, samimi şekilde Şehitlik isteyene  Şehadet'in ulaşacağını öğrendik.


    111 hadisi şerifle yapılan bir iyiliğin ne kadar az olursa olsun küçük görmemiz gerektiğini, herkesin gücünün yettiği sürece çalışması gerektiğini, bu konuda kendilerini kınayanlara aldırış etmemiz gerektiğini, az da olsa sadakayı asla ihmal etmememiz gerektiğini, Maksadın Allah rızası olduktan sonra az çok fark etmeyeceğini, Propagandalardan mücahedemizin etkilenmemesi gerektiğini öğrendik.


    112 Kutsi hadisle Allah'ın adil olduğunu, zulme etmeyeceğini Hidayet'in Allah'tan olduğunu, rızkın Allah'ın takdiri ile geldiğini, kulun kusursuz olmayacağını  Allah'ın İhsan deryası'nın sonsuz ve sınırsız olduğunu, Her birimizin amellerinin kaydedilmekte olduğunu, Nefise mücahedenin ileride amellerimizin karşımızda çıkarılacağı bilinci içinde yapılması gerektiğini öğrendik.




    12. BÖLÜM 

    ÖMRÜNÜN SONLARINDA HAYRI ARTIRMAYA TEŞVİK idi.


    60 yaşın her şeyi yerli yerine koymak için yeterli bir zaman ve imkan olduğunu ,efendimizin ümmetinin ortalama ömrünün 60 70 yaş arasında olduğunu söylediğini ve İhtiyarlık dönemlerinde kulluk gayretlerini hız vermek emeklilik hayalleri kurmamak, geçmişteki eksiklerin bir ölçüde olsa telafi edilmesi gerektiğini öğrendik


    114 hadis-i şerifle Hz Ömer'in ilim mescidi'ne İbn Abbas'ı yanında götürdüğü zaman Nasr suresinde ki artık efendimizin ecelinin kendisine bildirdiğini ve bunun için hamd ve tesbihi, İstiğfari artırması gerektiğini anladığını söylemesi ile Biz de Ömrümün sonuna doğru bunları artırmamız gerektiğini öğrendik.


    115 hadisi şerifler yine Nasr suresi hakkında efendimize Mekke'nin fethinin en büyük zafer olduğunu, bu muhteşem fethin Kur'an ile tescilli olduğunu, asıl gücün Allah olduğunu, Allah'ın yardımı ile fethin geldiğini, efendimizin çok çok istiğfar etmiş buna önem vermiş biri olduğunu, ömrünün sonlarına doğru daha da yoğunlaştırdığını ve nimete şükür gerektiğini öğrendik.



    116. Hadisi şerifle efendimizin vefat etmeden önce vahyin sıkılaşmasını ve bunun bize bir işaret olduğunu öğrendik. Burada Nurettin Hoca Mekke'nin fethinde ve Veda haccında 1,5 aylık dilimde İslam'ın Beşte biri şekillendi demişti.

    Hatta bazı sahabe efendilerimizin efendimize seyahat etsek mi diye demeleri üzerine benim ümmetimin seyahati cihattır dediğini öğrendik yani dinde devretmek-emeklilik yok, artarak amelleri devam ettirmemiz gerektiğini öğrendik.


    117 hadis-i şerifle her kulun öldüğü hal üzere dirileceğini, ölüme uygun pozisyonla yaşamamız gerektiğini, Mahşerde olmak istemediğimiz şekilde yaşamamız gerektiğini öğrendik.




    13. BÖLÜM 

     HAYIR YOLLARININ SAYISIZLIĞI idi


    Cennete girmek için Mümin olmak, sonra da imanın içini dolduracak salih ameller yapmak gerektiğini, bunun içinde:

    1.Buluğdan itibaren yapılması gerektiğini

    2 gitgide artırılması gerektiğini 

    3 yapamadıklarından dolayı burukluk hissetmemiz gerektiğini 

    4 Salih amelin ibadet ile sınırlı olmadığını ya da ibadetin sadece namaz oruç olmadığını öğrendik.


    118 hadisi şerifle efendimize hangi amelin daha üstün olduğu sorulunca ilk sırada iman Cihat ve en kıymetlilerinden köle azad etmek olduğunu, yapamazsan bir işi beceremeyene  yardım etmemesi gerektiğini , onları da yapamazsak kimseye zarar vermememiz gerektiğini öğrendik.

    Allah'a imandan insanlara kötülük yapmamaya kadar olan bütün yolları ve her türlü Amel ve iyiliğin temelinin Allah'a iman olduğunu yardımın insan canlı her şey olacağını öğrendik.


    119 hadisi şerifle Herbir eklemlerimiz ve kemiğimiz için bir sadaka vermemiz gerektiğini, Tabii buna güç yetiremeyeceğimiz için bu sadakaların Sübhanallah Elhamdülillah lâ ilâhe illallah Allahu ekber kelimeleri ile olacağını, iyiliği tavsiye etmenin kötülükten sakındırmanın bir sadaka olduğunu, kuşluk vakti kılınacak 2 rekat namazın bütün bunları karşıladığını toplu Sadaka vermiş gibi olduğumuzu, sadakanın sınırı olmadığını

    Ve tüm bunları içe sindirerek tekrar etmek gerektiğini öğrendik…





    Iman İslam yolunun alternatifi  yok ama yolda yapacak iş çok.. 

    Bunları öğrenmeye devam ediyoruz.


    120 hadis-i şerifle insanlara faydası olan işler yapmanın gerekliliğini, mescidlere saygı gösterilmesini, edebine uyulmasını ve geçtiğimiz yerlerde pislik bırakmayan insanlar olmamız gerektiğini öğrendik.


    121 hadisi şerifle Sübhanallah, Allahu Ekber, Elhamdülillah, la ilahe illallah, emri bil maruf, ailevi ilişkilerimiz bunların hepsinin birer Hayır ve iyilik olduğunu ve bunları yapmanın bize zenginlerin verdiği sadaka gibi sevap kazandırabileceği müjdesini öğrendik. 

    Bu hadis-i şerifle efendimizin kıyas yaptığını ve kıyasın caiz olduğunu da öğrendik.

    Müslümanın camiye gitmesi gibi kiliseden kaçması da bir ibadet olduğunu, evlilikte eşlerin Cihat yaptıklarını, çünkü ümmet yetiştirdiklerini , bu evliliğin Kudüs eteklerinde beklemek gibi olduğunu, eşlerin birbirlerinin kaleleri durumunda olduğunu öğrendik. 

    Mümin olarak Allah rızasını kazanmak gibi derdimiz varsa 24 saat bizim.

    Burada Nurettin Hoca şöyle bir şey söylemişti:

    " Müslümanım, yerimde duymayayım diyen yol kat eder." 


    122 hadis-i şerifle Yeter ki derdimizin Allah rızasını kazanmak olsun alternatifimizin çok olduğunu yoksa Kabe'nin dibinde bile olsak cehenneme gidileceğini bir kez daha gördük ve din kardeşine gülümsemenin küçümsenmesi gereken başlı başına bir iyilik ve sevap kaynağı olduğunu öğrendik. 


    123 hadis-i şerifte Sevabın da sevap ürettiği bir sistemin içinde olduğumuzu öğrendik, adaletle hükmetmek, yardım etmek, güzel söz, mescide giderken atılan adım, eziyet veren şeylerin kaldırılması... Bunların hepsinden Allah için yapılan işin asla küçük görünmeyecek yeni öğrendik. 

    Burada Nurettin Hoca şöyle bir şey söylemişti:

    " Allah bir işe sevap vaad ediyorsa karıncayı yuvasına götürmekle cephede Cihat arasında fark yok ama büyüklük küçüklük derecesini Allah bilir, o verir." 


    124 hadisi şerif tahmid, tehlili, tesbih, istiğfar ile sadaka sevabı kazanabileceğimizi, her Nimet'in bir külfeti ve bir Şükrü olduğunu ve diğer hadis-i şeriflerin benzerini okuduk


    125 hadis-i şerifle camiye cemaate devam etmenin önemini öğrendik. 


    126 hadis-i şerifle bayanlar sadaka konusunda daha duygusal- daha ince eledikleri için Onlara yönelik bir hadis-i şerifle :

    Aslında sizin küçük gördüğünüz ufacık bir şey bile sadakadır, küçük görüp vermemezlik etmeyin komşunuzu elimizde pişenle ikramlandırın'ı öğrendik. 

    Burada Nurettin Hoca şunu eklemilti:

    "iki damla gözyaşı Cehennem ateşini söndürür burada söndüren yaş değil akarken ki haldir." 


    127 hadis-i şerifle utanmanın bir iman eseri olduğunu, Mücahit'in cihadı gibi haya ehlinin de hayasından sevap kazandığını, hayanın sevap kaynağı olduğunu öğrendik. 

    Imanın şubelerinin her birinin başlı başına bir Hayır ve iyilik vesilesi olduğunu, hayanın Hayır ve hayır getirdiğini öğrendik. 

    Ayrıca İman şubeleri olarak 77 özelliğin 30'unun İnançla, 47 sinin dil ve beden ile yapılabilecek ibadetleri ve bunlara ilaveten de aile ve toplum hukuku ile alakalı konuları kapsadığını okuduk öğrendik. 


    128 hadis-i şerifte her ciğer sahibi canlı sayesinde sevap kazanabileceğimizi, bize sevap vesilesi olduğunu, niyetimiz doğrultusunda mutlaka faydasını göreceğimizi, onlara güzel davranmamız gerektiğini öğrendik. 


    129 hadis-i şerifle Yolları temiz tutmamız gerektiğini, zarar veren şeyleri kaldırmamız gerektiğini, samimiyetle yapılan küçük ve basit bir iyiliğin bile cenneti kazandıracağını öğrendik. 


    130 hadis-i şerifle cumaya gitmenin orada hutbeyi Ses çıkarmadan dinlemenin 2 Cuma + 3 gün = 10 gün günahları bağışladığını, Cuma günü yıkanmanın farz değil faziletli olduğunu, abdesti tastamam güzelce almamız gerektiğini, hutbe okunurken hiçbir şeyle meşgul olmamız konuşmamız Can kulağı ile dinlememiz gerektiğini, ibadeti şartlarına uygun biçimde yerine getirmemiz gerektiğini öğrendik. 


    Burada Nurettin Hoca "günahlardan kasıt küçük günahlardır dedi. Yoksa büyük günahları özel tövbe gerekir, İkincisi de kul hakkı dahil değildir. Çünkü kul hakkı helalleşme gerektirir Ayrıca bazı alimler de hutbe zamanında konuşmanın cumayı bile riske sokacağını söylemişlerdir" dedi. 


    131 hadis-i şerifte abdestin faziletini, bize Rabbimizin bir ikramı ve lütfu olduğunu, abdestin günah yıkama makinesi olduğunu öğrendik. 


    132 hadis-i şerifte büyük günahlardan kaçarak namazlarımızın günahlarımıza kefaret olduğunu, Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğini, abdestli gezmenin günahları biriktirmeceğini, küçük günahların bizim af bile dilemeden silineceği müjdesini öğrendik. 


    133. Hadis-i şerifte hatalarımızın bağışlanması ve derecelerimizin yükselmesi için:

    1. kaliteli abdest almanız gereğini, 

    2.camiye yürüyerek gitmemiz gereğini,

    3.diğer Namazı orada zikir üzere beklememiz gerektiğini bunlarla cephede nöbet bekleyenler gibi sevap kazanacağımızı müjdesini öğrendik.


    134 hadis-i şerifle iki serinlik namazı olan sabah ve ikindinin önemini ve meleklerin bu vakitlerde nöbet değiştirdiğini, en sevaplı namazlar olduğunu, bu namazlara dikkat edenin öteki namazlarda kaçırmayacağını öğrendik. 


    135 hadis-i şerifle biz devamla  Nafile ibadeti yaptıysak, yapamayacak hale geldiğimizde yapıyormuş gibi sevap kazanmaya devam edeceğimiz müjdesini öğrendik. 

    Tabi  Önemli olan kulun ciddiyeti. . 


    136 hadis-i şerifle sadakada iyi niyet arandığını, niyet sayesinde adetlerin ibadet niteliği kazandığını, dine uygun olan herşeyin sadaka olacağını öğrendik. 


    137 hadis-i şerifte Müslüman olarak diktiğimiz ağaçtan birinin yemesinden,,almasından Hatta ve hatta çalmasından bile bize sevap sadaka kaynağı olduğunu öğrendik. Ağaç dikmenin, ağaçlandırmanın önemini ısrarla teşvikini okuduk. 


    138 hadis-i şerifle mescide Gelip giderken artı sevap kazanma ihtimali varsa bundan sebeple evi yakına taşımamanın gerektiğini, sevapların bir bir artacağını, bir Sevabın basit görülmemesi gerektiğini öğrendik. 

    ama bizim camiden uzak ev almamız bizi cami ve cemaatten kopartacaksa şu anda uygulamamamız gerektiğinde Nurettin Hoca söylemişti. 


    139 hadis-i şerifte Bir önceki hadis-i şerifle bağlantılı olarak insanın yaptığı işlerden niyetine göre sevap alacağını ve sahabelerin sevap hesabını her şeyin önünde tuttuğunu okuduk. 


    MÜSLÜMAN OLARAK FIRSATLARLA ÇEVRİLİ BİR DÜNYADA YAŞADIĞIMIZI VE BU FIRSATLARI DEĞERLENDİRME KONUSUNDA ÇOK CİDDİ OLMAMIZ GEREKTİĞİNİ ÖĞRENDİK. 



    140 hadisi şerifle: sevabını Allah'tan bekleyerek inanarak yerine getirdiğimiz iyiliklerimizin Cennet kapısını açtığını öğrendik. Burada örnek olarak 40 hayırdan birinin sütlü bir keçiyi ödünç olarak vermekten bahsetmişti şimdiye çevirirsek: arabamızı ödünç vermek 40 işten bir tanesi olabilir. 



    141 hadis-i şerifle yaptığımız iyiliklerin asla küçümsenmeyeceğini, yarım hurmanın burada bir sembol olduğunu ama müminin yapabileceği o ise onu da yapması gerektiğini, teraziyi ağır bastıracağı öğrendik. 

    Çünkü Allah için Allah görsün diye yapılan şey Rabbimizin zengin olsaydı daha çok verecekti demesine sebep olur.

    bu hadis-i şerifle amellerimizi güzelleştirmeye çalışarak sorumluluklarımızı hafifletmeye bakmamız gerektiğini , Salih amellerimiz bize fayda vereceğini ve Allahu Tealanın arada perde ve tercüman olmaksızın ahirette kullarına hitap edeceğini öğrendik.


    142 hadisi şerifle müminin Allah rızası peşinde koşan kişi olduğunu, bunu bir bardak su içerken bile kazanacağını gördük, yemek yerken hamd etmenin başlı başına bir iyilik ve hayır olduğunu, Elhamdülillah demek suretiyle de Hamdi sünnetini yerine getirmiş olduğumuzu öğrendik.


    143 hadis-i şerifle her Müslümanın yapabileceği bir iyilik olduğunu, bunu sırasıyla sadaka, sadaka yoksa amelelik, amelelik yoksa darda kalmışa yardım, o da yoksa iyilik yapmayı tavsiye etmek, Bunu da yapamazsa kötülük yapmaktan uzak durup sevap kazanabileceğimizi öğrendik. Müslümanlığı sadece gözünüze takılan ibadetlerden ibaret olmadığını, İslam'ın bütün hayatımızı fırsatları ile kuşattığını, bunu göremeyenlerin deryada bulunduğu halde kuraklık içerisinde kalan kişi gibi acınacak halde olduğunu öğrendik. 




    14. BÖLÜM 

    ALLAH'IN EMİRLERİNE UYMADA ÖLÇÜLÜ OLMAK idi.


    Taha suresinin bir ve ikinci ayetinde Kur'an'ın güçlük için indirilmediğini, Bakara suresinin 185. Ayetinde Allah'ın bizim için kolaylık istediğini, güçlük istemediğini okuduk.


    144 hadis-i şerifte Hz Ayşe'nin yanına gelen hanımı Efendimiz sorunca Hz Ayşe'nin onu çok namaz kılmasından bahsetmesi üzerine Efendimizin bütün bunları sayıp dökmeye bırak gücünüzün yettiği kadar ibadet etmenin Size yeter, siz bıkıp usanmadıkça Allah da bıkıp usanmaz dediğini okuduk.

    Diğer hadis-i şeriflerde namaz tavsiyesi var peki Bu hadiste fark neydi? 

    1. farz namazların azı çoğu Yok onlar aynı olmalı.

    2 nafilelere gelince farz düzeyindeki diğer görevleri nafile namaz ihmal ediyor olmamalı. 

    Efendimizin buradaki uyarısı budur. 

    Ayrıca sevabı çok olan ibadetler az da olsa devamlı yapılanlardır.


    145 hadis-i şerifte efendimizin uyardığı üç sahabe ile  Allah'ın emirlerini yerine getirmekte ve ibadette ölçülü davranmamız gerektiğini, sahabenin daima faziletli ameller peşinde koştuğunu, dinimizin evlenmeyi teşvik ettiğini, dinimizin sürekli oruçlu olmayı doğru bulmadığını, Aynı şekilde geceyi uykusuz geçirmeyi hoş karşılanmadığını, bunların takvadan sayılmadığını ve takva konusunda Hz Peygamber ile yarışmak söz konusu olmadığını öğrendik.


    146 hadisi şerifle söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanların helak olduklarını öğrendik. Sadece yaptıklarımız da değil konuştuğumuzda da aşırıya kaçmamız gerektiğini, bunun yasaklandığını, İslam'ın orta yolu takip etmeyi ve ölçülü olmayı tavsiye ettiğini öğrendik.


    147 hadisi şerifle dinde zorluk değil kolaylık olduğunu, korkutucu olmaktan çok müjdeleyici olmak gerektiğini, Nafile ibadetler için rahat zamanlar ve istekli olunan zamanların tercih edilmesi gerektiğini, ibadet hayatının az da olsa devamlı olması gerektiğini öğrendik.


    148 hadis-i şerifle Zeynep Binti Cahş ın bir ip yardımıyla namazlarına devam ettiğini ve efendimizin onu hemen çözünüz diye uyardığını, yorgunluk ve gevşeklik hissettiği zaman kişi yatıp uyusun diye nafileleri kılmada ölçülü olmak gerektiğini öğrendik. 

    Burada  Nurettin Hoca 'hızlı kalkanın kırarak kalkması, erken oturması söz konusu olur' demişti.


    149 hadisi şerifimizle namaz kılarken uyku hali bastırırsa bu hal gidinceye kadar yatıp uykumamız gerektiğini, uyku halinde bilmeden okuyup yanlış şeyler söyleyebileceğimizi öğrendik. Ama burada da gene farz namaz değil nafile namazda olduğunu ve farz namaz için uykularımızı dikkat etmemiz gerektiğini de altını çizdik.


    150 hadisi şerifle efendimizin cemaatle namaz kılarken namazı kısa tuttuğunu, cemaate İmam olanların namazı kısa tutması gerektiğini, tek başına namaz kılanın dilediği kadar uzatabileceğini, cuma ve bayram namazları hutbelerinin insanları bıktıracak şekilde uzun olmaması gerektiğini, bunların hepsinin dinde itidal ve ölçüyü kaçırmamak adına olduğunu öğrendik.


    Evet 151 hadisi şerifle Ebû derdanın ibadete çok düşerek hanımını ve evin ihmal ettiğini Hz Selmanın onu uyardığını okuduk.

    Nureddin hoca burda şöyle demişti :

    İslam'da mala tapınmak da yasak malı etmek ve yasak. 

    Ayrıca hadis-i şerifle

    Allah yolunda Allah rızası için birbiriyle kardeş olmanın caiz olduğunu, İhtiyaç halinde kadının kocasının izin verdiği yabancı bir erkekle konuşmasını caiz olduğunu, Müslümana nasihat bilmeyene öğretmek gerektiğini, habersiz olanı uyarmanın din kardeşliği görevi olduğunu, Teheccüd namazına gecenin sonlarında kılmanın daha faziletli olduğunu, kadının kocası için süslenmesinin caiz olduğunu, erkeğin hanımının geçimini en iyi şekilde temin etmek zorunda olduğunu, gücünün yetmeyeceği derecede ibadet ve taati yüklemenin hoş karşılanmadığını öğrendik.


    152 hadisi şerifle Abdullah Bin Amr ın efendimize gelip yaşadığım sürece gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet edeceğim dediğinde efendimizin uyarısını ve azaltmasını dediğini okuduk.

    Bu hadisi şerif ile Peygamberimizin Tavsiyelerine uyarak Dünya ve ahiret saadetini kazandığımızı, ibadette itidal yolunu tercih edip ifrat ve tefritten kaçınmamız gerektiğini, bedenimizi bitkin düşürecek bıkkınlık getirecek Nafile ibadetin hoş görülmediğini, gecenin tamamını uykuyla geçirmenin tavsiye edilmediğini, yapılan iyiliklerin Allah katında 10 kat ecir ve sevap verildiğini öğrendik. 


    153 hadis-i şerifte Hz Ebubekir ile karşılaşan Hanzala nın 'Hanzala münafık oldu' deyişini, Hz Ebu Bekir'in şaşırıp sorunca, Hanzala'nın 'Bizler Resulullah'ın yanında Cennet ve cehennemden bahsediyor, sanki gözlerimize görüyormuş gibi oluyoruz, onun huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce çok şey unutuyoruz' dediğini, Hz Ebu Bekir'in ona hak verip Resulullah'ın yanına gittiklerini ve efendimizin onlara "benim yanımdaki hal üzere devam edip zikir üzere olabilseydiniz melekler sizinle tokalaşırdı, bir saatinizi ibadete Bir saatiniz de dünyaya ayırınız" sözünü 3 defa tekrarlamasını okuduk. 

    Buhadisi şerifler islam'ın insanın yaratılışına en uygun din olduğunu, dünya ve ahiret dengesi temel prensiplerinden olduğunu, insanın melekler alemi ile şeytanlar aleminin ortasında olduğunu, hangisine yönelirse ona yakın olduğunu, kişinin her an Allah'ın gözetiminde olduğunu düşünmesi gerektiğini, ibadet ederken ve uğraşırken bunu hissetmesi gerektiğini, dengeli olarak değişmez bir hal üzere bulunmak meleklerin özelliği olduğunu, insanın her zaman aynı hal üzere olamayacağını öğrendik


    154 hadisi şerifle efendimizin güneşte duran oturmayı ve gölgelenmeyi konuşmayı sürekli oruç tutmayı kendini adayan bir kişiye Ona söyleyin konuşsun gölgelensin otursun ve orucunu tamamlasın dediğini okuduk. 



    15. BÖLÜM 

     İBADETLERİ VE HAYIRLI İŞLERİ SÜREKLİ YAPMAK idi. 

    155 hadisi şerifle Bir kimsenin geceleri okuduğu zikir ve duasını okumadan veya tamamlamadan uyuduğunda onu Sabah İle öğle namazı arasında okuduğunda gece sanki okumuş gibi sevap kazandığını, adet edinilen Nafile ibadetleri sürekli hale getirmek gerektiğini, herhangi bir özür sebebiyle zamanında yapılmayan ibadet ve tatilleri kaza etme de acele davranmanın tavsiye edildiğini öğrendik


    156 hadisi şerifle efendimizin Abdullah ibni Amr a tavsiyesi olan Abdullah falan kimse gibi olma Çünkü o gece ibadetine devam ederken sonra geceleri ibadet etmeyi terketti hadisini okuduk. 

    Adet edinilen hayırlı işleri terk etmemek ve devamlı sürekli yaparak kararlı olmak gerektiğini, kınanın bir kimsenin ismini anmamanın daha doğru olduğunu öğrendik.


    157 hadisi şerifle Hz Ayşe'den rivayetle efendimizin ağrı sancı ve benzer bir sebeple gece namazı gecikirse bir sonraki günü gündüz 12 rekat namaz kıldığını öğrendik. nafile ibadetlerin sonra kaza edilebileceğini, sünnetleri sürekli yapmanın faziletini öğrendik.



    16, BÖLÜM 

    SÜNNETİ KORUMAK idi.


    Sünnete sarılmak Rasulullah gibi olmak demektir. 

    Kur'an ve sünnete sarılmamız lazımdır. 

    Kur'an'ı bırakan da dengeyi kaybeder, 

    sünneti bırakan, terk eden de... 

    Efendimize ve sahabe efendilerimizin sözlerine sahip çıkmalıyız, korumalıyız. 

    Haşr suresi 7 ayet ile Peygamberimiz size ne verdiyse onu alın Neyi yasaklarsa ondan sakının. 

    Necm Suresi 3 ve 4 ayet ile Rasulullah nefsinin Arzu ve istekleri doğrultusunda konuşmaz onun söyledikleri kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir i, 

    Ali İmran Suresi 31 ayet ile ulemanın çoğu buna imtihan ayeti demiştir de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana Uyunuz Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasını okuduk. burada Nurettin hoca Allah'ı seviyorsanız bana uyun deniyor. Uyumanın sevmekten öte bir iş olduğunu vurgulamıştı. Çünkü belki kafirler arasında bile onu sevenler çıkacaktır. Mesela Ebu Talip belki sahabeden bile çok seviyordu ama itaat etmemişti duymamıştı.


    Ahzap Suresi 21 ayette sizin için Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça ananlar için Allah'ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.

    Nisa suresi 65 ayette seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazsınız. 

    Burada Öncelikle hitap o zaman yaşayanlaraydı ama şimdi bize.. 

    Şimdi nasıl yapacağız? 

    biz sıkıntımız da şeriatı sünnete döneceğiz. 

    âlimlere gideceğiz ve aldığımız cevaba peki diyeceğiz. 

    Hani bir atasözü var ya 'şeriatın kestiği parmak acımaz' işte öyle verilen hükme razı olacağız.

    Daha sonra Nisa Suresi 59 ayet olan eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahiret gününe Gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resul'üne götürün yani rasulullah'a sormanın gitmenin bir iman konusu olduğunu, bunu yapmayanın Allah'a iman Ahirete iman zaafiyeti yaşadığını öğrendik.

    Nisa Suresi 80 ayet ile kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. 

    Şura Suresi 52-53 ayet ile Şüphesiz ki sen doğru yola Allah'ın Yoluna götürüyorsun. 

    Nur suresi 63 ayet Allah Resulü'nün emrine aykırı davrananlar kendilerine bir belanın çarpmasından yahut Acı Bir azabın uğramasından sakınsınlar. 

    Nurettin Hoca düşünenlere bu ayet başlı başına yeter demişti.


    Ahzap Suresi 34 ayette evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın daha sonra Ey peygamber kadınları Siz herhangi bir kadın değilsiniz deyip Ahzap 32 33 okumuştuk bu ayette ki hikmetten maksatın peygamberin sünnetleri olduğunu, peygamberin evinde ayet ve hikmet konuşulduğunu, sıradan bir ev olmadığını öğrendik.


    158 hadisi şerifle Efendimizden Hac konusunda soru gelince size yasaklamadım bir şey konusunda beni kendi halime bırakın, sizden önceki ümmetler gibi çok sual sormayın, peygamberle münakaşaya dalmaları onları helak etmişti, demesini okuduk 

    Buradan öğrendik ki Müslümanın takat planlaması olacak. 

    Soru kısmına gelince:

    1.soru öğrenmek için sorulacak ki bu tavsiye edilendir.

    2.sormuş olmak için sorulmayacak ki bu yasaklanandır. 


    159 hadisi şerifle efendimizin duygusal bir konuşma tarzı ile sahabelere yaptığı hadisi Şerifi öğrendik. çok tesir öğüt demiş ulema buna. 

    Müslümanın bulunduğu toplumun anarşik kesiminde parmağı olmadığını, lidein şartsız kayıtsız itaat edilen Lider değil, Kur'an'daki işleri buyuruyorsa kesinlikle itaat edilen, Şeriati aykırı Emirler veriyorsa Hayır deyip itaat edilmeyen, devletin yasa çıkardığı bir şey şeriatde ne var ne yok durumunda olunca buna da itaat edilmesi gerektiğini öğrendik. 

    şeriata aykırı emirlerde yetkili isek uyanmamız gerektiğini, halktan biri ise ben yokum Yarabbi Allah'a sığınmak gerektiğini öğrendik. Bu dünyanın gerçeğinin imtihan yeri huzursuzluk çöplüğü olduğunu,mazeret olmadığını hazırlık yapmamız gerektiğini, hulefa-i raşidin uygulamalarının da önemle dikkat edilmesi gerektiğini, bir tartışma varsa alimlere götürülmesi gerektiğini, böylelikle Kur'an'a ve sünnete uyulmuş olduğunu öğrendik.


    160 hadisi şerifle istemeyenler dışında ümmetimin tamamı cennete girer hadisini okuduk. Kim istemez sorusunu Efendimiz "Bana itaat edenler cennete girer bana karşı gelenler cennete istememiş demektir" dedi.Burada Peygamberimizin sünnetine karşı gelmek:

    1.Ne alakası var deyip reddetmekle olur, burada iman tehlikeye girer. 

    2.arkadaş toplum ve çevreden utanarak yapılmayan sünnetlerle olur, burada da yol yanlıştır ama iman tehlikeye girmez.

    3. sünnetleri yapmakta zorlanmıştır,unutmuştur.

    Burada ise sıkıntı yoktur.

    Ayrıca  hadisi şeriften Peygamberimizin yolundan gitmeyi Söz ile değil tavırla ortaya koymamız gerektiğini, evimizden giyinmemize kadar müslüman olduğumuzun anlaşılması gerektiğini öğrendik.


    161 hadisi şerifle efendimizin sağ elinle ye diye uyardığı halde kibrinden ve küçümsemesinden dolayı yapamıyorum diyene yapamaz ol deyişini öğrendik. 

    sağ elle güzel işler yapıldığını, sol elle ise temizlik yapıldığını öğrendik. 

    Efendimizin burada hemen beddua etmediğini, karşıdaki kişinin ısrar küçümseme ve kibirle cevap vermesi üzerine öyle olsun dediğini, eğiticinin yanlışa sessiz kalamaz kuralını, efendimize yalan söylediği ve hata yapıp hatasını zift ile kapattığı için böyle cevap aldığını öğrendik.


    162 hadisi şerifle namaz kılarken safları düzeltmezsek toplum olarak başımıza nefret, anlaşmazlık ve kalbimize buğuz geleceğini öğrendik. 

    toplumda kargaşa olmasın diye namazdaki saftan başlamamız gerektiğini öğrendik.

    Burada Nurettin Hoca Ümmet camide saf olmayı beceremezse toplum olmayı da beceremez. 

    namazın ağırlığını bilmeyene Allah bunu fark ettirmez. 

    cami ile düzgün ol ki ümmette düzgün olasın demişti.


    163 hadis-i şerifle uyuyacağımız zaman ateşi söndürmez gerektiğini öğrendik. uyumadan önce ateşi söndürmenin, felaketlere karşı tedbirli olmanın, Peygamberimize uymanın başımıza gelecek zarar ve felaketlerden bizi koruduğunu öğrendik.


    164 hadisi şerifle efendimizin kendini bir yağmura benzediğini, insanların Bu Yağmur karşısında üçe ayrıldığını, bir tanesinin canım peygamberim deyip öğrendiğini, öğrendiğini de yaptığını, 

    ikincisinin canım peygamberim dediğini öğrendiğini ama uygulanmadığını, 

    üçüncüsünün de beton gibi yağmur mu yağdı kar mı yağdı hiçbir fark olmadı benzetmesini okuduk..


      Bu hadis-i şerifle okuduğumuz ve bitirdiğimiz riyazussalihinin ilk cildi üzerinden bir iç muhasebe yapmamız, düşünmemiz gerekiyor. 

    şimdi oturup bir kendinize bakalım! 

    bize okuduğumuz riyazussalihin ile sağanak yağmur geldi. Şimdi biz bu okuduklarımız da hangi toprak cinsine benzedik? 

    öğrendik uyguladık mı? 

    öğrendik uygulamadık mı? 

    yoksa yağmur yağdı aktı gitti mi? 


    165. Hadis-i şerifle efendimiz bizi ateşe düşmek için çırpınan cırcır böcekleri ve Kelebekleri gibi olduğumuzu ve kendinin bunu engellemek için uğraşan adam gibi olduğunu söyledi. 

    sünnete uymamanın, ciddiye almamanın efendimizin bizi kurtarması ile ilgilenmemek olduğunu öğrendik.


    Nurettin Hoca burada Geçen senelerimizde kaybettiklerimizin acısını hissetmeliyiz, gelecek içinde sünnet projelerimiz olmalı mesela 5 yıl içinde 30 sünnet gibi hedefler planlar kurmalıyız demişti.


    166 hadis-i şerifle  efendimiz yere düşen lokmamızı üzerine yapışanları temizleyip yememiz gerektiğini, Parmaklarımızı yalamamadıkça mendille silmememiz gerektiğini, bereketin yemeğin neresinde olduğunu bilemediğimiz de söyleyerek israf Eğitimi ve kibir eğitimini bizlere öğretti. 


    167 hadis-i şerifle kıyamet gününde insanların yalın ayak çıplak ve sünnetsiz olarak Allah'ın huzuruna toplanacağını, ilk giydirilen in Hz İbrahim olduğunu, efendimizin Bunlar Benim asabım dediği bir grubun Hayır bunlar senden sonra bir haltlar ortaya çıkarıp kötülükler yaptı denilecek ve gerçekten Onlar sen kendilerinden ayrıldığından beri topukları üzerine geri dönüp dindarlıktan dinsizliğe yönelmeye devam ettiler hadis-i şerifini okuduk. 

    Burada Hz İbrahim'in ateşe atılırken çıplak olduğu için ilk giydirilen insan olacağını öğrendik, sünnetle amel edip ona sımsıkı sarılmadıkça bir kimsenin sadece peygamberin ümmetinden olduğunu söylemesinin ve ümmetin içinde yaşamasının Kurtuluş sağlamayacağını öğrendik. 


    168 hadisi şerifle Ebu Said Abdullah ibni muhagaffel in Sapan taşı atmak konusunda duyduğu hadisi Şerifi söyleyince karşısındakinin tepkisizliği üzerine ben sana Peygamberimiz yasakladı diyorum sen aynı şeyi yapıyorsun bir daha yaparsan seninle asla konuşmayacağım diye ortaya koyduğu tavrı okuduk.

    Müslümanın Rasulullah dedi ki duyunca başka bir şey yapmaması gerektiğini, sapan bazı alimlerce haram, Bazıları için kerih görüldüğünü, 

    Müslümanın yanlış gördüğünde susmaması gerektiğini, susarsa mesul olduğunu, Müslümanın bananeci olmaması gerektiğini, kendi yakının bile olsa dinin ve peygamberinin onlardan önce gelmesi gerektiğini öğrendik. 

    Müslüman olarak 0 tepkili Müslüman olmamız gerektiğini öğrendik. 

    Burada sadece sapan değil günümüze çevirirsek havai fişek mantar tabancası her yanlışa karşı geçerli olduğunu bu hadisi şerifin öğrendik.


    169 hadisi şerifle Hz Ömer'in hacer-ül Esved taşını öpmenin aklına yatmadığını ama nakli ve vahyi aklının önüne geçirerek şayet rasulullah'ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim dediğini okuduk. 

    Müslümanın Allah peygamber ve şeriat dışında kutsalı olmadığını anlatan hadisi şerifini okuduk. 

    Müslüman olarak Resulullah'a uymamız gerektiğini, efendimizin neyi neden yaptı neden yapmadı soruşturma içine düşmememiz gerektiğini, Hz Ömer'in o sırla ilgilenmediğini, bunun Müslümanlığın özü ve ruhu olduğunu, Hikmet'in ne olduğu peşine koşmamamız gerektiğini, 

    neden sorusuna cevap gerekirse Efendimiz böyle yaptı dememiz gerektiğini öğrendik. 




    17. BÖLÜM 

    ALLAH'IN HÜKMÜNE BOYUN EĞMEK idi


    Müslümanın mızmızlık etmeden tamam işittim deyip itaat eden kişi olması gerektiğini ayetlerle okuduk. 

    170 hadis-i Şerif'te Bakara suresinin 284 ayeti gelince İçimizden geçirdiklerimizle hesaba çekileceğimizi duyan ashabın buna nasıl güç ettireceğiz demesi üzerine efendimizin ehli kitap gibi işitlik isyan ettik mi diyorsunuz, Siz artık şöyle deyin Ey Rabb'imiz bizi mağfiret eyle bizi bağışla Nihayet dönüş sadece Sanadır deyin tavsiyesini ve bunu yapmaları üzerine Amenerrasulü diye bildiğimiz Bakara 285 ve 286'nın indiğini okuduk. 

    Bunu yatmadan önce okumanın rahmet olarak bize yettiğini Efendimizden de öğrendik.

    Bu hadis-i şerifle Müslümanın içini dışını geciktirmeden Allah'a teslim etsen kişi olduğunu, asabi ikramın 40 kulaklıkla dinliyor gibi Efendimizi ve kur'an-ı Kerim'i dinlediklerini, anında peki ya rabbi deyip yerine getirdiklerini, hemen praktiğe döktüklerini, kulun elinden geldiği kadar yaparsa Allah'ın da Rahmetini hemen indireceğini, kul geciktirirse Allah'ın da Rahmetini geciktirdiğini, içlerinden geçenin hesabını veremeyeceklerini ama içimizde kökleştirdiğimiz şeylerin hesap konusu olduğunu öğrendik. Mesela içinden melek ve kader konusunda sıkıntı olan kişi tövbe etmeden ölürse azabı hak etmiştir. 

    Daha  sonra hadis-i şerifle Efendimiz ashabının, ümmetinin ehli kitaba benzemesi korkusu taşıdığını öğrendik. 

    Bu yüzden asla giyiminden kuşamına ehli kitaba benzeme! 

    Ayrıca bu hadisi şerifle Arapça bildikleri halde Kur'an'dan bir ayeti ashabın anlayıp sorduğunu ve efendimizin açıkladığını öğrendik. 

    Yani üç beş kelime ile kendinizi bir şey sanmamamız gerektiğini, Arapça +diğer ayetler + hadisler + müçtehitlerin görüşleri +icma ile ayetleri tefsir edecek kıvama gelmemiz gerektiğini öğrendik. 

    Peygamber bile olsa Allah'ın Kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemediğini, 

    Allah'ın kimseye sınırının üstünde yüklenmediğini( burada sınır kaldıramayacağı yük derken keyifleriniz ve zevklerimiz ölçüsünde değil bünyelerimizin ölçüsünde yüklenmediğini) öğrendik. 

    Son olarak Kur'an ve hadis bir arada olunca ve önemli kalbi rahat ediyor bunu öğrendik. 


    Rabbim okuduklarını hayatına geçiren amel eden, sünnetlerle dünya ve ahireti aydınlanan, kurtulan, kurtulduğu için de kurtarmak için çırpınanlardan eylesin, amin... 
  • John Davıenport Hazret-i Muhammed ve Kur'an-ı Kerim .adlı eserinde diyor ki :
    «Müslümanlık hiçbir zaman herhangi bir dinin esaslarına müdahele etmemiş, hiçbir vakit bir Engizisyon
    kurmamış, bir kimsenin dinini değiştirmeyi hedef tutmamıştır. Müslümanlık da kendini cihana takdim etti, fakat
    kimseyi zorla din değiştirmeye sevk etmedi.»
    «Kur'an der ki : (Laikrahe fid'din)= Dinde ikrah yoktur.» «Mü'minlerden, :Musevilerden, Hıristiyanlardaın sahillerden, Allah'a ve Ahiret gününe iman edenler, Allah
    yanında sevap alırlar ve hiçbir korku ve üzüntüye uğramazlar.» (al-Bakara 62). Müslümanlığın kabulü, fethedilen memleketlere ve yenilmiş milletlere eşit haklar sağlıyor; onları Hz. Muhammed'in zuhuruna kadar gelen fatihlerin, mağlublara yüklediği şartlardan kurtarıyor ve
    bu milletlere hürriyet bağışlıyordu. Müslümanlık, o zaman
    civar memleketlerde hüküm süren bir adet olan çocukları diri diri gömmek rezaletini gidermiş, köleliği lağvetmiş, yalnız müslümanlığı kabul edenlere değil, fethedilen milletlere de adaleti yaymış; vergileri hafifletmiş, devlete verilecek vergileri onda birle indirmiştir. Ticareti bağlardan kurtıarmış, diğer dinlerin mensuplarını kiliselerine ve rahiplerine muayyen para vermekten kurtarmış,
    hakim olan dine bir yardımda bulunmaktan halas etmiştir. İslamiyyeti kabul edenlerden istenilen şey, bir cümlenin tekrarından ibarettir.»
    Hz. Muhammed'in müsamahakarane bir hareket yol izlediğine dair söylenen sözler pek çoktur. Filhakika
    putperestlere, .yahut bir dine salik olmıyanlara karşı İslam dininin, yahut kılıcın hükmünü kabul etmek teklif
    olunmuştu. Ehli Kitaba ise cizye vermek teklif edilmekte
    idi. Maamafih müslümanlar, müsamahakarlık hududunu
    nadir olarak geçmişler, gayri müslimlere verdikleri sözleri tutmuşlar, İslam fatihleri Roma ve Bizans fatihlerine
    nispetle gayet mutedil ve gayet müsamahakar davranmışlardır. Sırf hakikat olmak üzere şunu söyliyebiliriz
    ki şayet garp emirleri Araplarla Türklerin yerinde yani
    Şarkta hakim bulunsalardı, müslümanların Hıristiyanlığa
    gösterdikleri müsamahayı müslümanlara kat'i surette göstermezlerdi. Çünkü Garp emirleri, kendi dinlerine mensub oldukları halde başka mezhebe süluk edenlere en zalimane işkenceleri reva görmüşlerdir.
    Çanlild diyor ki : «Araplar, Türkler ve diğer müslümanlar Hıristiyanlara karşı garplı milletlerin müslümanlara karşı izledikleri hattı hareketin aynını takibetmiş olsalardı, Şarkta Hıristiyanlıktan eser kalmazdı.»
    Goryu diyor ki : «Müslümanların Hıristiyanlara karşı hatta hareketi ile, Papalığın gerçek mü'minlere :eva
    gördüğü zulümler, hiçbir veçhile kabil-i kıyas değildir.
    (Vudva)lıar aleyhindeki harbde, yahut (Sen Bartelmi)
    katliamlarında o kadar kan döküldü ki yalnız bu kanlar, müslümanların döktüleri Hıristiyan kanından pek
    çok fazladır. Müslümanlığın zalim bir din olduğuna dair beslenen muteassıp fikirden insanları kurtarmak ge­rektir. Bunların fikrine göre güya müslümanlık ya ölüm
    veya Hıristiyanlığı terk tehdidiyle yayılmıştır. Bunun asıl
    ve esası yoktur. Papalığın yamyamlığa varan zulüm ve
    işkencesine nazaran müslümanların hattı hareketi en halim ve en mütevazi hareketti.»
    «Kur'an tarafından telkin olunan ayetlerin münha­sıran kılıçla neşredildiğine kani olmak müthiş bir hatadır. Çünkü taassuptan uzak olanların hepsi kabul eder ki İlah'lara insan kanını dökme hareketlerine bedel, ibadet ve sadakayı koyan İslamiyyet, insanlara, iyilikseverlik
    ruhunu üfletmiş, içtimıai faziletleri kuvvetlendirmiş, bu
    suretle medeniyyet üzerinde mühim bir tesir yaparak bütün Şark alemi için bir nimet olmuş, binaenaleyh Hz.Musa tarafından kafirleri imha için ihtiyatsızca kullanılan kanlı silahlara muhtaç olmamıştır.»
    « O halde müteakip asırlarda beşer türünün fikirleri
    ve inançları üzerinde salahkar etki yapmak üzere Hak
    tarafından gönderilen en kuvvetli vasıtayı, en inatçı taas­sup ve en cahilce tecavüzlerle karşılamak kadar batıl ve gülünç bir hareket tasavvur olunamaz.»
    «Elhasıl bu mesele, ister bu dinin harikulade genişleyip yükselmesi, ister kurucusu olan şahıs, veya bizzat
    kendi mahiyyetti itibariyle dikkat nazarına alınsın ancak
    en derin alakayı uyandırır. Müslümanlıkla Hıristiyanlı­ğın meziyetlerini mukayese edenler içinde müslümanlığın
    yalnız hayra ve hekimane (filozofça) maksatlara hizmet
    Endülüs'te İslam Devletinin düşmesiyle, şövalyeli­ğin ve kahramanlığın son kalıntısı yıkıldığından dolayı
    kim matem tutmamıştır ? Düşmanlarının müverrihleri bile sekiz asırlık hakimiyyeti esnasında bir tek zulmünü
    dahi kaydetmedikleri o alicenap ve yüksek milletin huzurunda hangi göğüs iftihar ile kabarmamıştır ?! Hıristiyan
    papaslığının insanlık öğrendikleri, himaye gördükleri in­sanlara şeytani bir zulüm ve taassupla muamele etmelerinden Egzimen (1) gibi siyasi mutaassıpların, yedi asırlık
    mesainin mahsulü olan felsefi, riyazi, edebi eserleri yakmalarından hangi yüz kızarmamıştır ?
    Bu sözler John Davenport adında tanınmış, hak­şinas bir İngiliz yazarının sözleridir. Mr. Davenport
    Hz. Muhammed ve Kur'an-ı Kerim adlı bu eserini, Hz.
    Muhammed ve Kur'an-ı Kerim hakkında uydurulan iftiralara cevab olarak yazmış, Londra'da yarım asırdan
    fazla bir zaman önce tabedilmiştir. Sonradan eserin nüsbaları kasden ortadan kaldırılmıştır. Hindistan'da birkaç
    defa basılmıştır. Ömer Rıza, Es.at Fuat Bey yardımiyle
    Mr. Davenport'un hayatında basılan aslını bularak tercüme etmiştir. Çok kıymetli ve cidden okunması gereken
    bir eserdir. Biz İslam mücadelesinin, İslam medeniy'yetinin yüksekliğini, buna mukabil Hıristiyan aleminin zalimliğini bir Hıristiyan kaleminden okumak üzere yukarıdaki satırları iktibas ettik. Adı geçen kitabın İkinci
    Faslında İslam adaletini vak'alara dayanarak Hıristiyan
    Avrupa'nın ki ile karşılaştırmaktadır ki okumak çok faydalıdır.
  • Evlad Hakkı


    (Bir mü'min vefât edince bütün amelleri kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı amel defterine yazılmaya devam eder. Bu üç amel, sadaka-i câriye, faydalı kitapları ve kendisine hayırlı duâ eden sâlih çocuklarıdır.)

    Evlâdın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:

    1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evlâdına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Sâliha olmasına dikkat etmelidir! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kadın, malı, güzelliği, asâleti ve dindarlığı için nikâh edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddî ve ma'nevî ni'mete kavuşasın!) [Buhârî]

    (Kadını güzelliği için alma, güzelliği onu helâke sürükleyebilir. Sırf malı için de alma, malı onu zarara sokabilir. Dindar olanla evlen!) [İbni Mâce]

    2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Siz kıyâmette, kendinizin ve babanızın ismiyle çağrılırsınız. Bu bakımdan çocuklara güzel isim koyunuz!) [Ebû Dâvud]

    (Çocuğu güzel terbiye etmek ve ona güzel bir isim koymak, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Beyhekî]

    (Allahü teâlânın indinde isimlerin en sevgili olanı Abdullah ve Abdurrahman'dır.) [Müslim]

    (Üç oğlu olup da, birine benim ismimi vermiyen, câhillik etmiş olur.) [Taberânî]

    (Muhammed ismi verdiğiniz çocuğa karşı hürmetli olun, toplantılarda ona yer verin ve hiç bir şekilde onu azarlamayın!) [Hatîb]

    (Muhammed isimli kimseyi hakir görmeyin, onu mahrûm etmeyin! Muhammed isimli kimsenin bulunduğu bir evde veya bir yerde bereket vardır.) [Deylemî]

    (Allahü teâlâ buyurur ki: İsmi, Ahmed, Muhammed, Mahmûd gibi habîbimin isminden olan mü'mine azâb etmekten hayâ ederim.) [R.Nâsihîn]

    [Ecdâdımız, Muhammed ismine hürmetsizlik olmasın diye Mehmed ismi koymuşlardır.]

    Çocuğa Reşid, Emin gibi övücü isimler koymak câiz ise de koymamak iyi olur. Çünkü böyle isimleri söyliyerek, o isim sâhibine hakaret etmek, isme de hakaret olur. Meselâ Tembel Emin yerine, bu çocuk tembeldir demelidir. (Şir'a)

    Kıyamet günü günahları, sevâblarından daha çok olan bir kimse, Cehenneme götürülür. Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma buyurur:

    -Yâ Cebrâil, bu kimseye sor ki, hayatında hiçbir âlimin sohbetinde bulundu mu?

    Cebrâil aleyhisselâm, o kimseye sorar. O da, (Ne yazık ki, hiç bir âlimle bir arada bulunmadım) der. Allahü teâlâ, tekrar buyurur.

    - Yâ Cebrâil, bu kula sor ki, hiçbir âlimi ilminden dolayı sevdi mi?

    Cebrâil aleyhisselâm, ona sorar. O da, (Hayır sevdiğim bir âlim yoktu) der.

    Allahü teâlâ buyurur ki:

    - Yâ Cebrâil, bu kimse, tesâdüfen de olsa bir âlimle yemek yemiş midir?

    Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır hiç bir âlimle bir sofrada bulunmadım) der. Allahü teâlâ buyurur ki:

    - Yâ Cebrâil, bu kulun ismi, bir âlimin ismine benziyor mu?

    Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır ismim hiçbir âlimin ismine benzemiyor) der. Allahü etâlâ buyurur ki:

    - Bu kulumu Cennete götürün. Çünkü o, âlimi seven bir kimseyi severdi. (El-Envâr)

    Gürüldüğü gibi, ismi bir âlimin ismine benzemek, hattâ âlimi seven kimseyi sevmek bile insanın kurtuluşuna sebep olmaktadır. Tabiî her şeyden önce mü'min olmak şartı vardır. Mü'min olmadıktan sonra güzel ismin ve hiç bir ibâdetin kıymeti olmaz.

    Eğer bir kimsenin ismi kötü ise, bunu değiştirmelidir! Hadîs-i şerîfte (Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin) buyuruldu. (Berîka)

    Avrupa'da ba'zı gençler kendilerine kâfir ismi takıyorlarmış İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Bir müslümanın, bir kâfir ismini almaktan, korkunç arslanlardan kaçmaktan daha çok kaçması lâzımdır. Bu isimlerin sâhibleri, Allahü teâlânın düşmanlarıdır. Hadîs-i şerîfte (Kötü zan altında kalınacak yerlerden kaçınız) buyuruldu. Dinsizlik alâmeti olan ve bu zannı uyandıran isimleri koymaktan, [sözleri söylemekten ve alâmetleri kullanmaktan ve işleri yapmaktan] kaçınmak her müslümanın vazîfesidir.) [Müj. Mektûblar]

    Çocuk doğar doğmaz, hemen isim konabilir, bir hafta kadar geciktirmekte de mahzûr yoktur. Mühim olan çocuğa güzel isim koymalıdır! Bir ismin güzel olması için mutlaka Kur'ân-ı kerîmde bulunması lâzım değildir. Yüz binden fazla Eshâb-ı kirâmdan Hz. Zeyd hâriç, hiç birinin ismi Kur'ân-ı kerîmde yoktur. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, Kur'ân- kerîmde geçen her kelimeyi, sırf Kur'ân-ı kerîmde geçtiği için çocuğa isim olarak koymak, çok yanlış olur. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde güzel isimlerin yanında çirkin isimler de vardır. En başta şeytân var, iblis var, Hannâs vardır. Kâfirlerden Kârûn, Hâmân vardır. Peygamber efendimizin düşmanı Ebû Leheb'in ismi vardır. Kurân-ı kerîmde geçiyor diye yıldırım, şimşek, gelmek, gitmek gibi kelimelerin arabîsini isim olarak koyanlar oluyor. Bu kelimelerden en meşhûrlarından biri Esrâ'dır. Esrâ, gece yürümek ma'nâsına gelir. Ünzile, indirildi, indirilmiş demektir. Böyle isimleri koymak câiz ve güzel ise de, enbiyânın, ulemânın, evliyânın ismini tercîh etmek elbette iyi olur.

    Peygamber efendimiz de, Hz. Hasan doğduğu zaman kulağına ezân okumuştur. (Tirmizî)

    Bir hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:

    (Yeni doğan çocucunun sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okunursa, "ümmü sıbyân" denilen hastalıktan korunmuş olur.) [Beyhekî]

    [Ezân okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alyr, yavaşça sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okur. Sonra kulağına ismini söyler. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezânı bir başkası da okuyabilir.] Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

    (Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebû Nuaym]

    Fakir baba çocuğunu evlendirmeye mecbur değildir.

    3- Çocuğu güzel terbiye etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Çocuğu güzel terbiye, evlâdın babasındaki haklarındandır.) [Beyhekî]

    4- Çocuğa karşı şefkatli davranmalıdır! Peygamber aleyhisselâm, torunu Hz.Hasan'ı öperken birisi görüp, (Yâ Resûlallah, benim on çocuğum var, hiç birini öpmem) dedi. Resûlullah efendimiz, (Merhamet etmiyen merhamet bulamaz) buyurdu. (Buhârî)

    5- Çocuklara bedduâ etmemelidir. Abdullah bin Mübârek hazretleri, çocuğunu şikâyet eden birisine, (Çocuğuna hiç bedduâ ettin mi?) diye sordu. O kimse, evet diye cevap verince, (Çocuğun ahlâkını sen bozmuşsun) buyurdu.

    6- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Evlâdınıza ikrâm edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evlâdınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberânî]

    a) Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, câiz olur. Bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan birşey istemeye hakları olmaz. Fakat babası, sâlih çocukları arasında ayırım yaptığı için günâha girer. (Hindiyye)

    b) Sâlih ve ilim tahsîlinde olan çocuklarına, diğerlerinden daha çok mal vermek câizdir. Salâhları eşit ise, eşit vermelidir! Çocukları fâsık olanın, mîrâs bırakmayıp, sâlihlere, hayrata vermesi efdâldir. Çünkü, günâha yardım etmemiş olur. (Fetâvâyı Bezzâziyye)

    c) Fâsık çocuğa nafakadan fazla yardım yapmamalıdır!

    7- Çocukları helâl lokma ile beslemelidir! Böyle yapılmazsa, haram gıdâların, yemeklerin te'sîri, çocuğun özüne işler çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerîfte, (Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olmaktadır) buyuruldu. (R.Nâsıhîn)

    8- Çocuğa Kur'ân-ı kerîm öğretmeli, yedi yaşından i'tibâren de namaz kılmaya alıştırmalıdır! Çocuğa ilim öğretmelidir. Çünkü dünya ve âhirette kurtuluş ilimledir.

    9- Çocuk âkıl bâlig olup evlendikten sonra hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi böyle demelidir:

    (Evlâdım, seni terbiye ettim. Okuttup evlendirdim. Dünyada bir felâkete, âhirette azâba uğramaktan Allahü teâlâya sığınırım. Aklını başına topla, buna göre çalış!) [İ. Hibban]

    Babanın, çocuklarına ilim, edeb ve san'at öğretmesi farzdır. Önce, Kur'ân-ı kerîm okumasını öğretmelidir. Sonra îmânın ve islâmın şartlarını öğretmelidir. Yedi yaşından i'tibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır! Dünya ve âhirette kurtuluş ilimledir. Çocuğu, din bilgilerini öğrendikten sonra, okula göndermeli, lise ve üniversite tahsîli yaptırmalıdır. Dinini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunlary öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşüp, onların yalanlarına aldanır. Dinsiz ve islâm ahlâkından mahrûm olarak yetişir. Dünya ve âhirette felâketlere sürüklenir. Millete zararlı olur. Kendine ve başkasına yapacağı kötülüklerin günâhları, ana-babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfir ve hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, (İrşâd-ül-hiyâra) kitabında yazılıdır.

    10- Ahnef bin Kays hazretleri buyurdu ki:

    (Evlâd için zorluklara katlanmalıyız. Onların ayakları altında yumuşak yer, bağları üstünde gölge olmalıyız! Onlara sert davranmıyalım ki bizden uzaklaşmasınlar. Bizden usanıp ölümümüzü beklemesinler. Uygun isteklerini yerine getirmeliyiz! Öfkelenirlerse teskîne çalışmalıyız!)

    11- Çocuklar arasında adâlete riâyet etmeli,ayrım yapmamalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Hediyede, ihsânda çocuklarınız arasında eşitliğe riâyet ediniz! Eğer onlardan birini tercih etseydim, kız evlâda öncülük tanırdım.) [Taberânî]

    12- Fudayl bin İyâd hazretleri buyurdu ki:

    (Şunları yapan mürüvvet ehlidir. Anasına, babasına iyilik eden, akrabâsını ziyâret eden, din kardeşine ikrâmda bulunan, çoluğu, çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını iyi yerlerde harcıyan, dilini tutan, gözünü haramlardan koruyan, fuzûlî işlerden uzak duran ve Rabbine ibâdet eden kimse.)

    13- Baba, yapmıyacağını zannettiği emri çocuğuna söylememelidir. Söyleyip de onu itâ'atsizliğe sürüklememelidir. Sâlih zatın birisi, oğlundan hiç bir şey istemezdi. Sebebi suâl edilince, (Bir şey istediğim zaman, oğlumun bana karşı gelmesinden korkarım. Bana karşı gelince Cehennem ateşine müstehak olur. Ben de çocuğumun ateşte yanmasına râzı olamam) buyurdu. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Şunlar, insanın saâdetinin alâmetidir: Sâliha hanım, itâ'at eden çocuklar, sâlih arkadaş.) [Hâkim]

    14- Çocuğun akîkasını kesmelidir. Akîka, çocuk ni'metine karşılık, Allahü teâlâya şükür etmek niyyeti ile hayvan kesmektir. Hadîs-i şerîfte, (Akîka, erkek çocuk için iki, kız çocuğu için bir koyun kesmektir) buyuruldu. (Taberânî)

    Çocuğa nafaka vermesi vâcib olan kimsenin, yedinci günü isim koyması ve bağını tıraş ettirip, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş sadaka vermesi ve kendi malından, erkek için iki, kız için bir akîka hayvanı kesmesi müstehabdır.

    15- Çocuğu doğuran kadının emzirmesi faydalıdır. Hadîs-i şerîfte, (Çocuğa, annesinin sütünden iyisi yoktur) buyuruldu. (Şir'a)

    Annenin sütü yoksa çocuğu sâliha, soylu olan bir kadın emzirmelidir. Çünkü kadınların sütü, çocukta te'sîrini gösterir ve eserleri bir gün ortaya çıkar. Bugün modern tıb da yaptığı araştırmalarda, anne sütü yerini alacak bir gıdanın olmadığını bildirmektedir.

    16- Çocuğun ağlamasından sıkılmamalıdır. Çünkü çocuğun ağlaması, zikir, tehlîl ve Allahü teâlâ için hamddir. Ana-babası için ise duâ ve istigfârdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Mü'minin çocuğu 4 ay lâ ilâhe illâllah, 4 ay Muhammedün Resûlullah, 4 ay da, Allahümmagfir lî ve livâlideyye [yâ rabbî, beni ve ana-babamı magfiret eyle] der.) [R.Nâsıhîn]

    17- Çocuk konuşmaya başlayınca, en önce Lâ ilâhe illâllah kelimesini ona öğretmelidir. Bunu yedi defa ona telkîn etmelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Çocuklarınız konuşmaya başlayınca onlara Lâ ilâhe illallah'ı öğretin.) [İ.Sünnî]

    Mü'minûn sûresinin 116. âyetini, Âyet-el-kürsî'yi ve Haşr sûresinin sonu olan Hüvallahüllezî'yi okuyup öğretmelidir. Böyle yapana, Allahü teâlâ, kıyâmette hesap sormaz. Çocuk sağını solundan ayırdığı zaman, ona iyi işler yaptırmalıdır. Yaptığı iyi işlerin sevâbı, onu yetiştiren, terbiye eden babasına da verilir, kötülükleri ise verilmez.

    18- Çoluk çocuğu terbiye etmek için dövmek doğru değildir. Ancak yanlış bir iş yapınca, cezâlanabileceği hissini vermek lâzımdır. Peygamberimiz, ev halkının dövülmemesini emrettiği halde, terbiye edilmeleri için cezâlanacakları, dövülecekleri hissini taşımaları gerektiğini bildirmiştir. Bu husustaki hadîs-i şerîflerden biri şöyle:

    (Ev halkınızı terbiye için bastonunuzu onların göreceği yere asın!) [Taberânî]

    Çocuk, ana baba elinde bir emânettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsûlü alınır. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı âdet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara îmân, Kur'ân ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saâdetine ererler. Bu saâdete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenâlığın günâhı, ana-baba ve hocalarına da verilir. Her müslüman, emri altInda bulunanlardan mes'ûldür. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban, sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmezseniz, mes'ûl olursunuz.) [Müslim]

    (Çocuklarına Kur'ân-ı kerîm öğretenlere veya Kur'ân-ı kerîm hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'ân'ın her harfi için, on kere Kâ'be-i mu'azzama ziyâreti sevâbı verilir ve kıyâmette, başına devlet tâcı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.) [S.Ebediyye]

    (Çok müslüman evlâdı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlâdlarına müslümanlığı ve Kur'ân-ı kerîmi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dînlerini öğretmiyenler Cehenneme gidecektir.) [S.Ebediyye]

    Kendinin yapması harâm olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, harâm işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günâh işlemiş olur.

    Dînimizin temeli, îmânı, farzları ve harâmları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, müslümanlara (Emr-i ma'rûf) yapmayı emrediyor. Ya'nî, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. (Nehy-i münker) yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği harâmların yapılmasına râzı olmamamızı istiyor. Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

    (Kendinizi ve âile efrâdınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

    Kur'ân-ı kerîmde, nefslerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evlâdımızı dünya felâketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedî felâkete düçâr olmaması için âhıretini de korumamız lâzımdır. Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı ve farzları ve harâmları öğretmekle ve ibâdete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur. Bütün fenâlıkların bağı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, saygısız ve korkusuz olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.

    Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükâfatlandırmalıdır! İnsanların yanında ba'zan onu övmelidir. (Amcası benim çocuğum böyle yaptı) diyerek iyiye teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezlikten gelmeli, (onu yapma) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesâretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikâz edilmelidir! Yapılan iş, dîne aykırı ise işin zararı, fenâlığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mâni olmalıdır. Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir! Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır!

    Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın. Sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hâsıl olur ve kalbi körleşir. Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemeli, fazla konuşmamasını, büyüklere saygıyı öğretmelidir. İyi insanların güzel hâllerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.

    Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istedişini ele geçirmeye çalışır; fakat bunda muvaffak olamayınca sukutu hayâle uşrar, isyânkâr olur. Kendimiz helâl yediğimiz gibi çocuklarımıza da helâl yedirmeliyiz. Harâmla beslenen çocuğun bedeni, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meylederler.

    Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkâr olmasını öğetmelidir. Ba'zan da yavan ekmek yemeğe alıştırmalıdır. Çocuğun kötü yerlere gitmesine mâni olmalıdır. Çocuk kötülerin yanında ahlâksız, yalancı, hırsız ve hayâsız olur.

    Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalı, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa babasının malı ile, rütbesi ile övünmemesi tenbih edilmelidir! Tevâzu sâhibi ve kibar olması öğretilmelidir! Başkalarından birşey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir! Cimriliğin çirkinliği öğretilmelidir! Başkalarının yanında edebli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, lâubâli hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir!

    Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir! Fazla konuşmanın hayâsızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir! Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icâb edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.

    Doğru da olsa, çokça yemin etmesine izin vermemelidir! Vara yoğa yemin, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmetin, yerini onlara vermenin ve herkesle iyi geçinmenin önemi anlatılmalıdırı.

    Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, harâm yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır! Böyle yetiştirip bülûğa erince, bu edeblerin sırlarını, inceliklerini ona söylemelidir. Her işi âdet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzûmu anlatılmalıdır. Meselâ, yemekten maksat, kulun Rabbine ibâdet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saâdeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, âhıret için azık toplamak olduğu, zîrâ dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (ne mutlu o kimseye ki, dünyada iken âhıret azığı elde eder, Cennete ve Allahü teâlâya kavuşur) demelidir. Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

    (Bütün çocuklar, müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Daha sonra bunları, ana-babaları hıristiyan, yahûdî ve dinsiz yapar.) [Taberânî]

    Hadîs-i şerîfte müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, çocuklukta ve gençlikte olduğu bildirilmektedir. O hâlde, her müslümanın birinci vazîfesi, evlâdına İslâmiyeti ve Kur'ân-ı kerîmi öğretmektir. Evlâd ni'metinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagoji), ya'nî çocuk terbiyesi, dînimizde çok kıymetli bir ilimdir.

    İslâm dînine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslâmiyeti yok etmek ve Allahü teâlânın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için, (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.

    Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelince, buna bozuk dinlerinin icâblarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, hıristiyanlığı titizlikle ağılıyorlar. Müslümanların îmânlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslâm ülkelerine paket paket kitap, broşür ve kaset gönderiyorlar. O hâlde, müslümanlar din câhillerinin hîlelerine, yalanlarına aldanmamalı, çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dînimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Ahlâkı değiştirmek mümkün olduğu için Peygamber efendimiz, (Ahlâkınızı güzelleştirin) buyurmuştur. Zaten din, güzel ahlâk demektir. Şu hâlde dînin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlâklı olur. Güzel ahlâklı olan da iki cihânda rahat olur.

    En vahşî hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzûmlu ağı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan ba'zı arzûlar yok edilemez, fakat terbiye edilebilir. Terbiyede dayak atılmaz.

    a) Çocuğu dövmek ahlâkının bozulmasına, hırçınlaşmasına sebep olur.

    b) Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz, katı olur.

    c) Dövülmek, çocukta ana-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Çocuk kendi yaptığanın kötü bir şey olduğunu düşünmez, kendini suçlu görmez, kendini döveni suçlar.

    d) Dövülen çocuk, kızdığı zaman, o da şiddete başvurur, bir başkasını döver. Böylece dayak vicdanlı olmaya değil, saldırganlığa sebep olur. Çocuğun hareketli olmasına üzülmemelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Çocuğun, hareketli olması, büyüyünce aklının çok olacağını gösterir.) [Hakîm]

    e) Sözden anlayacak yaştaki çocuğa dayak atılmaz. Sözden anlamayan çocuğuna hafifçe vurmak yeter. Başa, yüze tokat atmak, sopa ile dövmek çok zararlıdır. Bu ancak işkenceciye yaraşır.

    Bir şeyi, zıddı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa, iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları âdet hâline getirmelidir! Çocuk, ahlâkı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Çocuklar böyle yetiştirilirse, dünya ve âhıret saâdeti elde edilir.

    19- Çocuk yedi yaşına gelince, ona namaz kılmasını emretmelidir. Peygamber efendimiz, (Çocuklarınız yedi yaşına gelince, onlara namaz kılmalarını emredin, on yaşına gelince, kılmazsa, zorlıyarak kıldırın) buyurdu. (İ.Sünnî)

    20- Çocuklar on yaşına gelince, yataklarını ayırmalıdır! Erkek ve kız çocukların odalarını ayırmalıdır. 21- Sünnet ettirmek mühim sünnettir. İslâmiyyetin şi'ârıdır, alâmetidir. Çocuk, âkıl bâlig olmadan önce her yaşta sünnet edilebilir. 7-12 arası daha uygun olabilir. Sünnet ederken, topluca yüksek sesle bayram tekbîri söylenir.

    22- Çocuğu cömertliğe alıştırmalı, mal ve mülk sevgisini gözünden düşürmelidir. Çünkü para ve mal sevgisinin zararı, zehirden çoktur. Çünkü bütün kötülüklerin menşei, kaynağı; parayı, dünyayı sevmektir.

    23- Çocuğa önce yemek yemenin edeblerini öğretmelidir. Yemek yemekten maksat, bedenin sıhhatini korumaktır, lezzet almak değildir demelidir.

    24- Kapalı ve gizli işlerden onu men etmeli ki, kabahate karşı cesâreti kırılsın. Gündüz ve gece çok uyutmamalı, yumuşak elbiselere alıştırmamalı, yaya yürümesini de öğrenmeli, oturma, kalkma ve konuşmanın edeblerini anlatmalı, kadınlar gibi süslenmemesini, babasıyla ve dünya malı ile arkadaşlarına övünmekten menetmeli, yalan söylemekten sıkı men etmeli, doğru veya yalan yere yemîn etmemesini tembih etmelidir.

    25- Çocuğun neye kabiliyeti olduğunu sezmeli, kabiliyetinin hangi ilim ve san'ata daha yatkın olduğunu anlayıp, o tahsîl ve san'ata vermelidir! Hadîs-i şerîfte; (Herkese dünyalıktan nasibi neyse, o şeyler ona kolaylaştırılır) buyuruldu. (Hâkim)

    Çocuk ilim öğrenmeye yatkın ise, önce ilim tahsîli için gerekli terbiye verilmelidir. San'at sahibi olacaksa, dînî vecîbeleri öğrenip yaptıktan sonra, o san'atla meşgûl etmelidir. Burada en iyisi, çocuğun tabiatine, ya'nî kabiliyetine bakmalı, durumunu incelemeli, neye istidâdı olduğunu sezmeli, kabiliyetinin hangi ilim ve san'ata daha yatkın olduğunu anlayıp, o tahsîl ve san'ata vermelidir.

    26- Kötülüğe sebep olacak alışkanlıkları veren oyunlardan sakındırmalıdır!

    27- Dinimizde, kadının ve kız çocuklarının fazîleti büyüktür. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İ'tibâr kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsânda bulunun!) [Hâkim]

    (Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği ni'metlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesîle olur.) [Taberânî]

    (İki kız evlâdına güzel muâmele eden, mutlaka Cennete girer.) [ibni Mâce]

    (İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, mâişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizî]

    (Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene Allah, rahmetle nazar eder. Allah, rahmetle nazar ettiğine de azâb etmez.) [Harâitî]

    (Çarşıdan turfanda meyva alıp evine getiren, sadaka sevâbı alır. Getirdiği meyvayı, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına versin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayanlar gibi sevâb kazanır. Allah korkusundan ağlıyanın bedeni de Cehenneme harâm olur.) [İbni Adîn]

    (Üç kızına, ihtiyâçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebû Dâvüd]

    (Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.) Eshâb-ı kirâmdan biri, (iki tane olursa da aynı mıdır?) diye suâl edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aınıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye suâl etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aınıdır.) [Hâkim, Harâitî]

    Görüldüğü gibi, kız ve kadınlara değer vermiyenler, müslümanlığı bilmiyen kimselerdir. Müslüman, dinini iyi öğrenip kadına lâyık olduğu değeri vermelidir!

    28- Çocuk sevgisi. Büyük-küçük çocuklarımıza sevgi ve şefkat göstermek, sevip öpmek sünnettir. Resûlullah efendimiz, evine gelen küçük çocukları sevip başlarını okşar, evin içinde oynamalarına da izin verirdi. Enes bin Mâlik hazretleri anlatır:

    Resûlullah, çocuklara karşı da insanların en şefkatlisi idi. Oğlu İbrâhim'in süt annesi, Medîne'nin bir kenarında otururdu. Kadının kocası demirci idi. Resûlullahla bu eve sık sık giderdik. Varınca demircinin dumanla dolmuş evine girer, çocuğu kucaklar, öper ve bir müddet sonra dönerdi. Bir torunu ve kendi oğlu İbrâhim ölünce de ağlamış, (Şefkatimden ağlıyorum. Allah ancak merhametli olana rahmet eder) buyurmuştur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhârî]

    Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberânî]

    (Çocuk dünyada nûr, âhırette sürurdur.) [Şir'a]

    (Çocukları sevip okşayın, onlar gönül meyvesi, göz nûrudur.) [Ebû Ya'lâ]

    (Çocuklarımız ciğerparelerimizdir.) [B.Arifîn]

    (Çocuk sevgisi, cehennem ateşine karşı perdedir. Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.) [Şir'a]

    (Cennetteki "Sevinç sarayı"na, ancak çocukları sevindirenler girer.) [İ.Adîy]

    (Çocuğuna iyilik etmek için yardımcı olan babaya Allah rahmet etsin!) [İ Hibbân]

    (Lâ ilâhe illâllah diyene kadar çocuğu terbiye eden, hesâba çekilmez.) [Taberânî]

    (Çocuksuz bir evin bereketi olmaz.) [Ebûşşeyh]

    Bir bedevî, (Yâ Resûlallah, siz çocukları sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dediği zaman,ona, (Şefkat ve merhamet duygusu olmıyana ne diyeyim?) buyurdu. (Buhârî)

    Hz.Ömer, birini bir göreve ta'yin eder. O zat, görev emrini almak üzere Hz. Ömer'in huzûruna gelir. Hz.Ömer'in çocuğunu öptüşünü görür. (Benim birkaç çocuğum var, ama hiç birini öpmem) der. Hz.Ömer'in şekli değişir (Senin küçüklere, şefkatin, merhametin yok. İnsanlara nasıl merhamet edersin? Verilen görevden seni azlediyorum) buyurarak vazife emrini imzalamaz.

    Torun sevgisi, evlâd sevgisinden daha ileridir. Resûlullah efendimiz, namaz kıldırırken secdede, torunu Hz. Hasan, mübârek omzuna çıkıp oturdu. Resûlullah efendimiz, secdeyi uzatınca, sahabeden, "acaba vefât mı etti" diye düşünenler oldu. Namazdan sonra secdeyi niçin uzattığını soranlara buyurdu ki: (Secdede iken torunum omzuma çıktı. Gönlü oluncaya kadar indirmediğim için secde uzadı.) [Nesâî]

    Bir zât, Resûl-i ekremin, Hz. Hasan'ı öperken görünce, (On oğlum var, hiçbirini öpmem) dedi. Resûlullah efendimiz, (Merhamet etmiyen, merhamete kavuşamaz) buyurdu. (Buhârî)

    Resûlullah efendimiz, Hz. Hasan'ı bir dizine Hz. Hüseyn'i de öteki dizine oturtur, bağrına basar, sonra da (Yâ Rabbî, bunlara rahmetini ihsân et, bunlary seviyor, bunlara şefkat duyuyorum) derdi. (Buhârî)

    Peygamber efendimiz, Hz. Hasan'ı öptükten sonra Eshâb-ı kirâma buyurdu ki:

    (Çocuk çekingendir, hâli bilinmez, belki üzüntülüdür.) [B.Arifîn]

    Kur'ân-ı kerîmde, malın, evlâdın, fitne ya'nî imtihân olduğu bildiriliyor. (Tegabün 15)

    (Yâ Rabbî, düşmanlarıma çok mal, çok evlâd ver) hadîs-i şerîfi, mal ve evlâd hayırlı olmadığı takdirde belâ olacağın bildirmektedir.) (Berîka)

    Mal, çocuk ve hanım, cihâd, namaz gibi ibâdetlerden alıkoyabilir. Dikkatli olmak lâzımdır. Peygamber efendimiz, (Âhır zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmıyandır) buyuruyor. En iyilerden olanlara müjdeler olsun! Bunun için bir İslâm âlimi, (Bu devirde çocuğu olmıyan şükür secdesi yapmalıdır) buyurmuştur.
  • 216 syf.
    “Sosyalist Bir Allah Eri”

    Sahabenin ilk sosyal hak arayışçısı, halkın sesi, zenginin zulmüne karşı çıkan anarşist, çölün oğlu, sürgünden sürgüne gönderilen adem, Peygamber’in (sav) en yakın dostlarından biri, ilk Müslüman olanlardan biri, Ali’nin arkasındaki sadık destekçisi… ve Peygamber’in (sav) tarafından

    Yalnız yaşadı,
    Yalnız öldü,
    Yalnız haşr olacak dediği.

    Öyle de oldu sürgün edildiği çölde aç ve susuz öldü. Hakkında yazacaklarım spoi olmayacaktır. Zira hepimiz bir parça biliriz, ya okuduklarımızdan ya da duyduklarımızda. Hayatını sosyal adalete adamış bu sahabe özellikle son zamanlarda gençler arasında oldukça popülerlik kazanmıştır. Dursun Ali Erzincanlı’nın Ümmü Zer şiirinde anlattığı eş Ebuzer’in eşi değildir. Zira bu kadara sosyal hak arayışçısı ve halkın eşitliğini savunan bu adamın ikinci eş alıp eşini bıraktığı ve yeni eşine ziynet eşyaları aldı gibi söylemler Ebuzer’in hayatıyla ve hayat anlayışıyla alakası olmayan şeylerdir. Duyduklarımızdan bir parça tanırız, dediğim için bu noktaya da değinmek istedim.

    Ebuzer putperestliğin hüküm sürdüğü bir zamanda kendiyle ve düşünceleri ile putlara inanmaktan vazgeçmiş, kendisini bu halden kurtaracak düşünceyi beklemeye koyulmuştur. Aklını her daim doğrudan iyiden yana kullanmak için çaba göstermiş ve bu uğurda İslamiyet yayılmaya başladığı zaman Peygamber (sav)’in tebliğine hemen uymuş Müslümanlığı kabul eden 5 Müslüman olmuştur.

    Peygamber (sav) vefatından sonra yaşadığı acıya Müslümanlar arasında baş gösteren halifelik konusuyla oldukça sıkıntılı zamanlar yaşamıştır. Gönlü Hz. Ali’nin halifeliğinden yanadır.

    Ali ki…..
    Ebu Talib’in oğlu,
    Allah’ın aslanı Hamza’nın yeğeni,
    Hz. Hatice’nin evinde Peygamber(sav) terbiyesi ile yetişmiş kişi,
    Peygamber’in kardeşim dediği, vasim dediği, damadı,
    Fatma’nın eşi,
    Hasan, Hüseyin gibi yiğitlerin babası,
    Sahabenin en cesuru,
    Allahı’ın yolunda aslan keislen Ali…

    Bu özellikleri düşünüp, zekasına, cesaretine, adaletine çok güvendiği Hz. Ali’nin halifeliğini istemiş ve bunu beklemiştir bir ömür boyu. Bu sebeptendir ki Şia ve Ali Şeriati’nin de özel ilgisini çeken sahabedir. Özellikle Hz. Osman’ın halifeliği döneminde Şam’da valilik yapan Muaviye ile arasında yaşananlar sosyal düzen için çırpınana Ebuzer’i sahabe arasında meczup gibi göstermişlerdir.

    Muaviye’nin yaşadığı şatafatlı hayata karşı her fırsatta sözünü esirgememiş ve;
    “Ey Muaviye !
    Eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan israftır, yok eğer halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir!”

    Halk arasında giderek daha fazla açılan sosyal hayata dikkat çekerek, zenginler zenginleştikçe, fakirler fakirleşiyor. Ben sizin olanı değil, Allah’ın bizim için hak verdiği malı istiyorum der. Her fırsatta bunu yer fark etmeksizin yüksek sesle dile getirir. Tek başına bir direniş ordusu kadar güçlüdür. Kendisine sadaka olarak verilen hiçbir yardımı kabul etmeyen onurlu bir hak savaşçısıdır.

    Hakkında kısa bilgilerden oluşan bu yazı hayatını ve karakterini anlamaya tabii ki yetmeyecektir. Lütfen onu Ali Şeriati’den dinleyin.

    Her okuduğum Ali Şeriati kitabının altında yazar hakkında her düşüncesine katılmadığımı ama okudukça farklı pencerelerden bakma fırsatını bana sunduğunu hissettiğim güçlü kalemi olan bir yazardır. Herkesin bizzat kendisi okumalı ve onun hakkındaki fikirlere kendi sahip olmalıdır. Biz Türkiyr’de yaşayan Müslümanlar halife ayrımı yapamayız. Bizim için her halife sırası ile işinin hakkını vermiştir. Tek tük farklı düşünceler olsa da genel kanı bu yöndedir. Bu yüzden Şia’ya bağlı Şeriati’nin dayatmacı sözlerinin olduğunu söyleyip uzak durmanız gerektiğini söyleyen çok olacaktır. Kendisi zaman zaman Hz. Ömer’i över zaman zaman yerer. Keksin bir yerme hissetmedim şimdiye kadar okduklarımda. Tabii ki Ehli Beyt hakkında olumsuz düşünceler güzel değil ve katılmadığım çok yer var. Ali Şeriati ve Şia’lar halifeliğe gelece ilk İsmin Hz. Ali olması gerektiğini Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir konusunda ön yargıları vardır. Benim ise okuduğum farklı kiatplar da seçimin yapılmasında ki kaos ortamında oluşan durumu farklı ve mantıklı anlatılmıştır. Bu yüzden kimi yerd hak verirken kimi yerde vermiyorum. Aksine Müslümanların bu kadar mezhep ve ayrılığının nedenlerini merak ediyorum. Yaşayan bu topluluğa gözümü, kulağımı kapatmayıp nedenlerine bakmak istiyor.

    Kendi adıma bu yolda iyi bir sosyolog tanıdığımı söyleyebilirim. İmam Ali dizisinde sadece Ebuzer’e ayrılmış bir bölüm var, kitabı okumak istemeyenlere bunu alternatif olarak sunabilirm.

    https://www.youtube.com/watch?v=Qja8Edk2z9Q

    Bir başka filmde Hz. Ali’nin halifelik için neden önde geldiğini anlatan sadece Hz. Ali üzerinden anlatılan filmi örnek verebilirim. Fakat şunu belirtmeliyim, Peygamber Efendimiz(sav) ve Hz.Ali’nin yüzü gösterilmese de fiziksel bir yapı konulmuştur.

    https://www.youtube.com/watch?v=RrVJhf57Oi0

    Okuyup, anlayıp, düşünmek için….

    Keyifli okumalar!