• Hz. Peygamber’e (sav) verdiği sözü tutan
    Hz. Osman (ra) hilafet gömleğini çıkarmadı. O Peygamber ki şehadetinden bir gece önce Hz. Osman’a rüyasında, “Osman! Seni muhasara ettiler öyle mi!” diye sormuş, Hz. Osman’ın “Evet!” demesi üzerine, “Seni susuz bıraktılar öyle mi!” demiş, yine “Evet!” cevabını alınca Osman’a (ra) bir bardak su vermiş ve “İstersen seni onlara galip getirelim, istersen iftarı bizim yanımızda yap!” buyurmuştu. Hz. Osman iftarı Hz. Peygamber’le yapmayı tercih etti.
  • 🔹 Hz. Ali kendisiyle savaşan Hz. Zübeyr'i öldürdüğü için bir adamı cehennemle müjdeliyor ve ağlayarak yanından kovuyor.

    🔹 “Düşmanını öldürdüm, şimdi bi aferin alırım!“ hevesiyle gelen Amr bin Cürmûz beyninden vurulmuşa dönüyor..

    🔹 "Öldürmeyecekse niye savaştı?“ diye gayet mantıklı görünen bi hesap yapmıştı oysa.

    🔹Öyle ya; çelik çomak oynamak için mi kılıç çekmişlerdi birbirlerine!

    🔹 Kendisiyle savaşan Hz. Zübeyr'i öldüren adamı cehennemle müjdeleyen Hz. Ali, kendisine savaş açan Hz. Muaviye'yi lanetleyene "Aferin!" mi diyecek sanıyorsunuz?

    🔹 Siz Hz. Ali'nin yanındasınız da, Hz. Ali kimin yanında zannediyorsunuz?

    🔹 O hiç bir zaman kendisine savaş açan sahabeye hadsizlik yapanların yanında olmadı.

    🔹 Kendisine isyan eden Hz. Aişe'yi eleştiren iki kişiye Ka'kaa bin Amr'ı yollayıp 100'er sopa vurdurttu.

    🔹 Savaş açan Hz. Aişe'yi eleştirenleri sopa ile haşlayan Hz. Ali, savaş açan Hz. Muaviye'yi lanetleyenlere ödül rozeti mi takacak zannediyorsunuz!

    🔹 Kendi taraftarlarının Hz. Aişe'nin hevdecini okladıklarını görünce havada uçuşan okların önüne attı kendisini..

    🔹 "Kendi yanındaki" lerden kurtardığı Hz. Aişe'yi çölde korumak için yanına 40 asker verdi.

    🔹 Yolda erkeklerin yanında rahat edemez diye de Basralı 40 kadını onun hizmetinde görevlendirdi.

    🔹 Kasılmayın ya; rahatça eleştirin sahabeyi, "Sana düşmez!" diye gürleyecek bir Hz. Ali yok nasılsa bugün..

    🔹 Sahabeye attığınız okları kırıp elinize de veremez.

    🔹 Sopa dayağı için göndereceği bir Ka'kaa bin Amr (ra) da yok..

    🔹 Meydan sizin; ortamı Hz. Ali'den boş bulmuşken, hazır sopa gibi ilkel(!) bir susturucusu da yokken, Hz. Ali'nin "yanında" olun tabi.

    🔹 Hz. Osman'ı korumak için Mısırlı asilerin üzerine gönderdiği oğulları; Haşimî aslanları Hz. Hüseyin ve Muhammed Hanefî de yok bugün..

    🔹 Hz. Osman'ı kuşatan azgınlar çemberini elmas gibi kılıncıyla yaran, binlerce isyancı sırtlanın karşısında şâhenşâhlar gibi savaşırken,

    🔹 Hz. Osman uğrunda, peygamber dedesinin öptüğü mübarek başı yaralanan Hz. Hasan da yok bugün..

    🔹 Eleştirin tabi korkusuzca, şimdi cennet bahçelerinde birbirlerine tebessüm edip ikram eden Hz. Muaviye, Osman, Aişe, Zübeyr ve Ali ra yeryüzüne inip;

    🔹 Biz hepimiz Hak uğrunda, İslâm kal'asının burçlarını savunmak adına birbirimize cephe aldık.. diye ağzınızın payını da veremezler nasılsa.

    🔹 Biz.. İslâm'ın hakkaniyeti karşısında sahabe kardeşimiz de olsa hiç bir şahsı üstün görmediğimiz,
    İslâm'dan aziz bilmediğimiz için;
    Tenine rüzgar değmesine bile kıyamadığımız kardeşlerimize kılıç çektik..

    🔹 Bedir'de omuzdaşımız, Hayber'de ekmek bölüştüğümüz can kardeşlerimize karşı biz; i'lâ-yı kelimetullâh uğrunda zırh kuşandık..

    🔹 Biz.. Birlikte kan terleyerek Hendek kazdığımız, açlıktan isyan eden midelerimize birlikte taş bağladığımız candan aziz kardeşlerimize Hak uğrunda mevzi durduk..

    🔹 Biz; İslâm uğruna ciğerlerimizi paramparça ederek; candan geçeceğimiz ama onlardan geçmeyeceğimiz kardeşlerimize mızrak tuttuk..

    🔹 Gayemiz aynı Hak; metodumuz farklıydı.. Stratejimiz farklı, usülümüz gayrı..

    🔹 Ama içimizdeki sızı aynı, yüreğimizdeki kardeşle savaşmak yarası aynı, hafızamızda hüngür hüngür ağlayan hatıralarımız aynı, yaşanmışlıklarımızın hasreti aynı..

    🔹 Onlar.. "Hiç bir şahıs; hatta candan aziz sahabe yoldaşımız, gönüldaşımız, omuzdaşımız, kardeşten öte kardeşimiz bile İslâm'ın billur kaidelerinden üstün değil.."
    diyerek yüreklerine taş basıp; özden öz, candan can bildikleri kardeşlerine karşı durdular..

    🔹 Bunu egoları şahikalara tırmanmış, nefsanîlikleri Nirvana'lara ulaşmış paçavra kişiliğimsiler anlayamaz..

    🔹 Bi beden büyük kaçar onlara bu idrak..
    Gözlerini acıtır bu ufkun parlaklığı; hevâ zindanının zifirî karanlığına alışmış izbe haşeratının..

    Ayşe Merve Cosar
  • Hz. Osman (r.a.), iffet ve hayâ yönünden de örnek bir şahsiyettir. Allah Resûlü (s.a.v), meleklerin bile ondan hayâ ettiğini haber vermiştir.[9]Hz. Ayşe (r.a) anlatıyor:
    “Ebûbekir (r.a), Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yanına girmek üzere izin istedi. Bu esnâda Allah Resûlü (s.a.v) yatağı üzerinde yatmakta idiler. Üzerinde benim elbisem vardı. Resûlullah (s.a.v) hâlini hiç bozmadan izin verdiler. Meselelerini hallettikten sonra Ebûbekir (r.a) gitti. Bir müddet sonra Ömer (r.a) içeri girmek için izin istedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) aynı hâlini hiç değiştirmeden ona da izin verdiler. Hz. Ömer’in (r.a.) ihtiyacını da gördüler. Sonra o da gitti.
    Bir müddet sonra Osman (r.a) izin istedi. Bu sefer Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) yatağından doğrulup oturdular. Üstlerini başlarını düzelttiler. Bana da: «Elbiseni üzerine topla!» diye emrettiler. Hz. Osman’a (r.a.) da girmesi için izin verdiler. Onun da ihtiyacını gördüler. Osman (r.a) da gitti.
    O gidince ben dayanamayıp:
    «–Ey Allah’ın Rasûlü! Ebûbekir ve Ömer gelince vaziyetinizi değiştirmediğiniz hâlde Osman gelince kendinize çekidüzen verdiniz. Sebebi nedir?» diye sordum.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v):

    «–Osman çok hayâ sahibi birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan önceki hâlimde iken içeri aldığım takdirde ihtiyacını arzetmeden gideceğinden korktum. Kendisinden meleklerin hayâ ettiği kimseden ben de hayâ etmeyeyim mi?» buyurdular.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 36; Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 7)

    Osman (r.a), evinde yalnız kalıp kapısını kilitlediğinde, hattâ gusül abdesti alırken bile, elbiselerini tamamen çıkarıp üzerinden atamaz, belini doğrultamazdı. Çünkü yüksek hayâ duygusu onu bundan menederdi. (Heysemî, IX, 82; Ahmed, ez-Zühd, s. 126)Hz. Ebûbekir (r.a.) halife seçilince Hz. Osman (r.a.) ona bey’at etti. Hz. Ebûbekir, halifeliği boyunca onunla hep istişarede bulunurdu. Hz. Ebûbekir’in vefatından evvel, Hz. Ömer’i (r.a.) halife tâyin ettiğini bildiren belgeyi Hz. Osman (r.a.) kaleme aldı. Ebûbekir (r.a.), Hz. Osman’ın (r.a.) yazdıklarını ona tekrar okuttuktan sonra mühürletti. Osman (r.a.), yanında Hz. Ömer ve Üseyd bin Saîd (r.a.) olduğu hâlde dışarı çıktı ve oradakilere “Bu kâğıtta adı yazılan kimseye bey’at ediyor musunuz” diye sordu. Onlar da “evet” diyerek bunu kabul ettiler.[10]
    Hz. Ömer (r.a.), son haccında Allah Resûlü’nün hanımlarının da hacca gitmelerine izin verdi. Yanla­rında da Hz. Osman ile Abdurrahman ibni Avf’ı (r.a.) gönderdi. Osman (r.a) ara sıra:
    “Dikkat edin, kimse hanımlara yaklaşmasın ve bakmasın!” diye nidâ ediyordu. Mü’minlerin anneleri ise, develerin üstündeki hevdeclerde idiler.[11]
    Şüphesiz Peygamberimizin yanında, damadı ve halifesi olan Hz. Osman’ın kıymeti çok büyüktü. Bedir Savaşı esnasında rahatsızlanan ve vefat eden Hz.Rukiye’den sonra Peygamber damadı olma şerefine tekrardan nail olan Hz.Osman, ikinci kez Peygamberimiz tarafından diğer kızı Ümmü Gülsüm (r.anha) ile evlendirildi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Peygamberimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştu: “Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiçbir tane kalmayıncaya kadar Osman’la evlendirirdim.”3 Peygamberimiz(s.a.v)’in iki kızıyla evlendiği için kendisine “iki nur sahibi” anlamına gelen “Zinnureyn” denilmiştir.
  • İnfak kavramı anıldığında da Hz. Osman anılmış olur. Bunu Tebûk seferinde görmekteyiz. Allah Resûlü (sas), Mescid-i Nebevî’deTebûk seferi için orduya infak yapılmasını arzu ediyor. Nebiyi Zîşânsahâbîlerine yönelerek şu çağrıyı yapıyor: “Kim cennet karşılığında zorluk ordusunu donatır.”[13] O’nun (sas) bu muhteşem çağrısını her defasında Hz. Osman geri çevirmiyor ve zorluk ordusunun üçte birini donatıyor. O andan itibaren Ceyşu’l-Usra/Zorluk ordusu, Ceyş-ü Osmân/Osman’ın ordusu ismini alıyor. Allah Resûlü (sas) o gün Osman (ra) için şu duayı yapıyor: “Allah’ım Osman’ın günahlarını bağışla! Allah’ım Osman’ın yaptığı ve yapacağı tüm hataları affet! Osman’a bundan sonra yaptıklarından dolayı bir sorumluluk yoktur.”[14] Öyle bir infak ki geçmişi silmiş, geleceği de bağışlatmış!


    Hz. Osman, Allah Resûlü’nün bu taltiflerine mazhar olmuş ama yine de yerinde duramamıştır. Hz. Ebû Bekir’in hilafet yıllarında Medine’de kıtlık yaşanıyordu. İnsanlar yiyecek bulmakta zorlanıyorlardı. O günlerde Medine’ye Hz. Osman’a ait bin deve üzerinde buğday, kurum üzüm ve zeytinyağı bulunan bir kervan gelmişti. Bu haberi alan tüccarlar Hz. Osman’ın kapısını çaldılar. Hz. Osman’a önce bu kervan için yüzde on teklif ettiler. O ise “Daha fazla veren var.” dedi. Bunun üzerine tüccarlar art arda fiyatı artırdılar. Ama her defasında Osman (ra) bu oranlardan daha fazla veren birisinin olduğunu söyleyince tüccarlar Hz. Osman’ın pazarlığı kızıştırmak için böyle yaptığını şikayet etmek için halife Hz. Ebû Bekir’e gittiler. Hz. Ebû Bekir, Osman’ın (ra) böyle bir şey yapmayacağını biliyordu ama yine de onu dinlemek için yanına çağırdı. Hz. Ebû Bekir’in yanına gelen Hz. Osman’a halife kervana kimin daha fazla verdiğini sorunca Hz. Osman o muazzam cevabı verdi: “Hepsinden fazla Allah veriyor! Bin deve üzerindekiler Allah için Medine halkınındır.”[15] Tebûk’te yaptığı büyük infakın üzerinden iki yıl geçmeden bir büyük infak daha yapıyordu Hz. Osman (ra). Bire yedi yüz veren Allah, Osman’a (ra) da kat kat veriyordu.
  • – “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.” (İsrâ 78, 79)

    – “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.” (Bakara 2)

    – “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır.” (Bakara 185)

    – “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” (Nisâ 174)

    – “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.” (Mâide 15, 16)

    – “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.” (En’âm 92)

    – “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.” (En’âm 155)

    – “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.” (A’râf 52)

    – “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.” (A’râf 170)

    – “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Arâf 204)

    – “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın lûtfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.” (Yunus 57, 58)

    – “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim 1)

    – “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri dönüp giderler.” (İsrâ 45, 46)

    – “Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” (İsrâ 82)

    – “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer 23)

    – “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.” (Şûrâ 52)

    – “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21)

    – “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.” (Kadr 1-3)

    – “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.” (Beyyine 2, 3)

    – “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr 9)

    – Hz. Ebu Ümame (R.A), ben Rasûlullah (S.A.V)’i: “Kur’an okuyunuz, çünkü Kur’an kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” buyururken işittim demiştir. (Müslim, Müsafirin 253)

    – Hz. Nevvas ibni Sem’an (R.A) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah (S.A.V)’i: “Kur’an ve hayatlarını Kur’ana göre ayarlayanlar kıyamet günü mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Bakara ve Al-i İmran sureleri kendilerini okuyup amel eden kimseler hakkında hayırlı şehadette bulunup savunabilmek için mücadele ederek o kimselerin önlerine gelirler” buyururken işittim. (Müslim, Müsafirin 253)

    – Hz. Osman ibni Affan (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız Kur’anı öğrenen ve öğretendir.” (Buhari, Fezailül Kur’an 21)

    – Hz. Aişe (R.Anhu)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Kur’anı gereği gibi güzel okuyan kimse Allah’in peygamberlerine gönderilen elçi itaatkar meleklerle beraberdir. Kur’anı kekeleyerek zorlukla okuyan kimseye de iki kat sevap vardır.” (Buhari, Tevhid 52, Müslim, Müsafirin 243)

    – Hz. Ebu Musa el-Eş’ari (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan mümin turunçgiller gibidir. Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mümin hurma gibidir. Kokusu yoktur, tadı güzeldir. Kur’an okuyan münafık reyhan (fesleğen) gibidir. Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık Ebu Cehil karpuzu gibidir, kokusu yoktur ve tadı da acıdır.” (Buhari, Et’ıme 30, Müslim, Müsafirin 243)

    – Hz. Ömer ibni Hattab (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Allah şu Kur’an’la amel edip hayatlarını onunla ayarlayan toplumları yükseltir. Onun izinden gitmeyip onu arkalarına atanları da alçaltır.” (Müslim, Müsafirin 269)

    – Hz. İbni Ömer (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Sadece şu iki kimseye imrenilebilir, onlar gibi olmak istenebilir. Veya bu iki kimseye hased edilir ve bunlardaki bu nimetin yok olması istenir. Biri Allah’ın kendisine Kur’an bilgisi verdiği onunla gece gündüz meşgul olup gereğiyle amel eden kimsedir. Diğeri de Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz onun yolunda harcayan kimsedir.” (Buhari, İlim 15, Müslim, Müsafirin 266)

    – Hz. Bera ibni Azib (R.A) şöyle demiştir: Bir adam Kehf suresini okuyordu. Yanında atı da iki iple bağlı duruyordu. Bu adamın üzerine bir bulut geldi ve ona yaklaşmaya başladı. Atı da bundan ürktü. Sabah olunca adam Peygamber (S.A.V): “O sekînedir = Rahmet ve huzurdur. Kur’an okuduğun için inmiştir” buyurdu. (Buhari, Fezail Kur’an 11, Müslim, Müsafirin 240)

    – Hz. İbni Mes’ud (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Kim Kur’an-ı Kerimden bir harf okursa onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben size Elif, lam, mim, bir harftir demiyorum. Bilakis elif başlı başına bir harf, lam aynen bir harf, mim de ayrıca bir harfdir.” (Tirmizi, Fezailül Kur’an)

    – Hz. İbni Abbas (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Kalbinde kafasında hafızasında hiçbir ayet bulunmayan kimse harab olmuş bir ev gibidir.” (Tirmizi, Fezailül Kur’an 18)

    – Hz. Abdullah ibni Amr ibni As (R.A)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Kur’an oku da yüksel, okuduğun nisbette cennet basamaklarından yukarı çık. Dünyada ağır ağır okuduğun gibi şimdi de ağır ağır oku. Şüphesiz senin cennette yerleşeceğin yer okuduğun ayetin son noktasıdır. Ne kadar okursan o kadar yükselirsin” (Ebu Davud, Vitir 20, Tirmizi Fezailül Kur’an 18)
  • Halifeliğinin ilk yıllarından itibaren Hz. Osman’ın veya valilerinin bazı uygulamaları çeşitli grupların şikâyetlerine sebep olmuş, bu şikâyetler halifeliğinin ikinci yarısında daha da artmış ve bilhassa halifeliğinin son yıllarında, âni zenginleşmenin ardından yaşanan ekonomik krizden en fazla etkilenen garnizon şehirleri Kûfe, Basra ve Fustat’ta (Mısır) uygun bir ortam bulmuştur. Hz. Osman’ın ve valilerinin bazı icraatlarını propaganda amacıyla kullanan muhaliflerin tenkitlerinin başında Hz. Osman’ın önemli devlet görevlerine akrabalarını tayin etmesi geliyordu. Hz. Osman, muhtemelen idarede birlik ve beraberliği daha kolay sağlama arzusuyla (Seyyid Süleyman Nedvî, s. 57; İA, IX, 429) önemli valiliklere ve devlet kâtipliği görevine yakın akrabalarını tayin etmişti.

    Bu tayinler neticesinde devletin bütün idarî kademeleri bazılarının liyakati tartışılan Ümeyyeoğulları’nın eline geçmiş oluyordu. Hz. Ali ve diğer ileri gelen sahâbîlerin de eleştirdiği bu uygulama, halifenin valilere karşı beklenen sertlikte davranmaması ve onlara önemli mal bağışlarında bulunması sebebiyle şikâyetleri daha da yoğunlaştırdı. Kureyş içinde Emevî-Hâşimî rekabetini gündeme getirirken Kureyş dışındaki kabile liderleri tarafından Kureyş’in tahakkümü olarak görüldü ve kabilecilik hareketini körüklemek için kullanıldı.


    Muhaliflerin halkı tahrik için kullandıkları diğer şikâyet konuları şunlardı: Hz. Osman’ın önemli devlet görevlerine tayin ettiği yakınlarına devlet hazinesinden büyük miktarlarda bağışta bulunması, Kureyş ileri gelenlerinin Medine’den ayrılıp fethedilen bölgelerdeki şehirlere yerleşmelerine ve geride bıraktıkları arazilerin göç ettikleri yerlerdekilerle değiştirilmesine izin vermesi, oralarda çok miktarda mülk edinmelerine göz yumması, bazı sahâbîlere fethedilen şehirlerde iktâlar vermesi, Kur’ân-ı Kerîm’i istinsah ettirdikten sonra diğer Kur’an nüshalarını yaktırması, Kureyş adına kabilecilik yapan bazı valilere ses çıkarmaması, Hz. Peygamber tarafından Tâif’e sürülen amcası Hakem b. Ebü’l-Âs’ın Medine’ye dönmesine izin vermesi, kendisini eleştiren Ebû Zer el-Gıfârî, Abdullah b. Mes‘ûd ve Ammâr b. Yâsir gibi sahâbîleri çeşitli şekillerde cezalandırması, Medine civarındaki bazı arazileri beytülmâl develeri için koruluk haline getirmesi, hac için Mekke’de bulunduğu sırada farz namazları mukimler gibi kılması, Mescid-i Nebevî inşaatında önceden kullanılmayan bazı malzemeleri kullandırması, Resûl-i Ekrem’den intikal eden hilâfet mührünü Bi’rierîs’e düşürmesi. Ayrıca halife, ganimetlerin önemli bir kısmını yakınlarına tahsis etmek ve diğer akrabalarından bazılarına haksız yere mal ve toprak vermekle de itham ediliyordu.

    Dedikodular artınca Hz. Osman müfettişler göndererek vilâyetlerdeki durumu öğrenmek istedi. Mısır’da muhalifler tarafından yanıltıldığı bildirilen Ammâr b. Yâsir hariç müfettişler olumlu haberlerle döndüler. Söylentilerin devam etmesi üzerine 33 (654) yılı hac dönüşünde valilerini Medine’ye çağırarak onlarla bir toplantı yaptı. Söylenenlerin bir tertip olduğunu, dolayısıyla endişe edilecek bir durum bulunmadığını söyleyen valilerinin çözüm tekliflerini aldıktan sonra (muhaliflerin cihadla meşgul edilmesi, elebaşılarının öldürülmesi, işin valilere bırakılması, mal karşılığında gönüllerinin alınması) fitnenin elebaşılarının askere alınmasını, Kûfe’deki bazı şahısların tahsisatlarının kesilmesini emretti. Ayrıca olaylara Allah’ın emirleri çerçevesinde çözüm arayacağını belirtti; valilerine de insanları fitneden uzak tutmaya çalışmalarını ve itidalli davranmalarını tavsiye etti. Fitne hareketinin tehlikeli bir hal aldığını gören Muâviye b. Ebû Süfyân’ın bu sırada Hz. Osman’ı fitne ateşi sönünceye kadar Suriye’ye götürmek istediği, Osman’ın bunu reddetmesi üzerine kendisini korumak için Suriye’den asker göndermeyi teklif ettiği, ancak halifenin Medineliler’i rahatsız etmemek için bunu da kabul etmediği bildirilmektedir.

    İlk önemli baş kaldırı valilerin yerlerine dönüşleri esnasında Kûfe’de oldu. Sürgünden dönenlerden Eşter en-Nehaî ve arkadaşları, Cerea denilen yerde toplanıp Kûfe’ye dönmekte olan Vali Saîd b. Âs’ın yolunu keserek şehre girmesini engellediler. Hz. Osman’dan onu görevden alıp yerine Basra’nın eski valisi Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi tayin etmesini istediler. Hz. Osman olayları yatıştırmak için bu teklifi kabul etti. Ancak Kûfe’nin merkezî yönetimin kontrolünden çıkmasına yol açan bu durum diğer merkezlerdeki muhaliflere de cesaret verdi. Müşterek hareket ettikleri bilinen ve Seyf b. Ömer rivayetine göre İbn Sebe tarafından yönlendirilen Mısır, Kûfe ve Basra’daki gruplar, Hz. Osman’ı ve valilerini açıktan eleştirmeye başladılar. Bazı hatalarını abartmanın yanı sıra onlara haksız isnatlarda bulunmaktan çekinmediler. Ayrıca Hz. Ali, Zübeyr, Talha ve Hz. Âişe başta olmak üzere ashabın büyüklerinin ağzından mektuplar yazarak onları da bu işin içinde göstermeye çalıştılar. Bütün şehirlere gönderilen ve halkı cihad için Medine’ye çağıran bu mektuplar büyük yankı uyandırdı. Mektuplar Medine’de de etkisini gösterdi ve Hz. Osman’a yönelik kişisel kırgınlıklar Medine’deki muhaliflerin sayısını arttırdı.

    35 yılının Receb ayında (Ocak 656) Mısır’dan bir heyet validen şikâyet için Medine’ye geldi. Hz. Osman onları bizzat veya Hz. Ali’nin de içinde bulunduğu kalabalık bir heyetle birlikte dinledi. Kendisine yöneltilen ithamlara cevap verdi, bu arada bazı icraatlarının hata olduğunu kabul etti. Ganimet mallarının taksimiyle ilgili isteklerini uygun görüp geri dönmelerini sağladı. Şevval ayında (nisan) Mısır, Kûfe ve Basra’dan sayıları 600-1000 arasında gösterilen üç grup, hacı kafileleri arasında bölgeye geldi. Mekke yerine Medine’ye yönelen bu gruplar şehir dışında üç ayrı mevkide konakladı. Gönderdikleri iki temsilciyle Medine’de kendilerine karşı koyabilecek bir askerî birliğin bulunup bulunmadığını öğrenmek istediler. Bunlar Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve Resûl-i Ekrem’in hanımlarıyla görüşerek valiler hakkındaki şikâyetlerini aktardılar ve onlardan kendilerini halifenin huzuruna çıkarmalarını istediler. Teklifleri reddedilince geri döndüler. Ardından Mısırlılar’ın Hz. Ali’ye, Basralılar’ın Talha’ya, Kûfeliler’in Zübeyr’e heyetler yollayıp halifelik teklifinde bulundukları, ancak üçünün de bu teklifi şiddetle reddettiği bildirilmektedir. Bu sırada gelişmelerden endişe eden Hz. Ali oğlu Hasan’ı göndererek halifeyi haberdar etti. Aynı günlerde ashabın diğer büyükleri de oğullarını halifeyi korumak üzere yolladılar

    Halifenin öldürülebileceğini hiç düşünmeyen Medineliler’in çoğu muhasaranın ilk günlerinden itibaren evlerine kapanıp mecbur kalmadıkça dışarı çıkmadı. Şehirde sayıları oldukça artmış olan köleler ve işsiz güçsüz bedevîler de isyancılara katılmıştı. Âsiler, yirmi günle iki ay arasında bir süre devam ettiği söylenen muhasaranın son on gününe kadar Hz. Osman’ın mescide çıkıp imamlık yapmasına göz yumdular. Bu günlerde Hz. Osman kendisine yöneltilen bütün ithamlara cevap verdi ve birçok meselede onları ikna etmeyi başardı. Bu konuşmalarından birinde Hz. Ali’nin tavsiyesine uyup âsilerin şikâyet ettiği bazı uygulamalarının hata olduğunu kabul etti, bundan sonra Allah’ın kitabı ve Hz. Peygamber’in sünnetine uygun hareket edeceğine söz vererek sükûneti sağladı. Ancak buna karşı çıkan Mervân’ın onun izniyle yaptığı konuşma ortalığı yeniden karıştırdı. İsyancılar kuşatmanın son on gününde Hz. Osman’ın evinden çıkmasına izin vermediler. Ona halifeliği bırakmasını, aksi takdirde öldürüleceğini söylediler. Bu tarihten itibaren evine su gönderilmesini yasakladılar. Mervân’ın konuşmasına çok öfkelenip bir kenara çekilen Hz. Ali ve Ümmü Habîbe’nin su ulaştırma teşebbüslerini de sert bir şekilde engellediler. Âsilerin yalnız kendisini öldürmek istediklerini anlayan ve halifeliği bırakmayı da reddeden Hz. Osman o sırada evinde olup kendisini savunmak isteyenleri tehlikeye atmak istememiş, onlardan silâh kullanmamaları için kesin söz almıştı. İçeride 700 kişinin bulunduğu, izin verilmesi durumunda isyancılara üstünlük sağlayabilecekleri ihtimalinden bahsedilmektedir (İbn Sa‘d, III, 71). Hz. Peygamber’in hadisi dolayısıyla bir musibetten sonra şehid edileceğini bilen Hz. Osman (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 5-7, “Edeb”, 119; Tirmizî, “Menâḳıb”, 19), rüyasında Resûl-i Ekrem’in yarın birlikte iftar edeceklerini söylemesinin de etkisiyle (Ahmed b. Hanbel, I, 497) âsilere boyun eğmeyi reddedip ölümü beklemeyi tercih etti.

    Âsiler, hac mevsiminin sona ermesi dolayısıyla Mekke’den çok sayıda insanın Medine’ye geleceğini düşünerek ve eyaletlerden gönderilen askerî birliklerin yaklaştığının duyulması üzerine acele ettiler. Muhasaranın son gününde genç sahâbîlerin savunduğu evin kapısını yaktılar. Akşam saatlerinde bitişikteki evden içeriye giren birkaç Mısırlı, Kur’an okumakta olan Hz. Osman’ı öldürdü (18 Zilhicce 35 / 17 Haziran 656). Meşhur rivayetlere göre Hz. Osman o sırada seksen iki yaşındaydı. Bu arada ona kalkan olmak isteyen hanımı Nâile bint Ferâfisa’nın parmakları da kesilmişti. Ardından evini ve beytülmâli yağmalayan âsiler Hz. Osman’ın defnedilmesini de engellediler. Bu sebeple halifenin cenazesi, hanımı Nâile’nin gayretleriyle ancak akşam-yatsı arasında çok az kişi tarafından gizlice kaldırılabildi. Hatta cenazenin üç gün sonra defnedilebildiği de rivayet edilmiştir. Cenazeye Hz. Osman’ın iki hanımının yanında üç-on yedi arasında erkeğin katıldığı ve onun Cennetü’l-bakī‘ bitişiğindeki Haşşükevkeb denilen yere defnedildiği bildirilmektedir. Bu yer Muâviye zamanında mezarlığa dahil edilmiştir.
  • Hz. Ömer, Mescid-i Nebevî’de ağır bir şekilde yaralanınca aşere-i mübeşşereden hayatta olan amcasının oğlu ve eniştesi Saîd b. Zeyd hariç altı kişiyi (Osman, Ali, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Ebû Vakkās, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvâm) üç gün içinde aralarından birini halife seçmek üzere görevlendirmişti. Hz. Ömer’in vefatından önce başlayan, ancak onun ikinci bir emriyle ölümünden sonraya ertelenen toplantı Talha b. Ubeydullah’ın Medine dışında bulunması sebebiyle beş kişiyle başladı. Müzakerelerin ilk safhasında Abdurrahman b. Avf, aralarından birinin halifelik hakkından feragat edip en çok istenen şahsı halife seçmek üzere hakemlik yapmasını önerdi. Diğer üyelerin kabul etmediği bu göreve kendisi talip oldu ve onların onaylamasıyla çalışmalarına başladı. Şûra üyelerinin her biriyle uzun görüşmeler yaptı. Ayrıca Medine’de bulunan muhacir ve ensarın ileri gelenleri, hac dönüşü oraya uğrayan valiler, kumandanlar ve şehir dışından gelen kabile reisleriyle görüştü. Üç gün süren bu görüşmelerin ardından dördüncü gün sabah namazından sonra kararını açıklamak üzere halkı Mescid-i Nebevî’de topladı. Önce Hz. Ali’yi, ardından Hz. Osman’ı çağırıp ikisinden de Allah’ın kitabına ve resulünün sünnetine uyma, ayrıca ilk iki halifenin siyasetini takip etme hususunda teminat istedi. Hz. Ali’nin “gücümün ve bilgimin yettiği kadar” şeklindeki cevabına karşılık Hz. Osman’ın tereddütsüz cevabı üzerine Hz. Osman’ı halife ilân ettiğini açıklayıp ona biat etti. Daha sonra Hz. Ali ve mescidde bulunanlar da biat etti.

    Osman’ın halife seçilmesine Muâviye’nin babası Ebu Süfyan, çok sevinmişti. Haşimoğulları ilk iki halifeye sürdürdükleri yumuşak tutumu halifeliğinin ilk 6 yılında Osman’a karşı da gösterdiler. Bu dönemde yapılan fetih hareketlerine katıldılar. Ebubekir zamanında oluşturulan Kur’an mushafının çoğaltılması ve bu nüsha dışındaki diğer nüshaların imha edilmesi konusunda Ali, Osman’ı destekledi.
    Halife olduğu dönemde İslam devletinin sınırları genişlemiş ve ilk İslam donanması kurulmuş, birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ilk İslamî paralar da onun zamanında basılmıştır; bunlar üzerine Bismillah lâfzı basılmış İran dirhemleri idi. İlk İslam devleti dirhemi daha sonraları Emevîler döneminde basılmıştır. Ayrıca Kâbe ve Mescid-i Nebevi de onun zamanında genişletilmiştir.

    Osman bin Affan'ın halifeliğinin ilk altı yılında İran'ın fethi tamamlandı, Trablusgarp ve Tunus feth edildi. Kafkaslar'a giren İslam orduları Hazarlara yenilerek Kafkasların güneyine çekilmiştir. Şam'da ilk kez donanma kurulmuş, Kıbrıs bu donanmanın seferleri sonucunda vergiye bağlanmış, Rodos fethedilmiştir. Ayrıca Osman döneminde yapılan en büyük hizmetlerden biri Ebubekir döneminde toplanarak kitap haline getirilen Kur'an mus'haflarının çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmesidir.

    Ama Hz.Osman'ın halifeliğinin ikinci altı yılı, ilk altı yılı kadar başarılı geçmedi. Müslümanlar arasındaki ilk ayrılıkların başlaması, Hz.Osman'ın ikinci altı yıllık halifeliğinde izlediği politikalar sebebiyle gerçekleşti.