hz. peygamber sallallahu aleyhi vessellem insanların en fasihiydi. sözlerine en veciz ve en güzel ifadelerle başlar, yine meramı en iyi toparlayan özlü ifadelerle bitirirdi. konuşması insanları dinlemeye koştururdu
Philip Hitti: "Hz. Peygamber'in vefatını müteakip, her şeyden mahrum Arabistan sanki sihirli bir değnekle işaret edilmişçesine ådeta kahramanlar yatağı hâline inkılap etmiştir. Öyle ki bunların benzerini ister sayıda ister nitelikte, başka herhangi bir ülkede bulmak hemen hemen imkânsızdı. Irak, İran, Suriye, Mısır'da Halid b. Velid, Amr b. Ås'ın yürüttüğü askerî seferler, dünya harp tarihinde en parlak bir şekilde geçekleştirilmiş olanlar arasındadır. Ve pekâlä Napolyon, Hanibal ya da Büyük İskender'le kabil-i kıyastır (yani onlarla kıyas edilebilir). "
Reklam
ABDULLAH b. REVÂHA Ey Nefis! Ancak Şehâdetle Ölebilirsin..!
Savaş Şam taraflarında devam ederken, Allah Resûlü Medine’de ashabıyla birlikte oturmakta ve müzakereler yapmaktaydı... Allah Resûlü bir an sustu... Gözleri yaşlarla dolmuştu. Sonra üzgün bir şekilde ashabına baktı ve şöyle dedi: “Sancağı Zeyd b. Hârise aldı... savaştı... ve şehid düştü… Sonra Ca’fer aldı... o da savaştı... ve şehid düştü…” Hz. Peygamber bundan sonra bir süre sustu; ardından tekrar konuşmaya başladı: “Sonra sancağı Abdullah b. Revâha aldı... o da savaştı... ve şehid düştü…” Hz. Peygamber bunları söyledikten sonra bir süre tekrar sustu... Sonra gözleri mutmain, müsterih ve özlemiş olarak şunları söyledi: “Onlar cennette benim yanıma yükseltildiler...”
Ebu Hüreyre Hz. Peygamber [s.a.v]'den şöyle rivayetediyor: ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ فَهُوَ مُنَافِقٌ, وَإِنْ صَامَ وَصَلَّى وَزَعَمَ أَنَّهُ مُسْلِمٌ ، مَنْ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ, وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ, وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ "Üç haslet vardır. Kimde bu üç haslet bulunursa o oruç da tutsa, namaz da kılsa ve 'Ben Müslüman'ım' da dese yine münafıktır: 1. Konuştuğu zaman yalan söylerse, 2. Söz verdiği zaman sözünü yerine getirmezse, 3. Kendisine bir şey emanet edildiğinde hainlik yaparsa." Buhari Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurmuştur: "Dört haslet vardır, kimde o dört haslet bulu- nursa, o kimse münafıktır ve kimde o dört hasletten biri bulunursa, o kimsede münafıklıktan bir haslet var demektir. Ta ki, o hasleti bırakıncaya kadar. 1. Konuştuğu zaman yalan söylerse, 2. Söz verdiği zaman cayarsa, 3. Ahdettiği zaman hile yaparsa, 4. Başkasıyla cedelleştiği zaman yalan uydurursa. Buhari
"SEN, CÂHİLİYE ÖZELLİĞİNE SAHİP BİR ADAMSIN!"
👉Ashab-ı kiramdan Ebu Zer (r.a.), bir gün bir sahabî ile tartıştı. Tartışma esnasında sinirlerine hâkim olamayarak adamı, annesinin rengi sebebiyle kötülemeye çalışarak “kara kadının oğlu” dedi. Adam buna çok içerledi. Durumu gidip Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bildirdi. Peygamberimiz Ebu Zer’i çağırttı. Ona böyle bir ifade kullanıp kullanmadığını
Mezheplere anlam veremiyordum,şimdi anlıyorum
Hz muhammed vefatın dan sonra sahabeler arasın da otorite sağlanamadı... Bugün nasıl çeşitli partilere ve islam anlayışını kendine göre algılayanlar var,ayrıştıranlar, ideolojilikleştirenler var... Hz muhammed ölümünden sonrada böyle oldu... Mesele çıkar ve dayanışmayla alakalıydı, düşünceler ve hakkaniyetler ters düştü, peygamber ve elçi torunları da çeşitli kavimler oluşturdu... Bence böyle oldu sizce !
Reklam
Hz. Ebubekir'in Peygamber efendimizle,
~•~ ...ilk sıcak buluşmaları Efendimiz (sallallahu aleyhi vesselem) 20 yaşlarında, Hz. Ebû Bekir 18 yaşlarında iken, Hz. Ebû Bekir’in babasının amcaoğlu sayılan cömertliği ile meşhur Abdullah bin Cüda' nın evinde yapılan erdemliler hareketi Hilful-Fudûl’ da oluyor. ~•~
hz. peygamber sallallahu aleyhi vessellem gerçekten de tevazuuyla yücelmiş, alçakgönüllülüğüyle aziz olmuştu
Hz. Ebu Bekir: Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber tarafından #Abdullah olarak değiştirildiği rivayet edilir. Servetini Allah yolunda harcayıp eski elbiseler giydiği için #Zü’l-hilâl, çok şefkatli ve merhametli olduğu için #Evvâh lakaplarıyla da anılmıştır. Ancak onun en meşhur lakabı #Sıddîk’tır. “Çok samimi, çok sadık” anlamına gelen bu lakap kendisine, Mi‘rac olayı başta olmak üzere gaybla ilgili haberleri hiç tereddütsüz kabul ettiği için bizzat Resûl-i Ekrem tarafından verilmiş ve İslâm literatüründe bununla şöhret bulmuştur. Hz. Peygamber’in vefatından sonra onun devlet yönetimi görevini üstlendiği için de #halîfetü resûlillâh unvanıyla anılmıştır. Bekir adlı bir çocuğu olmadığı halde kendisine Ebû Bekir künyesinin niçin verildiği konusunda kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. (Ansiklopedisiislamansiklopedisi.org.tr/ebu-bekir)
Güven Toplumu
Bugün, omuzlarımızdaki yükü, dağlara emanet edilemeyip de bize tevdi edilen o ağır yükü hissetmeye, emanet bilincini yeniden kuşanmaya muhtacız. Göğsümüze emanet edilen imanın, kalbimize emanet edilen ihsanın, aklımıza emanet dilen idrakin gereğini yapmalıyız. Zaman ve insana dair güvensizlik söylemlerine aldanmadan, pes etmeden, cesaretimizi yitirmeden "emanet toplumunun oluşumunda payı bulunan emin insanlar" olmak için çaba sarf etmeliyiz.
Reklam
Kur'anı, onunla etkileşime girerek okumak lazımdır efendim. Hz Peygamber de ashabı da bu yolun büyükleri de öyle okumuşlardı. Yani rahmet ayetine denk gelince Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden istimdat edecek dualar etmek, azabdan bahseden ayetler sonrası Allah'a sığınmak.
Ayette orucun başlangıç ve bitiş vakti, mecaz yoluyla şöyle belirtilir: "...Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın..." (Bakara, 2/187.) Bu ayetteki "hayt" (iplik) kelimesi mecaz anlamda kullanılmıştır. Bununla gündüzün beyazlığı ve gecenin siyahlığı arasındaki sınır kastedilmiştir. (Buhari, Savm, 16; Müslim, Sıyam, 33-35.) Hz. Peygamber döneminde sahûr yemeği ve orucun başlangıcı konusunda, iki ezan belirleyici oluyordu. Hadiste şöyle buyurulur: "Bilal'ın ezanı sizi aldatmasın, çünkü o ezanı gece okur. Bu yüzden siz, Abdullah İbn Ümmi Mektüm'un ezanına kadar yiyin için'' (Buharí, Ezân, 11, 13, Şehädät, 11, Savm, 17; Müslim, Sryâm, 36-39, Tirmizi, Salāt, 35, Nesai,Ezan, 9, 10. ) Bilal (r.a.) uyuyanları uyandırmak ve uyanık olanları da uyarmak için sahurun başlangıcında ezan okurdu. Abdullah (r.a.) ise, gözleri görmediği için başka birisinin, imsak vakti olduğunu bildirmesi üzerine sabah ezanını okuyor ve bununla oruca başlanıyordu. (Müslim, Sıyam, 38-44.) Hz. Peygamber Medine'ye hicret edince, her ay üç gün ve bir de aşure günü oruç tutulmasını emretmişti. Ramazan orucu, hicretten bir buçuk yıl sonra, Şaban ayının onunda farz kılınmıştır. Bununla, daha önceki oruçlar konusunda mü'minler serbest bırakıldı, başka bir deyişle, Ramazan ayı dışında da Recep ve Şaban aylarında olduğu gibi, mü'minler fazla oruca teşvik edildi. Ancak bunlar mendup oruçlar olarak kaldı. (Buhari, Tefsir, 1/24.) s-511/512
Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi wesselem- vefat ettiğinde geriye ne altın, gümüş ne de alacak bıraktı. Dünyada rahat edeyim diye çırpınmadı. Bir saray dikmedi. Kendisini dünyadan çektiği gibi, çocuklarının da dünyaya meyletmemeleri ve ona rağbet etmemekte kendisi gibi olmaları için evladına ve ailesine mal mülk bırakmadı.
Hz. Peygamber'in tüm hayatını mucizelere boğmak, her hâl ve hareketinde olağanüstülükler aramak, Kur'an'da üsve-i hasene olarak nitelendirilen Hz. Peygamber'i insanlara örnek olmaktan uzaklaştırır. Bunun tersi olan hayatındaki mucizeleri yok saymak ise, peygamberliğini gölgeler.
eş-Şa'bî(v.103/721), "Hz. Peygamber(s.)'in sahâbesinden rivâyet edilenleri al, kendi re'yleri ile söylediklerinin üzerine bevlet!" demektedir.
Sayfa 87 - Âlimlerden bazı kimseler Allah'ın hükümleri ve Peygamberimizin(sas) sünneti hususunda o kadar hassaslarmış ki, günümüzde yaşamış ve hocamız olmuş olsalardı kesin bizi döverlerdi. (Haklı olarak)
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.