Neşeli neşeli gevezelik eden kadınlardan çoğu, savaşta kocasını, kardeşini ya da oğlunu kaybetmişti. Hepsi de:
<<Ne yapalım, Allahın dediği olur, >> diyerek avunuyorlardı. <<Vatanımız için öldüler, bizleri kurtardılar.>>
Sonra birden içten gelen ve Fanny’i şaşırtan bir sevgi ile, Kemal Paşadan söz etmeye başladılar.
<<Ah O bizim önderimizdir. İstanbul’dakiler teslim oldular. Ama Gazi, hayır. Özgür yaşamamız gerektiğini söylüyordu, işte bugün özgürüz.>>
<<Oğlum bana söyledi; hayatını herkesle birlikte tehlikeye atıp, hep askerlerinin yanında bulunurmuş…>>
Hatıralar birbirini izliyordu:
<<Askerlerini neşelendiriyor ve yeniden savaşabilmeleri için onlara güç aşılıyordu..>>
<<Orada, solda birkaç kavak ağacını görebiliyor musun? İşte, Köşk’ün bulunduğu yer.>>
Kavak ağaçlarını gören Fanny sordu:
<<Köşk nedir?>>
<<Gazi’nin evi.>>
<<Oh! Gazi, Kemal Paşa; tabi biliyorum. Onu sen tanıyor musun Feride? Nasıl bir insan?>>
<<Ondan hoşlanacağını sanırım. Hemen herkes hoşlanır. Tabii bizler için O, sadece vatanımızın kurtarıcısıdır. Biz onu böyle kabul ettiğimiz için çok seviyoruz.>>
<<Alec, Kemal Paşa’nın eşsiz bir General olduğunu söyler.>>
Bildiğim kadarıyla, içinde bulunduğumuz yüzyılda memleketimiz pek ihtişam görmedi. Mondros silah bırakışmasıyle Sevr Antlaşması’nı imzalayanlar, Padişah Hükümetleri değil miydi? Lozan Antlaşması’nın şartları, kabul edersiniz ki, çok daha değişiktir(zıttır). Demek bundan dolayı, Mustafa Kemal’in hesap vermesi gerekecek! Vatanına bu kadar kötü mü hizmet etti bu adam?