21. Yüzyılın başından itibaren gelişen teknoloji ve yaygın iletişim ağlarıyla, mesafeler ortadan kalkmış oldu. İnsanların bilgiye ulaşması ve öğrenme aşamaları belirli bir çabaya bağlıydı, Y kuşağında azda olsa bu çabanın izlerine ulaşmak mümkün. Fakat Z kuşağı için aynı şeyi söylemek oldukça zor. Daha önce ki nesiller, fiziksel olarak oyunlar oynar, sosyal ortamlarda bulunup karşısında ki bireyle iletişim kurup onu olduğu gibi tanıma şansına sahipti. Düşünme ve sorgulama kabiliyetleri oldukça yüksek olduğu için yaratıcılık yetenekleri de gelişmişti. Dikkat ederseniz daha çok öncelere gittiğimiz zaman, bu sorgulayan bireylerin başarımlarıyla karşılaşabiliriz. Sizin de aklınıza ilk gelen muhtemelen Albert Einstein olmuştur. Roma imparatorluğunda kilise krala meydan okuyup ağırlığını koymak istediğinde, insanlara cennetten arsalar satıyordu ve insanlar da parasını verip bu arsaları satın alıyordu. Rönesans döneminde ki aydınlanma filozoflarını hain ve kafir ilan ediyor, reformları şeytan işi olarak algılıyorlardı cennetten tapu sahibi olanlar. Bunları neden mi anlatıyorum, çünkü sorgulayan düşünen beyinlerimiz yavaş yavaş yok olmaya başlıyor. Bunun tek sorumlusu elbette ki gelişen teknoloji ve internet değil. Bunların yanında bir çok etken var. En önemlileri bağnazlık yani fanatizm ve Medyanın gücü. İnsanları geniş kitleler halinde bir arada tutup bu güçten menfaat elde eden odaklar var ve bu odakların ellerinde medyanın canavarca gücü. Bu odakların manipülatif politikasıyla geniş halk kitleleri kolayca konsolide oluyor ve bağnazlığın pençesinde buluyorlar kendilerini. Bu fanatizmler adeta bir futbol takımını tutar gibi şekilleniyorlar, özellikle sosyal medya da bir sanatçının hayranı olan gençlerimiz, bir video oyununun bağımlısı olan gençlerimiz, bir oyuncunun ya da