Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur.. Kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz?
Göz göre göre sürünürken insan yaşamı
Ezici ağırlığı altında kör inançların,
Asık suratlı bağnazlık, göğün
Dört bir yanından kuşatmışken ölümlüleri,
İlk bir Yunanlı dirençle kafa tuttu,
İlk o dimdik durdu ve meydan okudu.
Ne şimşek yıldırdı onu, ne tanrı efsaneleri,
Ne göğün homurdanan öfkesi; hatta tam tersi
Mertliği pekişti bu engellerle ve o, ilk kez o
Açmayı diledi doğa kapılarına vurulmuş kilidi.
Ve utku, güçlü ruhunun oldu sonunda.
Aştı ötelere doğru dünyanın alevli surlarını,
Ruhunda bütün bir sonsuzluğu dolaştı
Ve utkuyla döndüğünde, neyin oluşabileceğini
Anlattı bize, neyin doğamayacağını: her gücün
Bir sınırı olduğunu, geçilmez bir kalesi.
İnsanın kendi hedefini belirlemesinin zamanı geldi, insanın, en yuce umudunun tohumunu ekmesinin zamanı geldi.
Toprağı hala yeterince zengin bunun için. Ama bu toprak yoksul ve çorak olacak gelecekte, tek bir ağaç bile yeşermeyecek artık onda.
Selam sana kutsal ışık, ilk Cennet çocuğunun soyu!
Ya da ezelden sonsuza kadar bir arada olan ışınlar
Seni suçlanamaz olarak tarif edebilir miyim? Madem ki Tanrı ışıktır
Ve hiçbir zaman ama yaklaşılmamış ışıkta
Ezelden beri ikamet etmiş, hem de senin içinde
Yaratılmamış parlak özün pırıl pırıl akışı var sende!
Yoksa daha çok saf semavi akıntıyı mı duyuyorsun
Onun çeşmesi ne söyleyecek? Güneş önünde, Cennet önünde sen vardın, ve de Tanrı sesi, Bir örtü gibi kuşattı karanlık ve derin sular dünyası,
Boş ve şekilsiz sonsuzluk kazandı sonunda.