Mümin okumalıdır; kitap okumalıdır, yazı okumalıdır. Mümin olayları ve insanları da okumalıdır. Evi, mescidi, çarşıyı, caddeyi okuyabilen mümin olmak gerekiyor. Evliliği, ticareti, siyaseti ve işi okuyamadan iş yapmak mümkün değildir. Birilerinin okuduğu ile hayata bakanlar başkasının menfaatlerini anlayacaklardır. Akide olarak mümin akidesi taşıyıp, düşünce olarak başkalarının düşündüğünü düşünmenin temelindeki sıkıntı budur.
Mümin basireti ve feraseti dediğimiz şey budur. Olmayanı tahmin etmede, olanın akıbetini takdir etmede ileri görüşlülük olarak da görebiliriz bunu. Mümin olmak kimliğimizin adı olduğuna göre 'Allahın nuru ile bakmak' da tavrımız olmalıdır.
Olayları okuyabilen müminler olmak bizim için bir tercih konusu değildir. Mümin olmamız bizi, kitap okur gibi olayları okuyabilir olmaya mecbur etmektedir.
Peygamber efendimiz mucizlerle müeyyed olduğu için büyük bir alanı okuyabildi. Bizim onun okuyabildiğini okumamız beklenmeyecektir bizden. Bizden beklenen onun bize öğrettiği alfabe üzerinden okuyabilir olmamızdır. O mucizlerle müeyyed idi. Biz de onun eğitimi ile okuryazar duruma geldik; dünyayı, ahireti, başı ve sonu, sebepleri ve sonuçları bize öğreterek ayrıldı aramızdan. Hikmetler ve akıbetler gösterdi bize.