İlayda

İlayda
@iberya
Free Palestine
Mümin genç üç noktadan hayata bakmalıdır. Birinci nokta kendi şahsıdır. İkinci nokta ailesi, yöresi ve yaşadığı topraklardır. Üçüncü nokta da ümmetidir. Bu üç noktanın her birinde o, iki temel çizgi üzerinde kalır. İman ve Salih amel. İman ve Salih amelin gerektirdiği ne ise mümin genç onu yapar. Allah'ın insanı göndermesindeki gaye olan kulluk ne kadar gerçekleşiyorsa varlık nedeni de o kadar mevcuttur denebilir. Bütün insanlar bu gaye için yaşamalıdır. Bu gerçekleşmediğinde Muhammed aleyhisselamın ümmetinin tamamı bunu gerçekleştirmeli idi. Onlarda da bir zafiyet varsa bir tek genç bu büyük gayeyi gerçekleştirdi ise işte o genç 'tek başına bir ümmettir'. Nahl suresi 120. Ayetindeki 'İbrahim tek başına bir ümmetti' ifadesi bize bu hedefi göstermektedir. Kimsenin olmadığı zamanda, insanlığın topluca yön değiştirdiği dönemlerde tek başına kalabilmek, büyük gayenin çekirdeğini taşımak demektir. Bu bir hedeftir. Bu ümmetin gençlerinin her birinin İbrâhim olmaya hazır olmaları, İbrâhim aleyhisselamı ve davasını tanımaları bunu gerektirmektedir.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
Biz bu insanlık için çıkarılmış bir ümmet iken insanlığın bu durumu; bizim umre yaparak, camilerde törenler yaparak, Peygamber aleyhisselam Efendimizi şiirlerle yâd ederek kapatabileceğimiz, geçiştirilebilecek bir sorun gibi durmamaktadır. Daha gerçekçi olmaya, düşünce alanımızı, çalışma meydanımızı daha kapsamlı ve geniş tutmaya çalışmak zorundayız. Artık 'hoca', çocuklarımıza Kur'an ve ilmihal öğreten değil, onlara Kur'an ve ilmihal yanında hayatı ve insanlığın gidişatını da öğreten biri olmalıdır. Çocuklarımız yaz kursu yerine hayat kursu niteliğindeki kurslara taşınmalıdırlar. Bütün insanlığı ilgi alanına almış bir ümmet, Adem aleyhisselamdan beri insanlığın birikimi olan bütün sorunları uhdesine almış bir ümmettir. Bir kıtanın bir kenarındaki bir kabile gibi göremeyiz bu ümmeti. Doğunun ortasında veya batısında, insanın bulunduğu her yerde sorunlar olacaktır şüphesiz. Bu sorunlara da insanlık için hazırlanmış bir ümmetin müminlerinin muhatap olması gayet tabii görülmelidir. Keyif için gelmiş bir ümmet değiliz. Dünyayı cennetleştirme iddiamız ve beklentimiz asla yoktur. Cennet gibi bir dünya olamaz hiçbir zaman, cennete gidilecek bir dünya olabilir.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Alıntı
'Namaz ümmeti' olduğumuz kadar 'insanlık için çıkarılmış' bir ümmet olduğumuzu da unutamayız. Bu ümmet insanlık için çıkarılmış bir ümmettir. Artık biz ne kendimizi camiye kapatarak ne de evlerimize sığınarak 'iyi bir müslüman' olmayı yakalayabiliriz. Cami ve medrese kadar insanlığın bulunduğu nokta da bizim Müslümanlığımızın ne durumda olduğunun göstergesi olacaktır. İnsanlık için çıkarılıp camiye daraltılmış olmamız gösterge olarak çıkarılış nedenimizin gerçekleşmediğini gösterir. Nefes alan her insan ve o insanın bulunduğu coğrafya biziz. Kuzeyden güneye bütün insanlık ilgi alanımızda olmalıdır. Varlık nedenimiz budur.
Sayfa 92·Kitabı okudu
Alıntı
Rabbinin hiçbir ameli boşa çıkarmayacağını bilir de 'iş yapan mümin' olmak için çırpınır durur. Oturmayı, beklemeyi, hayal kurmayı kendine yakıştırmaz. Ne yapabilirsem, ne kadar olursa ama 'Allah için' der her seferinde. Küçük denecek işler de yapsa Rabbinin o küçük işlerden Uhud dağı gibi sevaplar büyüteceğine iman eder. Bugününü, yarınını, elindekini ve hayalindekini Allah'a emanet eder. Allah'a terk edilen hiçbir emanete de ziyan gelmeyeceğini bilir.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Alıntı
Ashabın dünyevi ve uhrevi mutluluklarının merkezinde Hz. Peygamber vardı. Allah Rasulünün rahmet ve sevgi fışkıran nebevî şahsiyeti her daim onların gözlerinin nuru, gönüllerinin süruru idi. Ashabı Kiram, yalnızca dünyayı değil, ahireti de ancak Onunla anlamlı görüyor, Firdevsi Âlâ'da Ona komşu olabilmek için her fırsatta Allah'a niyazda bulunuyordu. Hangi çağda ve hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, bir Müslüman'ın imandan sonraki en mühim ödevi, Peygamberinden kendisine yönelen bu sevgi ve ilgiyi karşılıksız bırakmamasıdır. Resuli Ekrem'e sevgi ve itaat, modern zamanlarda da her müminin boynunun borcudur. Rabbimizin ve Peygamberimizin sevgisi imanımızın vecibesidir. "İman yoksa cennet yok, sevgi yoksa iman yok" böyle buyurdu son Nebi. Sevgi, imanın nabzıdır, nefret imanın kabzıdır. Sevi imanın gizidir, manevi canlılığın izidir. Sevmenin kriterleri vardır: kişinin dünyada ve ahirette, Allah'ın rızası için mümin kardeşinin mutluluğunu istemesi bir kriterdir. Kendimiz için istediğimiz iyiliği, kardeşimiz için de istemek başka bir kriterdir. Fahreddin Râzî diyor ki: "Bir müminin başka bir mümin kardeşinin başına gelen bir sıkıntıdan dolayı üzülmesi, Salih bir insan olmanın asgari standardıdır." Azami tepkisini konuşacak olursak, siz ihtiyaç halinde olsanız bile, kendinizi yok saymanız ve mümin kardeşinizin ihtiyacını kendi ihtiyacınıza öncelemenizdir. Buna "el îsar alen nefis' denir.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Alıntı