• İbn-i Teymiyye devri Osmanlı Devletinin kuruluş zamanlarına tesadüf eder. Merkezini kurduğu yer, Mısır...

    Mısır Sultanının huzurunda bazı din adamlarıyla tartışmalara girişir ve neticede Kahire kalesinde hapse atılır. Bir müddet sonra kurtulur. Mısır'dan çıkar ve aynı yolda devam ettiği için Şam zindanına atılır.

    İslam alimleri İbn-i Teymiyye mevzuunda değişik fikirlere yer vermiş ve bir kısmı onu rafizilik ve küfürle suçlandırırken bir kısmı da ilmine hayran ve iddialarına taraftarımsı veya sükuti bir tavır takınmışlardır. İbn-i Batuta ve İbn-i Hacer gibi büyükler o'nun sapıklığına inananlar arasındadır. Buna mukabil, birkaç asır sonra gelecek ve en tehlikeli yolu açacak olan Mısırlı Şeyh M. Abduh tarafından kurulan 'Mısır Islahat Fırkası' onun eserlerine kucak açmış ve yerinde görüleceği gibi, İslamı asliyetinden inhiraf ettirmekten başka manaya çekilemez reformculuk cereyanının ilk destekçisi saymıştır.
  • Halep bir Osmanlı şehriydi. Tüm Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Halep'te mana nakış nakış taşa işlenmiştir. Belki de bundan dolayı Seyyahların piri İbn Batuta Halep için ' Bu şehir Hilafet'in merkezi olmaya en layık şehirlerden biridir ' demişti.
  • Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnamenin yazarıdır. Devrin en önemli seyyahlarında olup dünyayı dolaşmıştır.
    İbn-i Batuta ismiyle meşhur olan seyyahın asıl adı, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed b. İbrahim'dir. 1304'te Tanca'da doğmuştur. Berber kabilelerinden Levatalara mensuptur. Yirmi iki yaşına kadar Tanca'da yaşamış, hukuk ve din tahsilini de buranın medrese (üniversite) sinde yapmıştır. İlk defa hacc maksadıyla Hicaz'a doğru yolculuğa çıkmış, İskenderiye'ye kadar uzanan bu seyahatinde uğradığı yerlerde İslâmi mevzuları bilen bir zat olarak halkın ve belde ileri gelenlerinin iltifatlarına mazhar olması, onda devrinin İslam dünyasını tanıma merakını uyandırmış, maceracı ve araştırıcı ruhunu kamçılamış, böylece çeyrek yüzyılı aşan seyahatleri ile Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Irak, İran, Doğu Afrika, Anadolu, Kuzey Türk illeri, Doğu Asya, Hindistan Çin, Endülüs ve Sudan gibi ülkeleri görmüş, tanımıştır. Sonra da bu Sebahatlarının neticesinde, on dördüncü yüzyıl İslam dünyası ile Türk âlemini canlı levhalar halinde seyahatnamesinde aksettirmiştir.

    İbn-i Batuta'nın üç seyahati vardır. Bunların ilki en uzunu olup doğu ve batıda ziyaret etmediği bir yer bırakmamıştır. Gezilerinde en fazla kaldığı yerlerden biri Hindistan, diğeri Çin'dir. Hindistan'da iki yıl, Çin'de iki buçuk yıl kadılık yapmıştır, Dolaştığı her yerde hâkimlerle, kadılarla, ileri gelenler ve mühim kimselerle tanışmıştır. Onların adetlerini, törelerini, yediklerini, içtiklerini, eğlencelerini en ince bir şekilde tesbit etmiş, aralarındaki geçimsizlikleri, entrikaları kavgaları canlı tablolar halinde nakletmiştir. Dindar bir kimse olmak itibariyle her gittiği yerde, işittiği din adamları ile tanışmış mukaddes makamları ziyaret etmiş, dini müessesler hakkında malumat toplamıştır. İslam âlemine ilk defa hind fakirlerinden, Anadolu ahilerinden ve İran hatimlerinden bahseden seyyah o olmuştur. Bu yönü ile ayrı bir değer taşır. 

    İbn-i Cüzey, İbn-i Batuta'nın hatıralarını yazma işini 1355 yılının Ocak ayında tamamlamıştır, İbn-i Batuta 1369 yılında vefat etmiştir. 

    İlk yolculuğunda Kuzey Afrika'dan geçerek Mısır'a varmış, Nil vadisinden birinci şelaleye kadar gitmişti. Yalnız o sırada bu bölgede savaş yapılmakta olduğu için geri dönerek Suriye'ye burada da fazla kalmayarak İran'a ve ikinci defa Mekke'ye gelmiş, buradan da Kıpçak eline kadar uzanmıştır. 

    İbn-i Batuta Kıpçakların yaşayışı üzerine çok ilgi çekici bilgiler vermiştir. 
    Batuta 1342'de 2000 atlı ile Çin'e gitmek üzere yola koyulmuştu. Çin imparatoruna birçok yüksek değerde hediyeler götürüyordu. Kervan yolda yerli kabilelerin hücumuna uğradı, yağma edildi. İbn-i Batuta da Delhi'ye dönmek zorunda kaldı ikinci defa yola çıkışında önce Malakar kıyılarına geldi, burada deniz yolculuğuna elverişli rüzgârları beklemek için üç ay kaldı 

    İbn-i Batuta, Tombukta'ya kadar gitti. Coğrafya bakımından İbn-i Batuta Sudan ile Nijerya bölgesinin gerçek kâşifi sayılmaktadır. Zengibar Hint -Kuş, Maldiv adaları ve Sumatra'ya dair verdiği bilgiler sonradan kaptan Gudlain, J.Wood Soltorgraje gibi batılı gezgin ve uzmanlarca doğrulanmıştır. 

    İbn-i Batuta Asya ve Afrika'nın birçok ülkeleri hakkında coğrafya ve tarihle ilgili pek değerli bilgiler verir. Bunlar arasında Sudan'daki zenci Manding devleti hakkındaki notları ile bu devleti unutulmaktan kurtarmıştır. Bundan başka kitabın Hindistan bölümünde bu ülkenin tarihini anlatmakla yetinmemiş, buradaki sosyal sınıflar, toplum hayatı ve gelenekler üzerinde çok zengin bilgiler vermiştir. 

    İbn-i Batuta kitabında çağındaki birçok Türk ülkelerini de çeşitli yönleri ile anlatır.Yukarda adı geçen Kıpçak elinden başka gezi notlarında Luristan Atabeylerine, İlhanlılara, Çoban Oğulları'na, Artuklıların İlgazı koluna da geniş yer verilmiştir, İbn-i Batuta bu ülkelerdeki komutanları, bilim adamlarını, ordu ve hükümet kuruluşlarını uzun uzun anlatıyor. 

    Osmanlı devletinin kuruluş çağında Anadolu'daki Türk beylikleri üzerine de İbn-i Batuta'nın kitabında çok zengin bilgiler vardır. Bu ara Osman beyin oğlu Orhan Gazi'ye çok önemli bir yer ayırmıştır. Osmanlı devletinin temel müesseselerini meydana getiren Orhangazi'nin yüze yakın kalesi olduğunu, bu büyük devlet başkanının durup dinlenmeden bunları kontrol ettiğini ve daima cenge hazır olduğunu överek anlatır. Anadolu'ya dair verdiği bilgiler arasında ahilere dair olanlar çok ilgi çekicidir. İbn-i Batuta çifte bir sosyal gaye ile kurulmuş olan Ahiliğin tüzükleri buyrukları üzerine geniş bilgiler verdikten sonra, büyük askeri şeflerin bu ahilerden seçildiğini de söyler. 
    İbn-i Batuta'nın kitabında bütün bu coğrafya ve tarih bilgilerinden başka, gezip gördüğü yerlerde yaşayan insanların yeme içme ve giyinişlerine, kullandıkları vasıtalara da büyük yer ayrılmıştır. XIV. Yüzyıldaki İslam dünyasının ekonomi san'at ve ulaştırma v.b. işleri üzerine araştırma yapanlar için İbn-i Batuta'nın kitabı çok değerli bir hazinedir.
    Adana ve Şereflikoçhisar'ı almaması biraz kızdırsada güzel bir seyahatname yazmış
  • Ben Kastamonu’ yum...
    On yedi bin evliya nefes aldı bağrımda.
    Kays’ ül- Hemedani’ den Hazreti Pir’ e...
    Ahmed Siyahi’ den Abdülfettah-ı Veli’ ye...
    Maneviyat akar damarlarımda cami cami, türbe türbe...

    Ben Kastamonu’ yum...
    Öyle kolay Türk yurdu olmadım ben.
    Şehid kanlarıyla sulandı her karış toprağım; Aşıklı Sultan’ dan Yunus Mürebbi’ ye, Şerife Bacı’ dan Tosyalı Nazife’ ye...
    Allah Allah nidaları yankılandı dört ufkumda...
    Ilık ılık bir kan akar, rengi al al süzülür dere yatağında...

    Ben Kastamonu’ yum...
    İlim yurduyum ben, irfan ocağı, alim yatağı...
    İlk Darü’ ş-şifalardan birisi bende...
    İlk lise bende...
    İlk sanat okulu bende...
    Medreseler, kütüphaneler deste deste...
    Taşköprülüzadeler yetiştirdim ben, Cem Sultanlar....
    Ömer-ül Fuadiler, İsmail-i Rumiler, Latifiler tüttürdü ilim ateşini kalem kalem, kitap kitap...

    Ben Kastamonu’ yum...
    Bakmayın şimdi giydiğim yamalı urbaya...
    Ben huzur şehri, zenginlik ve refah ülkesiyim.
    Küre’ nin bakırından Azdavay’ ın taşkömürüne, Tosya’ nın pirincinden Taşköprü’ nün sarmısağına...
    Alın teriyle sulanan, nasırlı ellerle çapalanan toprağımın her bir karışından fışkıran nimete bulandım tırpan tırpan, tezek tezek, emek emek...

    Ben Kastamonu’ yum...
    Evliyalar diyarı, şüheda yatağıyım...
    Hatırlıyorum da; İbn-i Batuta adında Afrikalı bir seyyah gelmişti Candaroğlu Süleyman zamanında yurduma. Beş asır önce. Hayran kalmıştı bendeki zenginliğe, bendeki bolluğa, ucuzluğa, refaha...
    Sonra İstanbul’ un fethinde önemli rol oynayan kızakların kalasları benim ormanlarımdan temin edilmiş, Şahi adındaki topların dökümünde kullanılan demir ve bakır madenleri Küre’ den getirilmişti.
    Uzağa gitmeye gerek yok. Daha 80 yıl öncesinde Erzurum ve Sivas kongrelerinin finansmanını Kastamonulu Murat Bey karşılamıştı.
    İstanbul fatihinin annesi, Hatice Halime Hüma Hatun yaşadı bağrımda ve şehzade Cem Sultan...
    Sonra Osmanlı’ nın en büyük şairlerinden Latifi, kadın şairlerinden Zeynep...
    Ahmed Siyahi Efendi’ yi, Hazreti Pir’ i ve Mehmed Feyzi Efendi’ yi besledim bağrımda...
    Hatta ve hatta bir sahabeyi, Kays-ül Hemedani Hazretlerini misafir ettim yurdumda...
    Hazret-i Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’ i görmek ve onunla sohbet etmek şerefine nail olmuş bir sahabe misafirim asırlardır toprağımda.
    Bu ne büyük şeref bilir misiniz?

    Ben Kastamonu’yum…
    Kastamonu kimliğimle mutluyum…
    Kastamonu adımla gururluyum…

    Erdal Arslan

    https://www.youtube.com/watch?v=Oc3IX-ygCuY
  • Arap gezgini olan İbn'i Batuta şöyle der "Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler'in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerinden daha üstündür."
  • Büyük kâşif İbn-i Batuta, ömrü boyunca 125.000 km yol kat ederek,ulaşılması güç bir rekora imza atmıştır. Bu uzunluk dünyanın çevresini Ekvator'dan başlayarak 3 defa dolanmak demektir. İbn-i Batuta,Marko Polo'dan üç kat daha fazla yol kat etmiştir. Bugünkü dünya haritasına göre konuşacak olursak, Batuta tam 44 ülkeyi gezmiştir diyebiliriz
    Yusuf Asal
    Sayfa 191 - undefined
  • https://m.soundcloud.com/...ferhad/ussaksazsemai

    Sen beni gönderdin
    Gülün muştusunu vermek için
    İsa'nın doğumunu yaz gibi
    Yahya'nın sesini kış gibi
    Zekeriya'nın ürpertisini
    İnsanlara
    Bir bahar aşısı gibi
    Taşımak için
    Gülün muştusunu vermek için
    Sen beni gönderdin

    Kur'an meşalesini
    Dikmek için karanlık dağlara
    Işık saçmak için dört yana
    Zeytine yağ
    İncire bal vermek için
    Gülün muştusunu vermek için
    Dağlara taşlara
    Kuşlara balıklara mercana
    İnsana
    Beni sen gönderdin

    O kış gecesi
    Arkamda sönen
    Aile feneri
    At arabasında
    Balyaların üstüne
    O çocuğu sen çıkardın
    Büyük yolculuk için
    Gülün muştusunu vermek için
    Okullara, kitaplara, labaratuvarlara
    Zindanlara
    Yeraltına
    Dikitlere ve sarkıtlara

    Hey altın hey altın
    Yerin insana yılan bakışı
    Firavun büyüsü
    Samiri'nin bir bağ örümceği gibi
    Gönül yemişlerini paslandıran salgısı
    Hey kokudan mahrum
    Candan mahrum altın
    Tanrım altına karşı
    Altının ufukları tutmuş
    Görünmez yüzlü kanatlarına karşı
    Bir gülü kılıç gibi kullanarak
    Kalp yararak
    Ruh sarsarak
    Akıl kırarak
    Büyük savaş vermeye sen gönderdin

    Sen gönderdin Rabbim sen gönderdin
    İnsanı meleği şeytanı
    Gül tanesindeki zamanı
    Zeytindeki zekeriya ışığını
    İsa'daki acımanın zafer takını
    İnsanı insandaki düşüş makamını
    Ve kitaplar var
    Yaprakları melek kanatları
    Ve İskit, Roma
    Kudüs'te yapılan tapınak
    Omuzlarda taşınan cüzzam çarmıhı
    ve Roma'da getirilen köle kası
    Ben
    Millattan önceki ben
    Milat yıllarının beni
    Hicret yıllarının
    En muştulu kölesi
    Ben
    Evet Tanrım
    Sen gönderdin
    Tüm sen gönderdin
    Kendi ışığında tutarak
    Kendi gölgenden sayarak saymayarak
    Sen gönderdin
    Dağlara buyurucu kıldın
    Demiri yumuşattın avuçlarımda
    Deveyi önüme çökerttin
    Samanyolu'nu bir nar ağacı gibi donattın bize
    Bütün bu muştuyu sen verdin bize Tanrım
    Suda kendimi gördüm Tanrım
    Bu muştuyu sen verdin bize



    Bu muştuyu sen verdin bize sen verdin Tanrım
    Geceleri bütün yıldızları saydım
    En çok gece yarılarından sonra
    Ülker yıldızında konakladım
    Sabah yıldızını bekledim
    İçime doğacak bir ilham gibi
    Dağuçlarında çıkan güneşinde döndüm
    Döndüm Tanrım döndüm
    Sonra geceleri
    Meşe ağaçları arasından
    Bir su şırıltısı
    Bir keçi melemesi mi
    Hiç biri değil bu hışırtı
    Doğan aydır bu
    Bu ay'ı sen gönderdin Tanrım
    İşaret saydım senden onu yıllarca
    Aramızda ne gizli sözleşme bu
    Ne arzu ne ateş bu
    Her şeyiyle dünya
    Gece ay ışığında
    Senin tükenmez sözünden bir sağlık
    Bir yoğurma bu

    Ay muştusunu vermek için
    Beni sen gönderdin Rabbim
    Ayağıma sen taktın
    Aya doğru akan hız türküsünü
    Hey Odisseus nerdesin
    Ksenofon
    İbn-i Batuta
    Evliya Çelebi
    Yazın yeniden insanın macerasını
    İnsan kasının çılgın kahkahasını
    Duy yeraltındaki yerin ta kendisi olan adam..

    Sezai Karakoç