• Hep derler ya "Coğrafya kaderdir" diye, İbn-i Haldun'un sözü. Gezdirin İbn-i Haldun 'u zamanında onun yaşadığı çöllerde, şimdi sebze yetiştiren İsrail'de; "sorry mate" der.
  • Hep derler ya "coğrafya kaderdir"diye, İbn-i Haldun'un sözü. Gezdirin İbn-i Haldun'u zamanında onun yaşadığı çöllerde, şimdi sebze yetiştiren İsrail'de; "sorry mate" der.
  • 400 syf.
    ·8 günde·9/10
    Ortadoğu denilince istemsiz bir şekilde İbn-i Haldun aklımdan geçiyor. Onun çıkarımlarına hakim olmasam bu kitabı anlamam daha güncel bilgilerle olacaktı.

    Mukaddime de "Coğrafya kaderdir."diye bir sözü geçmez İbn-i Haldu'nun fakat anlatmak istediklerinin özetidir bu cümle.

    Ortadoğu'da var olan sistem şu şekilde işler.

    Riyaset: Akrabalık bağı
    Hadari: Karışık millet, devlet.

    Akrabalık bağının güçlü olduğu ve kökeni kendine yaklaşmayan insanları ikinci sınıf gören bir millettir Ortadoğu insanı. Coğrafi konum olarak ticari ve maden açısından zengin oluşu akrabalık bağı ile kabile yönetimi ile başlar yüzyıllar öncesinden. Belli zümrenin yaşadığı rahatlık ve onun dışında herkesin bu zümreye hizmeti. Coğrafyanın insan mizacı üzerindeki etkileri ortadoğuda kibir ve büyüklenmeydi. Bilime, teknolojiye, askerliğe değer yoktur. Zevk ve sefa rahatlığa düşkünlük dünya siyasetinde etkisini sadece mal varlığı ile göstermelik güçten ibaret kılmıştır. Devlet yönetimi iktidarda sağlam temsilciler ister. Yalnış yönetimde halk değiştirilemiyeceğine göre iktidar değişmelidir. Fakat bu akrabalık bağı buna engel olmaktadır.

    Yakın dönem tarihine geçmeden önce Osmanlı'nın Hicaz Demir yolu yapımı sırasında Araplar İngilizler arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. 2.Abdülhamit zamanında yapımına başlanan demiryolunun amacı hacca gitmek isteyen halka kolaylık sağlamaktı. Günler sürecek yolculuğu en aza indirmek. Büyük bir bütçe ayrılmış geri kalanı ise halka ve memura emrivaki ile toplanıp yapımına başlanılmıştır. Bir ay süren yolculuk 72 saate düşmüştür. Amaç Süveyş kanalına kadar ulaşabilmektir. Fakat İngilizler o zaman ellerinde olan Mısır üzerinden harekete geçerek bunu engellemek istiyorlardı öncelikle Akabe körfezine gelen bağlantıyı engellediler. Sonra Araplarla birleşerek Hicaz demir yolunu yağmalayıp engellemişlerdir.

    Arap halkı savaş konusunda tecrübesiz ve bilgisizdir. İngilizler onların bu özelliğini kullanarak Araplar üzernde etkili olup projeyi engellemişlerdir.
    Yakın dönemde olanlara bakarsak durum hala aynıdır. Savaş konusunda tecrübesi olmayan bir Ortadoğu varlığını hala sürdürmektedir. Uzun yıllar Afrika'daki sömürgeleri için üs olarak kullandıkları Filistini, İngilizler yıllar sonra terk ederken de kaosların içinde bırakaçaktı. Tarih tekerrür ediyordu. Tarih Filistin halkının kendi vatanında, topraklarında mülteci olma sürecini hızlandırmıştı.

    Limon Ağacı, Yahudi bir kız ve Arap gencinin dostuğu üzerinden Ortaduğu'nun kalbi olan Filistin'i köklü bir ağacın etrafından anlatmaktadır. Farklı zamanlar aynı mekan iki aile ve benzer kaderlerin birleşimi. Dalia ve Beşir.

    Beşir, Ahmad ve Zakia'nın 3 kız çocuktan sonra dört gözle bekledikleri erkek evlatları. Filistinli ailenin Filistinli çocuğu. 1936'da Ahmad Khari ailesi için bir ev inşa etmiş. Ev, Kudüs ile Akdeniz arasındaki sahil düzlüklerinden bir Arap kasabası olan el-Ramla'nın doğu köşesine yapıldı. Kuzeyde Galilee ve güney Lübnan; güneyde Bedevi toprakları, Filistin ve Sina Çölleri. Toprağı verimli olan bu kasabada limon, muz, zeytin, mercimek, susam yetiştiriliyordu. Evin bahçesine limon ağacı dikildi ve bu ağaçtan farklı zamanlarda farklı iki aile limon topladı. Yıllar sonra Beşir evini bu ağaçtan tanıyacaktı.

    Dalia; Nazi katliamından kaçmış bir ailenin küçük kızı. Avrupada istenmeyen halk olan Yahudilerin kaçarken mülteci olarak sığındıkları Bulgaristan'da dünyaya gelmiştir. 6 gün savaşlarından sonra Filistin'den apar topar sürgün edilmiş halktan geriye kalan, Beşirin ailesinden kalan evin yeni sahibidir. Nazi zülmününden kaçan bir halk yıllar sonra aynı zulmü bir başka halka yapmıştı. Dalia bu evde daha önce kimler yaşamıştı hep merak ederdi.

    Kitap sırayla şu sorulara verdiği cevaplarla bizi aydınlatır.
    İsrail nasıl kuruldu?
    6 gün savaşları nedir?
    Nazi katliamı ve dünyadaki yayılışı?
    Arap isyanı nedenleri?
    İngilizlerin ve BM'nin iki halk üzerinden yaptığı planlar.
    Filistinin güncel durumu ve sivil halkın yaşadıkları?
    Kristal Gece (Kırık Gece) de ne oldu?
    1933 yani 6 gün savaşlarından önce Filistin ve Çevresindeki Arap ülkelerinde ne oldu?
    Yahudi göçünün Ortadoğuya etkileri nelerdi ve Araplar bunu nasıl karşılıyordu?
    ....
    Filistin&İsral'in öncesi ve sonrasının kitabıdır.
    6 gün savaşalrından önce Yahudilerin dünya yerindeki konumu ve etkilerine kısaca bir değinmek istiyorum.

    Almanyadan yapılan Yahudi göçü (1933-1940) yılları arasında Almanya'daki Yahudiler tutuklandılar. Ekonomik boykot ile medeni haklarının ellerinden alınmasıysa vatandaşlık hakları ellerinden alındı. Toplama kamplarında alıkonuldular. Şiddet devlet eliyle hazırlanan Krıstal Gecenin kurbanları oldular. Krıstal Gece'de yani 1938'de 9 Ksım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece Nasyonal sosyalistler; Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yapılan saldırılarla gerçekleştirdikleri katliam gecesidir.

    Yahudiler birçok şekilde Nazi zulmüne tepki gösterdiler. Alman toplumunda zorla Tefrik edilen Alman Yahudiler kendi kurumlarını ve sosyal örgütlerini kurdu. Ancak baskı ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kalan pek çok Yahudi Almanya'dan kaçtı. Amerika B.D ve İngiltere gibi ülkeler mültecileri kabul etmekte istekli davranmış olsaydı, daha fazla Yahudi Almanya'dan kaçabilirdi.

    Avrupa'da Yahudilerin göçü ve sorunları böyleyken, Ortadoğu'da durum içte başlayan söylentilerle vahim haller almaya başlamıştı. Artan Yahudi nüfusu halkı endişelendiriyordu. Halk kendi aralarında artan nüfusun gelecekte yaratacağı zorluklardan söz ediyordu. Zaman geçtikçe Arap ülkeleri arasında bu duruma dur demenin zamanı geldiği ve İsrail'e karşı bir savaş ile Yahudileri bitirmeyi konuşuyorlardı. Bu konuşmalar İsrail için korkunun zaaf olduğunu, olacak olandan kaçınılamayacağını benimsetip o yönde hazırlanmasına zemin hazırlamıştı. Savaş kaçınılmazdı ve bu fikir dirençli bir şekilde günden güne güç kazanıyordu.
    Ortadoğu halkı ise kendi aralarında önlemler almaya çalışıyordu. 1930'ların ortalarında geldiklerinde Arap liderler Yahudilere arazi satışının vatan hainliği olduğunu ilan etmişti. BM bildirisi ve İngilizlerin zorlamaları ile ülkenin Yahudi ve Filistin halkı arasında paylaştırılması planını gerçekleştirme uğruna halka Yahudilere arazi satışında şiddet uygulamışlardır. Tüm bunlarla birlikte birçok iç neden ile artık Ortadoğu hastaydı ve bazı yaraların acısı dinsin diye sadece ialaç niyetine adımlar atılıyordu. Gerçekler hala diri ve tehtitkardı. Küçük bir devlet olarak bakılan İsrail 5 Haziran 1967'de Arap ülkelerine beklenmedik bir saldırıyla savaşı başlattı.

    Harekat havadan yapıldı. Burada Atatürk'ün bir sözü duruma ayna tutmuştur.

    "İstikbal göklerdedir."
    M.K Atatürk
    Arap hava kuvvetlerinin havaalanında tüm uçaklar yerdeyken gerçekleşti. İsrail'in yıllar süren savaş hazırlıkları artık fiili olarak gerçekleşmeye başlamıştı. Doğu'dan gelecek bir saldırı için hazırlık yapmış olan Arap dev. büyük şaşkınlık içerisindeydi bunu yanı sıra Arap Dev. savaş tatbikatı ile kendini geliştiren bir orduya sahip değildi. uzun yıllar hiç tatbikat yapmamıştı. Jeopolitik konum olarak İsrail; Suriye, Mısır, Filistin, Ürdün'e çok yakındır. Bu şekilde bir konumda olup tüm devletlere diş göstermesi büyük cesaretti. Bu cesareti kısa sürede ortadoğunun tüm dengelerini alt üst etti.

    Arap Dev. askeri yetersizliği İsralli bir barış eylemcisinin ilkel uçağı ile Mısır havalimanına inip Başkan Nasır ile görüşmek istemesiyle açık bir şekilde ortaya konulmuştu.
    Diğer bir zafiyet belirtisi şöyleydi. İsrail Iraklı bir pilotu para karşılığında Mısır'dan bir uçak kaçırıp getirilmesi istenmişti. Amaç düşmanın elinde bulunan savaş aletlerini tanımaktı. İsrail pilotları bu yönde sıkı bir eğitime tabi tutulmuşlardı. Bu onların işine çok yaradı. Daha sonra bu uçak Sovyet yapımı mit21 uçağı İsrail hava komutanlığında 007 Jame Bond'a itafen bir ad alarak sergilenmeye başladı. İsrail zekasını Arap devletleri üzerinde kullanıp bunu somutlaştırıyordu.

    İlk saldırı Mısır havalimanına yapıldı ve tüm hava limanları eş zamanlı olarak bombalandı ve imha edildi. Kahire çevre ülkelere doğru bilgi vermediği için aynı durum Suriye ve Ürdün'e uyguladı. Bu şekilde 6 günde Arap devletleri bu küçük ülkenin hakimiyeti altına girdi.

    Tüm bu olup bitenler tarih kitaplatına yansıyan kısımlar ve nesnel sonuçlar olarak ele alınabilsede bu sonuçların başka bir iç yüzü vardı. Günümüzde hala varlığını devam ettiren Filistin sorunu. Askeri güçler köreltilmiş olsada bu yerderde yaşayan sivil halk sorunu başladı. İşte bu noktada kitap iki dostun ağzından Beşir ve Dalia'nın anılarıyla günümüze uzanan Filistin İsrail sorununu anlatıyor.

    Diğer Arap Dev. Avrupanın İsrail'in bu kadar güçlenmesini iatemeyip büyümesini engellesede Filistin bu kaosun ortasında kalmıştır.

    Arap Devletlerine sinirlene sinirlene okunacak bir kitap. Ellerinde olan olanakları hiçbir zaman kullanmayı becerememiş her zaman gücü parada görmüş liderlerin elinde ızdırari kaderinin esiri olan mazlum bir halka sebep olmuşlardır. Kendi topraklarında mülteci olmuş Mazlum Hlk Filistin'in içler acısı duruma gelme süreci.

    Toparlamam gerekirse iki halkında yaşadıkları insanlık dışıdır. İkisine de üzüldüm. Hiçbir soykırım diğerinden daha masum ve anlayışlı değildir. Nazilerin Yahudiler üzerinde uyguladıkları zulmün beyazperdeye aktarılmış sayısız filmini izledim. Bu kadar zor süreçlerden geçen bir halk başka bir halka bunu neden yapar ,Filistin'den ne istiyor bu İsrail? Ölçüsüz şiddetin nedeni hiçbir zaman kabul görecek bir nedene sahip olmadı olmayacak. İsrail savaş suçları işleyerek , çok aşağılık bir duruma girmektir. Malesef dünya üzerinde bir çok ırk bu tarz süreçlerden geçmiştir.

    İngilizlerin Irak'a uyguladıkları; "Böl, parçala, bitir." İngilizlerin dostu da düşmanı da yoktur, çıkarları vardır politikası. Filistin'i Afrika'daki sömürgeleri için üs olarak lullandıkları gibi daha sonra parçalamaya iki devleti kışkırtıp kullanmaları.
    Nazilerin Yahudi soykırımı.
    Yahudilerin Müslüman düşmanlığı.
    İç isyanlar.
    ....

    Din, dil, ırk,renk nefretinin yanında çıkar çatışmaları dünyada bitmez tükenmez bir nefretin varlığı bana hep bunu sorgulatır.

    İnsanlar, evrensel bir insan algısı oluşturabilir mi?
    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin işlevi sağlıklı mı?
    Yasanın olduğu evrensellik ne kadar evrensel olabilir? Coğrafyanın farklılıkları insan farklılıkları demektir bu açıdan yasa ne kadar hitap edebilir evrene?

    Belgesel niteliğinde bir kitaptır. Anlatılanlar günlüklerden ve gerçek kişilerin ağzından anlatılır. Sandy Tolan Amerikalı bir yazar ve radyo belgeselleriyle tanınan biridir. Gerçeklere değindiği bu kitabıyla satış rekorları kırmıştır, bu kitap yakın tarihe ışık tutmuştur.

    Tarih severler için güzel bir eser. Kitabın içeriğini ve etkilerini bir yazıya sığdırmak çok güç, hangi tarafı anlatsam diğeri yarım kalır. O yüzden okunması gereken bir kitap.

    Keyifli okumalar!
  • 120 syf.
    ·2 günde
    Hadi inceleme yazalım diyip, inceleme yazılıyormuş mu, bir bakalım.. Öncelikle 2 dakikalık bir muhabbetin arkasından böyle bir şey istedim, muhabbetin de Selahattin Yusuf ile olması etkili olsa gerek. İmzayı kaçıran ben Yusuf'u ayaküstü ama bir o kadar da rahat zamanında yakalayınca tek kitap imzalatmakla kalmadım tabii. Edebiyat, sosyoloji, işler güçler derken konu İbrahim Paşalı'ya oradan da Hüsamettin Arslan hocama geldi.. Nasıl gelmesin ki; ben ki her okuduğum cümlede Hüsamettin hocamı anıp anıp durdum bu kitapta. İkisi de çok değerli insanlar, ikisi de Yusuf'un dediği gibi aynı kalitede ve aynı kafada insanlar.

    O zaman gelin gelelim kitabımıza; İstanbul'umuza.. Kriterlerini atalım şimdilik, öncelikle İstanbul'u anlamamız gerek. Önce İstanbul'u sevmek ve onun çok değerli olduğunu kabul etmemiz gerek. Yoksa bu kitabı okumanın bir anlamı yok. Peki İstanbul nedir: Türkiye'dir, Osmanlı'dır, Şam'dır, Bosna'dır, Kudüs'tür. Siz İstanbul'u anlamazsanız ne İsrail mevzusunu çözersiniz ne de Bosna Savaşı'na bakabilirsiniz.. Zannediyor musunuz ki Suriye Savaşı anacak Suriye'ye bakıp anlaşılacak.. O kadar yıl bir imparatorluğun başkentliğini yapmış bu şehir şimdilerde Washington'la, Paris'le yarıştırılmaya çalışılıyor, onu da geçtim onlara yetiştirilmeye çalışıyor, oysa İstanbul'un değeri bir tanesiyle bile ölçüşebilir mi.. Sadece Boğaz'ı bile sadece Süleymaniye Camii'si bile başka şehirlerden farkını ortaya koyarken bırakın bir şehirle bir ülkeyle hele makineleşmekten ciğerleri solumuş, tembellikte zirve yapmış bir Batı ülkesiyle kıyaslanamaz bile. Fakat bunu bilemiyoruz işte sürekli kıyaslayıp duruyoruz, her koşulda bir Batı medeniyetini yüksek tutmaya alışmışız. Arabî'yi, Gazali'yi, İbn Haldun'u okumadan Marx'a hayran kalıp, Heidegger'e tutuluyoruz. Biz ne Türkiye'nin farkındayız ne İslam Kültürü'nün ne de İstanbul'un... Oysa bilsek bu güzelim odak noktalarını kritik nokta almayı oysa anlayacağız bütünü. İyi bir şeyi kritik alan, diğer iyi şeyleri bulmaz mı hiç.. Bulur da tanır da.

    Mehmet Akif hep diyormuş ya: "Yusuf'u arayın" diye. Yusuf'u, hakikati, aradığınızı, bulmak istediğinizi aramaktan çekinmeyin. Eğer inanıyorsanız galip gelecek sizsiniz.