• Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    Al-i İmran Suresi, 96. ayet: Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir.
    Al-i İmran Suresi, 97. ayet: Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
    Maide Suresi, 97. ayet: Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.
    Hac Suresi, 26. ayet: Hani Biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."
  • Bismillahirrahmanirrahim.

    Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. (NEML suresi 6. ayet)

    Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır. (MÜMİN Suresi 2-3. ayetler)

    Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. (SECDE suresi 2. ayet)

    De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (FURKÂN suresi 6. ayet)

    Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. (İNSAN Suresi 23. ayet)

    Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 1-2. ayetler)

    Kur'ânı biz indirdik, biz. Onun koruyucuları da, şübhesiz ki, biziz. (HİCR Suresi 9.ayet)

    Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. (BAKARA suresi 185. ayet)

    Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik. (KADİR suresi 1. ayet)

    Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (DUHÂN suresi 2-3. ayet)

    De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” (BAKARA suresi 97. ayet)

    Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail), senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. (ŞUARA suresi 193-195. ayet)

    O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada itaat edilen, güvenilir bir elçinin, (Cebrail’in) getirdiği sözdür. (TEKVÎR suresi 19-21. ayet)

    Onu, (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir. (KIYAMET Suresi 16-19. ayetler)

    Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. (A'LA Suresi 6-7. ayetler)

    Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. (Mesafe) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. Böylece, Allah’ın, kuluna vahyettiğini vahyetti. (NECM suresi 1-10. ayetler)

    Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu ve neden indirildiğini açıklayan ayetler...

    Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. (BAKARA suresi 2. ayet)

    Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (ALİ İMRAN suresi 138. ayet)

    Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar bulacaklardı. (NİSA suresi 82. ayet)

    Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt geldi ve size apaçık bir nur, (Kur'an) indirdik. (NİSA suresi 174. ayet)

    De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu....... (EN'ÂM suresi 19. ayet)

    .... Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.... (EN'ÂM suresi 38. ayet)

    Andolsun, biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olması için bir ilim üzere onu çeşitli biçimlerde açıkladık. (A'RAF suresi 52. ayet)

    Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (YÛNUS suresi 57. ayet)

    De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.” (YÛNUS suresi 108. ayet)

    Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. (İBRÂHİM suresi 1. ayet)

    Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. (İBRAHİM Suresi 52. ayet)

    Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir mükafat olduğunu müjdeler . (İSRÂ suresi 9 ayet)

    Andolsun biz, düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)

    Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indirmekteyiz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet) De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” (İSRÂ suresi 88. ayet)

    Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (KEHF suresi 54. ayet)

    Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik, 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak bir öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (TÂHÂ suresi 2-3. ayetler)

    Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir. (FURKAN Suresi 1. ayet)

    Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. (NEML Suresi 2-3. ayetler)

    Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.” (KASAS suresi 85. ayet)

    Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik.... (RÛM suresi 58. ayet)

    Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (YÂSÎN suresi 69. ayet)

    (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (YÂSÎN suresi 70. ayet)

    De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.” “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.” (SÂD suresi 86-87-88. ayetler)

    Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. (ZÜMER suresi 27. ayet) Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet)

    Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. Bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. (FUSSİLET suresi 2-3-4. ayetler)

    Onlar, kendilerine geldiğinde o zikiri/Kur'an'ı inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap'tır. Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET suresi 41-42. ayetler)

    Apaçık Kitab'a andolsun; Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Şüphesiz o, Bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (ZUHRUF suresi 2-3-4. ayetler)

    Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. (ZUHRUF suresi 44. ayet)

    Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. (KAF suresi 45. ayet)

    Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (KAMER suresi 17. ayet)

    O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. (HADİD Suresi 9. ayet)

    Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye vermekteyiz. (HAŞR suresi 21. ayet)

    Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Gerçek şu ki Kur’an, kâfirler için muhakkak bir pişmanlık sebebidir. Ve şüphe yok ki Kur’an, kesin bir gerçektir. O hâlde sen, yüce Rabbini adıyla tespih et. (HÂKKA suresi 38-52. ayetler)

    Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et. Bunlar dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar. Onları biz yarattık ve eklemlerini biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır. (İnsan Suresi 23-31. ayet)

    Hayır. Şüphe yok ki, o (Kur’an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. (ABESE suresi 11-16. ayetler)

    Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır. (BÜRÛC suresi 21-22. ayet)

    Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür. O, bir şaka değildir. (TÂRIK suresi 13-14. ayetler)

    Kur’an’ı okuma ve dinleme adabıyla ilgili ayetler.

    Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. (NAHL suresi 98. ayet)

    Gece ibadeti etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha sağlamdır. (MÜZZEMMİL suresi 6. ayet)

    Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl; bir de kıraatıyle seçkin olan sabah namazını; çünkü sabah Kur'an'ı gerçekten şahitlidir. (İSRÂ suresi 78. ayet)

    Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. (İSRÂ suresi 106. ayet)

    ... Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. (MÜZZEMMİL suresi 4. ayet)

    Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (BAKARA suresi 121. ayet)

    Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. (A'RAF suresi 204. ayet)

    Sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler için ancak bir öğüttür. (YÛSUF suresi 104. ayet)

    Kur’an’a iman...

    Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir. (BAKARA suresi 137. ayet)

    Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (BAKARA suresi 285. ayet)

    Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur. (NİSA suresi 136. ayet)

    Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (A'RAF suresi 2-3. ayetler)

    Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. (ENFÂL suresi 2. ayet)

    Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. (İSRÂ suresi 9-10. ayetler)

    De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. (İSRÂ suresi 107. ayet)

    Bu, indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. (NÛR suresi 1. ayet)

    Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT Suresi 45. ayet)

    Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler. (SEBE' suresi 6. ayet)

    Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. (YÂSÎN suresi 11. ayet) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin. (YÂSÎN suresi 2-4. ayetler) Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen, dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 2. ayet) Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. (ZÜMER suresi 22. ayet) Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. (ZÜMER suresi 23. ayet)

    Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet) Dosdoğru Kur’an’ı getirenle, onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. (ZÜMER suresi 33. ayet)

    Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce size Rabbinizden indirilenin en güzeline uyun! (ZÜMER suresi 55. ayet)

    Artık siz Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur’an’a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (TEĞÂBÜN suresi 8. ayet)

    Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi. (TALÂK suresi 10. ayet)

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. (ZUHRUF suresi 43. ayet)

    Kur’an’ı inkar...

    Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder. (BAKARA suresi 99. ayet)

    Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele. Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur. (ÂLİ IMRÂN suresi 21-22. ayetler)

    Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. (NİSA suresi 140. ayet)

    İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir. (MÂİDE suresi 10. ayet)

    ....Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme. (MÂİDE suresi 68. ayet)

    Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar. (EN'ÂM suresi 39. ayet)

    Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenler, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (A'RAF suresi 36. ayet)

    Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler var ya, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız. (A'RAF suresi 40. ayet)

    Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz. (A'RAF suresi 182. ayet)

    Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (YÛNUS suresi 15. ayet)

    Onlar için dünyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız. (YÛNUS suresi 70. ayet)

    Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)

    Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarını dönüp giderler. (İSRÂ suresi 45- ayetler)

    Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet)

    İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan kuşku içinde olacaklardır. (HAC suresi 55. ayet)

    Âyetlerimiz onlara karşı açık seçik okunduğu zaman o kâfirlerin yüzünde inkâr ve hoşnudsuzluk (belirtisini) anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracak gibi olurlar. De ki: Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi ? Allah'ın inkarcılara va'dettiği (Cehennem) ateşi... O ne kötü gidilecek yerdir! (HAC suresi 72. ayet)

    De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?” (FUSSİLET suresi 52. ayet)

    İnkâr edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.” (FUSSİLET suresi 26. ayet)

    Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. (ZUHRUF suresi 36. ayet)

    Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. (HÂKKA suresi 50. ayet)

    Sadakallahulazim ...
  • Meleklere İman
    Meleklere İman: İman usulleriyle ilgili zikredilen ayetlerde ve Cibril hadisinde görüldüğü gibi, Allah’a imandan sonra ikinci asıldır. Kişinin mü’min olabilmesi için meleklere de Kitap ve Sahih Sünnette geldiği gibi iman etmesi şarttır. Meleklere iman etmeyen mü’min kabul edilmez.

    Melekler, Allah’ın ikram olunan kulları; kendisi ile rasulleri arasında Allah’ın elçileridir. Melekler, gökler ve yerin müvekkili, âlemde gerçekleşen her hareketi yerine getiren Allah’ın vazifeli kullarıdır. Onlar yaratılış ve ahlak bakımından değerli; zat ve sıfat bakımından tahir (pak ve temiz) fiil bakımından itaatkâr nurdan yaratılmış varlıklardır.

    Allah-u Teâlâ melekleri kendisine kulluk için yaratmıştır. Bazı müşriklerin iddia ettiği gibi melekler, Allah’ın kızları, çocukları ve ortakları değildir. Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

    “Rahmân çocuk edindi dediler. O yücedir. Hayır, (Rahmân’ın çocukları sandıkları melekler, O’nun) değerli kullarıdır. O meleklerden her kim: ‘Ben O’ndan gayrı bir ilahım’ derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.”

    Enbiyâ 26, 29

    “Yoksa (Allah) yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi seçti? Rahmân’a nisbet edilen kız onlardan birine müjdelendiği vakit onun yüzü simsiyah kesilir, öfkesinden yutkunup durur. Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışına mı şahit oldular (ki böyle söylüyorlar)? Şahitlikleri yazılacak ve bundan sorguya çekilecekler.”

    Zuhruf 16, 17, 19

    Meleklerin Özelliklerine Göre Kısımları
    Melekler Allah’ın Kendilerine Bahşettiği Özellik ve Görev Yönünden Kısımlara Ayrılır:
    1) Cebrail:
    Cebrail; kalplerin ve ruhların hayatı olan vahiy görevlisi Allah’ın en değerli mahlûkatlarından biridir. Kur’an’da birçok ayet O’nun Allah ile rasulleri arasında sefirlik görevi yaptığını anlatmaktadır. Cebrail Ruhu’l-Emin, Ruhu’l-Kudüs ve Ruh gibi isimlerle de bilinir: “...Senin kalbine indirdiği için kim Cebrail’e düşman olursa...”

    Bakara 97, 98

    “Kur’an’ı kalbine uyarıcılardan olman için Ruhu’l-Emin indirdi.”

    Şuara 193

    “De ki, Kur’an’ı Ruhu’l-Kudüs Rabb’inden hak olarak indirdi.”

    Nahl 102

    2) Mîkail:
    Mîkail; toprak, bitki ve tüm canlıların hayatı olan yağmurun indirilmesi rüzgârın çeşitli yönlere estirilmesi ve benzeri şeylerin görevlisi, büyük meleklerden biridir:

    “Kim Allah’a, Meleklerine, Rasullerine, Cebrail’e ve Mîkaile düşman olursa bilsin ki, Allah da Kâfirlerin düşmanıdır.”

    Bakara 98

    3) İsrafil:
    İsrafil; öldükten sonra tekrar dirilme ve ikinci hayatın sebebi sûra üfleme görevlisi büyük meleklerden biridir. Ebu Said (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Sur sahibi İsrafil suru eline almış, başını eğmiş ve kulağını vermiş ne zaman onu üfleyeceğini beklerken nasıl rahat edebilirim ki?’ buyurdu.”

    Ahmed 3/7/11039, Albânî Sahiha 1079

    Önemine binaen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gece namazında bu üç meleğin isimlerini zikrederek dua etmiştir:

    “Ey Cebrail, Mikail ve İsrafil’in Rabb’i olan Allah’ım gayb ve açıkta olanı bilen sensin. Allah’ım! İhtilaf ettikleri şeylerde kullarına hüküm veren ve aralarındaki ihtilafı fasleden Sensin. Kullarının ihtilaf üzere oldukları şeylerde hak üzere kendi izninle bana hidayet ver. Sıratı Müstakime istediğini ulaştıran Sensin.”

    Müslim 770/200

    4) Ölüm Meleği:
    Ölüm Meleği; ruhların kabzedilmesine memur büyük meleklerden biridir. Emri altındaki meleklerle eceli tamamlanan mahlûkatın ruhlarını kabzederler. Hadislerde ifade edildiği gibi, ölüm meleğinin yardımcıları kulların amellerine uygun bir sıfatta onların ruhlarını almaya gelirler. Kul güzel ameller sahibi, salih bir kişiyse melekler güzel bir sıfatta, değilse çirkin bir sıfatta gelirler. Bu hususa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisi delalet etmektedir. Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Mü’min bir kula ölüm gelip, dünyadan alakası kesilerek ahirete yöneldiği vakit kendisine yüzleri güneş gibi parlayan beyaz yüzlü melekler iner. Beraberlerinde cennet kokularıyla kokulanmış cennet kefenleri vardır. Bu melekler mü’min kulun başucuna otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve o da onun başucuna oturur.

    Ölüm meleği:

    −‘Ey güzel nefis! Allah’ın bağışlaması ve rızasına çık’ der ve onun ruhunu alır.

    Kâfir bir kula ölüm gelip dünyadan alakası kesilerek ahirete yöneldiği vakit kendisine yüzleri simsiyah kara yüzlü melekler iner. Beraberlerinde kıldan dokunmuş galiz kefenler vardır. Bu melekler o kâfir kulun başucuna otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve o da onun başucuna oturur.

    Ölüm meleği:

    −‘Ey habis nefis! Allah’ın gazabına ve azabına çık’ der ve onun ruhunu işkenceyle alır’ buyurdu.”

    Ahmed 18559, Albânî Cenaiz 199

    5) Muakkibat Melekleri:
    Kulları önünden ve arkasından gece gündüz koruyan Muakkibat Melekleri vardır. Bunların vazifeleri kulları önünden ve arkasından hazarda ve seferde, uyurken ve uyanıkken muhafaza ederler. Bu hususa Allah-u Teâlânın şu ayeti delalet etmektedir:

    “Aranızda sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de, geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O’nca) birdir. O’nun önünden ve arkasından takip eden muhafız melekler vardır. O’nu Allah’ın emriyle korurlar...”

    Ra’d 10, 11

    “O kullarının üstünde tek hâkimdir. Sizin üzerinize koruyucu melekler gönderir...”

    En’âm 61

    Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) Ra’d suresi 11. Ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

    Ayetteki “takip eden...” kelimesinden murat meleklerdir. Onlar kulu önünden ve arkasından muhafaza ederler. Allah’ın kul hakkındaki takdiri geldiği zaman, onu kendi haline terk ederler.

    6) Kiramen Kâtibin:
    Kiramen Kâtibin adı verilen yazıcı melekler vardır. Bu melekler kulların hayır ve şer amellerini yazarlar. Allah-u Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

    “İyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Yaptığınız şeyleri bilir (ve yazar) lar.”

    İnfitar 10, 11, 12

    “Çünkü biz, amellerinizi yazıyorduk.”

    Casiye 29

    7) Münker ve Nekir:
    Münker ve Nekir ismi verilen kulu kabre defnedildiğinde sorguya çeken meleklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hususta şöyle buyuruyor:

    “Kul kabrine konduğu ve arkadaşları dönüp gittiği zaman o, arkadaşlarının ayakkabılarının sesini işitir. Ona iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona Muhammed denilen kimse hakkında ne dersin? derler...”

    Buhari 1259

    8) Rıdvan Ve Cennette Görevli Melekler:
    Cennette görevli melekler vardır, başları ise Rıdvan’dır.

    “Rab’lerinin (azabından) sakınanlar bölük bölük cennete sevk edildiler. Kapıları açılmış olan cennete vardıklarında onun bekçileri onlara: Selam size, ne hoşsunuz, ebedi kalmak üzere buraya girin! derler.”

    Zümer 73

    “O’nlar adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlar da kendileriyle beraberdir. Melekler de her kapıdan yanlarına girerek: Sabretmenize karşılık selam size, dünya yurdunun sonu ne güzeldir.”

    Ra’d 23, 24

    9) Malik Ve Cehennemde Görevli Melekler:
    “Malik ve cehennemde görevli Melekler vardır, onlara zebani denilmektedir. Başları ise Maliktir.

    “Ey iman edenler, kendinizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. O’nun başında gayet katı, şiddetli, Allah’ın emirlerine karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyleri yapan melekler vardır.”

    Tahrim 6

    “Ey Malik, Rabb’in bizim işimizi bitirsin, (bizi yok etsin) diye seslenirler. (Malik): Sizler (burada) kalacaksınız dedi.”

    Zuhruf 77

    10) Müjdeci Melekler:
    Müjdeci melekler vardır. Bunlar mü’minleri vefat anında ve kıyamet gününde güzel bir akıbetle müjdelerler:

    “Rabb’imiz Allah’tır deyip sonra istikamet üzere olanların üzerine melekler iner: Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin. Biz dünya hayatında da ahiret hayatında da sizin dostlarınızız...”

    Fussilet 30, 31

    11) Hameletu’l-Arş:
    Hameletu’l-Arş adı verilen melekler vardır. Bunlar sekiz tanedir, görevleri Allah’ın arşını taşımaktır. Kuran o melekleri şöyle açıklamaktadır:

    “O gün Rabb’inin arşını, üstlerinde sekiz melek taşır.”

    Hakka 17

    12) Seyyahun Melekler:
    Seyyahun melekleri vardır. Bunlar ilim meclisi bulurlarsa oraya iner ve talim edilen ilme katılırlar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisi buna delalet etmektedir:

    “Her hangi bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın Kitabını tilavet ederler ve onu aralarında karşılıklı mütala ederek ders yaparlarsa muhakkak onların üzerine sekinet iner. Kendilerini rahmet kaplar. Melekler onların etrafını çepeçevre kuşatır ve Allah onları kendi yanında bulunanların içerisinde anar...”

    Müslim 2699/38

    13) Dağlarla Görevli Melekler:
    Dağlarla görevli melekler vardır. Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘...Başımı kaldırıp semaya baktığım vakit bir bulutun beni gölgelendirdiğini gördüm. Buluta baktığımda onun içinde Cebrail’i gördüm.

    Cebrail bana nida edip:

    −‘Ya Muhammed! Muhakkak ki Aziz ve Celil olan Allah kavminin sana dediklerini ve korumayı reddettiklerini işitti. Allah sana bu dağlar meleğini gönderdi. Bu meleğe kavmin hakkında ne dilersen emredebilirsin’ dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana nida edip selam verdi.

    Sonra:

    −‘Ya Muhammed! Şüphesiz Allah kavminin sana söylediği sözleri işitti. Ben dağlar meleğiyim. Rabb’in, kavmin hakkında istediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi. Şimdi onlara ne yapmamı istersin? Eğer şu iki yalçın dağı Mekkeliler üzerine birbirine kapatıvermemi istersen emret (onları kapatıvereyim)’ dedi.

    Ona:

    −Hayır, ben Allah’ın bu müşriklerin sulbünden yalnız Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan (muvahhid) bir nesil çıkarmasını dilerim, dedim’ buyurdu.”

    Müslim 1795/111, Buhari 3231

    14) Beytu’l-Mağmur’u Ziyaret Eden Melekler:
    Beytu’l-Mağmur’u ziyaret eden melekler vardır. Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Ben orada İbrahim Aleyhisselam ile sırtını Beytu’l-Mağmur’a dayanmış olarak karşılaştım. Beytu’l-Mağmur’u gördüm, ona günde yetmiş bin melek girer ve bir daha ona dönemezler’ buyurdu.”

    Müslim 162/259, Buhari 3207

    Başka rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Beytu’l-Mağmur’a her gün yetmişbin melek girer ve onlar bir daha oraya giremezler’ buyurmuştur.”

    El-lu’lu ve’l-Mercan 103

    Allah-u Teâlâ Beytu’l-Mağmur’a yemin ederek şöyle buyurmuştur:

    “Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitaba, Beytu’l-Mağmur’a, yükseltilmiş tavana, kaynatılmış denize and olsun ki; Rabb’inizin azabı mutlaka meydana gelecektir.”

    Tur 17

    İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

    “Beytu’l-Mağmur meleklerin ibadet ve tavaf ettikleri yerdir. Kâbe nasıl yeryüzü halkının tavaf ve ibadet mekânı ise Beytu’l-Mağmur da gökyüzü halkının tavaf ve ibadet mekânıdır.”

    15) Devamlı İbadet Halinde Olan Melekler:
    Kıyam eden melekler Rükû eden melekler ve secde eden melekler vardır. Bunlar bu amellerinde asla fütur etmezler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    “Şüphesiz ki ben semanın gıcırtısını duyuyorum. Semanın gıcırdaması kınanmaz, çünkü her karış mesafede bir melek ya secde etmekte veya kıyam etmektedir.”

    Albânî Sahiha 852

    16) İnsanın Yaratılışıyla Görevli Melekler:
    Bu meleklerin görevi, ceninin ana karnında yüz yirmi günü tamamladığında ona dört şeyi yazmasıdır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadisi buna delalet etmektedir. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) dedi ki:

    “Bize daima doğru söyleyen ve doğruluğu tasdik olunan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

    ‘Sizin her birinizin insan nüvesi, kırk gün anasının karnında meni olarak toplanır. Sonra o madde bir o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı halini alır. Sonra yine bir o kadar zaman içinde (o madde) bir çiğnem et olur. Sonra Allah bir melek gönderir, bu melek (o cenine ruh üfürür) ve dört kelime ile yani; rızkını, ecelini, şaki yahut said olduğunu yazmakla emrolunur...”

    Buhari 6487, Müslim 2643/1

    Şaki: Cehennemlik

    Said: Cennetlik

    17) Melekler Resim ve Köpek Olan Eve Girmez
    Meleklerin bir özelliği de içerisinde resim ve köpek olan eve girmemeleridir. Bu hususta Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

    “Melekler, içerisinde köpek ve resim bulunan eve girmez.”

    Buhari 3039

    Meleklerin Fıtri Sıfatları
    1) Yaratıldıkları Madde
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    “Melekler nurdan yaratıldı, cinler dumansız ateşten yaratıldı, Âdem ise Kur’an’da size vasfedilen şeyden yaratıldı.”

    Müslim 2996/60

    2) Meleklerin Şekilleri
    Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cebrail’i kendi suretinde görmüş. Onun altı yüz kanadı var. Kanatlarının her biri ufuğu kaplamış, kanatlarından inci ve yakut gibi mücevherler düşüyordu.”

    Ahmed 1/395

    Cabir (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Arşı taşıyan meleklerden birini anlatmam için bana izin verildi. Onun kulak memesiyle omzu arası mesafe yedi yüz senelik yolculuk kadar uzunluktadır’ buyurdu.”

    Ebu Davud 4727, Tabarani Mucemu’l-Evsad 4418, Albânî Sahiha 151

    Meleklerin İmkân ve Güçleri
    1) Yaratıldıkları Şekillerin Dışında Şekillere Girebilme İmkânına Sahiptirler
    “Kitapta Meryem’i de an. Bir zamanlar O ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Bizde ruhumuzu (Cebrail’i) O’na gönderdik. (Cebrail) O’na tam bir insan şeklinde göründü. Meryem: Ben senden Rahmân’a sığınırım. Eğer (Allah’tan) korkuyorsan (bana dokunma) dedi.”

    Meryem 17, 18

    2) İlim Sahibidirler
    “Oysa üzerinizde koruyucu (yaptıklarınızı yazıcı) melekler vardır. Değerli yazıcılar. Yaptığınız her şeyi bilirler.”

    İnfitar 10, 11, 12

    3) İşlerinde Nizamidirler
    Meleklerin bu özelliklerinden dolayı ve bizim de onlar gibi olmamızı istediği için Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    Meleklerin Rab’lerinin huzurunda saf durduğu gibi saflar oluşturmayacak mısınız?

    Biz:

    −Ya Rasulallah! Onlar Rab’lerinin huzurunda nasıl saf yapıyorlar dedik.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −Birinci safı iyice doldurup tamamlar ve birbirlerine yapışıp kenetlenirler (sonra ikinci üçüncü safları da aynen böyle yaparlar) buyurdu.”

    Müslim 430/119

    Meleklerin Mü’minlerle Alakaları
    1) Mü’minleri Sevmeleri
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Allah bir kulu sevdiği zaman, Cebrail’e; ‘Ben falanı seviyorum, sen de sev’ diye emreder. Cebrail de onu sever. Sonra Cebrail gökte nida edip; ‘Allah falan kimseyi seviyor, bu sebeple siz de onu seviniz!’ der. Akabinde semâ ehli de onu sever. Sonra Allah yerdeki insanların gönüllerine o kimsenin kabul ve sevgisini kor’ buyurdu.”

    Buhari 3029, Müslim 2637/157

    2) Mü’minlere Dua İle İstiğfar Edip Salatu Selam Getirmeleri
    Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Şüphesiz ki Allah, melekleri, hatta kovuğundaki karınca ve denizdeki balık insanlara hayır öğreten kimselere dua ve istiğfar ederek salât ve selam ederler’ buyurdu.”

    Albânî Sahihu’l-Cami 1838

    Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i şöyle derken işittim:

    “Şüphesiz Allah ve melekleri birinci safa selam etmektedir.”

    İbni Mace 997, Ebu Davud 543, Ahmed 4/285, Albânî Sahihu’l-Cami 1839

    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Biriniz namaz kıldığı yerde hades yapmadan (veya kalkmadan) beklediği surece melekler ona salât eder. Ey Allah’ım! Kulunu bağışla ona acı der’ buyurdu.”

    Albânî Sahihu’l-Cami 6727, Ahmed 2/252, İbni Mace 799

    3) İlim Meclislerinde Hazır Bulunmaları
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Her hangi bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın Kitabını tilavet ederler ve onu aralarında karşılıklı öğrenerek ders yaparlarsa muhakkak üzerlerine sekinet iner. Kendilerini rahmet kaplar. Melekler onların etrafını çepeçevre kuşatırlar. Allah da onları kendi indinde bulunanlar içerisinde anar’ buyurdu.”

    Müslim 2699

    4) Mü’minlerle Beraber Savaşmaları
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ya Eba Bekir! Müjdeler olsun! Allah’ın yardımı geldi. İşte Cebrail, atının dizginini almış ennek’a yokuşuna sürüyor!”

    Albânî Tahrici Fıkhı’s-Sire 226, İbni Kesir 3/284

    Melekler mi? Daha Faziletli Nebiler mi?
    Bu meseleye dalmamak bir Müslüman için en hayırlısıdır. Çünkü bu mevzua dalıp konuşmanın hiçbir faydası yoktur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

    “Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi kişinin İslamının güzelliğindendir!”

    Tirmizi 2419, 2420, İbni Mace 3976

    Bizim üzerimize vacip olan, Meleklere ve Nebilere iman etmektir; iki gruptan hangisinin daha faziletli olduğunu araştırmak değildir. Bununla beraber delillerin arasını cem etme hususunda Şeyhülislâmın şu ifadelerini zikretmeyi uygun görüyorum:

    “Beşer cennete girip yüksek derecelere erdiği an meleklerden üstün olur. Ancak meleklerin şimdi refiki alada olanları vardır.”
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1,2. Elif Lâm Râ.(1) Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.

    3. Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.

    4. Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    5. İyi bilin ki onlar, O’ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

    6. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.

    7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş´ı(2) su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.

    (2) “Arş” kavramıyla ilgili olarak ayrıca bakınız: A’râf sûresi, 54. âyet.

    8. Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.

    9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.

    10. Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.

    11. Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.

    12. (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.

    13. Yoksa “onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.”

    14. Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?

    15. Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.

    16. İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.

    17. Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.(3) İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

    (3) Tefsir bilginlerine göre burada sözü edilen delil akıldır. Buna göre âyette, aklını gereği gibi kullanan ve bu sayede Allah’ın varlığına ve birliğine inanan kimse ile, her şeyi dünya hayatından ibaret kabul edip fıtrata aykırı olarak, inkâr yoluna sapan kimselerin bir olmadığı; üstelik insanın doğru bir inanca sahip olma yolunda aklıyla baş başa bırakılmayıp, aklın ilâhî vahiyle de desteklendiği vurgulanmış olmaktadır.

    18. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.

    19. Onlar (halkı) Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.

    20. Onlar yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.

    21. İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir.

    22. Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

    23. İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

    24. Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz?

    25. Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

    26. “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”

    27. Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler.

    28. Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?”

    29. “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.”

    30. “Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah’tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?”

    31. Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum.

    32. Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.”

    33. Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah’ı) âciz bırakamazsınız.”

    34. Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.

    35. (Ey Muhammed!) Yoksa “Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım.”

    36. Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.”

    37. “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”

    38. (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”

    39. Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız.

    40. Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.(4)

    (4) Aynı olayla ilgili olarak Mü’minûn sûresinin 27. âyetine bakınız.

    41. (Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.

    42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.

    43. O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.

    44. “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.

    45. Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”

    46. Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.

    47. Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” dedi.

    48. Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”

    49. İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

    50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilâhınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.”

    51. “Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”

    52. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”

    53. Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.”

    54,55. Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilâhlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.”

    56. “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.(5) Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”

    (5) Âyetin bu kısmında, bütün canlıların, Allah’ın kudret ve iradesi altında bulunduğu, mecazî bir anlatımla dile getirilmektedir.

    57. “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”

    58. Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.

    59. İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!

    60. Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.

    61. Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.(6) Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.

    (6) Bu âyet-i kerimede insanoğluna çok hayatî bir mesaj verilmektedir. Çünkü yeryüzü, Allah’ın insana bir emanetidir. Bu emanetin, Allah’ın yeryüzünde yarattığı tabii denge çerçevesinde korunması, geliştirilmesi ve imar edilmesi gerekir. Allah’ın yeryüzüne koyduğu tabii dengeye zarar verecek her türlü anlayış ve eylem de Kur’an’ın bu mesajına ters düşer. Çünkü insana verilen görev yeryüzünün imarıdır, tahribi değil.

    62. Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.”

    63. Salih, dedi ki: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet (peygamberlik) vermişse, O’na karşı geldiğim takdirde beni Allah’tan kim koruyabilir? Demek ki, zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz.”

    64. “Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah’ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”

    65. Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”

    66. (Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    67. Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

    68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.

    69. Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.

    70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.”

    71. İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u.

    72. Karısı, “Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!” dedi.

    73. Melekler, “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye lâyıktır, şanı yücedir.” dediler.

    74. İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

    75. Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.

    76. Elçilerimiz, “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir” dediler.

    77. Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi.

    78. Kavmi, (konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere) ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût, dedi ki: “Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar(la nikâhlanmanız) sizin için daha temizdir.(7) Allah’a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?”

    (7) Bir peygamber, gönderildiği kavmin manevî babası sayılır. Bu itibarla gönderildiği toplumun kadınları o peygamberin manevî kızları mesabesindedir. Burada Lût Peygamber, kavmini içine düştükleri cinsel sapıklığı (erkeğin erkekle cinsel ilişkisi) terk edip meşru ve doğal ilişkiye dönmeleri ve kadınlarla nikâhlanmaları konusunda uyarmaktadır.

    79. Onlar, “İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun” dediler.

    80. (Lût da:) “Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim” dedi.

    81. Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”

    82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

    84. Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

    85. “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

    86. “Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.”

    87. Dediler ki: “Ey Şu´ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

    88. Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.”

    89. “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin, veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.”

    90. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”

    91. Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.”

    92. Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah’tan daha itibarlı mı ki, O’na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

    93. “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.”

    94. (Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

    95. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.

    96,97. Andolsun, biz Mûsâ’yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri doğru değildi.

    98. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!

    99. Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek!

    100. (Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.

    101. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı.

    102. Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.

    103. Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.(8)

    (8) Âyetin son cümlesi, “Bu, her şeyin ortaya dökülüp görüleceği bir gündür” şeklinde de tercüme edilebilir.

    104. Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.

    105. O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da.

    106. Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır.

    107. Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedî olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.

    108. Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.

    109. (Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan) paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.

    110. Andolsun, biz Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da (müşrikler de) o Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

    111. Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

    112. Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

    113. Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.

    114. (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.(9)

    (9) Bu âyet, namaz vakitlerini göstermektedir. Gündüzün iki tarafından maksat, güneşin tepe noktasına gelmesinden önceki ve sonraki dilimleri demektir. Buna göre sabah namazı gündüzün bir tarafında, öğle ve ikindi namazları da öbür tarafında olmaktadır. Gecenin gündüze yakın vakitleri ise akşam ve yatsı vakitleridir.

    115. Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez.

    116. Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.

    117. Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.

    118,119. Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.(10)

    (10) Allah, peygamberler aracılığıyla insanlara doğruyu ve yanlışı gösterdikten sonra kendilerine verdiği hür iradenin bir gereği olarak onları tutacakları yolu seçmekte özgür bırakmış, mutlaka razı olduğu yolu seçmeye zorlamamıştır. Onlara yanlışı seçme hakkı tanımamış olsaydı, insanları tek ümmet yapmış olurdu. Böyle yapmayarak onları doğru veya eğriyi seçmekte serbest bırakmıştır. Aksi takdirde seçimlerinden dolayı sorumlu tutulmalarının bir anlamı olmazdı. Bunun sonucu olarak bazıları nefislerinin heva ve hevesine uyup yanlışları seçmişler ve böylece ihtilaflar ortaya çıkmıştır. İhtilaflar çıkmaya da devam edecektir. Âyet-i kerimede bu gerçek vurgulanmakta, Allah’ın gösterdiği yolu seçenlerin O’nun rahmetini elde etmiş olacakları belirtilmekte ve aslında bütün insanların özgür iradelerini kullanarak bu rahmeti elde etsinler diye yaratıldığı yahut da kendi seçimlerine göre hangi yolu tercih etmişlerse, o yola gitmek üzere yaratıldıkları ancak birçoklarının yanlışları tercih ederek Allah’ın rahmetinden uzak kaldığı, böyleleri için de cehennemin kaçınılmaz bir varış yeri olarak kararlaştırıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca bakınız: İnsan sûresi, âyet, 3.

    120. (Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.

    121. İman etmeyenlere de ki: “Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız.”

    122. “Bekleyin, biz de bekleyeceğiz.”

    123. Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Elif Lâm Râ.(1) Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.(2)

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.

    (2) Bu âyet, “Elif, Lâm, Râ. Bunlar, açıklayıcı Kitab’ın âyetleridir” şeklinde de tercüme edilebilir.

    2. Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

    3. Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.

    4. Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti.

    5. Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”

    6. “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

    7. Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.

    8. Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz hâlde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.”(3)

    (3) Yûsuf ile Bünyamin bir anadan, diğer kardeşler ise başka anadan idiler.

    9. “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.”

    10. Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.

    11. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.”

    12. “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.”

    13. Babaları, “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.”

    14. Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler.

    15. Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.

    16. (Yûsuf’u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

    17. “Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.

    18. Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah’tır.”

    19. Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, “Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.

    20. Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.(4)

    (4) Âyetin bu kısmı, “Zaten onu hemen elden çıkarmak istiyorlardı” şeklinde de tercüme edilebilir.

    21. Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

    22. Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.

    23. Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.

    24. Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.

    25. İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”

    26. Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.”

    27. “Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir.”

    28. Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.”

    29. “Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin.”

    30. Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.

    31. Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.

    32. Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.”

    33. Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi.

    34. Rabbi, onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    35. Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.

    36. Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi.

    37. Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.”

    38. “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.”

    39. “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?”

    40. “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

    41. “Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.”

    42. Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.

    43. Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın” dedi.

    44. Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz.”

    45. Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yûsuf’u) hatırladı ve, “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi.

    46. (Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi.

    47. Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.”

    48. “Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.”

    49. “Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman (bol rızka kavuşup) şıra ve yağ sıkacaklar.”

    50. Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.”

    51. Kral, kadınlara, “Yûsuf’tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?” dedi. Kadınlar, “Hâşâ! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi.

    52. (Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi.

    53. “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    54. Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım”, dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin.”

    55. Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.

    56. Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkân ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.

    57. Elbette ki, ahiret mükâfatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.

    58. (Derken) Yûsuf’un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yûsuf onları tanıdı, onlar ise Yûsuf’u tanımıyorlardı.

    59. Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.”

    60. “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.”

    61. Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız.”

    62. Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.”

    63. Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz” dediler.

    64. Yakub onlara, “Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi.

    65. Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir” dediler.

    66. Babaları, “Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim” dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, “Allah söylediklerimize vekildir” dedi.

    67. Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim.(5) Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi.

    (5) Tevekkül, bir iş konusunda yapılması gereken her şeye başvurduktan sonra, o işin sonucunu Allah’a havale ederek O’na güvenmektir.

    68. Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    69. Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin’i yanına bağrına bastı ve (gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme” dedi.

    70. Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.”

    71. Yûsuf’un kardeşleri onlara dönerek, “Ne yitirdiniz?” dediler.

    72. Onlar, “Hükümdar’ın su kabını yitirdik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim” dediler.

    73. Dediler ki: “Allah’a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz.”

    74. Onlar, “Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?” dediler.

    75. Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.

    76. Bunun üzerine Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.

    77. Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yûsuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi.

    78. Onlar, Yûsuf’a: “Ey güçlü vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.

    79. Yûsuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi.

    80. Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

    81. “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.”

    82. “Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”

    83. Yakub, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.

    84. Onlardan yüz çevirdi ve, “Vah! Yûsuf’a vah!” dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.

    85. Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın” dediler.

    86. Yakub, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.

    87. “Ey oğullarım! Gidin Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

    88. Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yûsuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır” dediler.

    89. Yûsuf dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”

    90. Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi.

    91. Dediler ki: “Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik.”

    92. Yûsuf dedi ki: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.

    93. Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin” dedi.

    94. Kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum” dedi.

    95. Onlar da, “Allah’a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler.

    96. Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi.

    97. Oğulları, “Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler.

    98. Yakub, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

    99. (Mısır’a gidip) Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi.

    100. Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

    101. Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”

    102. İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.

    103. Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.

    104. Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.

    105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.

    106. Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.(6)

    (6) Müşrikler, Allah’ın varlığına inanmakla birlikte, ilâh edindikleri kimseleri veya şeyleri Allah ile aralarında aracı ilâhlar olarak kabul ederler veya ancak Allah’a nisbet edilebilecek nitelikleri ilâh edindikleri bu şeylere verirler. (Konu ile ilgili olarak bakınız: Zümer sûresi, âyet, 3)

    107. Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?

    108. De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”

    109. Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?

    110. Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

    111. Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Elif Lâm Râ.(1) Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.

    2. İnkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir.

    3. Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

    4. Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

    5. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

    6. Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!”

    7. “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”

    8. Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.

    9. Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

    10. Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.

    11. Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.

    12. Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.(2)

    (2) Bu âyetteki “kalp”, A’râf sûresi 179. âyette de olduğu gibi, düşünce ve idrak merkezi anlamındadır. Buna göre Kur’an’ın suçluların kalbine sokulması, kendi dilleri ile onu anlamalarına imkân sağlanması demektir.

    13. Önceki milletlerin (helâkine dair Allah’ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur’an’a) inanmazlar.

    14,15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi.

    16. Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.

    17. Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.

    18. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

    19. Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

    20. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

    21. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

    22. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.(3)

    (3) Bu âyet-i kerimede, rüzgârların hem bitkilerin tozlaşmasındaki oynadığı role hem de bulutları sürükleyerek meydana getirdiği aşılamaya işaret edilmektedir.

    23. Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

    24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.

    25. Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

    26. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

    27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

    28,29. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

    30. Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.

    31. Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.

    32. Allah, “Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?” dedi.

    33. İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.”

    34,35. Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.

    36. İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.

    37,38. Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

    39,40. İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.

    41,42. Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.

    43. Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.

    44. Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.

    45. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.

    46. Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir.

    47. Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

    48. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

    49,50. Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

    51. Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.

    52. Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.

    53. Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.

    54. İbrahim, “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.

    55. “Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler.

    56. Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”

    57. İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi.

    58. Şöyle dediler: “Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.

    59,60. Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

    61,62. Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi.

    63. Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”

    64. “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”

    65. “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.”

    66. Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.”

    67. Şehir halkı sevinerek geldiler.

    68. Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”

    69. “Allah’a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın” dedi.

    70. Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler.

    71. Lût: “İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)” dedi.(4)

    (4) Aynı konu için bakınız: Hûd sûresi, âyet, 78 ve ilgili dipnot.

    72. (Melekler, Lût’a:) “Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş hâlde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)” dediler.

    73. Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.

    74. Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

    75. Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

    76. O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor.

    77. Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.

    78. “Eyke” halkı da şüphesiz zalim idiler.(5)

    (5) Eyke halkı, Hz. Şu’ayb’ın kavmi idi. “Eyke”, birbirine girmiş sık ağaçlar demektir. Şu’ayb, kavmi ağaçlık bir bölgede yaşadığı için onlara “Eyke halkı” denmiştir.

    79. Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şu’ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.

    80. Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.(6)

    (6) Hicr”, kayalık bölge demek olup Medine’nin kuzeyinde bir yerin adıdır. Salih peygamberin kavmi Semûd, burada yaşardı.

    81. Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.

    82. Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.

    83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.

    84. Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.

    85. Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

    86. Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve her şeyi) bilenin ta kendisidir.

    87. Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti(7) ve büyük Kur’an’ı verdik.

    (7) Tefsir bilginleri, âyette geçen “tekrarlanan yedi âyet”in, Fâtiha sûresi, yahut Kur’an’ın yedi uzun sûresi olduğunu söylemişlerdir.

    88. Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.

    89. De ki: “Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.”

    90. Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.

    91. Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir.

    92,93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

    94. Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.

    95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

    97. Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.

    98. O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.

    99. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.