İBRAHİM ÇOLAK

Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir. Sadece zaman onları ileriye taşır. Ölümcül bir hastalığa sahip olan ile intihar etmekten yorgun düşenin ortak noktası, ilerleyen zamanda geri gidiyormuş gibi görünmeleridir* Ancak bu, ilerleyen bir trenin sadece son vagonuna kadar yürümeye benzer. Sonrası yoktur. Beden sahibi olan, ilerlemek zorundadır. Zamana güven. Yaşarken asla varamayacağın yerlere seni sadece o götürür. Oku ve zamana bırak.
Reklam
Ölümsüzlere ölümlü çözümler
Çok geçmeden gerek özel gerekse devlete bağlı hastane. lerin yöneticileri de yetkili makamlar nezdinde endişe ve sr. kıntılarını dile getirmek için kendi branşları ile ilgili bakanlık olan sağlık bakanlığının kapısını çaldılar, oldukça garip gelse de, dile getirilenlerin çoğu doğrudan doğruya sağlıkla ilgili olmayıp daha ziyade lojistik sorunlardan ibaretti. Onlara göre yatan hastalardan, şifa bulanlardan ve ölen hastalardan oluşan döngüde bir şekilde kısa devre meydana gelmişti, daha az teknik bir terimle açıklamak gerekirse, durum arabaların trafikte sıkışmasına benziyordu, çünkü gerek hastalıklarının ağırlığı gerekse yaşamış oldukları kazaların önemi nedeniyle normal şartlar altında bir diğer yaşama adım atacak insanlar bu adımı atamadıklarından yatan hasta sayısı sürekli olarak artmaktaydı. Durum zor, diyorlardı, her geçen gün daha çok sayıda hastayı koridorlara koymaya başladık; veriler, bir haftaya kadar yalnızca yatak sıkıntısının had safhaya ulaşmakla kalmayıp, bunun ötesinde tüm koridorların ve salonların da tamamıyla dolacağını gösteriyordu, buna karşı yapılabilecek herhangi bir manevra da kalmamış gibiydi, çünkü bulunabilecek boş yatakları yerleştirecek yer de kalmamıştı. Hastane yetkilileri konuyu çözüme kavuşturabilecek bir yol olduğunun da altını çiziyorlardı ama doğrusu bu yol hipokrat yeminine pek de uygun değildi, dolayısıyla böylesi bir çözüme yönelindiği takdirde, bunu yapacak makamlar, tıbbi ya da idari makamlar değil, doğrudan siyasiler olmalıydı.
Sayfa 28·Kitabı okuyor
1000k
Ölüm bir yokmuş!
Ertesi gün hiç kimse ölmedi. Bu olay, yaşamın temel kurallarına taban tabana zıt olduğundan, insanların ruhlarında büyük bir huzursuzluğa neden olmuş, her açıdan etkilemişti, zira dünya tarihinin kırk ciltlik külliyatında göstermelik için bile olsa böylesi bir duruma rastlanmıyordu; bütün gün geçtiğinde, gündüzüyle gecesiyle, sabahıyla akşamıyla, yirmi dört saat boyunca, ne hastalıktan, ne ölümcül bir kaza sonucunda, ne de sonuna kadar götürülmüş bir intiharın neticesinde hiçbir şekilde hiç kimsenin ölmediği görülüyor, hiç kelimesi durumu özetliyordu. Tatil dönemlerinde son derece yaygın olan ve alkol duvarının aşılmasıyla neşeli sorumsuzluk halinin birbirleriyle yarışarak, karayollarında kimin ölüme daha çabuk ulaşacağına karar verdikleri o bildik otomobil kazalarından birinde bile hiç kimse ölmemişti.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
1000k
Vicdan !
iç tanıklığa önem veren kültürde kişi önce kendi özüne, vicdanına hesap verir. Sınavda öğrencinin başına gözetmen dikmeye gerek yoktur. En önemli denetimci içindeki vicdanıdır.
Sayfa 36
İçimizdeki acılar, çocuk aslında ...
Yüzünden bir sıkıntısı olduğunu anlamıştım; uzun yıllar aynı üni­ versitede çalışmış olduğumuz için el kol hareketleri, bedeninin duru­ şu ve yüz ifadelerinden arkadaşımın nasıl bir duygu içinde olduğunu anlayabiliyordum. "Carum kim sıktı," diye sordum. "Esasında kim­ seye kızmaya hakkım yok; bütün öfkem kendime," diye cevap verdi. Biraz daha üzerinde durunca canını sıkan olayı anlattı.
Sayfa 11
1000k
Reklam