• 256 syf.
    ·10/10
    Doğrusu kitabı elime aldığımda “Peygamberin Bir Günü” içerisinde Peygamberimiz bu saatte bunu yapar, şu saatte şunu yapar gibi bir akış beklemiştim. Ama elimdeki kitap öyle değildi. Kitabın sonunda şöyle cümlelerle karşılaştım:

    “Peygamberin bir gününü 24 saate sığdırmayı düşünmedik. Çünkü bu, okyanusu bir testiye sığdırmaya çalışmaktan daha abes bir çaba olurdu.”

    “Peygamberin günü mevsim değişikliklerine uğrayan, uzayan kısalan, aynı zamanda önemli sabiteleri olan bir gündür. Modern insanın statik zaman dilimlerine karşı O’nun günü devingendir. Sağlam temellere kurulmakla birlikte esnektir.”

    “Onun bir gününde müşahade, tefekkür, namaz, tezekkür, dua, merhamet, esmâ-i hüsnâ ahlâkı gibi temel sabiteler hep var olmakla birlikte, hayatı kesin çizgilerle bölen sözümona ‘programlı’ ve ‘disiplinli’ hakikat-i halde ise katı, soğuk ve ruhsuz bir zaman anlayışını asla görmüyoruz.”

    Böyle bir girişten sonra kitabın üzerimde bıraktığı tesirleri yazmak niyetindeyim.

    Bana göre kitabın en önemli cümlesi Huzur’da olmaktır. Her daim Huzur’da bulunduğunu bilen insan, hayatını buna göre dizayn eder. Huzur’da olan ise hep huzurdadır. Aynı mealde cümleleri Leyla İpekçi’nin Güzel’in Binbir Yüzü kitabını okurken de görüyorum. Peygamberimiz her an Huzur’da. Hal ve hareketleri, sözleri hep Huzur’dan bize aktardıklarıdır. Çünkü o hep kelamdır, sözdür. Allah’ın kelimesidir. Yürüyen Kur’an’dır. Onu görmek isteyen, yüzüne yüz sürmek isteyen Kur’an sayfalarına baksın. O’nun tüm yaşayışı Kur’an’dır.

    O, gününü üçe bölerdi. Üçte biri kendisine; üçte biri ailesine, yakınlarına, dostlarına; kalanı ise mescitte sahabilerine ayırırdı. Ayetler önce kendisine geldi. Namaz önce kendisine farz oldu. Sonra ailesine, yakınlarına. Silsile önemli. Kişinin kendisi önemli. Önce kendisini kurtaracak kişi. Sonra en yakınındaki ailesini. Sonra sonra çevresini. Aslında insan önce kendisini kurtarmakla çevresini de kurtarmış oluyor. Çünkü herkes inandığı gibi yaşasa çevreye bir şey kalmıyor. Çünkü herkes evinin önünü temizlese bütün bir mahalle, bütün bir kent tertemiz oluyor.

    Gecenin belli bir zamanlarında kalkardı peygamberimiz. Önce bahçede gökyüzünü seyreder, seyrederken gece ayetlerini okur, sonra da namaza durur, gözlerinde yaş bitinceye kadar secdede kalırdı. Bütün bunları da şükreden bir kul olmak için yapardı.

    Kitabı elime aldığım ilk zamanda şöyle bir not almışım: Metin Karabaşoğlu’nun Peygamberin Bir Günü kitabını okuyorum. “Benim susmam fikir, konuşmam zikir, bakışım ise ibret bakışıdır.” Hadisinden hareketle “O neye bakmışsa, dikkatle bakmış, ibretle gözlemiştir.” diyor. “Ve sonra ‘Üstlerindeki göğe bakmazlar mı onu nasıl bina edip süsledik ki, hiçbir gediği yoktur.’ Ayeti ilk geldiğinde bilinmelidir ki Peygamber aleyhisselatü vesselam üstündeki göğe bu nazarla bakmıştır.” Okudum ya şimdi, çıktım balkona bu bayram sabahında, ben de çevirdim gözlerimi semaya. Birden Allahü ekber nidaları kapladı her yeri. Zamanlama mükemmeldi. Ezan başlamıştı. Gökte yıldızlar hiç görmediğim kadar parlaktaydı. Önce birini, sonra birkaçını gördüm. Derinleştiğimde de diğerlerini. Durup düşündüm balkonumda. Ayet devam ediyor: “Yeryüzünü döşedik, onda sabit dağlar yarattık, onda her güzel çiftten bitkiler yeşerttik. Hakka yönelen her kul için bunlar ayetlerdir.” Hakka yönelmesi için kulun bakıp görmesi ve de elbette durup düşünmesi gerekir.

    Okudum ya kitabı öğrendim ki onun her anı dua, zikir ve tefekkür. Her zaman halkın içinde. Çocukla çocuk, gençle genç. Her hareketinde mutedil. Merhametli şefkatli. onda olan her şey kararınca. Yerinde bir celal, yerinde bir cemal ve sonuç kemal.

    Kitabın üslubu ve verdiği örnekler belki hamasi değil. Kalben sevmek ayrı, aklen kavrayıp kalben sevmek ayrı. Bizim sevmelerimiz yüzeysel. Anlık. Yaz yağmuru gibi. O anda. Sonrası yok. Huzur’dan çıkıyoruz. Yine dünya âlem meşgalemiz. Bir mübarek gece gelecek de, ya da bir yakınımızı kaybedeceğiz; birkaç saat, birkaç gün uhrevileşeceğiz. Sonra yine vur patlasın, çal oynasın. Ne yazık ki insan nankör. Unutuyor. İşte unutmamak için bol bol onu, yani Kur’an’ı okumalıyız. Onu, yani o nasıl yaşardı’yı, rehberimizi anlatan kitapları okumalıyız.

    Yazı uzuyor. Kitap üzerine kitap yazılır neredeyse. Ama fazla söze gerek yok. Siz bu kitabı okuyun. Çok şey kazanırsınız.
  • GEÇER
    Istırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
    Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
    Gam karar eyleyemez hande-i hürrem de geçer,
    Devr-i şâdi de geçer, gussa-i matem de geçer,
    Gece gündüz yok olur, ân-ı dem âdem de geçer,
    Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
    Çağlayan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
    İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
    Çevrilir dest-i kaderle bu şu’unun fili mi,
    Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer,
    İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
    Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
    Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
    Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da’vadan
    Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.
    Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
    Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
    Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
    Ma’rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
    Cennet iflas eder, efsane-i Âdem de geçer.
    Serseri Neyzen’in aşkınla kulak ver sözüne,
    Girmemiştir bu avalim, bu bedyi’ gözüne.
    Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
    Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
    Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.
    Neyzen Tevfik
  • Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
    Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
    Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
    Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
    Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer, Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
    Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
    İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
    Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
    Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer, İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
    Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
    Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
    Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
    Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer. Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
    Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
    Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
    Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
    Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer. Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
    Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne.
    Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
    Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
    Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer
  • kangreva İSİMLİ KULLANICI 'ELİNKİNİ GÖRMEYEN KENDİNİNKİNİ PİYADE TÜFEĞİ SANIRMIŞ' MİSALİ UYGUNSUZ MESAJLAR ATIYOR. LÜTFEN 2 SANİYENİZİ AYIRIP BİLDİRİN.
  • 384 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Hep duyduğum ama okumaya bir türlü fırsat bulamadığım bir kitaptı. Sonunda okudum. Margeret Atwood yazdığı bu esere ne ütopya ne de distopya demiş. Onun verdiği isim "üstopya"olmuş. Distopya ile ütopyanın birleşimi olarak kabul etmiş. Eserinin bir bilimkurgu olduğunu söylemiş. Ben bu eserin bilimkurgu olduğunu düşünmüyorum ( tabi ki yazar daha iyi bilir ), bir de yazdığı eserin ütopyayla uzaktan yakından bir ilişkisi olduğunu da düşünmüyorum ( eminim yazarın bununla ilgili de açıklaması vardır. Ama ben bilmiyorumdur). Fikrimi soracak olursanız bu kitap tam bir distopya. Okurken ister istemez aklıma İran, Afganistan gibi ülkelerdeki kadınlar geldi. "Damızlık"olma konusunda değil tabi. Ama kadın ve insan haklarının ihlali konusunda kitapta yaşananlar bu ülkedekilere çok benziyor. Gelelim kitaba, bir gecede kadınların bütün hakları ve mal varlıkları elinden alınıyor. Eğitimli ve düzene karşı çıkan kadınlar ya kolonilerde eziyet görüyorlar ya da genelevlerde yaşamaya zorlanıyorlar. Çocuk yapabilen kadınlar ise komutanların emirlerine "Damızlık Kız" olarak veriliyor. Kitabın hikayesi bir damızlık kız tarafından anlatılıyor. Kızların örgütlendiği bir yer altı örgütü var ama kızımız, bu örgütün muhalifleri yakalamak için özellikle kurulduğunu düşünüyor. Her evde sistemin sağlıklı yürümesi için "göz" adını verdiği muhafızlar var ( 1984'ü anımsattı, bu arada bu kitap 1985'te yayınlanmış ). Bu muhafızlara yakalananlar öldürüyorlar. Öldürülenler ise ibret-i alem için duvarlarda günlerce asılı kalıyorlar. İnsanlar ve özellikle damızlık kızlar duvara gidip bu cesetleri izliyorlar, daha doğrusu izlemek zorunda bırakılıyorlar. Okudukça içim karardı, ruhum daraldı. Dizisini de çok övüyorlar. Ama ben kendimi strese sokmamak içi izlemeyeceğim. Çok güzel ama çok sarsıcı bir kitaptı. İçeriğinin kasvetinden dolayı okuyup okumamayı size bırakıyorum.
  • Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen

    1. Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
    Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
    Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
    Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
    Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
    [Dostlarının imreneceği örnek bir insan olmak için sıkıntılardan kaçmamalısın. Rahat döşekte olmaz o iş. Şairin dediği gibi:
    Kâmilin taş yasdınıp toprak döşenmekdir işi
    Bâliş-i râhatda dâim câhil ü nâdân yatur - Rahmî
    (Olgun insanlar taşı tastık, toprağı döşek ettiler; rahat yatakta olmaya bilgisiz ve değersiz kişiler özenir.)]

    Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
    [Sana ‘arslan gibidir’ denilmesi için zulme uğrayanların yardımına yetişmelisin.]

    Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
    [Olgun bir kimsenin eteğine yapışmadan iyi insan olamazsın. Kendi başına kalan nefsinin esiri olur; hayvandan aşağı olur da farkına varmaz.]

    Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
    [Meşhur şair Hassan bin Sâbit, Hazreti Peygamberi (aleyhisselâm) medh eden şiirleriyle o mertebeyi kazandı. Malûm O’nu övmek bizâtihî ibadettir, fazilettir. O’nu öven ancak kendisi yücelir ve esasen O’nu övmeye güç yetirebilecek kimse yoktur.]

    Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
    [Rıza kapsında bekle ki; merhamete kavuşabilesin. Sen razı olmazsan senden kim razı olur?]

    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    [Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
    [Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]




    2. Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
    Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
    Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek
    Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek
    Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ İKİNCİ KIT’ASININ ÎZÂHI:

    Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
    [Sana kötülük yapan düşmanından intikam almak, içini rahatlatır; bu doğru…]

    Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
    [Fakat yerinde olan davranış bu değildir. Sıkıntılara tahammül gösterme yolunu seçmelisin. Evliyânın vasıflarından biri ‘hamul’ imiş; insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak yani…]

    Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek

    [Geç tahammül etmekten; kırıklık göstermen, yüzünü ekşitmen bile yersizdir…]
    Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek

    [Sana kötülük yapana iyilikle, yumuşaklıkla karşılık verip utandırman ne büyük erdemdir…]

    [Bu noktada hatırlamalıdır; harp ettiği hasmını mağlup edip tam kılıcını kaldırdığı anda, yerdeki Hazreti Alinin yüzüne tükürünce, O, Allahın arslanı kılıcını indirivermişti. Adamcağız da şaşkınlık ve sevinçle sebebini sorunca şu cevabı almış ve insafa gelerek Müslüman olmuştu: “Bana hakaretinden sonra seni öldürüp katil olmaklığımdan korktum.”]

    Şu da hatırlanmalıdır: Malazgirt Meydan Muharebesinin galibi Alp Aslan, mağlup ordunun başındaki Romen Diyojen’i affedip memleketine salimen ulaşmasını temin etmişti. Halbuki kendisine “sen beni esir alsan ne yapardın” sualine “kafes içinde memleket memleket teşhir eder, sonra bedenini köpeklere parçalatırdım” cevabını almıştı.

    Not: Gel gör ki Diyojen, kendisini affeden Alp Aslan’ a reva gördüğü muameleye kendi adamları eliyle maruz kalmış. İbret işte

    Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek

    [Kim olursa olsun, insanı incitmek büyük suçtur. İnsana muamele insanca olmalı; dini, milleti farklı olsa da, hasmın olsa da… Zalime dahî zulmetme!]




    3. Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk
    Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk
    Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk
    Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk
    Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ ÜÇÜNCÜ KIT’ASININ ÎZÂHI:

    Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk

    [Bu dünyaya gelişinin sebebini merak etmişsindir herhalde, etmelisin; insanın taştan, hayvandan farkı bu değil mi?]

    Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk

    [Allah insanı kendine kulluk etmesi için yarattı, bildiğin gibi…]
    Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk

    [Kimsenin gönlünü yıkma; bilakis gönül yapıcı ol. Hem de insanlar arasında ayrım gözetmeden…

    Hani demedi mi Yunus Emre: (Ben gelmedim da`vi için / Benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim)]

    Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk

    [Söyleyeceğim sözü melek de doğru bulur, insan da; dikkat et:]

    Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk

    [Zulüm, insanlıkla bir araya getirilemeyecek bir yüz karasıdır.]



    4. Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun
    Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun
    Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun
    Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun
    ‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

    Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun

    [Hurde-bîn, mikroskop demek; küçük şeyleri de gösteren gibi yani… Çeşm ise göz demek bilindiği gibi. Hakkın rızasını gözetme işinde küçük ayrıntıları da dikkatten uzak tutma! Bu küçük bir sevap falan deme; ahiret yolcususun, sevabın azında çoğuna da ihtiyacın var. Yarın pişman olmamak için iyiliğin büyüğüne olduğu gibi küçüğüne de dikkat et; kazancını çoğatmaya bak. Malûm ya ömrün kazası yok. Cennetlikler de pişman olur o günde; daha fazlasını niye kazanmadım diye…]

    Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun

    [En çok önem vereceğin işin, faaliyetin din hizmeti olsun. Bir kimseye para versen, bir iyiliktir, ihtiyacını görür, sevap kazanırsın. Karnını doyursan da öyle; iş sağlasan da, evlendirsen de ve saire… bütün bunlar iyidir, güzeldir, sana sevap kazandırır, tamam da, eğer onun dinine hizmetin olursa; onun doğru yolda olmasını sağlarsan, imanını kurtarmasına hizmert edersen meselâ, sonsuz felâketten kurtulup sonsuz saadete kavuşmasına sebep olmuş olursun ki, bundan âlâ iş mi olur? Hepsi önemli ama, bu en önemli. İşte ehemm ve mühim kelimeleri kullanımımızda olursa, önemli, daha önemli ve en önemli kavramlarını idrak etmemiz de kolayca mümkün hale gelir. Lisan meselesi bundan dolayı mühim değil, ehemm cümlesinden işte!
    İrfan ehli tasavvufu şöylece tarif etmiş: “Ehemmi mühimme tercih”. Şimdi bunu iyice anlayabilmek için kelimelerin gücüne ihtiyacımız ortada değil mi?]

    Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun

    [ne güzel söylemiş şair ve ne güzel nükte yapmış. Gözüne kestiremediğin ve “ilişmeyelim şimdi, başımıza belâ olur” diyeceğin bir kabadayıya belki saldırmazsın, hatırlatmaya gerek yok ta; sen sen ol, korkak olan, zayıf olan, vurunca yatıracağını düşündüğün kimseye de saldırma.]

    Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun

    [İnsanları üzmek yerinde bir davranış mıdır? Hele mümin ise.]

    ‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun

    [Sözün aslı şu; iyi ve kötü herkes senin zararından, hile yapmandan falan korkmasın. Senden kötülük beklemesin kimse. İyi insan şöyledir ki, yapanı bilinmeyen bir iyilik söz konusu olduğunda derler ki “bunu filân kimse yapmıştır, ona yakışır böyle bir iyilik”. Kötü kimse de odur ki, yapmadığı kötülüğü bile ondan bilirler.]




    5. Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne
    Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne
    Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne
    Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne
    Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne

    [Mert insanların tabiatına hiç yakışmayan bir sıfattır gönül kırıcı olmak. Mert adam gerektiğinde sert olur. Kadife eldiven içinde demir yumruk gibi yani. Yoksa, katıra cilve et demişler, çifte atmış.]

    Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne

    [Gül bahçesinde gül, bülbül ve diken vardır malûm; sen bülbülün gözüne batan diken gibi olma da, onu hayrân eden gül gibi ol. İyi insan aranan insandır, özlenen insandır. Derler ki “Ah! Nerede? Görsek, sohbet etsek de içimiz açılsa, kasvetimiz dağılsa…”]

    Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne

    [Eğer bu dünyada arzun iç rahalığı ve huzur ile geçinip gitmekse, arkanda güzel bir isim bırakmaksa…]

    Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne

    [Elinden geldiğince ve saymadan iyilik yap; serveti biriktirme kaygısında olma! Ne olacak biriktiğinde? Mirasçılar kavga edecek, seni de hayırla anan olmayacak; değil mi? Akıllı ol akıllı! Duacılarını arttır.]

    Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne

    [Ana yolun yolcusuna yaraşan ancak bu davranış biçimidir.]




    6. Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
    Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
    Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
    Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
    Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
    [Düşmanının peşine düşmekte ne fayda var? Kafayı değiştirsene!]
    Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
    [Hiddetin seni mağlup edecek gibi olduğu zaman Allahü teâlânın büyüklüğünü düşün.]
    Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
    [Benliğini yok et ve kullukta ısrar et.
    Şuracıkta Usûlî’nin bir beytini derc etmeli:
    Bunluğu ko, benliği terk eyleyuben ol şehin
    İtlerinden olmağa sa’y et Usûlî sen sen ol
    (Tembelliği bırak, benlikten kurtul da o şahın isimsiz kölelerinden biri olmağa canına minnet bil ey kişi; sen sen ol!)]
    Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
    [Gecelerde inci tanesi gibi gözyaşlarını hesapsızca saç! Gülmekten ne buldun, ağla biraz, ağla!]
    Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
    [Kin ve garez tutma yolunu bırak da, arif kişi ol!]



    7. Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
    Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
    Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
    Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
    Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
    [Üzerinde bulunan hakları korumak, gereğini yerine getirmek, vefalı olmak hususunda azami derecede özen göster!]
    Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
    [Allah’tan başka kimseden bir şey bekleme, tok gözlü ol. En kötü şey (bir) el açmak; en iyi şey de (iki) el açmak. Uyanık ol!]
    Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
    [İnsanlara karşı halinden şikâyetçi olmak, dikkatle bakarsan ne kadar çirkin bir iştir; Allah’ını kullarına şikâyet etmiş oluyorsun, öyle değil mi? Bu ne densizliktir; dikkat et!]

    Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
    [Açgözlülükten uzak dur; kendi ihtiyacın varken bile başkalarına vermekte tereddüt etme; cömert ol!
    Şuracıkta da Hâzık Mehmed’den bir beyt kayd etmeli:
    Yeten ancak gürisne-çeşme müşt-i hâk-i lahdidir
    Halâs olmaz hezârân gence mâlik olsa zilletten
    (Aç gözlü dünyanın hazinelerine sahip olsa da zelil ve tatminsiz olmaktan kurtulamaz; onu gözünü ancak kabrinin bir avuç toprağı doyurur)]
    Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
    [Düşmüş kimsesizlere acı; yücelik göster. Acımayana acınmaz bilirsin.]




    8. Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
    Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
    Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
    Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
    Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleyman olmak istersen


    Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
    [İnsanoğullarından bir fakire rastladığında…]
    Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
    [Gönlünü al, işini gör; üzüntü koridorunda bırakma onu. Desin ki “iyi insanlar hâlâ var”]
    Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
    [Parayı pulu biriktirip saklamakta ne gibi bir fayda olabilir? Ölüp gideceksin; arkandan bir sürü dava, dedikodu ve saire…]
    Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
    [Nerede olursa olsun; gerek Kâ’be-i Şerîf’in civarında, gerek kilisenin avlusunda…]
    Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
    [Hüzünlü bir kalbi sevindirmektir hüner.]


    9. Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
    Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
    Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç
    Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç
    Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç

    [Hilesi de bozuklukları da çoktur; dünya ile alışveriş yapma!]

    Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç

    [Çer-çöp ile doldurma kalbini; ma-sivayı terk et. Ma-siva Allah’dan gayrı her şey demektir. Kalp Allah evidir; başka sevgiye yer vermek doğru değildir; hane sahibine hıyanet olur.]
    Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç

    [Tam bir ihlas (samimiyet, duruluk; daha doğrusu yalnız Allah için yapmak) üzere ol; gösterişi terk et. Ne ‘desinler’ için iş tut ne ‘demesinler’ için! Hesabını insanlara vermeyeceksin ki… Seni yoktan var eden insanlar değil ki… Rızkın insanlardan gelmiyor ki… Veren de O, alan da O nedir senden gidecek/Telâşını görenler can senin zannedecek.]

    Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç

    [İlim-irfan sahipleri ile beraber olmak için edebi gözetmelisin; hatalarından dönmelisin.]

    Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç

    [Garaz bir yüktür, ona hamal olma. Kin zehirdir, kendini zehirleme. “Olan oldu” güzel sözdür; kendine şiâr edin.]



    10. Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
    Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
    Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
    Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
    Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


    Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta

    [İyilik yaparsan hiç tereddüt etme, karşına çıkar. Balık bilmezse Hâlık bilir.]

    Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta

    [Kötülük yapınca da görürsün karşılığını. İnsan ektiğini biçer. “Eden kendine eder” unutma!]

    Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta

    [Sonuç itibariyle dosdoğru ol. Zevklere aldanma. İki zevk [(tegaddî (gıdalanma) ve tenâsül (üreme)]’e dikkat. Bunlardan ilki olmasa insan çalışıp kazanmaya üşenir, ikincisi olmasa nesil devam etmez. İşte bu lezzetlerin, işbu varlık gayesini unutup ahmakça kapılma! İnsanlığını kaybedersin.]

    Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta

    [Kesende, kasanda paran varsa da akıllı ol, hayra sarf et. Yoksa ya yersin, kanalizasyona gider; ya da bırakırsın, başında mirasçıların kavga eder; ikisi de akıl kârı değil.]

    Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta

    [Dediğimi ve diyeceğimi dinlemezsen çok belâlara düşersin; pişman olursun. (Dediği hemen yukarıda, diyeceği birinci kıt’anın sonunda. Yani ‘Sakın bir dîdeyi ağlatma… diye başlayan mütekerrir beyt’)]



    11. Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol
    Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol
    Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol
    Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol
    Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol
    Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
    Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
    Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol

    [Büyüklerle oturup kalkmaya gayret et; sırları da saklamasını bil.]

    Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol

    [Azla yetin. Kanaat hazinedir.]

    Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol

    [Çer-çöple uğraşma. Sen armudun sapı, üzümün çöpü derdinde olursan kaybedersin, himmet kuşunu kapamazsın.]

    Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol

    [Gönül okşama bir sanattır. Akıllı ol da fırsatı kaçırma. Aramanı bekleyen annen veya baban, belki komşun filan vardır; arayıversen gönüllerini fethedersin. Sana da lazım olan odur. Akıllı ol.]

    Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol

    [Servet veya makam gibi bir imkâna sahipsen eğer dertlilere deva olmaya çalış. Kabir karanlıktır.]


    Yozgatlı Mehmet Said - Fenni - Müsebba
  • Hallac-ı Mansur'u asan, Nesimi'nin derisini yüzen, Pir Sultan'ı astıran, Şeyh Bedrettin ve Muhiddini Arabi'yi astıran, Ulu Çınar Musa Anter'i ve Sivas Madımak Oteli'ni ateşe vererek 37 sanatçıyı diri diri yakanların, hep bu yobaz kullarından oluşu ister istemez insanı derin derin düşündürüyor.
    Nasıl olur da senin adına hakaret ettiklerini ileri süren bu cani yobazları bir ibret-i âlem için anında cezalandırmıyorsun? Bunca değerli insanın katledilmesine nasıl seyirci kalabiliyorsun...Ey ulu Tanrım?
    Hasan Basri Aydın
    Sayfa 111 - Ceylan yayınları
  • Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti. İbret-i alem oldu Ahmet Bey'in ceketi.
  • Geceleri bostancıbaşı ve cellatlar şehri dolaşır, fenersiz gördükleri adamı hemen öldürüp ibret-i âlem için kestikleri başını kolunun altına koyar ve duvara dikerlerdi ki, ertesi sabah namaza kalkan halk, Padişah'ın şiddetini görsün de ders alsın. Kelleyi koltuğa almış bu cesetler, çürüyene kadar dururdu orada.
  • İlgili ayetlerin meali şöyledir:

    “İçinizden cumartesi günü haddi aşanları elbette bilirsiniz. Biz böyle yapanlara 'Aşağılık maymun olun!..' dedik. Bunu, hem bu hâdiseye şahit olanlara hem de sonradan gelecek olan nesillere bir ibret ve korunacaklara da bir öğüt kıldık.”(Bakara, 2/65-66).

    Önce konuyu bir kez daha hatırlayalım ki, ilgili ayetler sebt/cumartesi günü yasağını delen Yahudiler hakkındadır. Onlar, hem balıkları avlamak hem de cumartesi günü yasağına uymayı sağlamak için -akıllarınca- şöyle bir hileye baş vurdular: Cumartesi akın akın gelen balıkları avlamıyorlar, fakat onları bir havuzda topluyorlardı, cumartesi günü geçtikten sonra, havuzda toplanmış balıkları alıp götürüyorlardı. Akıllarınca, artık ne şiş ne de kebap yanmıştı.

    Allah, onların bu durumunu akılsız canlılardan biri olan maymuna benzetmiştir. Maymunlar -bir çok hayvan gibi- gördükleri yeşilliklerin sırf dış görünüşlerine bakarak hareket ederler; bazen yedikleri yeşillik, zehirli yasemin otu olup onları öldürebilir.

    Adı geçen Yahudiler de Allah’ın hükümlerinin iç hikmetine bakmayarak, dış görünüşünü esas alarak hileye baş vurdukları için Allah onları maymuna çevirdi.

    Bu çevirme işi alimlerin çoğunluğuna göre bir hakikattir; onlar hem maddî hem manevî duygularıyla maymuna çevrilmiştir. Mücahid gibi diğer bir kısım alimlere göre ise, bu cismanî değil, ruhanî, yani akılsız, hayvanî duygular taşıyan bir surete çevrilmişlerdir(bk. Taberî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

    Diğer hayvanlara değil de maymuna benzetilmesinin “Allahu a’lem/en doğrusunu Allah bilir”, bir hikmeti de şudur:

    Söz konusu Yahudilerin bulunduğu bölgede en çok göze çarpan hayvanlar maymunlardı. Onlardan misal vermek daha çarpıcıdır. Ayrıca, hayvanlar içerisinde maymunlar hile yapabilecek bir kurnazlığa da sahiptir. Bu da Yahudilerin yaptıkları kurnazlığa uygun bir misal olmuştur.

    Ayette “aşağılık” manasına gelen “hâsiîn” kelimesi iki şekilde değerlendirilmiştir:

    a. Bu kelime, “kıradet=maymunlar” kelimesinin sıfatıdır. Buna göre anlamı: “aşağılık maymunlar” olur.

    b. Bu kelime, -kıradet’in sıfatı değil-, Yahudilere işaret eden “Kanû” filinin ismi olan “vav” zamirine hâldir. Buna göre ayetin manası; “aşağılanmış olarak maymun olun” şeklinde olur(krş. Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

    Beğavî, Şevkanî gibi tefsirciler -bu ikinci anlamı “hâsiîn” kelimesini “kanû” fiilinin ikinci haberi olarak kabul etmek suretiyle- tercih etmişlerdir(bk. Beğavî, Şevkanî, ilgili ayetin tefsiri). Beyzavî ve Nesefî de ifadeyi “yani, hem maymun hem de aşağılanmış mahluk olun” diyerek ikinci manayı tek mana olarak algılamışlardır. Fakat meallerde daha çok “aşağılık maymunlar” olarak ifade edilmiştir.

    Biz de bu ikinci manayı tercih ederiz. Dolayısıyla “aşağılık” vasfı maymunlar için değil, suç işlemiş -ilgili- Yahudiler içindir.

    Bununla beraber, şunu tekrar edelim ki; Allah’ın sanatı olarak hiçbir varlık aşağılık değildir. Her varlığın, her canlının kendi konumunda özel bir yeri vardır. Kur’an’da kullanılan bazı ifadeler, bir yandan bazı hikmetlere işaret etmek, bir yandan da insanların algılamalarına uygun hitap etmek içindir.

    - Burada söz konusu edilen ibret dersinden maksat, Allah’a karşı isyan edenlerin cezasız kalmayacağıdır. Bu ibret dersi, hiç kimsenin sonsuz ilim ve kudret sahibi yüce Allah’a karşı küçük aklıyla kurnazlık yapmak gibi bir ahmaklığa saplanmaması konusunda yapılan bir uyarıdır. Bu uyarıdan ders almayanlar burada veya öteki dünyada, rezil-rüsvay olmuş, aşağılanmış bir şekilde cezalandırılacaklardır.

    Diğer taraftan, insanlık faziletinden mahrum kalmış bir insan, şeklen insan da olsa, manen ameline göre bir hayvanın suretine girmiştir.

    Elmalılı'nın izahına göre, insan ile maymun arasındaki fark, bir kıl ve kuyruktan ibaret olmayıp, akıl, mantık ve ahlâk farkı vardır. Maymunun bütün hüneri taklitçiliğidir. Halbuki maymunun önünde günlerce ateş yakılsa, karşısında ısınması öğretilse, sonra da bir kıra götürülüp önüne odun ve kibrit konsa, odunları kendi başına yakıp ısınması mümkün değildir. İşte maneviyatı silinmiş insanlar da böyledir. Onlar kör bir taklitten başka bir şey düşünemezler. İlk bakışta insan gibi görünseler de hakikatte maymundan başka bir şey değillerdir. Fındığı kırar, yer de bir fındık ağacını dikmeyi idrak edemezler. (Hak Dini Kur'ân Dili, ilgili ayetlerin tefsiri)

    Demek ki, Allah'a isyan eden kimseler insanlıktan çıkmış sayılırlar. Görünüşte insan suretinde yaşasalar bile, amellerine göre manen bir hayvan sıfatını almışlardır.

    Medeniyet maskesi altında insanlıklarını kaybedenleri kastederek,

    "Bu medenilerin çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayale gelir." (Tarihçe-i Hayat, s. 116)

    diyen Bediüzzaman herhalde bu âyetlerden ilham almıştır.

    - İslam kaynaklarında, insanlardan maymun veya maymunlardan insan türetildiğine dair herhangi bir bilgiye rastlayamadık, böyle bir düşünce doğru da değildir. Eşyanın hakikati sabittir. İnkılab-ı hakakik ise muhaldir. Yani, bir varlığın hakikati diğer varlığın hakikatine dönüşmesi muhaldir, imkânsızdır. Maymun ile insan arasında mahiyet ve hakikat farkı, doku uyuşmazlığı vardır.