• Yaşanmış hikayeler her zaman beni etkilemiştir fakat bu daha da etkiledi. Yapılan benzetmeler ve tasvirler muhteşem. Yazar beyin felci geçirdiği için vücudunda kullanabildiği tek organ tek gözüdür. Yazar sadece göz kapağını oynatarak, alfabedeki yerlerini işaret ettiği harfler sayesinde kitabı yazmayı başarmış. Yazarın azmi beni çok etkiledi. Biz herşeye sahip olduğumuz halde iki kelime yazmaktan aciziz. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri. Şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü ben yazarın yerinde olsam yani beyin felci geçirmiş olsam hayata küser ve bir an önce ölmek için dua ederdim...
  • Ünlü Sanatçılar da Kitap Yazar ...

    - Deniz Seki magazin tarihinin en dramatik hikayelerinden birine sahip sanatçı olarak hapse girdiğinde "Deniz'in Dibi" isimli kitabını kaleme aldı. Kitap kendi hayat hikayesini anlatıyor. Genç, yetenekli, güzel ve sevilen bir yıldızken; evli bir klarnetçiye aşık olup hayatını mahveden bir kadının hikayesi yani. Tam anlamıyla ibretlik!

    - Tuğba Özay da mapus damlarına düşen ünlülerden biri olarak, hapishanede gün sayarken boş durmadı ve kitap yazdı. Bedel... Kitapta mafya sevgilisine ithaf ettiği "adam gibi madam" isimli bir şiiri de var. Zira Tuğba Özay sevgilisinin yüzünden hapse girmişti.

    - Tuğçe Kazaz, sosyal medyadan sürekli belirttiği fikirlerini bir kitap yazarak da dillendirme gereği duydu. Kitabına Derin Uyku adını verdi. İçeriğini az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Bu eser de kitapçı raflarında yerini aldı ve Tuğçe Kazaz artık bir "yazar".

    - Gizem Özdilli, hızlı ve magazinsel yaşamını bırakıp evinin kadını olmaya karar verdi, bir yemek kitabı yazdı. Aşkın Lezzeti.. Hapis anıları yerine yemek kitabı yazması oldukça makul seçimlerin insanı olduğunu gösteriyor.

    - Reha Yeprem bir zamanların aranan mankenlerindendi. Ani bir kararla dindar bir yaşam tarzına geçiş yaptıktan sonra o yılları "Zehirli Bal" kitabında anlattı. Şöhretin, paranın ve medyanın gençleri nasıl tuzağa düşürdüğünden bahsettiği bu kitapta kendi deneyimlerinden örnekler yer alıyor.

    - Nihat Doğan hiciv dolu bir şaheser yazdı: "Memleketimin Koyunları" .. Kendi iddiasına göre de "felsefe yapıyordu". Nihat Doğan artık bir "yazar" anlayacağınız...

    - Gülben Ergen, şarkıcı, manken, oyuncu ve gazeteci sıfatlarının yanına bir de yazarlığı ekledi. Öğrendim ki adlı bir kitabı var. Onun kitabı da kendi hayat hikayesinden esinleniyor. Genelde "hayata dair sıcak detaylar" tadında, motivasyon ve umut verici bir dili var.

    - Çelik de siyasi görüşlerini belirtmekten çekinmeyen bir ünlüydü, bununla ilgili kitap da yazdı. Yumuşakçalar ve Diplomasi. Sıkı bir Kemalist olan Çelik'in kitabında sisteme dair görüşleri ve eleştirileri yer alıyor.

    - Teoman'da pek çok şarkı sözünün şiir formunda ilk hallerinin ve bazı çizimlerinin yer aldığı bir kitap yayınladı. "İnsanlık Halleri" sanatçının üretimleri açısından oldukça değer taşıyan ve hayranlarının oldukça beğendiği bir kitap oldu. Çizgisinden şaşmadan, tamamen müziğine yönelik...

    - Yunus Günçe zamanında yaptığı stand up gösterilerini bir kitap haline getirdi. Kitabın ismi Kafamda Böcekler Var...

    - Seren Serengil ünlü ve zengin ebeveynlerin çocuğu olarak oldukça fırtınalı bir hayat geçirdi, bunu da kaleme aldı. "Nefret" isimli bu kitapta duygu dünyasından ve çocukluğunun sancılı taraflarından bahsediyordu. Annesine ve babasına da bol bol giydiriyordu! Oldukça kişisel bir kitap!

    - Okan Bayülgen sadece kitap seslendirmekle kalmadı, kitap da yazdı! Zamanın Tozu Pudra..

    - Sultan elinden çıkma bir kitap: "Sinemam ve Ben" . Türkan Şoray hayat hikayesini ve sinema macerasını bu kitapta kaleme aldı. Nasıl Sultan olunur, Sultanlar nasıl yaşar diye merak ediyorsanız cevabı bu kitapta!

    - Filiz Akın yaşam tarzına yönelik pek çok kitap yazdı. Yemek tarifleri kitabı da var, güzellik sırları kitabı da... "Nasıl kaliteli yaşanır?" sorusunun cevabı, tescilli garantili bir şekilde Filiz Akın'da!

    - Yılmaz Güney'in nasıl ateşli bir devrimci ve muhteşem bir sanatçı olduğunu bilmeyen yoktur. Yılmaz Güney, edebiyata da el attı. Şöhret ve paranın avucunun içinde olabilmesine rağmen her şeyi bir kenara itip inandıklarının peşinden giden bu sanatçımızın kitaplarına bir göz atmak isteyebilirsiniz.

    - Dopdolu bir hayatın, dopdolu bir anlatımla öyküsü: Tuncel Kurtiz'den "Bölük Pörçük". Kitabın içinde sanatçının çok özel ve eski fotoğrafları da bulunuyor. Öyle böyle bir hayat değil! Dillendirmeye fazlasıyla değmiş. Rahmetli Tuncel Kurtiz'in edebiyatı da nasıl kotardığını görünce daha da çok seveceksiniz.

    - Tarık Akan da Tuncel Kurtiz ve Yılmaz Güney'in kankalarından olarak, 12 Eylül dönemi ve kendi yaşadıklarıyla ilgili bir kitap kaleme aldı. Süreçte yargılanan ve şu yaşına kadar hala fikirlerini dile getirmekten çekinmeyen Tarık Akan'ın kitabının ismi "Anne Kafamda Bit Var".
    (Alıntı)
  • Kendimi bildim bileli kitaplar hakkında yorum yapmayı sevmem. Fakat kitaplar hakkında yapılan yorumları severek okuyorum.
    Nitekim herkesin kitap okuma anlayışı ve kitabın içeriğini yorumlaması farklı olabilir.Bundan dolayı da yorum yapmaktan çekiniyorum.
    Fakat kitabı okuyalı haftalar olmasına rağmen yazılanların hiçbiri aklımdan çıkmadı.
    Belki de bu yüzden ilk defa bir kitap hakkında yorum yapma isteği uyandı bende...
    Belki de bu kitabın herkes tarafından okunmasını ve okutulmasını istediğim içindir bilemiyorum..

    Bu sadece bir kitap değil. Içinde var olanlarla beraber bize ışık olacak bir eser... Burada 33 güzel insandan bahsediliyor. Öyle ki Peygamber'i görme ve onunla yaşama şerefine erişmiş 33 güzel insan... 33 sahabi, 33 ayna, 33 yansıma, 33 arkadaş, 33 dost, 33 aşk, 33 hayat hikâyesi, 33 şehadet şerbeti...

    Hani insan kitap okumaya başladıktan sonra bir an önce devamını okumak için sabırsızlanır ya, işte bu kitapta devamını merak etmekle beraber o an anlatılanlar için durup düşünme ihtiyacı hissediyor kişi...
    Acaba ben bütün bu yaşanılan hayatların bir parçası olabilir miyim? diye... Yok yok 'parça' ne kelime? Bu hayatların bir kırıntısı olabilir miyim? diye sormalı...
    Rabbim! Büyüksün! Tüyler diken diken! Gözler yaş dolu!

    O kadar ibretlik hayatlar var ki... Örnek alacak o kadar çok davranış var ki... Bir nevi insana hakiki Müslüman olması gerektiğini hatırlatan bir kitap...

    Neden biz Hz. Ebu Bekir gibi cömert olamadık?
    Neden Hz. Osman gibi olabilmek için edep, haya ve ahlakta yarışa girmedik birbirimizle?
    Neden Hz. Ömer gibi cesaretli olamadık?
    Neden Hz. Ali gibi ilim peşinden koşmadık?
    Neden Hz. Hamza gibi yürekli olamadık?
    Neden Zübeyr b. Avvam gibi savaşmaya koşmadık?
    Neden Mus'ab b. Umeyr gibi zenginliğin beş para etmez olduğunu bilemedik?
    Neden Ebu Ubeyde b. El-Cerrah gibi ümmetin emini olma yolunda çaba sarfetmedik?
    Neden Selman-ı Farisi'nin izlediği yoldan gitmedik?
    Neden Talha b. Ubeydullah gibi sadık olamadık? Neden Allah'a verdiğimiz sözleri tutamadık?
    Neden Said b. Zeyd gibi Müslümanlar arasında olan fitnelerden korkmadık?
    Neden Abdurrahman b. Avf gibi zenginlikten korkmadık da zengin olabilmek için her türlü kötülüğü yapabildik?
    Neden Huzeyfe b. Yeman gibi sırdaş olamadık da başkalarına güzel görünmek için her türlü sırrı ifşa ettik?
    Neden Sahabiler gibi ahiret için değil de tamamen dünya odaklı yaşamaya başladık?
    Dünyanın bizi aldatmasına neden izin verdik?
    ...
    Sözlerimi daha önce de başka bir fotoğrafın altına paylaşmış olduğum Zinnûreyn'in şaştıkları ve akıl erdiremedikleriyle bitirmek istiyorum:
    "Bir de şaştıkları vardır Hz. Osman'ın, akıl erdiremedikleri. Mesela ölümü bilip gülenlere şaşırmaktadır, dünyanın fani olduğunu bilip peşinden koşanlara.
    Işlerin takdirle olduğunu bilip istedikleri olmayınca üzülenleri, hesaba inanıp mal toplayanları bir türlü anlayamamaktadır.
    Cehenneme inanıp günah işleyenler ve Allah'a inanıp dünyayla rahatlayanlar şaşırtmaktadır onu.
    Hele bir topluluk var ki onlara akıl sır erdiremez:
    Şeytanı düşman bilse de ona itaat edenler...
  • Azrailin dünyadan getirdiği Toprağa Rabbin şekil vermesiyle başlamışı Ademin Hikayesi. Varlığı ile bir işe yaramayan Toprak parçası Rabbinin üflediği Rahmani bir Ruhla Adem oldu Toprak parçası.
    Yaratılışıda Yaratıldan sonraki hayatıda hep ibretlik olacaktı ya Ademin gördüğü bildini ona öğretildiği her şeyde öyle oldu.
    Melekler,Daha Adem henüz Şekilken Adem olmadan hemen önce Toprak iken, Melekler Rablerine Biraz merak birazda şaşkınlık içinde şu soruyu sordu. Dünyada fesat çıkartacak KAN DÖKECEK birinimi yaratacaksın. Aslında insanoğlunun nasıl yaşayacağı neler yapacağı daha yaratılmadan önce melekler tarafından insanın fıtratının nasıl olacağı biliyordu.
    Velekki en baştan öyle başlamıştı en sonunda öyle olmaya devam edecekti.
    Rab daha henüz insan yaratılmamışken Meleklerin sorduğu soruya verdiği cevapda, Allahın insanın yanında nasıl bir Rahmet ve Mağfiretle tecelliği edeceğide belliydi.
    "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim"
    Adem gözlerini Ruhun verilip gözlerini ilk açtığında ve Ademe secde edin ama Ademin bedenine değil ona benim Ruhumdan bir parça olduğu için secde edin emri geldiğinde hepsi bir anda Kabeden olan taşa değilde hani onun ruhuna secde edenler gibi secde etmişlerdi.
    Bir kişi hariç Cennet ehlinden biri ama kibri kendi boyunu öyle aşmış ki toprakla ateşi kıyaslayacak kadar kibir dolu.
    Ben ondan üstünüm dedi. bu anlamsız kibir onu Cennetten atılmasına ve İnsanlara Düşman olmasına yetecek ve artacaktı bile.
    Cennette yaşayış yasak meyvenin yenmesii hadisesi. dünyaya iniş. Dünyada yaşayış Adem ve Havvanın birbirlerini bulması. Habil ve Kabil hadisesi.
    İlk insanlık ne idiyse son insanlıkda öyle olmaya devam edecek. Biri Habil olma yolunda şefkatin merhmametin teslimeyetin ismi olacaktı.
    Diğeri ise kibrin büyüklenmenin Vazgeçişin bir aşk uğruna Kaybedeceklerin ve şeytanın dünyada iken ilk kandırdığı insan olmanın başında gelecekti.
    Kabil, Habili öldürmeye yemin edişini babası Hz.Ademe anlatacaktı. Babası onu vazgeçirmek için günlerce dil dökmüştü. Öyle çok endişe etti ki kardeş kardeşin kanını dökmesinden Kabilin elini kendi eline bir urganla bağladı. Ne acıdır ki oda yetmedi Dünyada babasına en çok benzeyen Cennetin en güzel hali olan Habili kurtarmaya...
    Babası cennetten yeryüzüne indirilmişken Habil,Cennet ehlinin ilki olmak için Cennete davet edilmişti...
    Sonrası....
    Sonrası uzun ve meşakatli bir hayat ve kitabında içinde...
    okumaya değer bir kitap hikaye tarzında anlatımı ve yalın kelimelerle okumaya değeceğine inandığım kitaplardan biri.
    Kitabı bitirdikden sonra aklınızda sadece şu soru olacaktır.
    Kimim ben Habil görünümlü kabil mi.
    yoksa baştan başa Kabilmi....
    iyi okumalar....
  • Bir kadinin yasiycagi butun acilari yasamis.tecavuzlere,siddete ,psikolijik baskilara maruz kalmis bir kadın..
    Yalnis sapikca hurafeler ve insanlarin acimasizligindan dolayi adini dahi belki duymadigimiz sehirlerde ulkelerde kucucuk cocuklarin dahi seks kolesi olarak satildigini anlatan ve malesef ki gercek yasanmis bir ibretlik hayat hikayesi.
     Somaly mam butun bunlari yasamasina ragmen hayatini bu kotulukleri gordugu ulkeden uzakda ikame ettirebilirdi ama o kendi gibi onca insana arkasini donup gitmedi ve kendi imkanlariyla bir nevi kadin siginma evi kurup tecavuze siddete maruz kalan bu kucucuk kizlarin hukuki olarakda haklarini aramalari icin elinden geleni yapiyor ornek alinacak nadide bir insan.(
  • Kalem Ve Kâğıt’la Bütünleşen Bir Hayat
    “Yazma sanatıyla ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir roman.”
    Osnabrücker Zeitung
    Her gece gökyüzünde parlak parlak yıldızlar görürüz. Parlaklığına hayran olmamak elden gelir mi? Gökyüzünün bu manzarası dura dursun, yeryüzünün de parıltı veren simaları var. Bu simalar, kaynaklarını; başkalarının kalbinin duru suyundan içen, seslerini yüreğin güçlü havasından alırlar; duru bir kaynağın güçlü nefesi olup kalemle parıltı verirler. Yeryüzünün kalem ehlileri, yazmakla parıltı verirler. Bu parıltının hikâyesi hep yazıldı. Dikkat çekici bu parıltının başka bir hikâyesini “Kalem ve Kâğıt” adlı kitapta bulacağız. Bu kitabın, çağdaş Alman yazarı Hanns- Josef Ortheil’in akıcı üslubu ile okurların takdirine adaydır.
    Dar bir pencereden Rothaar Tepeleri ’ne kadar uzanan geniş manzaraya bakıyorum. Masamın üstünde çeşitli boyutlarda kalem ve kâğıt var. Yazmak için hangi kalemi ve hangi kâğıdı kullanacağıma karar vermem gerekiyor. Akşamın erken saatleri. Gözlerimi kısa bir süreliğine kapatıyorum, sonra kara veriyorum: Yazmaya başlıyorum…, Bir anda, bir saniyeden diğerine… - yine “yazı yazan çocuk” oluyorum(s.7). “Kalem ve Kâğıt” kitabının ilk paragrafı başkahraman olan: “yazı yazan çocuk”ğu böyle yansıtır. Okuyacağımız bu kitap, kahraman bakış acısıyla, küçük bir çocuğun iç dünyasında ki beniyle kavgasını ve dış dünyasında ki ailesi, çevresiyle olan kavgasını “Kalem ve Kâğıdı” kullanarak verdiği yansımaları göreceğiz. Sonrasında ne mi oluyor. Yazı yazan çocuktan, çağdaş Alman yazarı Hanns- Josef Ortheil doğuyor. Yani roman tarzı ile yazılan bu kitap, yazarın kendi hayatını anlattığı bir otobiyografidir.
    Bu kitabın kırıntıları, kalem ve kâğıdın hikâyesidir. Çevresiyle hiçbir şekilde iletişimi olmayan, toplum içinde yalnız olan, tanıdığı her şeyde yabancı olan küçük bir çocuğun zorluk ve mücadelesinin hikâyesidir. Hikâyenin uzantısına doğru takvim yapraklarını çevirdiğimizde karşımızda savaş yıllarında yaşanan dramatik olaylar çıkar. On yıl önce savaş yıllarında dört çocuğunu kaybetmiş bir annenin dramatik olayları bu kitapta anlatılanların çıkış noktasıdır. Keza, annenin dört çocuğunu kaybetmesi ile az konuşmaya başlamış sonrasında hiçbir şey söyleyemez hale gelmiştir. “yazı yazan çocuk” da annesine ayak uydurmasıyla konuşmayı bırakmıştır. Suskunluklarını önemli bir olay karşısında küçük kâğıtlara yazarak iletişime geçmişlerdir.
    “yazı yazan çocuk” ilkinde babasının rehberliği ve önderliği, sonradan annesinin fikirleriyle küçük yaşta yazı yazmaya başlar. İlkyazı atölyesi olan Westerwald’deki av kulübesi, ikinci atölyesi de Köln’ün kuzeyindeki ailesine ait evin deposudur. İlk çizgilerin çizildiği, azimle devam edildiği bu yazı çalışması küçük yaşta meşhur bir yazar olmasına neden olmuştur.
    Bir sayfanın nizamına sığınan, tüm zamanını yazı yazmaya vermiş, kitabın başkahramanı olan küçük çocuk, kalem ve kâğıtla hemhal olmuştur. Durmadan yazmanın bir tutku olması, “yazı yazan çocuk” için kendi hayatın kaynağı/sevinci olmuştur. Hanns- Josef Ortheil yazdığı bu kitapta bilinen bilmeyen bütün yazarların aslında yazı hayatının anlatıldığı genel bir bakışıdır. Çünkü “yazı yazan çocuk” aynı zamanda bütün yazarların nasıl yazı hayatına başladıkları, yazı hayatları nasıl ortaya çıktığı sorularının cevaplarıdır. Necip Fazıl, on bir yaşında; Sezai Karakoç, on bir on iki yaşlarında yazı hayatlarına başlamışlardır. Ve diğer bütün yazarlar da küçük yaşlardan itibaren yazı yazmaya başlarlar. Hepsinin de bu ortak noktaları yanında yazı yazmanın vazgeçilmez bir tutkuya dönüşüp büyütmeleridirler.
    Hanns- Josef Ortheil’in kitabında konuşmayan bir çocuğun yazı yazmaya nasıl bir teknikle ve ne gibi farklı yollarla devam ettiğinin bir göstergesidir. Kalem ehli olmanın hayatıyla ödeyen bir serüvenin romanı… Kâğıtların nizamına sığınmış küçük bir yüreğin haykırışıdır, bu kitapta anlatılanlar. Peki, okur ne bulacak! Okur, bir yazarın nasıl filizlendiğine, gecenin kalem olduğuna, gündüzünde nasıl kâğıt olduğuna şahit olacaktır. Yani mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğünde Kaf dağlarının yüksek havasını ciğerlerine nasıl yerleştiğini görecekler. Okurun okuduğu her yazarın kalem ehli olma mücadelesini görecekler. Keza küçük bir çocuğun yazma serüvenini yaşadıklarıyla ortaya çıkardığı bir başarının birer birer iz düşümüdür. Böylece okur, bir kenarda masa başında ki yazarın bu kitabı okuyarak yaşantısına şahit olacak. Ortaya çıkan derin sözlerin sırlarını keşfedecekler. Aynı zamanda yazar adaylara; ibretlik bir olay ve teknik/pratik bir rehber tarzında “yazar olma çalışma kitabı” olacaktır.

    Hanns-Josef Ortheil, Kalem ve Kâğıt, Çev.: Yener Bayramoğlu, Koton Kitap Yayınları, Mayıs 2016 İstanbul, Roman, 266 Sayfa.
    19 Aralık 2016 Pazartesi/13:45:40 Aydın.
    Bu yazı Ayraç Dergisinde yayınlandı.
    Yunus ÖZDEMİR.
  • Mart ayının son kitabının yorumunu bırakmaya geldim.‍️ Kitabın adını ve yazarı daha önce hiç duymadım. Muhtemelen ilgi alanım dışında olduğundandır. Kitabı, düşüncelerni ve hayata bakış açısını çoğu zaman takdir ettiğim bir arkadaşımdan hediye aldım. Röportaj halinde yazılan bir kitap. Hristiyan, yahudi, budist, ateist vs.yani kısacası müslüman olmayan insanların kendi yaşamlarını sorgulamaları ve aramalarını, bu süreçte yaşadıkları zorlukları, mücadeleleri ve en önemlisi islamiyet için neler yaptıklarını ve yapabileceklerini anlatan bir kitap. Hepsinin birbirinden farklı, birbirinden ilginç hikayesi vardı. Kimisi papazken, kimi uyuşturucu kaçakçısıyken İslam'la tanışmış ve kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. İslamiyeti seçen insanların hayatını okurken etkilendim evet ama daha çok hüzünlendirdi beni, üzdü ve utandırdı. Utandırdı çünkü doğuştan içinde olduğumuz İslam'ı hakkıyla yaşamaya gayret dahi etmemekle ne denli nankör olduğumu veya olduğumuzu fark ettirdi. İslamiyeti seçtikleri için bedeller ödemek zorunda kalmışlar ve pes etmemişler. Bazen, bir an önce bitsin diye sabredemediğimiz ezan sesi, hepimizin evinde bulunan günlerce hatta aylarca el sürülmeyen Kur’an-ı Kerim için insanların ibretlik hayat hikayelerini okurken pasifliğimden utandım. İslamiyeti yaşamalarına engel olanların içinde bu kadar mücadele etmeleri ve islamiyeti her gün anlatarak yaymaya çalışmalarını gıpta ettim. Ve ben ne kadar müslümanım diye kendimi sorgulattı.