Şayet bir cehennem varsa, onu yeryüzünde kuran, tam da kendi kötülükleri yüzünden ona mahkum olan, vehimlerin, yanlış değerlerin peşinden koşmaya çabalayan insanların kendileridir.
Ölümden sonra cehennem azabı çekme inanışı genellikle devlet kavramıyla, yani ilk aşamada siyasi iktidarı tamamlayıp güçlendiren dinsel anlayışlara sıkıca bağlı kalmış, örgütlü bir siyasi sistemin ortaya çıkışıyla ilişkili gibidir.
Kendini onaylama gereksinimi ile toplumsal baskının kısıtlamaları arasında sıkışan birey, ilahiyatçıların tekelinden çıkıp psikologlar, psikiyatrlar, sosyologlar ve filozofların incelemelerine konu olacak kendi cehennemini içinde taşır.
Şimdi insanın aklına şu soru gelebilir: Hayatta kalmanın mucizelere bağlı olduğu bir ortamda bunu başarmamızın sebebi kendimizi toplu halde savunmak ve yiyeceğimiz paylaşmak mıydı acaba? Bugünün insanlığı, herkesin kendi bacağından asıldığı ve herkesin kendi canını kurtardığı günümüz medeniyeti dünya üzerinde ne kadar hüküm sürebilir ki?