İskender Salih Çevik

İskender Salih Çevik
@icevik1
14 okur puanı
Ekim 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Dorian Gray'in Portresi'ni bitirdikten sonra aynaya bakmaya korkar oldum diyebilirim Kitapta en çok Lord Henry'nin şu sözü kafama kazındı: "Gençlik hayattaki tek değerli şeydir." Bu cümle sanki günümüz Instagram filtreleri çağının bir özeti gibi geldi bana. Zaten kitap boyunca güzellik takıntımız ve yüzeyselliğimiz öyle güzel eleştiriliyor ki... O portrenin Dorian'ın işlediği her günahla birlikte çirkinleşmesi, ama Dorian'ın genç ve güzel kalması... Wilde resmen günümüz influencer'larının maske arkasındaki gerçekliği 1890'larda yazmış gibi! En tüyler ürpertici sahne, Dorian'ın ressam Basil'i öldürdüğü kısımdı benim için. O sahneyi okurken elimde olmadan "Yapma!" diye bağırasım geldi. Hele portrenin son halini görünce... Bu arada, Oscar Wilde'ın espri anlayışı ve alaycı üslubu da muhteşem. Mesela şu alıntı: "Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını bilir, hiçbir şeyin değerini bilmezler." Bu cümleyi okuyunca "Yuh, adam resmen bizi anlatmış!" dedim. Sonuç olarak, kitap bana şunu öğretti: Dış görünüşümüz için ruhlarımızı ne kadar çok feda ediyoruz... Ve bunun bedeli, Dorian gibi, er ya da geç bizi buluyor.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201898,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi
Önce kısa incelememi paylaşayım: Stefan Zweig'ın "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu"nu tek oturuşta okudum ve beni derinden etkiledi. Özellikle kadının "Sen beni hiç tanımadın, ama ben senin için bir ömür yaşadım" dediği kısımda kalbim parçalandı resmen. Tek taraflı bir aşkın bu kadar güzel anlatılabileceğini düşünemezdim. Hele o yazarın mektubu okurken bile kadını hatırlayamaması... İnsanın içini acıtan türden bir hikaye. Ve şimdi kitaptan ilham alarak yazdığım kısa şiir: Tanımadığın Kadın Her gün önünden geçtiğin kapıda Seni bekledim sessizce Sen romanlar yazdın, ben seni yazdım Hatırlamadığın gecelerde Oğlun büyüdü gözlerinde Ben eriyip gittim şehirde Son mektubum masanda şimdi Tanımadığın kadından bir hediye
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,3bin okunma
Puan vermedi
Nietzsche'nin Zerdüşt'ünü okumak benim için tam bir macera oldu diyebilirim. Bu kitabı iki kez okudum çünkü ilk okumamda bazı yerlerini tam kavrayamadığımı hissettim. En etkilendiğim bölümlerden biri "Üstinsan" kavramının anlatıldığı kısımdı. Zerdüşt'ün "İnsan, hayvanla üstinsan arasında bir iptir" sözü beni derinden etkiledi. Yani anlayacağınız, insanın sürekli kendini aşması gerektiğini söylüyor. Bence herkesin en az bir kere denemesi gereken bir kitap, ama uyarayım: kolay bir okuma değil! Ben bile hala tam anladığımı söyleyemem, ama belki de kitabın güzelliği de burada - her okuyuşta yeni anlamlar keşfediyorsunuz.
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,5bin okunma
Puan vermedi
Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'ini geçen hafta bitirdim ve açıkçası beni derinden etkiledi. Kitabın en çok aklımda kalan bölümlerinden biri, Clarisse'in Montag'a "Mutlu musunuz?" diye sorduğu kısımdı. Bu soru, benim de kendi hayatımı sorgulamama neden oldu. Kitapta en çok ilgimi çeken şey, insanların kitaplardan bu kadar korkması ve nefret etmesiydi. Hele Mildred'ın sürekli o "aile"siyle vakit geçirmesi, yani duvardaki TV ekranlarıyla... Günümüzde sosyal medya bağımlılığını görünce, Bradbury'nin 1953'te bunu nasıl bu kadar iyi tahmin ettiğine şaşırıyorum. Beni en çok etkileyen alıntılardan biri şuydu: "Televizyon size gerçeği söyler mi? Hayır, size istediğinizi söyler!" Bu cümle sanki bugün için yazılmış gibi... Sonuç olarak, bu kitap bana teknolojinin hayatımızı nasıl ele geçirdiğini ve kitapların, gerçek düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu hatırlattı. Keşke daha önce okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu.
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,2bin okunma
Puan vermedi
Bu kitabı elime aldığımda, felsefe ile psikolojinin bu denli iç içe geçebileceğini düşünmemiştim. "Nietzsche Ağladığında" beni öyle bir yolculuğa çıkardı ki, sayfalar arasında kendi iç sesimle yüzleşirken buldum kendimi. Irvin D. Yalom’un Nietzsche, Breuer ve Freud gibi tarihî figürleri bir araya getiren kurgusu, bana insanın varoluşsal çatışmalarını anlatırken, bir yandan da kendi içimdeki boşlukları sorgulattı. Nietzsche’nin "Zarathustra" ile boğuştuğu o yalnız anlarını okurken, kendi hayatımdaki “anlam arayışımı” düşündüm. Onun gururunun arkasına saklanan kırılganlığı, bana bazen benim de yaşadığım “güçlü görünme çabasını” hatırlattı. Breuer’in orta yaş bunalımı ise, bana şunu fısıldadı: "Herkesin bir gün kendi labirentinde kaybolma ihtimali var." Kendi korkularımı, terapistin hasta koltuğuna oturduğu sahnelerde hissettim. Sanki Yalom, bana "İyileşmek için önce acıyı kucaklamalısın," diyordu. Kitaptaki diyaloglar, özellikle Nietzsche ile Breuer arasındaki zihinsel satranç, bazen beni yordu, bazen de içimde bir coşku uyandırdı. "Özgürlük, kaçmak değil, kendi zincirlerini görebilmektir," cümlesi üzerine saatlerce düşündüm. Kendi “zincirlerimi” –korkularımı, bağımlılıklarımı– ne kadar görmezden geldiğimi fark ettim.
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,8bin okunma
Reklam