• Derdsizler görür gözüm yanar içim göyner özüm
    Kim ol biçare gözsüzün kılavuzu şeytan imiş
  • Öncelikle birkaç şey söylemek istiyorum. İncelemeyi beğenmeniz veya beğenmemeniz benim için önemli değil. Okusanız bana yeter çünkü bazen saniyesinde beğeniyorsunuz ve bu okumadığınız anlamına geliyor.

    Kaç zamandır okumak istediğim ama bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Ama sonunda okudum. MUTLUYUM.

    Şunu da söyleyim inceleme bol spoiler içerir!
    (Galiba inceleme baya uzun olacak.)

    Kitabın kapağından başlamak istiyorum. Kitap ve kibrit ne alaka diye düşünmüştüm ama okuyunca anlıyor insan. Ve bu kitap bundan sonra benim bilimkurgu okumamı sağlayacak. Yeri büyük bende okuduğum ilk bilimkurgu.

    Dikkat spoiler kısmı!
    Guy Montag bir itfaiyeciydi. Ve asıl şaşırtıcı olan şey ise itfaiyecilerin yangını söndürmek yerine yakmaya gitmesiydi. Ve kitapları yakıyorlardı.(Kitap yaktıları zaman içim yandı resmen)
    Ve bir gün bir ihbar gelir. Yaşlı bir kadının evini yakmaya giderler. Ve yaşlı kadın evini terketmek istemez, kitaplarıyla birlikte o da yanar. Montag bu durumdan çok etkilenir.

    Ve Montag'ın hikayesi yakmaya gittikleri evlerden birer birer kitapları aşırmasıyla başlar. Yaşlı kadının evinden de bir kitap alır. Eve gidince yastığının altına saklar. Ve ertesi gün işe gitmez. Ardından diğer itfaiyeci Beatty Montag'ı sormak için onun evine gider. Mildred'ın (Montag'ın karısı) hatasıyla kitabı görmüş olur. Ama hiçbir şey demez.
    (Biraz da keserek anlatayım)

    Montag işe gider ve bir ihbar gelir. Ve o eve doğru yol alırlar. Montag bir de ne görsün kendi evi. Mildred ihbar etmiş. Beatty kitapları yakmaya başlar. Hatta Montag'a söyler sen yak diye. Montag birazcık kitapları yakar ve sonra Beatty'i yakar ardından diğer itfaiyecileri. Sonra kaçar birkaç kitabı yanmamıştır onları da alıp gider. Bütün şehir Montag'ı arar ama Montag kaçmayı başarmıştır.

    Ve başta kitap yakıyorlar diye üzülüyordum ki burdaki kitap yakmanın ne anlama geldiğini anladım. Gelecekte kitapların yerini başka şeylerin alacağını anlatmaya çalışıyor yazar. Ve haklı da...

    Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. (Tabi okursanız :D)
    Ve kitabı okumanızı çok isterim. Harika bir distopya!
  • Giden hep üzer mi ?..
    Beni hep ezer mi ?..
    Kalan hep ağlar mı ?..
    Canı hep yanar mı ?..
    Yanıyor içim...Alev Alev...
  • Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
    ben yaşarken koptu tufan 
    ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
    her şeyi gördüm içim rahat
    gök yarıldı, çamura can verildi
    linç edilmem için artık bütün deliller elde
    kazandım nefretini fahişelerin
    lanet ediyor bana bakireler de.
    Sözlerim var köprüleri geçirmez
    kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
    kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
    uçtum ama uçuşum
    radarlarla izlendi
    gayret ettim ve sövdüm 
    bu da geçti polis kayıtlarına.

    Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
    ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
    laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi Nepal'de kalmış
    Slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.

    Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?
    Ola ki
    şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
    Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum 
    çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
    devlet sırrıyla birlikte insanın
    sinematografik bir hayatı olabilir
    o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
    yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
    ve sonunda estetik bir 
    idam belki!
    Evet, evet ruhu olmak
    bütün bunları sağlayamaz insana.
    Doğruysa bu yargı 
    bu sonuç
    bu çıkarsama
    neden peki her şeyi bulandırıyor 
    ertelenen bir konferans
    geç kalkan bir otobüs?
    Milli şefin treni niçin beyaz?
    Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
    Ne saçma! Ne budalaca!
    Dört İncil'den Yuhanna'yı
    tercih edişim niye?
    Ben oysa
    herkes gibi
    herkesin ortasında
    burada, bu istasyonda, bu siyah
    paltolu casusun eşliğinde
    en okunaklı çehremle bekliyorum
    oyundan çıkmıyorum
    korkuyorum sıram geçer
    biletim yanar diye
    önümde bir yığın açalya
    bir sürü çarkıfelek
    gergin çenekli cesetleriyle
    önümde binlerce çiçek
    korkuyorum sıra sende
    sen de başla ve bitir diyecek.
    Yo, hayır
    yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
    söyleyin 
    aynada iskeletini
    görmeye kadar varan kaç
    kaç kişi var şunun şurasında?

    Gelin
    bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
    Bana kötü
    bana terkettiğiniz düşünceleri verin
    o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
    ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
    onları verin, yakınmalarınızı
    artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
    ben aştım onları dediğiniz ne varsa
    bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
    boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
    içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
    verin bana 
    verin taammüden işlediğiniz suçları da.
    Bedelinde biliyorum size çek 
    yazmam yakışık almaz
    bunca kaybolmuş talan
    parayla ölçülür mü ya?

    Bakın ben, bir çok tuhaf
    marifetimin yanısıra
    ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
    üstüme yoktur ödeme hususunda
    sözün gelişi
    üyesi olduğunuz dernek toplantısında
    bir söyleve ne dersiniz?
    Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
    Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
    kazanana vertigolar, nostaljiler
    karasevdalar çıkar.
    Yapılsın adil pazarlık 
    yapılsın yapılacaksa
    işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
    sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
    Ne yapsam
    döl saçan her rüzgarın
    vebası bende kalacak
    varsın bende biriksin
    durgun suyun sayhası
    yumuşatmayı bilen ateş
    öğüt sahibi toprak
    nasıl olsa geri verecek
    benim kılıcımı.

    (1984)
  • ''Miskin Ademoğulları
    Ekinlere benzer gider
    Kimi biter kimi yiter
    Yere tohum saçmış gibi

    Bu dünyada bir nesneye
    Yanar içim göynüm özüm
    Yiğit iken ölenlere
    Göğ ekini biçmiş gibi''(Yunus Emre can)