• 204 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Bence bu kitap kısa da olsa bir incelemeyi hakediyor. Açıkcası kitabın ismi özellikle kapağının dizaynı önsözünde ki iddialı cümleler benim beklentimi bayağı yukarı çıkarmıştı. Ancak okumaya başladıkça içimdeki heyecan söndü söndü kalmadı neredeyse. Hatta bir ara dedim, bari şiirlerden kalan boş kısımları not defteri olarak kullanayım.

    Ama sonrasında garip bir şey oldu. Yavaş okurken mısraları birden böyle hızlı okuma moduna geçtim, hızlandıkça güzelleşti. En son rap şarkı sözüne döndü bütün şiirler. Ceza’nın ve biraz da Ezhel’in güfteleriyle okuduğum çoğu dize mükemmel bir anlam, şiirsellik ve sanatsallık kazandı. Bunu bir kez hissedince tüm şiirleri sesli okumaya başladım çok güzel oldu. Rap müziğe ilgisi olanlar kesin deneyimlesin bu hissi. Hatta ben rapçi olsam adamla iletişime geçer hepsini şarkı yapmak için çalışmaları başlatmıştım. :) Ama normal örneğin Turgut uyar okur gibi okuyacak olanlar biraz uzak dursunlar. Şiirlerin çoğu dini, doğayla ilgili ve sorgulayıcı şiirler. Bu şekilde okunduğunda bazı yerlerde çok sıkıcı olabiliyor.

    İyi okumalar.
  • Bana, herkesin pek çok yeteneği olduğunu ve herkesin şarkı söyleyebileceği anlattılar. Eğer şarkı söyleyemediğimi düşünerek bana armağan edilmiş bu onuru kullanmazsam, bu; içimdeki şarkıcıyı küçültmez.
  • Kim bilebilirdi ki hayatının nereye savrulacağını. Biz dağıldık, yıprandık. Sanki büyük bir karahindibaydık ve üflediler üzerimize. Herkes bir yerlere uçtu...
    Özge Aydın
    Sayfa 101 - Sıfır
  • 126 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    Karanlık birçok şeyi gizlerken, ben kelimelerimi açığa çıkarıyorum.

    Yolculuğum ne zaman başladı hatırlamaya çalışıyorum. Etrafımı saran bir sessizlik.. Kendi sesimi duymaya çalışırken, yapraklar dökülüyor ağaçtan. Dallarında duramıyor artık ağacın. Birazdan dökülecek olan kelimelerim gibi...

    "Yaşam yolumuzun ortasında
    Karanlık bir ormanda buldum kendimi,
    çünkü doğru yol yitmişti.
    Ah, içimdeki korkuyu
    tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü
    Ormanı anlatabilmek ne zor!“ demişti Dante. (Syf 21)

    İnsanın karanlığını anlatması ne zor, değil mi? Aydınlığı isterken.. Bir yanımız iyiyi, güzelliği, umudu, coşkuyu söylerken diğer yanımız duvar örüyor kendine.. Sesleri duymamak için. Işığı görmemek için. Bir kuyunun dibindeyiz sanki. Kurtulmaya çalıştıkça geri düşüyoruz. Bazen ışık huzmesi doluyor içeri.Güneş aydınlanıyor tepemizde.. O zamanlar umudumuzu korumaya çalışıyoruz.

    Hayat bir imtihan. Sonunu göremediğin. Başladığın o anı hatırlayamadığın.. Arasında geçen bu zaman diliminde ne yapabildiysen o. Ne söyleyebildiysen o. Tekrarı olmayan sana bahşedilen bir yaşam. Ayrı ayrı imtihanları var her birimizin. Her bedene, ruha zor gelen imtihanları.. Bazen şükretmekte zorlandığımız sabır gösteremediğimiz, bizi göçük altında bırakan acılar yaşıyoruz.. Yaşayacağız da..Ama hayatın sırları da burada. Görmek için anlamak gerek, yaklaşmak gerek derdine, derdin sahibine. Çünkü "el-Habır" ismine tutunmadan yeryüzüne çıkılmaz. (Syf 113)

    Ben bu kitabı okumadım sanki. Karşımda biri vardı. Ve ben onu dinledim, sayfalar boyunca..

    Ali Ural'ın çok güzel bir kalemi var. Sizi hiç sıkmayan, sade, yalın bir anlatım. Kelimelerle oynuyor yazar. Onunla beraber bir macerada buluyorsunuz kendinizi.Bazen denizlere atılıyor, bazen bir çocuk rüyasına karışıyor, karanlığı yok ediyorsunuz. Bazen bir şarkı söylüyorsunuz bir kuyunun dibinde, kendi şarkınızı. Kimsenin duymayacağını düşünseniz de mırıldanmaya devam ediyorsunuz. Çünkü duyan var, gören var, bilen var. Rabbim bizleri imtihanını verenlerden eylesin inşallah.

    Kitapla tanışmama vesile olan Kübra arkadaşıma da teşekkürü bir borç bilirim.

    Keyifli okumalarınız olsun.
  • DÜŞÜNCELER

    Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
    kumla köpüğün arasında.
    Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
    rüzgar köpüğü önüne katacak,
    ama denizle kıyı daima kalacak.

    Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

    Anımsamak bir tür buluşmadır.
    Unutmak ise bir tür özgürlük.

    Yüreğimdeki mühür
    kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

    Sevgililer birbirlerinden çok
    aralarındakini kucaklarlar.

    Arkadaşlık her zaman için
    tatlı bir sorumluluktur,
    asla bir fırsat değil.

    Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
    senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
    İşte böyle bir anda
    ya güneş altında çıplak danset,
    ya da çarmıhını taşı.

    İnsanlık, sonsuzluğun dışından
    sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

    Şafağa ancak
    gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

    Gariptir ki,
    kimi zevklerin tutkusudur,
    acılarımızın bir kısmını oluşturan.

    Kişinin hayal gücüyle,
    düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe,
    yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

    Cennet orada,
    şu kapının ardında,
    hemen yandaki odada;
    ama ben anahtarı kaybettim.
    Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

    Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
    toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
    daha güzel olmadığı gerçeğinde,
    yaşamın adaletine olan inancımı
    yitirmem mümkün mü?

    Bana kulak ver ki,
    sana ses verebileyim.

    Karşındakinin gerçeği
    sana açıkladıklarında değil,
    açıklayamadıklarındadır.
    Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
    söylediklerine değil,
    söylemediklerine kulak ver.

    Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
    ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
    diye konuşuyorum.

    Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
    sessiz erdemlerimi eleştirmeye
    başladığında doğdu.

    Bir gerçek her zaman bilinmek,
    ama ara sıra söylenmek içindir.

    İçimizdeki gerçek olan sessiz,
    edinilmiş olan ise gevezedir.

    İçimdeki yaşamın sesi,
    senin içindeki yaşamın
    kulağına ulaşamaz.
    Yine de kendimizi yalnız
    hissetmemek için konuşalım.

    Sözcüklerin dalgası
    hep üstümüzde olsa da,
    derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

    Yaşam kalbini okuyacak
    bir şarkıcı bulamazsa,
    aklını konusacak
    bir filozof yaratır.

    Zihnimiz bir süngerdir,
    yüreğimizse bir nehir.
    Çoğumuzun akmak yerine,
    sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

    Eger kış,
    "Baharı yüreğimde saklıyorum"
    deseydi, ona kim inanırdı?

    Her tohum bir özlemdir.

    Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir.
    Arkasındaki gerçeği görürsün,
    ama cam seni gerçekten ayırır.

    Haydi seninle saklambaç oynayalım.
    Yüreğime saklanırsan eğer,
    seni bulmak zor olmaz.
    Ancak kendi kabuğunun
    ardına gizlenirsen,
    seni bulmaya çalışmak
    bir işe yaramaz.

    Neşeli yüreklerle birlikte
    neşeli şarkılar söyleyen
    kederli bir kalp ne kadar yücedir.

    Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
    durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

    Hayır, boşuna yaşamadık biz !
    Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

    Özel ve ayrımcı olmayalım.
    Unutmayalım ki, şairin aklı da,
    akrebin kuyruğu da gururla
    aynı yeryüzünden yükselir.

    Evim der ki, "Beni bırakma,
    çünkü burada senin geçmişin yaşıyor."
    Yolum der ki, " Gel ve beni izle,
    çünkü ben senin geleceğinim."
    Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,
    "Benim ne geçmişim,
    ne de geleceğim var.
    Eğer kalırsam,
    kalışımda bir ayrılış vardır;
    gidersem,
    ayrılışımda bir kalış.

    Yalnızca sevgi ve ölüm
    her şeyi değiştirebilir."

    Daha dün, yaşam küresi içinde
    uyumsuzca titreşen bir kırıntı
    olduğumu düşünürdüm.
    Şimdi biliyorum ki,
    ben kürenin ta kendisiyim,
    ve uyumlu kırıntılar halinde
    tüm yaşam içimde devinmekte .

    Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
    ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
    işte o zaman büyüyen her şeyle
    beraber büyüyecek ve
    üst benliğine uzanacaksın.

    Ağaçlar yeryüzünün
    gökkubbeye yazdığı şiirlerdir.
    Ama biz onları devirir ve
    boşluğumuzu kaydedebilmek için
    kağıda dönüştürürüz.

    Güzelliğin şarkısını söylersen eğer,
    çölün ortasında tek başına olsan bile
    bir dinleyicin olacaktır.

    Esin daima şarkı söyler;
    asla açıklamaya çalışmaz.

    En büyük sarkıcı,
    sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

    Eğer ağzın yemekle doluysa
    nasıl şarkı söyleyebilirsin ?
    Ve eğer elin altınla yüklüyse,
    şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

    Sözler zamansızdır.
    Onları zamansızlıklarını bilerek
    söylemeli ya da yazmalısın.

    Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir.
    O, kanayan bir yaradan
    veya gülümseyen bir ağızdan
    yükselen bir şarkıdır. .
  • AŞK II

    Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim,
    ama hiçbir sözcük bulamadım.

    Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü,
    yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

    Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler,
    Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri
    ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.

    Sorularımı kim yanıtlayabilir?
    Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.

    İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir ?
    Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen
    ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir ?

    Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir;
    yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir ?

    Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan,
    hissettiğim hissedilemeyen şey nedir ?

    Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel,
    sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.

    Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten,
    hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum ?

    Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor
    ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.

    Aşk diye seslendiğimiz şey nedir ? Söyleyin bana,
    bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir ?

    Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir ?

    Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip ,
    Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir ?

    Söyleyin bana dostlar, içinizde
    Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda
    Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı ?

    Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden
    vazgeçmeyecek kimse var mı?

    İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz,
    çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz ?

    Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi
    ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren
    kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez ?

    Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak
    dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz ?

    Dün kapısından geçenlere
    Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum.
    Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam
    iç çekerek geçti ve şöyle dedi :
    "Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür."

    Yiğit bir genç karşılık verdi :
    "Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar."

    Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi :
    "Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
    Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu ;
    ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler."

    Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki :
    "Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara
    güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır."

    Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi :
    "Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir."

    Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
    "Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan
    kutsal bir bilgidir."

    Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu :
    "Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
    yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür
    ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar."

    Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi :
    "Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan
    ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
    Yaşam'ı bir uyanışla diğeri arasındaki
    güzel bir düş olarak görmemizi sağlar."

    Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen
    güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi :
    "Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi,
    Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir."

    Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
    "Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı."

    Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını
    ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.

    O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
    "Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar;
    yanan yarı, Aşk 'tır."

    Bunun üzerine tapınağa girdim , sevinçle diz çökerek dua ettim :
    "Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap ...
    Tanrım beni kutsal ateşine at ..."