• Halil Cibran’ı Ermiş ile tanıdım ve elbette tam gaz devam ediyorum:) bu kez Meczup ile geldim. Halil Cibran'ın gençlik dönemi eserlerindenmiş. Gençliği buysa diyorum tabi :) Üslubuna bayıldım efenim bayıldım. Bir çok kez duymuş, kitaplığına da kitabını almış koymuş ve asla vakit ayırıp okumamış olmama hala kızıyorum. Sevenler olduğu kadar sevmeyeni de var tabii( çamur atanı daha çok sanırım) Ben sevdiğim için sevmeyenleri samimi bulmuyorum Halil Cibran askerleriyiz. 🤞
    Neyse kitaba gelecek olursam biraz “Böyle Buyurdu Zerdüşt” tadı aldığımı söyleyebilirim. Çeyreğinin çeyreği olur o ayrı. ( Niçe babamız 🤫 )
    Çıtır çerez tadında bir oturuşta okumalık, biraz düşünmelik biraz gülümsemelik ( içinde bulduklarınız elbet çevrenizde gözlemlediğiniz kişilerdir canım, o kadar da değil) bir kitap. E ben diğer Cibran kitaplarıyla devam edeceğim elbet ama bu kitaba bu kadar yeter diyorum ve beni mest eden yeri SPOİLER ile bitiriyorum :)

    ~SPOİLER İÇERİR~

    “Yenilgi, Yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim;
    Binlerce zaferden değerlisin benim için,
    Ve dünyanın tüm şanından şöhretinden
    daha tatlısın yüreğime.
    Yenilgi, Yenilgim, kendime dair bilgim ve başkaldırım,
    Senin sayende bilirim hâlâ genç
    ve çevik olduğumu
    Ve solmuş defnelerin tuzağına düşmek
    zorunda olmadığımı.
    Sende, buldum kimsesizliği
    Ve kaçak ve horlanmış olmanın sevincini.
    Yenilgi, Yenilgim, kıvılcım saçan kılıcım
    ve kalkanım,
    Gözlerinde, okudum
    Taç giymenin kölelik olduğunu,”
    “Ve anlaşılmanın alçalmak olduğunu,
    Sahip olmanın, bütünlüğe ulaşmak
    Ve olgun bir meyve gibi, düşmek ve tüketilmek
    olduğunu, okudum gözlerinde.
    Yenilgi, Yenilgim, benim yürekli eşim,
    Duymalısın şarkılarımı, çığlığımı, sessizliğimi,
    Senden başka hiç kimse söz edemeyecek
    kanat vuruşlarımdan,
    Ve denizlerin gürlemesinden,
    Geceleri yanıp tutuşan dağlardan,
    Sarp ve kayalık ruhuma
    yalnız sen tırmanacaksın.
    Yenilgi, Yenilgim, benim ölmez cesaretim,
    Sen ve ben, birlikte güleceğiz kasırgayla,
    Ve ikimiz, mezarlar kazacağız içimizde ölenler için,
    Şevkle tutunacağız güneşe,
    Tehlikeli olacağız!”
  • Dar kapıdan girmeye çabalamayın, çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı büyük ve yol geniştir; bu kapıdan girenler çoktur, yaşama götüren kapı ise dar yol da çetindir, bu yolu bulanlar çok azdır. Matta / İncil

    Önce Tanrı’nın cennetini ve adaletini arayınız.

    İnsanları hayatlarının yalnızca bir anına dayanarak yargılamaktan sakınalım.

    -Ölümün ayırabileceğine inanıyor musun?

    -Demek istediğim...

    - Bence tam tersine ölüm yaklaştırı, evet bütün yaşam boyunca ayrı kalmış olanları yaklaştırır ölüm..

    ‘’İnsana güvenen insanın vay haline’‘

    Gerçek ve sürekli zaferi dileyen kişi, geçici zaferi hesaba katmaz, geçici olanı yürekten hor görmeyen kişi tanrısal olanı gerçekten sevmediğini gösterir.’’

    Burada bulunduğumdan beri dua pek edemedim. Tanrı aynı yerde değilmiş gibi çocuksu bir duygu içindeyim.

    Hangi bencillik hangi kendini beğenmişlik daha iyiye karşı hangi iştahsızlıkla bu kadar erken duruyor gelişim kullar, Tanrı’ya bu kadar uzakta kalakalıyorlar?

    Beni en çok üzen, senin elinin benimkini bırakmış olması değil, ama seninki bunu yapmamış olsaydı benimkinin aynı şeyi yapacağını hissetmiş olmamdı; çünkü elim seninkinin içinde olmaktan zevk almıyordu artık.

    Ruh mutluluk yerine neyi tercih edebilir ki! diye bağırdım büyük bir çoşkuyla; Ermişliği, diye öyle alçak bir sesle mırıldandı ki, bunu duymaktan çok tahmin ettim. Bütün mutluluğum kanatlarını açmış gökyüzüne doğru benden uzaklaşıyordu. Ben buna sensiz ulaşamam dedim ve alnımı dizlerinin üzerine koyarak bir çocuk gibi ağlamaya başladım. Ama üzüntüden değil, aşktan ağlıyordum. Devam ettim; sensiz olmaz, sensiz olmaz.

    Hic incipit amor Dei (Tanrı sevgisi burada başlar)

    Ama dostum ermişlik bir seçim değildir, bu bir zorunluluktur,

    Gerçek besinlere alışmış bir zekanın böylesine yavan şeyleri midesi bulanmadan tadamayacağını düşünüyordum.

    Hayatımı kurtarmak isteyen onu kaybedecektir.

    Kendilerine vaat edileni elde edemediler, Tanrı onları daha iyi şeyler için sakladığından...

    ..ve eğer bir sözcük üzerinde oynamaktan korkmasaydım, ilerleyici olmayan bir mutluluğu hiç önemsemezdim.

    Yaşam boyunca bazen bizden saklanan öyle değerli zevkler öyle tatlı verilmiş sözler vardır ki bunların bize bağışlanmasını en azından dinlemek bile çok doğaldır, ancak erdem yoluyla bunlardan vazgeçildiğini bilmekle geride bırakılabilir bu büyük çekicilik..

    eğer bugün ruhum onu kaybetmekten hıçkırıklara boğulmuşsa bu onu daha sonra Sen’de bulabilmem için değil mi..

    Söyle Tanrım! Hangi ruh sana layıktır? O beni sevmekten daha iyi şeyler için doğmadı mı? Eğer benim olacak olsaydı, onu bu kadar sever miydim? Kahramanca sayılabilecek her şey mutluluğun içinde ne kadar küçülüyor!

    Tanrım bizi daha iyi şeyler için saklıyor...

    Bu sabah onunla sohbet ederken fedakarlığımı yitirdim...

    Acılarını taşımak ve tutkumuzdan size acı veren ne kalmışsa bende devam ettirmek için kalbime ve ruhuma girin..

    Kendisini sürükleyen kişiyi isteyerek izlediğinde aranızdaki bağı hissetmezsin, ama ona karşı direnmeye ve ondan uzaklaşarak yürümeye başladığında acı çekersin..

    Kendimi neredeyse sevinçli hissediyor olmam beni çok şaşırttı. Çünkü artık hayattan hiçbir şey beklemiyorum. Çünkü şimdi Tanrı ile yetinmem gerekiyor ve onun aşkı ancak içimizde her yeri kapladığı zaman bu kadar tatlı oluyor..

    Tanrı olmayan hiçbir şey bekleyişimin yerini dolduramaz.

    Hissettikleri sıkıntıyı yaymak büyük kalplere yakışmaz..

    Tanrım ulaşamadığım o kayalığa götür beni..

    Tanrı ile ölenler şimdiden mutludur..

    Şimdi ölmek isterdim, hemen yalnız olduğumu bir daha anlamadan önce.
  • Yenilgi, Yenilgim, benim ölmez cesaretim, Sen ve ben, birlikte güleceğiz kasırgayla,
    Ve ikimiz, mezarlar kazacağız içimizde ölenler için,
    Şevkle tutunacağız güneşe,
    Tehlikeli olacağız!
  • 'Ve ikimiz, mezarlar kazacağız içimizde ölenler için,
    Şevkle tutunacağız güneşe,
    Tehlikeli olacağız!'
    Halil Cibran
    Sayfa 33 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Günümüz insanı, bilim ve teknolojinin son imkânlarıyla geçmişe göre, çok daha iyi şartlarda yaşıyor. Ne yazık ki bu şartlarda yaşayan insan, pek çok konuda insanî duyarlığını da kaybedebiliyor. Çeşitli nedenlerle, yalnızca kendini düşünerek diğer insanlara ve çevresine karşı sorumsuz davranabiliyor.
    Özellikle maddî kaygıları öne çıkaran anlayış; insanı, insanî değerlerden koparıyor. Böylece insan, açlık ve yoksullukla kıvranan insanları görmezden geliyor. Gazeteler, TV kanalları açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan milyonların haberlerine yer veriyor. Açlıktan ölen insanların sayısının her geçen gün insanı dehşeti düşürecek boyutlara çıktığını, çıkacağını hatırlatıyor. Dünyadaki bu görüntünün, adeta tokluktan ölecek noktaya gelen insanlarla çok daha acı bir tabloya dönüştüğünü vurguluyor. Bir yanda açlıktan ölenler, diğer yanda onların bu açlığına karşı duyarsız milyonlar, milyarlar. Doyumsuz bir ihtirasla, çılgınca, maddî güçlerini, servetlerini artırmak isteyenler. Diğer insanların “açız!” feryatlarına kulaklarını tıkayanlar… Günümüz hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun bir eseri: “Yoksulluk İçimizde”, adeta günümüz insanının asıl önem vermesi gerektiği yanını bizlere hatırlatıyor. Yoksulluk içimizde büyüyor. İçimiz yoksul, içimiz aç… İçimizdeki yoksulluğu, insanî değerlerle, sevgiyle doldurmak zorundayız. Duyarsızlığımızı, ancak gönlümüzü doyurmamızla giderebiliriz. İnsan olmanın anlamını o zaman daha iyi fark ederiz. Maddî anlamda hepimiz iyi imkânlarda yaşamak isteriz elbette. Ne var ki bu isteğin aşırı boyutlara yükselmesi, insanı maddî ihtiraslarla adeta canavarlaştırır. İnsan, maddî hırsla bütün ahlakî değerleri görmezlikten gelerek, yalnızca kendisini düşünen bir hale gelir. Bu olumsuz gidişin farkına bile varamaz. Çünkü onun gözü artık kör, kulakları sağır, yüreği kararmıştır. Yalnızca kendisini düşünen, bencilliği kendisine ilke edinen değil, açlık ve sefaletle kıvranan insanları da gören, onların acısını duyan ve yürekleri titreyen, bu anlamda kendisine düşen sorumlulukla bir şeyler yapmaya çalışan insan… Günümüz, böylesi insanlara muhtaç. Çocuklarını, gençlerini insanî duyarlıkla yetiştirmeye çalışan ana babalar. Bin bir türlü imkân içinde yine de doymayan, bir şeyler üretmek, başta ailesi olmak üzere, diğer insanlara yararlı olmak yerine “hep isteyen” bir alışkanlıkla mutluluğu ellerinden kaçıran gençler. Yalnızca ekonomiye dikkat çekerek; sosyal, kültürel, ahlakî değerleri gözden kaçıran bilim adamları…
    Hayata kendi “at gözlükleri” ile değil, “insanî” bir pencereden bakmayı bir öğrenebilsek/öğretebilsek…
    Kaynak:http://yildirimacem.blogspot.com/...sulluk-icimizde.html
  • " Yenilgi , Yenilgim , benim ölmez cesaretim ,
    Sen ve ben , birlikte güleceğiz kasırgayla ,
    Ve ikimiz , mezarlar kazacağız içimizde ölenler için ,
    Şevkle tutunacağız güneşe ,
    Tehlikeli olacağız ! "
    Halil Cibran
    Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bu kitabı 2 kere ‘anlamadım’ diyerek yarım bırakmıştım. Kitabın başlarını anlamak zor fakat daha sonra Hikmet’ in kendisiyle konuştuğunu, daha da doğrusu kendi içindeki 4-5 farklı Hikmetle konuştuğunu anlayabiliyorsunuz. Kitabın birçok insana karmaşık geleceğini tahmin eden Oğuz Atay kitabı şu paragrafla sonlandırıyor: “Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. ‘Bana kalırsa film biraz karışıktı,’ dedi genç adam. ‘Bazı yerlerini anlamadım.’ ‘Canım’ dedi kız, ‘Sonunda çocuk ölüyor işte.’ ‘Aptal’ dedi delikanlı, ‘O kadarını biz de anladık.’ ” Oğuz Atay kendini anlatmış birazcık bu kitapta bence yoksa bir insanın iç dünyasını bir psikolog bile bu kadar detaylı, bu kadar özgün (başkasının anlayamayacağı kadar özgün) anlatamazdı. İnsanın önce kendisiyle savaşması gerektiğini söylüyor sürekli, içimizde kaç kişiyiz ve hangisi bu savaşı kazanacak? Bu savaşta ölenler olacak ve kazanan gerçekten kazanmış mı olacak? Oğuz Atay kendi içinde kaç kişiydi, hangisi kazandı bu savaşı bilmiyorum ama bu kitaptaki özeleştirisi birçok kişinin yapamayacağı kadar ağırdı bence. Kendi de diyor zaten kitapta “Herkese o kadar acıdığı halde kendine acımazdı. Büyük adamlar hep böyle değil midir?” Sen gerçekten büyük adamsın Oğuz Atay. Önerir miyim kitabı diye soracak olursanız kitabın bazı yerlerinde sıkılmış olsam da yine de korktuğum gibi aşırı ağır bir kitap değildi. Bu kadar geç bitirmemin sebebi de çalışıyor olmam, o yüzden zaman ayıramadım hak ettiği kadar. Okuduğu her kitapta belirli bir olay örgüsü arayanlar okurken baya sıkılabilir, dahası hiçbir şey anlamayabilir, onun dışında herkese öneririm.