• 460 syf.
    ·10/10
    Daphne Du Maurier!
    Bu yazarın nasıl olurda kitapları artık yayımlanmaz aklım almıyor. “Rebecca” çok duydum, çok methettiler. Artık yayımevleri basmadığı için sahaf sahaf gezip sonunda bulduğum bir kitap oldu ve iyi ki de oldu. Gotik ve psikolojik gerilim türünde enfes bir kitaptı. Kitap türü bakımından (ve içeriği bakımından da diyebiliriz) bana birazcık Jane Eyre’ yi hatırlattı. İtiraf etmeliyim ki aşk klasiklerini seviyorum, ve yine itiraf ediyorum işin içinde gizem , kasvet ve tuhaf olaylar örgüsü var ise o kitaba aşık oluyorum.
    Ana karakterimiz kadın bir mürebbiye. Adı sanı belirtilmiyor sadece “Mrs Winter” olarak geçiyor. Bunun sebebi de Max Winter adlı zengin, malikane sahibi olan bir beyefendi ile evlenmesi. Her şey ana karakterimizin bu beyefendi ile evlenmesiyle başlıyor. Malikaneye yerleşen ana karakter bir türlü uyum sağlayamıyor. Sebebi ise “Rebecca” yani bizim Maxim’in ilk eşi. Çok sevdiği, biricik aşkı ,ruhunu kaza sonucu denize teslim eden dillere destan güzel Rebecca. Bizim ezik ruhlu , yeni Bayan Winter’ımız ise bir türlü Rebecca’yı aklından çıkartamıyor çünkü çıkarttırmıyorlar. Bütün malikane Rebecca’yı tapar şekilde seviyor ve hala evde ,malikanedeymiş gibi davranıyorlar. Bizim yeni gelinde kafayı sıyırıyor tabii. Müdahale de edemiyor , üstelik korkuyor da malikanede çalışan hizmetlilerden. Ne vasıfsız durum bu yahu! “Biri şu kadına malikanenin sahibi olduğunu söylesin.” Diye diye yeni geline sövmüşlüğüm doğrudur. Kitapta şirret bulduğum ve nefret kustuğum baş karekterlerden biri ; Mrs Danvers! Hizmetçi! Evet hizmetçi! Lakin zannedersiniz malikanenin sahibi o. Bizim yeni geline de yapmadığını bırakmadı şirret kadın. Kendisi “Rebecca” ya aşık olduğu için yeni gelini her türlü psikolojik buhrana soktu.. Beyefendi ile yaş farkınız, yetiştirilme standartlarınız sürekli Rebecca ile kıyaslanışı cart curt..
    Mrs Danvers için başlı başlına bir gotik öge dememiz yanlış olmaz. Suratsızlığı, sert tavırları, konuşmaları, insanı aşağılayan cinsten bakışları.. Yeni geline ne kadar kızsam da ben bile yer yer gerildim.Psikolojik gerilim ve gotik türünde unutamayacağım ve okurken şaşırtan kitaplardan birisi oldu kesinlikle. Eğer Jane Eyre, Uğultulu Tepeler gibi kitaplardan hoşlanıyorsanız bir şekilde temin edip okuyunuz efenim.

    Bundan sonrası spoiler içeriyor;

    Yeni gelinin psikolojik durumunu da çok güzel analiz ettik. Gerçekleri öğrenmeden önceki davranış tutumu ile öğrendikten sonra kendine gelen öz-güveni görmemek mümkün değildi. Bence feminist bir okuma bile yapılabilir. “Rebecca” şu ana kadar okuduğum en zeki kadın karakterdi kesinlikle. Beni çok etkiledi. Ölümünün bile kendi isteği ile olduğu konusunda da her bahse varım. Bence karşı tarafı kendini öldürtmek için kışkırttı. Kışkırtınca karşı taraf tarafından öldürüleceğini biliyordu. Ve bana soracak olursanız kesinlikle ve kesinlikle (şirret) “Rebecca” kazandı!.
  • ...savaşı ve içinde ne varsa hepsini reddediyorum... Ben savaş var diye üzülmüyorum... Ben kaderime razı olmuyorum... Ben bu konuda sızlanıp durmuyorum... Onu olduğu gibi reddediyorum, içindeki insanlarla birlikte, onlarla, onunla hiçbir alışverişim olsun istemiyorum. İsterlerse dokuz yüz doksan beş milyon kişi olsunlar ve ben tek başıma kalayım, yine de haksız olan onlar, Lola haklı olan da benim, çünkü ne istediğini bilen bir tek ben varım: ben artık ölmek istemiyorum.
  • 144 syf.
    ·Puan vermedi
    Kimi zaman yüktürinsanın hayatına ;kimi zaman sığınılan sıcacık kucak,kimi zaman güvencedir;kimi zaman korubulması gereken emanet..çünkü o kardeştir!!
    Toronto 'nun kenarında hayata tutunmaya gelmiş bi avuç göçmen ailenin hayatta kalma mücadelesinde, kapitalizmin ayakları altında ezilişini ; yalnız bir anne olan Ruth'un iki oğlu Michael ve Francis'i suça bulaşmadan büyütmeye çalışmasını, azimle yokluğa ve sefalete karşı direnişini; güçlü olan kazanır ilkesine tutunarak birbirine üstünlük taslayan,hayatın acımasız davrandığı çocukların "Ben de varım" isyanlarıyla saflıklarını nasıl kaybettiklerini yürek sızısı içinde okuyacaksınız..çünkü onlar suç işlemeden suçlu olanlar,çünkü onlar yoklukla terbiye edilenler,çünkü onlar önyargının acımasızca uygulandığı fakir insanlar,çünkü onlar zenci!!
    Kitap küçük kardeş Michael'ın ağzından anlatılıyor ve siz hem Michael 'ın var olma çabalarını, hem iki kardeş yerine uğraşmasını hem de annesine göz kulak olarak erkek annelik yapmanın zorluğunu onunla birlikte yaşayarak öğreniyorsunuz..
    Hayat,kenarındakilerin yeteneklerini,kalplerini,sevgilerini,eksiklerini umursamıyor çünkü,hayat merkezdekileri sever..
    bu kitap belki de acının tam anlatımı olabilir..hoşçakal Francis yüreğim cesurluğunu çok sevdi..hoşçakal Ruth,ruhundaki ince çiziklerden dışarı sızan yasını hiç unutmıcam!!
  • Hep aynı türküyü söylüyormuş akşama doğru..
  • 291 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Ankara tozun toprağın ortasında kalakalmış. Rant peşinde koşan yüzlerce insana yem olmuş ve akıllarda tek bir soru: "Gerçekten de son mu bu?"

    https://www.youtube.com/watch?v=OYhHfRhlHZQ

    Her birimizin bi' yarası var sol yanında. Kimisi öpmeye bile kıyamadığı, yolda yan yana yürürken el ele tutuşmaya utandığı, sevdiğini kaybetmiş.
    Kimisi de yıllar yılı kendisine bakmış, kanatları altında korumuş ve bir kez bile "Seni seviyorum baba." diyemediği babasını kaybetmiş.
    Kimisi de yorgun argın okuldan, işten gelip de kapıyı açar açmaz yüzüne vuran mis gibi yemek kokularının sahibi, hiç sarılmadığı annesini kaybetmiş.

    Kimisi de Behzat Ç. gibi "Keşke hiç tokat atmasaydım. diyerek kızının ellerinin arasından kayıp gidişini seyretmiş.

    Kitaplar mutluluğu anlatmaz. Zaten kitap okuyan insanlar da her zaman biraz hüzünlü değil midir? Çünkü kitaplarda kaybedişler vardır. Keşkeler vardır.
    Söylemek isteyip de söyleyemediklerimiz,
    Bir kez daha görebilsem keşke dediklerimiz,
    "Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum." deyişlerimiz vardır.

    Kısacası, bu kitapta da siz varsınız ben varım. Emrah Serbes'in ilk okuduğum kitabı Müptezeller'di. Sabaha karşı bitirmiştim ve saatlerce tavana bakmıştım.
    İnsanın içinde küçük ama derin bi' sızı bırakır Serbes.
    Kim bilir, belki de bizlere hep kaçtığımız yanlarımızı gösterişindendir.
    Bütün mutsuzlukların, bütün kaybedişlerin ve bütün acıların ardından yine de...
    "Yine de mutluydu, yaşadığını bilmek iyiydi."
    Bizler de yaşıyoruz bir şekilde.

    Okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim.
  • Ellerime baktın. Çoraktı, çatlaktı. Belki tek vurgunluğun gözlerimeydi. Onlardı eskitilemeyen. Yıpranmazdılar ben isteseydim bile. Bir süre oyalama gücü veren sana. Yakınmıyorum. Yanlışlığın nerede olduğunu tam kestiremeden öleceğim gene de. Kin tutmaya ödün vermez bir ölüm olacak, umutlanma. Bunalımlarını neye dayandırmak istersen iste, açılamazdın, açılmana yardım edemezdim. Tüm cayabileceklerimi ellerine tutuşturmaya kalkışsaydım, nasıl küçülürdüm biliyorum. O bilişi, onurlu alınganlığını yerleştirdiğin yüreğimin suçu ne? Biz bir varoluşun içinde ya da dışındaydık, onu hiçbir payanda ayakta tutamazdı. Susacaksın kuşkum yok, bu susku’yu senden önce salt unutulmuşluğa götürmeyi diliyorum. Kanayan tutkularında neyi parçalasan içinde ben varım, dahası ruhgöçüne uğrayarak ben olacağım!...
    Mutluyum, nasıl isterdim bunu bilmeni. Bildiğini bilmek umudu, artırmıyor mu sanıyorsun acımı. Aynı zamanda şaşkın bir doğa çarpığı. Ne İskender’ler imgeledim, ne Salvador Dali’ler sende. Bir gün beni yersiz yücelterek içini rahatlatmaya zaman bırakacağımı da seziyorum. Kocadı yüreğim artık, durmaya gönüllü. Duymayayım da yanıl, kutsa benden sonra beni, bağışladım şimdiden. Masalımızı yazamayacaksın yaşadığıma inandıkça. İşin kötüsü, yok olduğuma da inanamayacaksın! Gene de esirgeyeceğim seni, kesin ardıma bırakacağım, senin dileğin de bu, öylesine hırpalıyorsun çünkü, değmez bulacak, insanlık tragedyası karşısına çıkarılmış clown fantezisi sayacaksın, bize göre dünyamızın çocuk kalmış sevdasını! Oysa, bir kez ölümlü bakışını durdurabilseydin zamansızlıkta... Dur, yokla bedenini, bak ne sıcacık! Hep kıskandın kendini, kendinden canım aptalım benim. Sen hep yanılgı ve yenilgilerden oluştuğun için yaşayabilensin!
  • ALEVİ OZANLAR OLMASAYDI TÜRKÇE UNUTULURDU!

    (ALEVİLER TÜRKÇE DÜŞÜNÜR SÜNNİLER ARAPÇA...
    Aleviler "Yol" diyor, Sünniler "Mezhep".
    Aleviler "Sürek" diyor, Sünniler "Tarikat".
    Aleviler "Musahip" diyor, Sünniler "Sahabe".
    Özetle Aleviler genelde Türkçe düşünüyor, Sünniler Arapça.
    İki inanç grubu arasında özünde, yani iman ve inanç esaslarında hiç bir fark yok.
    Fark sadece ibadetlerde ve yaşam biçimindedir.
    Sünni camide namaz kılıyor, Alevi Cemevinde semah dönüyor.
    Camide "Hz. Musa Tur Dağı'na giderken bir adamın yamaçtan aşağı yuvarlandığını görünce 'ne yapıyorsun arkadaş' diye sormuş. O da 'İbadet ediyorum' diye cevap vermiş. Musa durumu Allah'a aktarınca Allah kendisine 'Onu kendi haline bırak Ya Musa. Bildiği gibi bana ibadet etsin. İbadette önemli olan ihlastır' demiş" diye vaaz ederek ibadette şeklin önemli olmadığını anlatıyorsun da Ayin-i Cem'i neden ibadet olarak kabul etmiyorsun Müslüman? Şu halde mesele nedir?
    Mesele Aşık Veysel'in dediği gibidir:
    MANFAATTİR VARVARASI...)
    ...
    22 Mart 2018 günü paylaştığım yukarıdaki yorumu sağolsun Em. Ağır Ceza Reisi dostum Osman Kaçmaz kendi sayfasında paylaşmış.
    Sesil Hüseyin isimli genç bir hanımefendi ise altına şu tenkidi yapmış:
    "Sözüm size değil Osman Bey, samimiyetle paylaşılmış bir yazı olduğunu biliyorum ama kabul etmiyorum. Ne demek sünniler arapça düşünür? Ben alevinin de yobazını tanırım. Ben alevinin de Türkçe düşünmeyip Halkların kardeşliği diyenini bilirim. Bu tüm aleviler öyle olduğu anlamına gelmez, tıpkı sünilerin de arapça düşünüp tarikat dedikleri anlamına gelmediği gibi."

    Yine başka bir Em. Ağır Ceza Reisi dostum Kerim Yılmaz da bu hanım efendinin itirazı için" İtirazı kayda katılıyorum" yazmış.

    Bu konuda ilave olarak demek isterim ki:

    Elbette bu konuda, özellikle günümüz için bir genelleme yapılamaz. Ancak Osmanlı aydını için bir genelleme yapmak fazla yanlış olmaz. Çünkü Osmanlı Sünni aydını ya Arapça düşünmüştür ya Farsça düşünmüştür ya da Arapça ve Farsça'nın içine biraz da Türkçe katmak suretiyle oluşturulan ve "Osmanlıca" denilen salata bir dil ile düşünmüştür!

    Elbette Alevilerin ifrata kaçanları, yani Müfrit Aleviler de vardır.
    Ayrıca "Halkların Kardeşliği" söylemi, dini bir söylem değil, siyasi bir söylemdir.
    Aynı söylemi Sünniler de dile getirirler. Hatta Sünniler daha çok dile getirirler.
    Unutmayın ki; 5-6 milyon oy alan HDP, genelde Şafi mezhebine mensup Sünni Kürtlerin partisidir.
    "Halkların Kardeşliği" ni en çok savunan da HDP'dir.
    Dolayısıyla; benim "Sünniler Arapça ve Farsça düşünür/düşünmüştür, Aleviler Türkçe düşünür/düşünmüştür kanaatim, kesin ve değişmezdir.
    Bu durumu Sünni Avni, Selimi ve Muhibbi'nin şiirleriyle, Alevi Şah Hatayi'nin şiirlerine bakarak siz de rahatlıkla tespit edebilirsiniz aslında.
    Ya da isterseniz bu işi de biz yapalım sizin yerinize.
    Siz lütfen kafanızı eskitmeyin.
    Bizimki nasıl olsa tükenmek üzere!
    Şimdi sırasıyla önce Sünnî İslam inancına sahip Avnî (Fatih Sultan Mehmet), Selîmî (Yavuz Sultan Selim) ve Muhibbî'ye (Kanuni Sultan Süleyman), sonra da Şii/Alevi Hatayi'ye (Şah İsmail) ait bazı beyit ve dörtlüklere yer verelim:

    Perdedârî mî-küned der tâk-ı kisrâ ankebût,
    Bûm nevbet mî-zened der kal'a-ı Efresîyâb
    (Avnî)
    *
    Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
    Eşkimi kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
    Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
    Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
    (Selîmî)
    *
    Hayatım hâsılım, ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
    Bahârım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handânım
    Neşâtım, işretim, bezmim, çerâğim, neyyirim, şem'im
    Turuncu u nâr u nârencim, benim şem'-i şebistânım
    Nebâtım, sükkerim, gencim, cihân içinde bî-rencim
    Azîzim, Yüsuf`um varım, gönül Mısr'ındaki hânım
    (Muhibbî)
    *
    VARDIM KIRKLAR YAYLASINA

    Vardım kırklar yaylasına
    Gel berü hey can dediler
    Yüz sürdüm ayaklarına
    Gir işte meydan dediler

    Kırklar bir yerde durdular
    Yerlerinden yer verdiler
    Meydana sofra serdiler
    El lokmaya sun dediler

    Erenler gönlü ganidir
    Yuduğu kalbi arıdır
    Gelişin kandan bellidir
    Söyle ey ihvan dediler

    Gir semaa bile oyna
    Silinsin pak olsun ayna
    Kırk yıl bir kazanda kayna
    Daha çiğsin yan dediler

    Gördüğünü gözün ile
    Söyleme sen sözün ile
    Andan sonra bizim ile
    Ol sen de mihman dediler

    Düşme dünya mihnetine
    Talip ol Hak hazretine
    Ab-ı Kevser şerbetine
    Parmacığın ban dediler

    Şah Hatayi'm nedir halin
    Dua edip kaldır elin
    Kesegör kıybetten dilin
    Cümlemiz yeksan dediler
    (Şah Hatayi)