• Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin içinde benzetmeler olan "Kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok."
  • bir şiir istersin
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok
    ..
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır
    ..
    bir tek söz kalır
    dişlerimin arasında
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar
    ..
    verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz
    ..
    sana bakmak
    Allah’a inanmaktı
  • Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

    her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak Allah’a inanmaktır
  • 404 syf.
    ·17 günde·Beğendi·9/10
    Marcel Proust okumaya, geçen dönem aldığım bir yüksek lisans dersi sonrasında "gaza gelerek" başladım (zaten bir süredir düşünüyordum). Proust'u okumaya aslında geçen senelerde, "Sodom ve Gomorre" kitabından başlamıştım, ki bunun bir seriye ait olduğunu bilmeden başladım ve lanetler ederek yarım bıraktım. Proust'a alışkın değildim, yazı diline, betimlemelerine, serinin gidişatına; haliyle de okurken zorlandım. İnsan 1-2 yıl içinde bile, okuma zevklerini nasıl geliştirebiliyor, nasıl farklılaşabiliyor ve nasıl geçen senelerde okuyamadıklarımızı zamanla okuyabilir hale geliyorsa, ben de 1-2 yıl içinde kendimi Proust'a hazırlamışım meğer. Zira kendisi, Musil'in Niteliksiz Adam serisi ve James Joyce külliyatından sonra okuduğum en zor kitap oldu (ki bu diğer ikisini bitiremedim bile).

    Swann'ların Tarafı, Marcel Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" serisinin ilk kitabı, ki bu seri yanılmıyorsam 7 kitaptan oluşuyor. Okunması hiç mi hiç kolay olmayan bu seriyi tamamen bitiren çok fazla insan yok herhalde; ben de biraz geniş zamana yayarak bu seriyi bitirmeyi hedefledim. Proust'un diline ve anlatımına alışmak kolay değil. Fazlasıyla betimlemeler ve benzetmeler yapmayı seven bir yazar kendisi, ama bunu çok da başarılı yapıyor. Yoruyor mu? Yer yer evet. Uzattığı oluyor mu? Bazen gerçekten gözlerimin ağrıdığını hissettim, yine de, yine de, lanet olsun ki çok başarılı betimlemeler yazmış. Konu olarak zaten son derece basit denebilecek bir konusu olan kitabı Proust, anlatımıyla şahane bir yere getirmiş. Orta sınıf bir aileye sahip genç bir çocuk var, adını, nasıl göründüğünü pek bilmiyoruz. Onun gözünden görüyoruz, onun gözünden okuyoruz her şeyi. Kitabın başında, yediği bir bisküvi, ona geçmişini anımsatıyor, onu bambaşka yerlere götürüyor ve aslında roman bu şekilde açıveriyor kapılarını. Bence bu fikir gerçekten muazzam olmuş. Başlığı esinlenme kaynağım olan kitabın adı, gerçekten bir sinirbilimci olan Jonah Lehrer'in, belirli sanatçıları eksene alarak sinirbilimin sanat eserlerini oluşturma sürecindeki bağlantısını incelediği kitaptan geliyor. Proust, gerçekten bir sinirbilimci edasıyla kaleme almış bu romanı. Kokuları, müzikleri, görülebilecek somut nesneler anılarla, yaşanmışlıklarla o kadar iyi bağlayıp okura sunmuş ki, gerçekten okurken size bunları yaşatıyor.

    Konuyu uzun uzun anlatmama gerek yok bence. Dediğim gibi, bir ana karakterin yediği bir bisküvi parçasının kendisini geçmişe götürmesiyle başlıyor, o çocuğun ailesini, çevresini görüşünü bizzat kendi ağzından, hatta kendi zihninden görüyor, duyuyor ve hissediyoruz. Yoğun psikolojik, çevresel ve duygusal betimlemeler var. Proust'u gelmiş geçmiş en duygusal yazarlardan biri addedebilirim sanırım, hatta Goethe'nin Werther'inden bile daha duygusal bir eser okuduğumu sanıyorum. Bu duygusallık, ağlamaklı, acılı bir duygusallık değil aslında; duyguların sinir uçlarınıza kadar, her duyunuza hitap edebilecek şekilde anlatılması ve yaşanmasıdır kastım.

    Biraz dağınık yazmış olabilirim, kusura bakmayın. Proust'u çok sevdim ben, yer yer beni zorlasa da, sevdim. Hani arkadaş çevrenizde genel olarak sessiz, ama dokunsanız, halini sorsanız fazlasıyla patlayan, yoğun ve uzun bir konuşmaya giren bir kişi olur ya, bence o kişi tam olarak Proust. Kitapla ilgili tek eleştirim, dediğim gibi bu betimlemelerin yer yer fazla uzaması ve yorması. Bir de çok fazla benzetme var, 2 sayfada bir "gibi"li, duyguların somutlaştırılarak başka bir şeye benzetilmesini görmek biraz tekrara düşmüş hissi uyandırdı bende. Yine de, her şeye rağmen okuması keyif verdi.

    Proust, gerçekten de bir sinirbilimciydi.
  • Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
    Uçak örneğin uçurtma mesela
    Altına konabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
    Sallanan bir masanın
    Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa
    Bir ömür üzerine
    Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir
    Senin dışında
    Güzelliğine benzetme bulmak zor
    Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan herşeyden
    Bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor
    Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim
    Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
    Toprağın güneşle kavuşmasını
    Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
    Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok
    Köklerin içimde gizlidir,
    Gelen, giden arayan, soran dere budak yok
    Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan
    Kusura bakma sevgilim
    Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok... yok!
    Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    Herşeyi anlattım olan olmayan, acıtan sancıtan
    Bilsem kisana varmak içindi bütün mola sancıları,
    Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
    Sana bakmak suya bakmaktı
    Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı
    Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    Aşk sorgusunda şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır
    Ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar
    Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar baçıvanlar değil tüccarlar
    Sen öyle gçz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    Sen içimde cennet kayganlığı iken,
    Sana şiir yazmak ahmaklıktı...
    Bir tek söz kalır dişlerimin arasında
    Ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
    Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
    Ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz,
    Yazdığım bütün şiirler sanabaşlayan bir kitap için önsöz
    Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
    Herşey olmaya hazır
    Sana bakmak, suya bakmaktır
    Gördüğün suretten utanmak
    Sana bakmak,
    Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
    Sana bakmak,
    Allah'a inanmaktır.
  • Sen bana ışık ver yeter
    ben de filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen giden açan soran bere budak yok
    bir şiir istersin
    "içinde benzetmeler olan"
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok...
    "Yılmaz Erdoğan"