• Mesela mesaj kutuma içinizden geçen bir cümleyi bırakabilirsiniz.
  • Dünyanız yüksek bir bilinç oktavına geçtiği için zaman hızlanıyor, daha kısa zaman süreleri içinde giderek daha çok olay ve deneyim yaşanıyor. Bunlar da daha fazla hisse ve duyguya neden oluyor. İçinizden geçen duygu ve his enerjileri dönüşüm yaratan ateşlerin yakıtlarıdır.
  • 》AŞKIM ÖNCE SEN KAPAT《

    Zehirlenen oldu mu hiç.Kusamadığınız ama ağzınızın tadının tuzunun kalmadığı zehirlenmeden.
    Günümüz gençliği fazla sevğiden midir,yanlış sevnekten midir birbirini sevğiyle zehirliyor galiba.
    -Önce sen kapat sevgilim much much
    -ama olmaz önce sen kapat aşkım much much
    -ben bu saatte off lineydim sen neden on lineysın.
    -bak ben seni rehberime aşkıloşkitom olarak kaydettim.

    İnsanın yoğun sevilmek ilk zamanlar hoşuna gittiyse de aslın da bunun hayatının en büyük baskısı olduğunu sonradan fark ediyor ve sevği her geçen gün derğer kaybediyor.

    Bi gün yakın arkadaşım Turgut Uyarın yaşadığı zamanda yaşamak isterdim.Belki bir Tomris olmasamda anlamlı sevilirdim demişti.Ne kadar güzel değil mi anlamlı sevmek ve sevilmek istemek.
    Şimdi içinizden çok seversin sıkılır, az seversin sen beni sevmiyosun olur diyosunuzdur.Ozaman sevdiğinizi avuçlarınızın içinde tutuğunuz bir kelebeğe benzetin.Avuçlarınızı açarsanız uçup gider.Gitmesin diye sımsıkı kapatırsanız da sevğiniz avuçlarınızda can verir.
    Unutmayın:Sevğinizi göstermek ile karşı tarafı boğmak arasında fark var.
  • Yeni Hayat isimli gizemli bir yazar tarafından yazılmış kitap okuyan gençlerin hayatını tümden değiştirir. Hikaye bununla başlayıp sonra İTÜ Mühendislik Fakültesi koridorlarında ilerleyen üçlü bir aşk hikayesiyle devam eder. Kitabı bu şekilde anlatmaya başlayınca klişelerle dolu olduğunu düşüneceksiniz ama karşımızda zekasıyla okurla dalga geçen bir yazar var.

    Hikaye, Zeki Demirkubuz'un Masumiyet ve Kader filmlerindekine benzer. Kaybolan genç bir adam, ona aşık kız ve umutsuzca kızın peşinde sürüklenen aynı okuldan yirmi iki yaşında başka bir genç adam. Yeni bir hayat hayaliyle ve aşkla otobüsler, terminaller,kentler, kasabalar, köyler arasında savrulan iki yaşam. Ve yollarda görülen bir sürü kaza, ölen insanlar, ölenin kimliğini alıp yerine geçmelerle dolu bir serüven.

    Kitap tüm akıcı anlatımına rağmen bir süre sonra öyle bir kısır döngüye giriyor ki yüz ellinci sayfalar civarında elinizden atıp kurtulmak istiyorsunuz. Ama yine de hem yazarın anlatımından hem de hikayenin yaktığı ışıktan dolayı devam ediyorsunuz. Sonra iki yüzüncü sayfalara gelince beklenmedik klişeden uzak bir final, içinizden yazara övgüler düzmek gelirken bir bakmışsınız aslında o final final değilmiş. Yazarımız okurla dalga geçmiş, meğerse -assolist olduğundan- kitap kendince "bis" yapacakmış. Bir yetmiş sayfa da ikinci finali okursunuz ve kafanızda bir sürü soruyla kitap bitmiştir.

    Roman bir sürü alt metin içeriyor ve Gabriel Garcia Marquez'in öncülük ettiği "Büyülü Gerçekçilik" tarzında yazılmış. Bundan dolayı kitabın belli bölümlerinde gerçekle hayali karıştırıyorsunuz. Bunun dışında kitap çok sayıda alt metin içeriyor. Eğer bunlara hakimseniz sizin için içerik birdenbire zenginleşebilir ve bağlantıları çok rahat kurabilirsiniz. Örnek olarak kitabın anlatıcısı yirmi iki yaşında ve Orhan Pamuk'ta ilk romanına tüm hayatını komple değiştirerek yirmi iki yaşından itibaren başladı. Kitap 1992-1994 yılları arasında yazılmış ve Sivas Katliamı 1993 yılında yaşandı. Kitabın ortalarında isim ve yer belirtilmese de -bence- Sivas Katliamı'na bir atıf vardı. Buna benzer çokça çözülmeyi bekleyen şifreler bulunmakta. Aslında baktığınızda tüm düğümler ilk finale doğru çözülürken yazarın zekası ve alaycılığı sebebiyle sonlara doğru bambaşka bir düğümle karşı karşıyasınız.

    Son derece farklı, aklı zorlayıcı ve özellikle Orhan Pamuk'un hayal dünyasına adım atmak için güzel bir başlangıç kitabı. Fakat kitabın belli bir bölümünde yer alan kısır döngüsel ve durağan anlatım, tam bitti derken yine yeniden bir son anlatım gibi nedenlerle romana çok ısınamadım. Farklı anlatım seven ve aklını zorlamaktan hoşlanan okurlar için mutlaka okunması gereken kitaplardan birisi.
  • Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...

    Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...

    Sokağa fırlayacaksınız...

    Sokaklar da dar gelecek...

    Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...

    Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...

    Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz...

    Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...

    ‘‘Önemli olan sağlık.’’

    ‘‘Yaşamak güzel.’’

    ‘‘Boşver, her şey unutulur.’’

    Siz hiçbirini duymayacaksınız...

    Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.

    O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...

    Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...

    ‘‘Ölüme çare bulundu’’ ya da ‘‘Yarın kıyamet kopacakmış’’ deseler başınızı kaldırıp ‘‘Ne dedin?’’ diye sormayacaksınız...

    Yalnız kalmak isteyeceksiniz...

    Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

    İkisi de yetmeyecek.

    Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak...

    Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek...

    Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız.

    Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.


    Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...

    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...

    Herkesi ona benzetip...

    Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...

    Hiçbir şey oyalamayacak sizi...

    İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...

    Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...

    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...

    Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de ‘‘Hiç güneş doğmasa’’ diyeceksiniz.

    Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...

    Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...

    Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz... Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...

    Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz... Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...

    Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek... Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...

    Yüreğiniz burkulacak...

    Canınız yanacak...

    Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.

    Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...

    Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız... Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...

    Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...

    Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...

    Gel gitler içinde yaşayacaksınız...

    Buna yaşamak denirse...

    *

    Razı mısınız bütün bunlara?

    Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye?

    O halde áşık olabilirsiniz.

    Ama ben hiç tavsiye etmiyorum. Şu günlerde bu durumda olan birini seyrediyorum zira... Dayanılır gibi değil.

    mış muş köşesi

    Ecevit, ‘‘Pişkinsüt olayı üzücü’’ demiş.

    Haklısınız, size rakip olmamalıydı değil mi?

    Epilasyon yaptıran erkek sayısı her geçen gün artıyormuş.

    Bakalım Mehmet Gül buna ne diyecek?

    Kadınlar yaşlandıkça daha çok seks istiyormuş.

    Ne yapsınlar, fazla işe güce halleri kalmıyor, sırt üstü yatarak yapılacak bir tek o iş var.

    A.Menderes, ‘‘Ecevit Bahçeli'ye benzedi’’ demiş.

    Keşke benzese, Bahçeli hiç olmazsa habire gaf yapmıyor.

    Derviş, ‘‘Gücümü halktan alıyorum’’ demiş.

    Bu da alıcı. Biri de çıkıp bize güç verse...
  • ...başınıza bazı olaylar gelebilir ama siz olay değilsiniz. Aynı geçen bulutların, gökyüzü olmadığı gibi, içinizden geçenler de siz değilsiniz. Siz olduğunuzu düşündüğünüz kişi değilsiniz.
  • Bu yazı sana iletilmişse ve yazıyı okuyorsan senin de içinde bir yerlerde “kitap okumak istiyorum” cümlesi ile başlayıp “ama” kelimesi ile devam eden ve çeşitli bahaneler üreten bir kişi var. Çeşitli ortamlarda okuyorum fakat düzenli okuyamıyorum gibi diyaloglarda buluyorsun kendini ya da içinde kitap geçen konuşmalarda okumuş olduğun bir kaç kitaptan alıntılar yapıp bunun daha fazla olmasının hayalini kuruyorsun.
    Düzenli kitap okumak ve farklı yazarlara pencere açmak ister misin? Çok basit bir formulü var. Denenmiş, başarılı olunmuş bir formül.
    Öncelikle senin gibi içinde bir yerlerde kitap okuma isteği olan bir kaç arkadaş buluyorsun. Bu arkadaşların lise, üniversite, iş arkadaşları, akrabalar olabilir.
    Telefonda veya yüz yüze bu kişilerle konuşarak kendilerine kitap okuma isteğini anlatıyorsun.
    Sonra hemen Whatsap, BİP gibi iletişim programlarında “Kitap Sevenler”, “Kitap Kardeşi”, “Kitap Kurdu” gibi bir başlıkla bir grup kurarak bu arkadaşlarını oraya ekliyorsun.
    Aylık kaç kitap olunabilir bunu kararlaştırıyorsunuz. (Biz aylık üç kitapla başlamıştık)
    Her ayın başında okuyacağınızı taahhüt ettiğiniz kitapların fotoğraflarını çekerek gruba atıyorsunuz. Böylelikle yapacağınız etkinliği açıkladığınız için onu yapmak adına daha büyük bir motivasyon duyacaksınız.
    Şimdi herkes taahhüdünü yerine getirmek ve mahçup olmamak için okumaya başladı bile.
    Sonrasında okuduğunuz kitap bitince arkada boş bir sayfaya kitabın manşetini yazıp, fotoğraflayıp yine gruba atıyorsunuz. Böylelikle kitabı okuduğunu diğer grup arkadaşlarına ilan ediyorsun.
    Artık okumaya bir adım atıldığına göre, kendi düşünce tarzının dışında da okumaya başlamalısın. İlk ay kitaplar bittiğinde ikinci ayın kitap listesi oluşurken diğer arkadaşlarından öneri kitabı isteyeceksin. İsminiz, şehriniz, yaşınız gibi her ay değişiklik gösterecek bir sıralama oluşturarak listede bir sonraki kişiye kitap önereceksin. En sondaki de en baştakiler önerecek. Örneğin grupta Hasan, Ahmet, Yılmaz, Mustafa isminde dört kişi olduğunu varsayarsak ve sıralamayı ismimizin baş harfine göre yaparsak Ahmet-Hasan-Mustafa-Yılmaz-Ahmet şeklinde bir sıralama ortaya çıkacaktır. Böylelikle herkes kendinden sonra gelen kişiye bir kitap önerecek.
    Kitaplardan birini bu şekilde seçip diğer kitabı veya kitapları da kendimiz seçerek listeyi oluşturacağız. Böylelikle hem farklı yazarları tanıma fırsatı bulacağız hem de grupta aynı kitaplar okunmuş olacağı içinde üzerlerinde konuşma fırsatı bulacağız.
    Her ay bu döngüyü sağladığınızda bir bakmışsınız aradan aylar geçmiş ve okuduğunuz kitaplardan bir kütüphaneniz oluşmuş bile.
    Ha bir de içinizden birisi de bu okuma listelerini Excel de bir yere kaydederse sanal bir kütüphane de oluşmuş olacak.
    Bu yazıyı okuyup, uygulayıp başarılı olanlar veya başarılı olamayanlar düşüncelerini kitapseverlergrubu@gmail.com mail adresine ulaştırırlarsa seviniriz.
    Herkesin okuması, okuduklarını paylaşması dileğiyle.
  • Böyle yüreğime dokunan bir kitap olacağını hiç tahmin etmemiştim...

    Türkan, Dönüş, Derya... Üç Kız kardeşin hikayesi... Bir çok yerde gözyaşlarıma hakim olamadan çevirdim sayfaları.

    Ailenin olmanın önemi, sevmek, sevilmek, kardeşlik, vefa, dostluk, benimsemek, önemsemek, aşk... Hangi duyguyu ararsanız var kitabın içinde. Sizi öyle bir alıyor ki içine, farkında olmadan kitabın içinde geçen şarkıyı dinlerken buluyorsunuz kendinizi.

    Kitapla alakalı ne desem spoiler verecekmiş gibi hissediyorum, aslında bu kitapla alakalı saatlerce konuşabilirim ama sadece okunmalı diyorum. Kardeşlik duygusu nasıl bir şey bilmediğim halde derinden etkilendim. Kendi içinizden mutlaka bir şeyler yakalayacak ve uzaklara dalmanıza sebep olacak. Iclal Aydın'in kalemine sağlık.
  • Bir çoğunuzun izlediğinden emin olduğum, doğumum senesi yapımı bir film "Esaretin Bedeli" .. Bu filmi izlerken aklıma birkaç dilekçe geldi. Şimdi birçoğunuz neyden bahsettiğimi tam anlamayacaksınız.. İşin doğrusu herkes anlasın diye de yazmıyorum bunu buraya .. Sadece yazıyorum hepsi bu. Birçok dil bilgisi ihlali olduğu gibi hiçbir düzeni olmayan cümleler yığını . ama bu önemli değil. Birçoğunun ilk cümleden buraya kadar okuduğuna dahi inanmıyorum.😅 Betül Kevser yine öznesi Bağdat'ta yüklemi Bağcılar'da cümleler kurmuş deyip, bırakmışlardır..😅 Neyse biz konuya dönelim ; Müzikten bahsederken elini önce kafasına daha sonra kalbine götürüp.. "Burada ve buradaydı.Müziğin güzelliği budur işte. Kimse onu sizden alamaz. Dünyada, taştan olmayan, kimsenin senden alamayacağı bazı şeyler vardır. Kimsenin senden alamayacağı.." Neydi peki bu.. "Umut".. Filmin sonundaki cümleyse; " Umut iyi bir şeydir. Ve iyi şeyler ölmez. " .. Bitmeyecekmiş gibi gelen acılar, sevgiler, konuşmalar, saatler.. Ve herşeyin bittiği o yerde başlayanlar.. Hadi boşverin siz şarkılar söyleyin içinizden. Dualar edin demezsem vicdan azabı çekerim.😁 Tabi ki dualar edin.. Filmi izlerken Frankl'ı hatırladım, çenesini küreğin üzerinde duran eline dayadığında, kamptan soyutlanıp, yaşama sanatında harika eserler vereceği düşüncesiyle, umuduyla diyelim kurtuluşunu.. Filmi izlemeyenlerin bittabi izlemesini tavsiye ediyorum.. Harika geçen iki saat yirmi iki dakikanın sonunda, uyumalıyım.. İyi geceler.. 🙏🤗🌿 Ha durun durun filmden bir cümle daha..
    "Tanrının adaleti er geç tecelli edecektir." 🌿
    .
  • ...aklınızdan geçen,içinizden de geçiyorsa.
    Ve bu anlarda zaman geçmek bilmiyorsa,
    kursağınızdan geçmeyen bir geçmişiniz vardır..
    Zamanla geçer diyene de inanmayın,
    geçmez..
    Geçmiş olsun..
    iyi 'geç'eler güzel insanlar...🍃

    Kazım Yıldırım