• -Muavin seslendi yol ayırımında inecek olanlar toparlansın diye .

    Babam toparlanın birşey unutmayın diyerek otobüsünün oturduğumuz koltukların üst bölmesinde eşyaların  koyulduğu yerden  eşyalarımızı çıkartıp  annemin ve benim elime tutuşturuyordu kalanlarıda kendisi kucağında topladı .

    Otobüsten indik bizden başka inecek yoktu annem babam ben .

    İner inmez bir traktör gördüm yanında sakallı bir adam üstünde eskimiş kıyafetler tozlu vede yamalı  ( Annemden biliyordum pamuk toplamaya gittiği dönemler de geldiğinde üstü hep toz çamur olurdu tarla işlerinin toz ve çamur barındırdığı belliydi TERİ de var tabi bu işin ) babam elindekileri traktör ün arkasında bir yerlere koydu o amca ile sarılmaya başladılar böyle kenetlenir gibi. O an içim kaynamaya başladı .
    Muavin bagajlarımızı  otobüsden  indirmiş  , bagajlar yol kenarında  annem e hoş geldin abla denildi eli öpüldü sonra bana gel bakalım amcam koca adam olmuşsun sen deyip şapur şupur öpülmeye maruz kaldım .

    Bağullar kucaklandı traktör e istif edildi 
    Traktör ün arkasına iki tekerleğin arasındaki boşluğa tahtadan oturmak için bir şey yapmışlar adını bilmiyorum .
    Bir tarafda bağullar bir tarafda annemin kucağında ben amcam direksiyonda babam yanında  yavaş yavaş yola koyulduk

    Gidiyoruz köyümüze doğru annem ve babamın doğup büyüdüğü yetiştiği ve ailemizin geldiği benim doğduğum topraklara .

    Köy yolunda bu sefer annem çevreyi tanıtmaya başladı .
    Bak oğlum bu tarlalarda buğday var arpa var patates var fig var lahana var ve şeker pancarı var .
    Bildiklerimi o an gözlerimde canlandırmaya başladım pancar ve fiğ neydi acaba hadi diğerlerini anladımda

    Bak inek bak dana bak söğütlü tarla bak eskiden burda taş değirmen vardı derken köye  giriş yaptık .

    Beş metre kadar mesafeli karşılıklı evler var durduğumuz yerde  evlerin önünde oyulmuş taşlar  evler çamurdan yapılmış (sonradan öğrendim kerpiç derlermiş ) herkes bir heyecanlı  abim gelmiş ablam gelmiş diye herkes bir birine sarılıyor hoş geldin cümleleri havalarda uçuyor  beni gören  en küçük mü bu diye sarılıyor öpüyor yada el öptürüyor .
    Hadi bakalım bi çay koyulsun çayın yanına birşeyler hazırlansın denildi

    Eşyalar evlerden birine koyuldu  girdik içeri. Yaşlı bir adam köşede oturmuş elinde uzunca bir tespih  kim geldi diye soruyor .

    O yaşlı adam dedem miş babamın babası
    Şaşırdım  anlatılırdı hep evimize akrabalar geldikçe  meğer dedemin gözlerinden rahatsızlığı varmış görmüyor muş .

    Babamın geldiğini öğrenen dedem hemen yerinden kalktı  bir yerlerden destek alarak sarılmak için babamı arıyor elleri ama herkesin bir anda gözleri sulandı. Ben şaşkın  sarıldı  koklaştılar . Annem aynı şekilde 
    Sıra bana gelmişti  nasıl olduysa bir anda dedemin kucağında buldum kendimi sıkı sıkı sarılmış oğlum oğlum diyor  sanki böyle gençliğinde babamı kucağına almış seviyor gibi hissediyordu ben öyle hissettim .

    Yer sofrası kuruldu   İki odayada  haşlanmış yumurta yağ bal kaymak yoğurt çökelek peynir evde ne varsa seferber edilmiş  sofraya
    Sofradaki ekmek çeşitlerini biliyordum. Çünkü annem hazır ekmek alıp masraf olmasın diye ekmeği kendisi yapardı o konuda bilgiliyim
    Tandır ekmegi , lavaş ekmeği , Somun ekmeği , birde  golot denilen  bir ekmek çeşidimiz var .

    Kahvaltı yapıldı derken hadi dediler yağmur lar başlamadan  sap saman işini halledelim
    Üst baş değişti  arar acele traktör ün arkasına römork bağlandı  gidilecek yerde kullanılacak olan alet edevat römork A koyuldu.
    Amcam  babam ben gidiyoruz

    Geniş bir arazide durduk  hazırlık yapılıyor
    Otlar felan var büyük yeşil bir makina  (patoz makinasıymış mesela buğday ı kesip biçtikden sonra o makinaya atıyorlar  çarpışma sonucu buğdayın başakdan ayrılması sağlanıyor eleklerden geçip buğday bir  tarafa geri kalan saman olarak adlandırılan kısım başka bir tarafa ayırmayı sağlayan tarım ekipmanı )
    Babam amcam başladılar patoz u çalıştırıp içine  daha önce biçtikleri buğdayları içerisine atmaya .
    Ben  kemlenmiş ( yani otlar ile yapılmış ip  biçilen ürünleri  balyalamak için kullanılan ip )
    İstiflenmiş ürünlerin üstünde oturmuş  babam ile amcamı izliyorum   
    Birisi daha geldi  teyzemin oğluymuş hızlıca sarıldılar babamla geldi beni öptü bir hışımla başladı oda çalışmaya   Gecenin ilerleyen saatlerine kadar olay bu şekilde  devam etti
    Ve ben yorgunlukdan uyuyup kalmışım yapacak birşey olmadığı için  .

    Gözümü açıldığında yer  yatağında yatıyordum eve gelinmiş sabah  olmuş   .
    İlçenin cuma günleri pazarı kurulurmuş herkes genel olarak CUMA namazından sonra pazar alışverişi yapıp  buluşma noktası ilçe kahvesinde olurmuş .

    Pazarda   İhtiyaç olan herşeyi bulmak mümkün
    Gıda tekstil  baklagil büyük baş küçük baş hayvan ilk defa duyduğum camuş da dahil olmak üzere .

    İlçede herkes çayı kıtlama içiyor çocuklar sadece oralet .


    Eve döndük alınanlar  poşetlerle eve götürüldü daha sonra tandır evine gidin herkes orda  denildi
    Babam tuttu elimden girdik içeri sohbetler başladı
    Yapılan sohbet sadece ekme ve biçme üzerine
    Önceki seneler de hangi tarlaya ne ekilmiş biçilmiş
    Derken sohbet babama döndü sen ne yaptın gurbette çoluk çocukdan uzak
    Kolay olmadı yabancı ülke yabancı dil hava sıcak çok şükür sağ Salim gittim geldim
    Artık gitmeyeceğim kesin dönüş yaptım cümlesini duyunca anladım ki BABAM artık bizimle ve bizim yanımızda  ertesi gün Trabzon'a  gidileceğini tarım ekipmanları alınacağının kararları alındı herkes yavaş yavaş yatalım moduna girdi

    Sabah bir kadının isyankar bağırışına uyandım
    Hoştt valannn seyirt kurtar beni feryatları habu guduk dan nedir çektiğim diye  hayıflanan bir teyze .
    Dışarı çıktığımda  gördüğüm sahne aynen şu şekilde köpek değil di o çünkü Kocaman   Bir Kangal ırkı .
    Köyde macera ve heyecan dolu sahneler başlamıştı bende monotonlukdan sıkılmıştım biraz macera olması güzel olur tabikide

    Bu kaza zede teyzem  bizim köpek küçükken sürekli taş terlik atarmış yazık köpekde bu kadına kin güdmüş o teyze ne zaman bizim evlerin bölgesinden geçse köpek sadece teyzeyi yere yatırıp çıkıp üzerinde hır hır hır diye beklermiş ısırmak yok hırpalamak yok sanki bana ettiklerini hatırlıyor musun diye sürekli aynı davranışı sergilermiş .

    Gözüme birşey ilişti mavi renkte kollu ve ağızlı. (Tulumba su kuyusundan kolu aşşağı yukarı hareket ettirdikçe su çıkartır )

    Annem büyük bir aleminyum leğen kucaklamış tulumbanın oraya geliyor elinde toz deterjan torbası  kolunun altında kıyafetler

    Annem çamaşır yıkayacağı alanı olusturdu
    Banada gel sende su çıkar da çamasır yıkayayım dedi 
    İşde  böyle  yapacaksın su çıkacak diye gösterdi 
    Annem sistemi gösterdide benim gücüm o kuyudan o suyu çıkarmaya yetmiyorki
    Bir iki denedim baktım olmuyor artık bütün vucudumun ağırlığını vermeye başladım  o kuyudan o suyu çıkarmayı başardım 🙈

    Köydeki çocuklar beni öyle görünce gülüşmeye başladı
    Kimisi teyzemin oğluymuş kimişi uzak akraba çocuğu kimide köyümüzün çocuğu

    Annem hadi gidin oynayın gezin burası bizim köyümüz arkadaş olun
    Dedenin tarlasına gidin vişne toplayıp yeyin dedi
    5-6 çocuk bir olduk gidiyoruz evlerden çok uzakda olmayan bir tarla buğday ekili etrafında kavak ağaçları ile çevrilmiş içinde 3-5 tane meyve ağacı var
    Ağaçlardan bir tanesi belli Kocaman bir vişne ağacı   Vişneler  yeşil erikden büyük kan kırmızı ve sulu sulu
    Önce ağaca çıkmadan boyumuzun yettiklerini kopartıp yemeye başladık ama nasıl güzel bir tadı var anlatamam size kokusu sulu sulu
    Baya yedik ceplerimize doldurduk artık olay oyun boyutuna girmeye başladı
    Kulaklarımıza küpe gibi takmaya bir birimize gülmeye başladık

    Oturduk ağaç dibinde bir birinize birşeyler soruyoruz  genelde köyde yeni olduğum için sorular bana doğru geliyordu
    Kimin oğlusun ?
    Adın ne ?
    Adını hiç duymadım !!
    Nereden geldin ?

    -ANTALYA 😊
    Orası neresi uzakmı ?
    -uzak
    Neyle geldiniz ?
    -Otobüsle
    Antalyamı güzel burasımı ?
    -ANTALYA
    NİYE NE VAR ANTALYADA ?

    -Deniz,orman,hayvanatbahçesi,okul,bakkal
    OFF GÜZELMİŞ !!!!!
    Derken aslında sadece ben onların sorularını olduğu gibi cevaplamıştım  niyetim hiç bir zaman ben bunları yaşıyorum  değildi olmadı olamaz olmamalıda zaten .

    Döndük evlerimize ben o Kocaman Kangal köpeğimizi çok sevmiştim
    Oda sanırım beni sürekli yanıma gelmek istiyordu
    Gittim yanına amcam bin üstüne taşır seni o dedi hatta benide taşır deyince cesaret aldım. Bindim
    Sanki oda gel beraber gezelim der gibi yürümeye başladı yavaş yavaş belliydi akıllı köpek şaşırtıcı ama baya gezdirdi beni sonra  bi kaç çocuk gördüm pahar dedikleri yerde inekler su içiyor çocuklarda  suda birşeyler yüzdürüyor
    Bir abi var kenarda elinde çakı yanında havuç gibi birşeyler var onları kesip soyuyor  gemi gibi yapıyor çocuklara veriyor  onlarda Kocaman mutlulukla suda yüzdürüyorlar
    O sanatkar abi ula uşak sen kimin oğlusun diye bana seslendi  söyledim babamı gel ula buraya sana birşey anlatayım dedi. Gittim gel otur dedi oturdum  bak dedi bunun adı pancar şeker pancarı şeker bundan yapılır  soydu bitane kesti ye bakayım dedi bende ısırdım tadı güzel di aslında sanki çay şekerini ekmeğin arasına doldurmuş severdim çünkü ekmeğin arasına şeker doldurup yemeyi 

    Sonra bak dedi iyi dinle  ,
    Sen doğduğun dönemde  birşey oldu  deden  sen doğduktan sonra  ananlara sormuş bu çocuğun adı nedir ne olacak
    Anan  Baran,Eren demiş deden de bir gürültü kopmuş ne baranı ne ereni asarım keserim diye ananı başladı köy meydanına doğru kovalamaya dedenin elinde balta ananın kucağında sen  kolu komşu etme emi etme amca derken zor ayırdık senin ismin Orda dedenin dediği gibi oldu orda ismin konuldu
    Ben bir yandan şeker pancarı yiyorum üstleri seyrek dişlerim ile bir yandan gözümde canlandırıyorum .
    Anladım ki abimden tecrübe ettiğim dayakları bir zamanlar dedem de evlatlarına sunmuş .
    Hatta fazlasını  belkide ilk geldiğimizde dedemin göz yaşları ondan dökülüyordu belkide beni kucakladığı zaman yapmış olduğu cahilliğini yaşıyordu kim bilir .

    Aslında biz köyümüze tatile değil amcamlar ve dayılara tarlayı hasat edip depolara doldurmak için gitmişiz  hasat yapıldıkdan sonrada satılınca paralarını ceplerine doldurmaya gitmişiz  bir de eksik kaldıkları yerleri tamamlamaya gitmişiz .
    Vel hasıl dönüş kararı alındı
    Ablamlar ve abim okula gittiği için onlar Antalyada kaldığı için. Hazırlıklar yapıldı vedalar edildi . Geri dönüş yoluna girdik biz

    4.Bölüm ü burda bitiriyorum .
    5.BÖLÜM  GERİ DÖNÜŞ YOLU
    O uzun yolda doğduğumuz topraklarda çekilen çileler.
  • Bosna'nın meşhur bir sarhoşu vardır.ismi mestan,mestan her gün içer her gün etrafını rahatsız eder ve her gün herkes ondan şikayet ederdi. Mestanı yolda görseler yollarını değiştirirler Adını duysalar illallah ettik ondan derlerdi..Mestan bir gün köyün muhtarının kapısını çalar,kapı açılır Mestan telaşlı bir şekilde der ki; Muhtar ben rüyamda Resulullah (a.s.v) gördüm,beni yakamdan öyle bir tuttu ki,öyle bir salladı ki; Mestan yeter artık! nedir senin bu rezilliğin ? çabuk bana geliyorsun ! çabuk bana geliyorsun..yeter artık! dedi.

    Beni ne olur Medine'ye götür muhtar,Allah aşkına beni Medine'ye götür.
    Muhtar Mestan'ın sırf içki almak için ona bu hikayeyi uydurduğunu ve ondan para almak istediğini düşünmüştür..Mestan sırf başına bela olmasın diye cebinden üç beş kuruş verip göndermiştir.
    Mestan bütün Köyü kapı kapı gezmiş,ben Peygamberimi gördüm ne olur beni Medine'ye götürün,diye herkese yalvarmıştır..

    ama maalesef Köyde ki herkes Muhtar gibi düşünüp Mestan başlarına bela olmasın diye üç beş kuruş cebine koyup göndermişlerdir.Mestan paralar cebine girdikten sonra,en son cebinde ki paraya bakar ve düşünür; Bu parayla Medine'ye gidemem ki..ve çaresiz tekrar Muhtara gider,der ki;

    Muhtar sen bizim başımızsın,sen bizim emirimizsin ben sana beni Medine'ye götür diyorum.Vallahi damınızı taşınızı yakarım sizin,beni Medine'ye götür bu köyü yakarım..beni Medine'ye götür,Beni Muhammedim çağırıyor beni Medine'ye götür der ve Muhtar durumun ciddiyetini anlar..Muhtar baktığı dört beş ineği satmış Mestan'la beraber hacca gitmeye karar vermiştir.

    Mestan'la Muhtar Medine'ye vardıklarında otobüs Medine de durur durmaz hemen aşşağıya fırladı ve birinin kolundan tutup Peygamber nerede diye sordu..

    karşısında ki sorusundan anladı ve bu tarafta diyerek Mescid-i Nebevi gösterdi,Mestan bir anda oraya koşmaya başladı..Muhtar arkasından bağırmaya başladı; Mestan valizlerimiz burada odalarımıza yerleşelim gideriz zaten,Mestan dinlemiyor..

    Muhtar'da peşinden koşuyor,yer bilmiyorlar yurt bilmiyorlar bir birlerini kaybetmesinler diye Mestan önde Muhtar arkada koşturuyorlar..Mestan Mescid-i Nebevi'yi sarmalayan duvarlardan girdi,koy verdi öne doğru gitti ve dedi ki ;Ya Resulallah! ben geldimm,ben geldimm ben bir yolunu buldum ve geldim Ya Resulallah (gözlerim doldu ya) sen beni davet ettin bende geldim Ya Resulallah..

    ve Mescid-i Nebevide ki görevliler normalde ses çıkarılmasına izin vermezler edep derler ama kimse Mestana karışamaz ve hac döneminde Mescid-i Nebevi'de yeşil halıların bulunduğu Cennet Bahçesi denilen bir yer vardır ve o yerde namaz kılmak en önemli şeylerden biridir.normalde birisinin orada namaz kılması için üç dört saat sıra beklemesi gerekiyor ve normal de sıra da gelmez o kadar kalabalık olur ama Mestan önünde ki kalabalığı bir sürat teknesi gibi yardı ve Peygamber efendimizin (s.a.v) kabrinin yanında ki parmaklıklara yanağını dayadı ; Ya Resulallah ben geldim,sen beni bu kadar mı çok sevdin beni davet ettin,bu ne büyük bir şeref! ben bütün günahlarıma tövbe ettim ama biliyor musun sen bana şefaat edicek misin ben onu çok merak ediyorum..

    ben seni çok seviyorum Ya Resulullah diyor ve hep aynı şeyleri söylüyor..Muhtar başında bir saat bekledi iki saat bekledi olucak değil omzuna vurdu;Mestan hadi gidelim abicim otelimize yerleşelim,tekrar geri geliriz..Mestan aldırış etmez ve der ki; Muhtar git başımdan tamam sen vazifeni yaptın artık ben burdayım otelde senin otobüste senin olsun..

    ve mescid normal saatlerinde gece 12 de kapatıp imsak vakitlerinde geri açılıyordu.Kapanış vakti geldiğinde polisler Mestan'a gidip hadi tamam saat geldi çık artık diyorlar,Mestan polislere bakıp ben onun misafiriyim beni o davet etti ne olur beni çıkarmayın der ve gelin görün ki polisler ağlayışına samimiyetine bakarak müsade ediyorlar..

    yeşil kubbenin altında sadece Mestan ve Alah Resulü (s.a.v) beraber sabahlıyorlar,ve Mestan hiç bir şey yiyip içmiyor.ikinci gün olunca yine yalvarıyor yakarıyor yine kalıyor..
    üçüncü gün orada ki emniyet müdürü Mestanı görüyor bakıyorlar ki sadece zemzem içiyor ve namaz kılıyor ve Mestana baktıklarında ise rengi benzi solmuş..
    bu Adamı çıkartın buradan bir şeyler içsin yesin ondan sona tekrar anlayış gösterin yine kalsın ama bu halde olmaz,bu adam ölücek diyor.

    emir olduğu için polisler Mestanın yanına gidiyor ve diyorlar ki;Mestan hadi çık sen artık,yemek ye sonra gel,Mestan onlara bakıp diyor ki ben aç değilim..iyiyim ben,beni çıkarmayın beni ondan ayırmayın ben onun misafiriyim,beni kendisi davet etti..tamam diyorlar yemeğini ye tekrar gel,Mestan hayır beni çıkartmayın diyor..

    fakat polisler kollarından bacaklarından tutup çıkartıyorlar Mestanı,tam bütün Mü'minlerin esselamü aleyke ya resulallah dedikleri noktada Mestan başını çeviriyor Allah Resulun'e ve diyor ki;
    Ya Resulallah! senin misafirine neyi reva görüyorlar,beni sen çağırmadın mı? senin türbedarları'nın benden haberi yok mu? beni senden ayırıyorlar Ya Resulallah! derken tam o anda polislerin elinde ruhunu teslim ediyor Mestan..

    orada bir arbede yaşanıyor Mestanı alıyorlar mermerin üzerine yatırıyorlar birisi ben doktorum diyor kalp masajı yapıyor,Muhtar yanında göz yaşları içerisinde ve Mestan ruhunu Hakka teslim ediyor.ve Mestan bir tebessümle güldü gülecek.

    kardeşim neyi bekliyorsun? ne zaman düzeliceksin ?ne zaman düştüğün yerden kalkacaksın? bak Allah her zaman seninle beraber..yapamam edemem deme zamanını bekliyorum gelicek deme! zamanı ne zaman gelicek? öldün ölüceksin farkında değil misin? ne yapıcağını bilmiyor musun çoktan ezan okunmadı mı kardeşim..hadi namaza belkide Resulallah seni seccade'nin başında bekliyor.

    SELAMETLE..
  • DÜN, BUGÜN VE YARIN
    Dostuma dedim, "O adamın koluna nasıl yaslandığını
    görüyor musun? Daha dün benim koluma böyle yaslanıyordu."
    Ve dostum dedi, "Ve yarın, benimkine yaslanacak."
    Dedim, "Bak, nasıl yanına sokuluyor. Daha dün
    benim yanıma sokulurdu."
    Ve yanıtladı, "Yarın, benim yanıma sokulacak."
    Dedim, "Görüyor musun; onun kadehinden şarap içiyor. Oysa daha dün, benimkinden içiyordu."
    Ve o dedi, "Yarın da benim kadehimden."
    Ve dedim, "Bak, ona nasıl sevgiyle ve teslim olmuş
    gözlerle bakıyor. Dün bana öyle bakıyordu."
    Ve dostum dedi, "Yarın baktığı ben olacağım."
    Dedim, "Şimdi onun kulaklarına aşk şarkılarını mırıldandığını duymuyor musun? Daha dün, tam da bu şarkıları benim kulağıma mırıldanıyordu."
    Ve dostum dedi, "Ve yarın benim kulağıma mırıldanacak."
    Dedim, "Bak, bak sarılıyor ona. Daha dün bana sarılıyordu."
    Ve dostum dedi, "Yarın bana sarılacak."
    Ve dedim, "Ne kadar tuhaf bir kadın."
    Ama yanıtladı, "Tıpkı hayat gibi, bütün insanların uhdesinde; ve tıpkı ölüm gibi, tüm insanları fethediyor; ve
    tıpkı sonsuzluk gibi, tüm insanları sarıp sarmalıyor."
  • Bir insanın gönlünden taşan peygamber sevgisi, sarhoş Mestan’ın peygamber efendimize aşkı. Bosnada yaşayan yaşadığı civarda meşhur olan herkesin tanıdığı hiç ayık gezmeyen Mestane vardı ismi Mestane. Mestane her gün içer her gün etrafını rahatsız eder ve her gün herkes ondan şikayet ederdi mestaneyi yolda görseler yolunu değiştirirler adını duysalar illallah ondan ettik derler. Mestane bir gün köyün muhtarının kapısını çaldı muhtar kapıyı açtı mestane telaşlı bir şekilde muhtar dedi muhtar ben bu gece rüyamda Resululallah’ı gördüm resulullah (a.s.) beni yakamdan öyle bir tuttu öyle bir salladı ki mestane yeter artık ne bu halin mestane kendine gel çabuk bana geliyorsun seni bekliyorum mestane.Muhtar beni ne olur Medine’ye götür, Allah aşkına beni Medine’ye götür.Muhtar mestanenin sadece içki parası almak için bir hikaye uydurduğunu düşündü ve başına bela olmasın diye cebinden 3-5 kuruş mestane dedi ki ben para istemiyorum muhtar ben peygamberimi gördüm,peygamberim beni çağırdı beni Medine’ye götür sen bu köyün muhtarısın bu köyün emrisin ne yap ne et beni Medine’ye götür muhtar,beni bilirsin camınızı,tavanını,çerçeveni yıkarım,kırarım beni Medine’ye götür muhtar dedi.Köydeki herkesi gezdi ben peygamberimi gördüm peygamberim beni çağırdı ne olur beni Medine’ye götürün diye herkese yalvardı,ama maalesef köydeki herkes muhtar gibi düşünüp cebine3-5 kuruş koyup başlarına bela olmasın diye göndermişler,

    Mestane paraları aldıktan sonra baktı ki ben bu parayla Medine’ye gidemem dedi çaresizce tekrar muhtara gider ve derki;Muhtar der beni Medine’ye götür ne olursun Muhammed’im beni çağırıyor der beni Medine’ye götür der ve muhtar olayın ciddiyetinin farkına varır ve baktığı 4-5 ineği satar mestane ile hacca gitmeye karar verir mestane ile muhtar önce Medine’ye gider kafile Medine’ye vardıklarında otobüs Medine’de otelin önünde durunca mestane hemen otobüsten fırladı ve birinin kolundan tutup peygamber nerede? dedi,resulullah nerde? dedi,HZ. Muhammed nerede? dedi.Karşısındaki sorusundan anladı ve bu taratan buradan diyerek Mescid-i nebi’yi gösterdi mestane birden oaraya koşmaya başladı, muhtar arkasından bağırıyor mestane valizlerimiz burada odalarımıza yerleşelim sonra gideriz zaten ama mestane dinlemiyor, muhtar peşinden koşuyor yer bilmiyorlar yurt bilmiyorlar birbirlerini kaybetmesinler diye mestane önde muhtar arkada koşturuyorlar mestane Mescid-i nebi,yi sarmalan duvarlardan girince koyuverdi en öne doğru gitti ve dedi ki ya Resulullah ben geldim,sen gel dedin ve geldim bir yolunu buldum sana geldim ya Resulallah ve ne hikmettir ki Mescid-i nevebi,deki görevliler ses çıkarılmasına izin vermezdi edep derlerdi edep-i hacim derlerdi ama kimse mestaneye karışmadı hac döneminde Mescidi-i nevebi’deki o yeşil halıların bulunduğu cennet bahçesi denilen bir yer var Allah’ımbir gün herkese nasip etsin oraya gitmeyi. yerde namaz kılmak en önemli şeylerden biridir ama hac zamanı özellikle öyle kalabalık olur ki ve denilene göre orada 2 rekat namaz kılmak için saatlerce beklemek gerkiyor ve çoğu kişiye sıra gelmiyor.Mestane önündeki kalabalığı adeta bir sürat teknesi gibi yardı ve peygamberimizin kabrinin yanında ki parmaklıklara yanağını dayadı ve dedi ki ya resulullah ben geldim sen beni bu kadar mı çok sevdin? beni davet ettin bu ne büyük bir şeref san geldim ya Resulullah .Ben bütün günahlarımı tövbe ettim ama çok merak ediyorum biliyor musun? acaba sen bana şefaat edecek misin? ben seni çok seviyorum ya Resulullah senden daha çok kimseyide sevmedim,bosna nere Medine nere sen beni çağırmasan ben buraları bulamazdım sen beni sevmeseydin beni davet etmeseydin ya Resulullah ben seni çok seviyorum ya Resulullah diyor hep aynı şeyleri tekrar ediyor,muhtar başında 1 saat 2 saat bekledi baktı ki olacak gibi değil omuzuna dokunarak mestane dedi kardeşim hadi gidelim dedi otelimize yerleşelim tekrar geliriz dedi ama mestane muhtarı aldırış etmeden git başımdan tamam muhtar sen vazifeni yaptın beni getirdin.


    Ben artık buradayım otel de senin olsun,valizler de senin olsun,otobüs de senin olsun. o zaman mescid normal saatlerde gece 24:00’da kapatıp,imsak vakti geri açılıyor kapanış vakti geldiğinde polisler ve görevliler hadi tamam saat tamam hadi yallah diyorlar mestane polislere bakıp ben onun misafiriyim beni o davet etti ne olur beni çıkarmayın ben onun misafiriyim ben bosna dan geldim ne olur beni çıkartmayın gelin ki polisler ve görevliler Mestanenin ağlayışına samimiyetine inanıp tamam derler kapılar kapanır ve yeşil kubbenin altında sadece mestane ile Resulullah yalnız beraber sabahlıyorlar ve mestane hiçbir şey yiyip içmiyor 2. gün olunca yine polislere yalvarıyor yakarıyor ben onun misafiriyim bu gecede kalayım diyor ve yine kalıyor ama 3. gün artık polislerden emniyetten sorumlu olan yetkili kişi Mestaneye bakıyor ki mestane sadece zemzem içiyor ve namaz kılıyor ve Mestaneye baktıklarında rengi benzi atmış bu adamı çıkartın buradan bir şeyler yiyip içsin sonra yine gelsin kalsın yoksa bu adam ölecek diyorlar.Emir olduğu için polisler Mestanenin yanına gidip mestane git bir şeyler yiyip iç sonra yine gelirsin,



    Mestane bakıyor onlara ve diyor ki ben aç değilim ben iyiyim beni çıkarmayın diyor ve polisler olmaz diyor mestane ne olursunuz ben iyiyim beni ondan ayırmayın ben onun misafiriyim beni o davet etti tamam diyorlar yemeğini ye yine gel mestane hayır diyor beni ondan ayırmayın ben aç değilim ben iyiyim diyor ve polisler emir aldıkları için Mestanenin kollarından bacaklarından tutup çekmeye çalışıyorlar mestane parmaklıklardan tutuyor ama 3-4 kişi çekince bir şey yapamıyor tam müminlerin esselamualeyke ya Resulullah dedikleri sırada mestane kafasını çeviriyor Allah Resulünün kabrinin olduğu tarafa ya Resulüllah beni sen çağırmadın mı ya Resulüllah senin türbedarlarının benden haberi yok mu beni senden ayırıyorlar ya Resulüllah beni sen çağırmadın mı derken tam o anda polislerin elinde mestane ruhunu teslim ediyor orada bir arbede yaşanıyor Mestaneyi mermere yatırıyorlar ve birisi ben doktorum diyor kalp masajı yapıyor ve muhtar yanında gözyaşları içinde ve mestane ruhunu hakka teslim ediyor.ve mestane yüzünde bir tebessüm güldü gülecek sen ey kardeşim sen neyi bekliyorsun ne zaman düzeleceksin ne zaman düştüğün yerden kalkacaksın bak Allah her zaman seninle birlikte yapamam edemem deme sakın zamanını bekliyorum gelecek deme ne zaman gelecek öldün öleceksin farkında değilsin ne yapacağını bilmiyor musun? ezanlar okunuyor duymuyor musun? bekletme rabbini bekletme Resülullah’ı belki de seninde SECCADENİN BAŞINDA BEKLİYOR…
  • Sahi çocuk;
    Onun her anında yanında oluyorsun.
    Mutluyken,gülerken,ağlarken,
    Canı sıkkınken, hüzünlüyken, yanlızken,
    Hastayken, yastayken....
    Her özel anında yanında oluyorsun.
    Sonra ne oluyor biliyor musun çocuk ?
    O senin hiçbirşeyine gelipde,
    Yanında durmuyor ..

    Sarılmıyor, destek olmuyor.
    Bir mesajı bile fazla görüyor .
    Çünkü çocuk !!!

    Senin birine ihtiyacın varKen,
    O başkaları ile oturup çay içiyor !!
  • Yalnızım
    Çünkü sen varsın.
    dağ gibi bir ihanetten düştüm
    bu kendime son gelişim

    ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
    kendimi suçüstü yakalıyorum
    ve kentsizliğimin isimsizliğini
    araz´a uyak düşüyorum
    gözlerime senden düşler sürüyorum

    ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
    nerde kimi üşüyorsun
    artık kendini yakan bir ateşim
    kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
    şimdi boş duraklara yaslanıyorum
    boş kentlere
    oysa "gel" desen gelecektim

    gün düşlerime dönüşlerimde
    bakışın içiyor beni gözlerimden
    gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
    uzaklığına uzanıyorum
    sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
    ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
    yıkılıyorum şarkılara
    "kimseler biliyor"
    yalnızlık dostumdu
    şimdi korkum oluyor
    oysa "gel" desen gelecektim

    artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
    güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
    göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
    kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
    göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
    düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
    uysal yalnızlıklar satın alıyorum
    gülüşümle ödeyerek
    ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
    yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
    cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
    kirli sözlerimi temize çekme
    avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
    ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
    susuşuna kan döküyor gözlerim
    sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
    oysa bilmelisin araz´ım
    kimsenin içi görünmez
    ve hiç bulamadıklarını
    asla yitiremezsin
    bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
    söylenecek bütün sözler

    her sabah akşam oluyorsun
    alnından ellerine damlıyorsun
    yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
    içine dert oluyorsun kentin
    dışına yağmur
    yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
    duvarların kan öksürüyor
    beni bir durağa yaslıyorsun
    beni bir kente
    gidiyorsun
    oysa "gel" desen gelecektim

    susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
    en susmakta neydi öyle
    sen en dinlerken
    biliyorum araz´ım
    insan kendini bulmamalı, hep aramalı
    gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
    gece cinnetlerimi de alıp yanıma

    denize bakmayı bilmeyenler
    bir gün mutlaka boğulur
    işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

    siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

    ben şimdi gurbetim
    içimde taşıyorum
    heba olsa da senlerce yılım
    oysa "gel" desen gelecektim

    ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
    ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
    şairler ölüdür derler
    inanmıyorum

    en karanlık ceketimi giyiyordum
    ışığa kördüm çünkü
    şimdi ise güneşe ilerliyorum
    dirilmek için

    kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
    gecenin kör gözünden utanıyorum
    gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
    can kaybından ölüyorum
    cenazemde namaz kılacağım
    zan altındayım
    yalanıma inanıyorum

    yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
    kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
    kinim kendime
    kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
    öldü kanımdaki mürekkep balığı
    solumdaki sise intihar etti intiharlar
    bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
    yaşamak için geç bir zaman
    ölmek için ise erken

    çok davullu bir senfoni sürçüyor
    dikiş tutmaz ayrılığımda
    kirpiğinden yapılma bir darağacına
    geceyi asıyorum
    yoksun
    bu yağmurlar ıslatmıyor beni
    bir durağa yaslanıyorum sensiz

    kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
    şimdi herkes biraz sen biraz acı
    göğsümde bir vagon
    gizli sözler batıyor
    fırtınalar çıkıyor üstüme

    şakağımda
    intihar acemisi bir şairin
    delilik provaları
    arkandan uluyan kapılardan
    söküyorum kokunu
    yokluğunu kokluyorum
    yokluğunu yokluyorum

    çöz gözlerimi senden hadi
    ücranda yak bakışımı
    gözlerine bekçi sevdam
    dünden ve senden kalmayım

    içine her düşen
    kendi keşfi sanıyor seni
    oysa sen
    melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
    ve kendini acıtmak istiyorsun
    ama güller kendine batamaz
    bilmiyor musun
    "gel" mi diyorsun

    herkes kendi gördüğüne bakar
    peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
    kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
    hadi en kanadığımız yerden susalım
  • NLP’nin sihirli dünyasına hoş geldin. İçeride her şey seni özel hissettirecek şekilde en özel haliyle dizayn edilmiş. Girişte, güler yüzlü bir personel tarafından karşılanıyorsun. Rahat bir koltuğa kuruluyorsun. Önce ara sıcak ikramlar, sonra sıcak ikramlar, çıkışa doğru soğuk ikramlar geliyor. Aman Allah’ım bir izzet, bir ikram!! Deme gitsin. Dedik ya, sen çok özelsin diye. Orası cidden ayrı bir dünya. Sana dış dünyada “Gel Ali”, “Git Ayşe”, “İn Veli”, “Bin Fatma” dediklerine kulak asma. Sen NLP’nin sihirli dünyasında bir hanımefendi, bir beyefendisin. Menü çok zengin. Seç seçebildiğini. İstersen saçları biraz geriye atalım, dili biraz öne çekelim. Oldun mu müthiş bir hatip. Toplum önünde konuşurken ayakların zangır zangır titriyordu ya, şimdi seni susturabilene aşk olsun valla.
    İstersen alt dudağı biraz sarkıtalım, sağ kaşı biraz kaldıralım. Üfff karizmaya bak!! Oldun mu korkularının korkulu rüyası cesur yürek. O eski korkak, sünepe halinden eser kalmadı.
    İstersen yan odada dev aynamız var. On dakika otur karşısında, sana özgüven patlaması yaşatalım. Öyle patlar ki sendeki özgüven, buna şahit olan Hiroşima utancından küçülür küçülürde, cebinde bozuk paraya döner.
    Valla sende para oldukça bizde seçenek eksik olmaz. İstersen ileriki odamızda sek sek tahta-mız var. On adımda mutlu, on beş adımda musmutlu oluyorsun. Kırk’lı elli’li adımlara doğru yol alırsan sendeki hamurdan ne heykeller çıkar adeta dünya harikası.
    Şu odamızda tasma var. Tak boğazına, sık kelepçeyi. Beyin on saniye nefessiz kalınca ne hid-det kalıyor, ne öfke. Melek gibi biri olup çıkıyorsun. Al sana öfke kontrolü.
    Zengin mi olmak istiyorsun? Çok kolay. Sen hayal et, o hayali usulca bırak elime. Ben sana o hayalden ne milyonlar çıkarırım.
    Sevdiğin kız sana yüz vermiyor mu? Sorun değil hallederiz. O kız buraya gelecek!! Çıkışta seni bekleyecek!!
    Panik atağın mı var? O da neymiş. En fazla bir iki saat zamanımızı alır.
    Uçağa binmeye korkuyor musun? Söylediğin şeye bak. Suratına bir üflerim, değil uçağa, ye-min ederim rokete dahi binersin.
    Dizin mi ağrıyor? Tam da yerine geldin. Gözünü kapatırım. “Aç” dediğimde maraton şampi-yonu olursun.
    Satamadığın bir mülkün mü var? Doğru yerdesin. Hazır ol, yarın tapu dairesindesin.
    Müdürünle mi anlaşamıyorsun? Sözü bile olmaz. Kanka olur çıkarsınız.
    “Kazandığımı yetiremiyorum” mu diyorsun? Blokaj vardır blokaj. İki dakikada levyeyi takar, söker alırım onu.
    Kariyer basamaklarına tırmanmak mı istiyorsun? Sen yeter ki ne olmak istiyorsun onu söyle.
    Seni dinlemiyorlar, adam yerine koymuyorlar mı? Şu kağıda yazdıklarımı oku. Yalnız etrafın-daki izdihama çok dikkat et.
    Şanssızlıklar peşini bırakmıyor mu? “Elimi hangi dala atsam, dal kuruyor” diyor musun? Sana bir dizilim yapar, seni bir güzel şifalarım ki deme gitsin.
    Sen de dert varsa biz de o kadar derman var. Doğru yerdesin. Söyle derdini derman olalım…
    NLP’nin bu eşsiz ve sihirli dünyasında tek zorlanacağın şey, seçenekler arasında seçim yap-mak. Sen sadece isteğini söyle. Gerisini onlara bırak sana yardımcı oluyorlar. Hatta, iki alırsan birini bedava bile yapıyorlar. Ama yine de alacağın hizmet cebindeki parana bağlı. O yüzden tedarikli gelmende fayda var. Gerçi kredi kartına taksit yapıyorlar. Kredi kartından vade farkı bile almıyorlar inanır mısın? Peşin ödersen indirim bile yapıyorlar.
    O oda, bu hizmet derken yavaş yavaş çıkış kapısına geliyorsun. Buzdolabından çıkardıkları soğuk suyu içiyor, adeta silkinip kendine geliyorsun. Az önce kapıdan içeri giren sen, sen değilsin.
    Bu ne özgüven,
    Bu nasıl bir mutluluk,
    Nasıl bir ruh dinginliği,
    Nasıl bir öfke kontrolü,
    Aman Allah’ım bu nasıl bir karizma,
    Nasıl bir liderlik ruhu,
    Sok şu paraları çantaya!!! Kaybedeceksin sonra,
    Abi şu çöp poşetinin içinde senin panik atak var. Çıkışta çöpe atıver,
    Hadi acele et. Sevdiğin kız çıkışta seni bekliyor,
    Dur yavaş koş!! Dizindeki ağrı yeni iyileşti,
    Ablam satamadığın evi satmışsın. Hayırlı olsun,
    Abi yenge ile arayı düzeltmişsiniz. Valla maşallahınız var,
    Senin oğlan üniversite sınavını kazanmayı nihayet başarabilmiş. Hayret nasıl da becerdi?
    Bak koyundun, koç oldun…..
    Kapıdan içeri girerken elin boş, cebin dolu idi.
    Çıkışta ikisi de boş…..