sen, kavline ve vicdanına yaslandığım bir tek adamdın. birdenbire çekiliyorsun ve ben kapaklanıyorum. hem yalnız çekilsen, âlâ; tekmeyi karnıma basıyorsun. arkadaş olarak hiç kimseyi senin kadar sevmedim ve şimdi hiç kimseye senin bana verdiğin kini duymuyorum; tab'an cinâî değilim, fakat seni şimdi vurabilirim; bir böcek bile öldüremem, fakat seni diri diri yakabilirim; bir çıbana bakamam, fakat senin gözlerini oyabilirim. ne diyeyim? seni dişlerimle katledebilirim.
elini kalbinin üstüne bastırdı:
-çarpıntı hâla dinmedi. böyle zamanlarda göğsümü oğuşturuyor, oğuşturuyorum. sanki, içeride, kalp biraz rahatlayacak sanıyorum. aksine, kırılan bir saat zembereği gibi, “gırç” edip durur gibi oluyor, sonra yine intizamsız işliyor, bazı da içinde bir şey sökülür gibi sık sık atıyor.
her zaman başka bir yere yetişme endişesi yaşadığımız için hiçbir zaman bulunduğumuz yerde değilizdir ve şimdiki anda olup bitmekte olan şeylere hiç mi hiç dikkat etmeyiz. hep ne zaman ve neresi olursa olsun, sadece başka yerlerde bulunduğumuzda mutlu olacağımızı hayal ederiz.