Kelimelerle sizi bozkırda dolaştıran, hayvanları otlattıran, at sürdüren yazarın mürekkebi bitmez kaleminden çıkmış bir eser. II. Dünya Savaşı dönemini savaş alanından değil; eşini, çocuğunu cepheye gönderen ve geri dönmelerini bekleyenlerin gözünden, savaşın tüm yıkıcılığını gözler önüne serercesine dokunaklı bir şekilde anlatıyor.
Bağımsızlık mücadelemizde can veren şehit ve gazilerimizin, arkada bırakmak zorunda kaldıklarının da ruhları şad olsun, minnettarız.
Cengiz Aytmatov
Neşat Ertaş türkülerinin yazımdaki karşılığı Aytmatov hikayeleri benim için. Cemile ve Sultanmurat ise Cengiz Aytmatov'un - sıklıkla yaptığı şekilde - aşk ve savaş etrafında şekillendirdiği iki farklı hikayesi. Sultanmurat, tarihsel özelliği, olay örgüsü ve yazarın "Bozkır Edebiyatçısı" kimliğini daha fazla hissettirmesinden dolayı benim özellikle ilgi duyduğum hikayesiydi. Kırgız kültüründen ve yaşam tarzından da örnekler bulunabilecek bu kitap, Manas Destanı'na benzetilmesi yönü ile de edebiyatta ayrı bir yere sahiptir.
Bir ekşi sözlük yazarının söylediği gibi "Çevirmeni bence Google translate fakat kendileri bir isim vermişler: Nebiha Şentürk."
Bu kitabı okuyacaksınız başka bir yayınevinden okuyun derim.
Okuduğum ilk biyografi türünde olan bu kitabı; yazarın cesaret, inatçılık ve başarı gibi şahsi duyguları kardeşlik ilişkileri içinde eritip aktarmasından ve uçuşun fiziği hakkında temel kalıpları öğretmesi açısından özellikle beğendim. Bazı bölümlerdeki film veya dizinin en heyecanlı yerinde reklam çıkmasına benzer bana göre gereksiz detaylar verildiği yerler olaylardan biraz kopmamı sağladı. Neredeyse her bölümün sonunda fotoğrafların olması ise yaşanılan döneme daha yakın olabilmeyi sağlamış.
Bir nesnenin, incinin etrafında ne kadar duygu anlatılabilir ve ne kadar içten hissettirilebilir bir kitapta? Tomris Uyar'ın çevirmenliğini yaptığı muhteşem bir kitap.