Bir şeyi gerçekten isterseniz uğruna ne feda edebilirsiniz?
Framor şehrinin kurucusu olan Legov Framor, Belenorth Kralı Azhul ile savaşır ve kazanır. Savaştan sonra Azhul’un kızı İvory’i bulur ve ona sahip çıkar. Kral Framor’un iki oğlu vardır, Valco ve Durin.
İvory’i çocuklarından ayırmaz onları sevdiği gibi sever ve büyütür. İvory büyüdükçe gerçekleri öğrenir. Babasını nasıl kaybettiğini buraya nasıl geldiğini… İlerleyen zamanlarda İvory ile Durin aşık olur ve evlenirler. Ama erkek çocukları olmaz.
Valco’nun iki erkek çocuğu olunca Durin ve İvory hırs yapar. Ve erkek çocuk için her şeyi göze alan İvory’nin yolu Hargemon Dağı’nda yaşayan cadı Essela ile kesişir. Bundan sonra olaylar çok farklı bir boyuta taşınır.
Okurken heyecanınızı hiç kaybetmeyeceğiniz bir fantastik kitap kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Ferdi PekdemirFerdi
Olay 1914 yılında Sarıpınar Kazası'nda geçer. Kaymakam Halil Hilmi Efendi, kasabanın zenginlerinden olan Ömer Bey'in davetine istemeden de olsa katılır. Kasabanın tüm ileri gelenleri oradadır. Ömer Bey'in konağı kasabanın oldukça uzağındadır. Gece ilerledikçe alkol dozu ve eğlence dozu aşılır, Kızancıklı Naciye'nin dansı sırasında, bir sarsıntı olur. Ahşap binanın hareketle sarsıntıya müsait olması ve çoğu davetlinin sarhoş olması nedeniyle bu sarsıntı, deprem paniğine yol açar. Başta sarhoş olan Kaymakam olmak üzere birkaç kişi hafif yaralanır. Fakat ertesi gün, kasabada hiçbir enkaz ve yaralı bulunmaması, deprem konusunda Kaymakam'ı ikilemde bırakır. Acaba deprem hiç olmamış mıdır? Geceleyin yaşanan bu panikle birlikte işgüzar bir belediye görevlisi, İstanbul'a telgraf çekmiş ve yardım ekibi Sarıpınar'a gönderilmiştir bile. Kasabada depremin hiçbir zayiat meydana getirmemiş olması, Kaymakam'ı kara kara düşündürür. İstanbul'dan ve hatta Avrupa'dan para yardımı akmaktadır.
Olay 1914 yılında Sarıpınar Kazası'nda geçer. Kaymakam Halil Hilmi Efendi, kasabanın zenginlerinden olan Ömer Bey'in davetine istemeden de olsa katılır. Kasabanın tüm ileri gelenleri oradadır. Ömer Bey'in konağı kasabanın oldukça uzağındadır. Gece ilerledikçe alkol dozu ve eğlence dozu aşılır, Kızancıklı Naciye'nin dansı sırasında, bir sarsıntı olur. Ahşap binanın hareketle sarsıntıya müsait olması ve çoğu davetlinin sarhoş olması nedeniyle bu sarsıntı, deprem paniğine yol açar. Başta sarhoş olan Kaymakam olmak üzere birkaç kişi hafif yaralanır. Fakat ertesi gün, kasabada hiçbir enkaz ve yaralı bulunmaması, deprem konusunda Kaymakam'ı ikilemde bırakır. Acaba deprem hiç olmamış mıdır? Geceleyin yaşanan bu panikle birlikte işgüzar bir belediye görevlisi, İstanbul'a telgraf çekmiş ve yardım ekibi Sarıpınar'a gönderilmiştir bile. Kasabada depremin hiçbir zayiat meydana getirmemiş olması, Kaymakam'ı kara kara düşündürür. İstanbul'dan ve hatta Avrupa'dan para yardımı akmaktadır.
Boşuna çalıyorsun
Postacı,
Boşuna çalıyorsun kapımı.
Artık benim değildir,
Üstünde ismim adresim yazılı mektuplar.
Git başkalarını sevindir,
Git başkalarını mahzun et,
Bana hükmün geçmez artık.
Bir aşkım varsa bugün
Bahçemdeki çiçeklerdir,
İnsanlara değil,
Boşuna çalıyorsun kapımı,
Postacı,
Boşuna çalıyorsun.