• 80 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Halide Edib Adıvar’dan okuduğum en kısa kitaptı. Asıl ismi Mediha olan fakat hastaların, dertlilerin dermanı olup çare bulduğu için artık Çaresaz diye anılan bir kadın. Ayakları üzerinde sağlam ve güçlü durabilen bir kadın.

    Çocukluğunda babasına bir anne şefkatiyle bakmış, genç kızlığında meslek hayatına da atılarak yeni bir ailenin içine girerek ihtiyar bir kadına ve oğluna çare oluyor.

    Ve aşk da onu buluyor bu dönemde. Tam bir aşk denemez ama.
    Her şeyin çok çabuk ilerlediği bir kitap olmuş. Keşke bizim hayatımızda da zor zamanlarımız bu kadar çabuk geçip gitse.

    Kitapta imam nikahı ve resmî nikah durumu farklı bir şekilde ele alınmış.
    Son olarak bu kitapta bir adamın gerçek aşkı iyi, kötü tecrübelerle anlamasını izledim diyebilirim.
  • Hz. Fatıma iştahsız olmuştu. Hz Ali Hz Fatıma’nın hanei şeriflerine teşrif edip:“Ya Fatıma! Dünya tatlılarından gönlün ne istiyor?diye sordu.Hazreti Fatıma:“Ya Ali, nar istiyorum” buyurdu.
    Hazreti Ali Efendimizin yanında hiç para yoktu.Uzun uzun düşündü.Sonra kalkıp çarşıya gitti.Biraz borç para aldı ve onunla bir nar satı aldı. Eve giderken yol kenarına bırakılmış bir ihtiyar hasta gördü. Hazreti Ali Efendimiz o ihtiyara yaklaşıp: “Gönlün ne istiyor?” diye sual buyurdu. O da: “Ya Ali! Beş gündür buraya atılmış duruyorum. İnsanlar geçip giderler. Kimse bana iltifat etmez.Benim canım nar istiyor.Dedi.
    Hazreti Ali Efendimiz düşündü.“Eğer bu elimdeki narı bu ihtiyara verirsem,Fatıma narsız kalacak. Eğer buna vermezsem Cenabı Hakk’ın ayeti celilesine“Ve dilenciye gelince (onu) azarlama”(Duha 93.10) ve Resulüllah Efendimizin(Laa teruddüsseeile velev kene ale fersin) emirlerine muhalefet etmiş olurum” diye düşündü ve narı ihtiyara verdi. İhtiyar şifa buldu. Hazreti Fatıma validemiz Hazreti Ali Efendimiz Fatıma’dan haya ederek hanei saadetine geldi. Hz Fatıma,Hazreti Ali Efendimizi görünce O’nu ayakta karşıladı. Narın hadisesini öğrenince:Ya Ali!Sen üzülme;Allahü Teala’nın izzet ve celaline yemin ederim ki sen o ihtiyara o narı verdiğinde gönlümde, nara karşı olan iştah gitti'dedi.
    Hazreti Ali O’nun bu sözleri ile ferahladı.O anda bir kimse gelip Hazreti Fatıma’nın kapısını çaldı. Hazreti Ali Efendimiz:“Kimsin?” diye sual buyurduklarında: “Aç kapıyı ben Selman-ı Farisi’yim” diye ses geldi. Hz. Ali kalkıp kapıyı açtı ve Selman (ra) içeri girdi. Elinde üzeri mendille örtülü bir tabak vardı.O tabağı Hz. Ali’nin önüne koydu. Hz. Ali Efendimiz:“Bunu kim gönderdi?” Dedi. Hz. Selman:“Bunu Allah Teâlâ Hazretleri Resûllah’a gönderdi. Nebi Aleyhisselam da zatı şerifinize gönderdi” buyurdu. Hz. Ali Efendimiz tabağın örtüsünü açtı. Baktı ki, tabakta dokuz tane nar var.İmam-ı Ali buyurdular ki:Yâ Selman! Bu getirdiğin bana olsa on olurdu. Çünkü Hakk Teâlâ: “Kim bir iyilik ile gelirse onun için on misli vardır” (En’am 6, 160) buyuruyor. Bu ise ona uymuyor. Buyurdular. Selman (r.a) tebessüm ederek, sakladığı bir narı da çıkarıp tabağa koydu..Ve:“Yâ Ali! Allah’a yemin ederim ki bu narlar on idi. Fakat ben seni tecrübe için bir tanesini saklamıştım” buyurdu..
  • 2 rekat Cuma namazı sonrası,herkesin gidip kimsenin kalmadığı Camii gibiyim . ...Bir İmam bir de yüreği yanık müezzin 2-3 tane de ihtiyar . ...
  • Resulullah'in (s.a.v) Hz. Aişe ile koşu yarışına giriştiği rivayet edilir. Bir defasında Resulullah (s.a.v) ihtiyar bir kadına demiştir ki, "İhtiyar cennete girmez" yani, cennette insan ihtiyar olarak kalmaz manasında olan bu söz ile kadına latife yapmıştır.
  • Eyyub es-Sahtiyânî:
    Seksen yaşında bir ihtiyar gördüm. İlim öğrenmek için bir gencin peşinden koşmaktaydı, dedi.
  • Türkler, Selçuklu zamanında İsmâilîler’e karşı Gazâli, Osmanlı zamanında da Safevîler’e karşı İbn Kemal sayesinde Sünniliğin tarifi ve tahkiminde ana rolü oynamışlar, dahası Sünniliği Hanefilik ile özdeşleştirmişlerdir (Safi 2006, Ocak 2002, Kara 2006, 2007, Burak 2015, Kara 2007). Bu konuda İmâm-ı Azam Ebü Hanife’ye atf edilen bir rivayet dikkat çekicidir.

    Hac farizasını yerine getirdiği bir sırada Ebü Hanîfe; “Ey Allah’ım! Ben senin için şeriatını takrir/tesbit ettim; eğer içtihadım doğru ve mezhebim hak ise ona yardım et” diye dua edince Kâbe’de hâtiften “Sen hakkı, doğruyu söyledin; kılıç Türkler’in elinde olduğu müddetçe mezhebine zeval yoktur” diye bir ses işitir. Râvendî (1957: 17-18); “Çok şükür... Arabistan, Acemistan, Rum ve Rus diyarında kılıç Türkler’in elindedir... Selçuk oğullarından gelen sultanlar Ebü Hanîfe ashâbından âlimleri o kadar himaye etmişlerdir ki, onların sevgilerinin izleri genç-ihtiyar herkesin gönlünde yerleşmiştir” der.

    Sadece divan edebiyatında EbEbu Hanîfe ile ilgili imgeler, ayrı bir çalışmanın konusu olacak kadar zengindir (Gencer 201721: 162). Dahası İbn Kemal, Hanefîliği Mâtürîdîlik ile tamamlayarak Gazâlî’nin fıkh-ı ekber ve fıkh-ı esgar alanlarındaki Eş'arî ve Şâfi'î mezhebi yerine Hanefî ve Mâtürîdî mezhebini geçirmiştir. Fâtih’in hocası Molla Gürânî (813893/1410-1488) (2007: 46), ed-Dürerü’l-levâmi’ fi şerhi cem'i’l-ce-vâmi' adlı eserinde, gelenekteki gibi üç kelâm mezhebi olarak Eş’ariye, Mu'tezile ve Hanefiyye'yi zikreder.

    Buna karşılık, “Şâfi'î mezhebi sâlikleri usülde Eş'arî’ye, füru'da Şâfi'î’ye tâbi'dirler. Hanefîler, usülde Mâtürîdî’ye, füru‘da Ebü Hanîfe'ye tâbi'dirler. Hocalarımız bize böyle söylemişlerdir. Bu iki imâmın usülde farkları, on iki meselededir” diye başlayan risâlesinde İbn Kemal, Eş“arîler ile Mâtürîdîlerin ihtilâf ettikleri meselelerin dökümünü çıkarır (Yörükan 2001: 177, Öge 2011: 332). Bu itibarla küllî bir fıkıh mezhebi olarak Hanefîlik’ten ayrı bir akâid mezhebi olarak Mâtürîdîlik, bir Osmanlı icadıdır.

    '