Düştüğünüz yerden nasıl kalkacaksınız, yaranız nasıl iyileşecek, yola tekrar ne zaman düşeceksiniz, hangi yolları tercih edeceksiniz, ne hızda gideceksiniz, yolda nelere dikkat ederek ilerleyeceksiniz, bunların hepsi size bağlı. Ve tabii yanınızdakilere de. Ama yanınızdakiler de yine biraz size bağlı.
Doğrusu, kapanmayan yara yoktur. Ama yara iyileştikten sonra iz kalacak mı, ne kadar sürede iyileşecek, iyileşme ne kadar eziyetli ne kadar rahat olacak, bunların hepsi dengeleyicilere; sevgiye, bağa, temasa bakar.
Amacımız acıdan mümkün olduğu kadar kaçınmaktır. Halbuki istediğiniz kadar uzak durum veya yapışın, hayattan kaçamazsınız. Evin içinde en yakınlarınızla dip dibe de olsanız, yalnız da olsanız, hayatın döngüleri gelir sizi bulur. Onun için, bu hayat en iyi, dengede kalarak her ihtimali barındıran yollara adım atmaya cesaret göstererek, acı geldiğinde baş edebilme gücünü kendinde bulacağına inanarak, sevgi ve sevince açık olarak yaşanır.
Yaşam bize başından itibaren bırakabilmeyi,ayrılabilmeyi öğretmeye çalışıyor.Zamanı geldiğinde,bütün bir dünyadan,bildiğimiz ve içinde sevdiklerimiz olan yaşamdan ayrılmayı başarabilmemiz için bize pratikler yaptırıyor.Önce,annemizin memesinden ayrılmayı öğreniyoruz.Sonra yatağımızı,odamızı ayırmayı.Sonra evden ayrılabilmeyi başarıyoruz.Bütün bu bırakışlar sırasında,korktuğumuz şeyi yapabilmek için sevdiklerimize güvenerek kendimizde güç bulmayı öğreniyoruz.