• 592 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10·
    Yine harika bir kitap yaratmış Azra Kohen Fi, Çi, Pi, Aeden tüm kitaplarını okudum ama bu kitabı çok başkaydı konusu bakımından tamamen diğer kitaplarından ayrıydı. Sindire sindire okumaya çalıştım. Okuyanı acayip bir bilgi bombardımına tutuyor.
    Bedenimin içindeki canı gör;
    Sadece etimi değil. Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
    Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil. Beni gör.
    Derinliğimde boğulmadan, sorularımda kaybolmadan, korkularında yok olmadan, gör beni.
    Bir fısıltıya koydum kendimi. Kalbine soruyorum yerimi: Başarabilir misin beni görmeyi? Cesaretin yeter mi? Topla cesaretini ve gör beni.
    Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
  • 592 syf.
    İçinde bulunulan farklılıklara ve zıtlıklara rağmen aşk engelenemezdi. Çünkü hayatın anlamına ipucu gibiydi.

    İki devrin hikayesi; bilgiye bilgi katan, ilk insanlik tarihinden, osmanliya, cumhuriyete ve kurulurken arka planda oynanan oyunlara ve bu karmaşa içinde yaşanan aşk’a uzanan dolu dolu bir kitap.

    Yaşamında olan, oluşan şeylere karşı varılan önyargılardan, parazitlerden ve hayatından anlam çalanlardan uzak kalmaktı doğruların; hayata tutunup ben de varım diyebilmek, savaşlara, acılara ve herşeye rağmen ayakta kalabilmekti zaferlerin.

    Altı çizilesi cümlerle örülmüş bu kitabı okurken duygusallanip, beyninizde milyonlarca şimşek çakacak.Okumadan geçmeyin.sevgilerimle...
  • İnsan, zihninin şelalesinden kaçabilir miydi?
    Akilah Azra Kohen
    Sayfa 51 - Everest Yayınları
  • 592 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Hangi kelimeyi kullansam bu deneyimi en iyi şekilde özetlerim diye düşünüyorum bitirdiğim andan itibaren. Çok büyük bir deneyimdi, aşktı, anlamdı...
    Kitaplara hep yeni bir dünya gözüyle bakan biri olarak böylesine bir dünyayı okumak, hissetmek çok ayrı duygulara sürükledi beni. Çokça duygulara girdim okurken, çokça şey öğrendim anlamın derinliklerinde boğulurken.
    Aşkın en güzel haliydi Ülkü ve Selim.
    Aşkın sesiydi İlmiye ve Orhan.
    Aşkın eğitimiydi Fred.
    Aşkın vücuda işlenişiydi Ayşe.
    Aşkın değeriydi Yakışıklı.
    Hepsi ayrı bir aşktı. Çok değerliydi.
    Anlamda buluşmak isteyenlerin kitabı Gör Beni. Tarihte buluşmak isteyenlerinde, aşkta da, sevgide de, acıda da...
    Her satırında benliğime bir şeyler kattığım bu eşsiz eser şifaydı bana. Anlamdı şifayı getiren. Her karakterle yeni bir şifa yeni bir güç doldurdum kefeme.
    Selim’in bir sadrazam oğlu olmasının üstünde kurduğu hakimiyeti,
    Ülkü’nün savaşın bir insanda bıraktığı en derin izleri,
    Orhan’ın bir canla fark edişliği,
    İlmiye’nin kanla açılan çiceklerle dolan yarasını,
    Ali’nin bilgiyle donanmasını,
    Ayşe’nin hayallerini,
    Fred’in hayattın hakikatinde var oluşunu,
    Tarihin o tozlu sayfalarından kopup gelmelerini... Fark ettim. Huzur buldum.
    “ Fark edince ışık olursun” diyordu Azra Kohen. Ali’nin sırtını ağaca yaslayıp “oh, öğreniyorum” diye mırıldandığı andayım şimdi. Fark ettim, daha çok öğreneceğim, daha çok ışık olabilmek için; kendim olabilmek için.
    Gör Beni bir haykırış, devrim. İki devrin hikayesi. Bir devletin çöküşünün haykırışı, yeni bir devletin devrimi. Savaşın arasında kalanların romanı.
    İyi ki Hayata katkısı olsun. Çokça olsun İyi ki varsınız, iyi ki Fİ, Çİ, Pİ, AEDEN var. İyi ki katıldı aralarına GÖR BENİ. Daha nicesine
  • 487 syf.
    "Casus, vatan haini !"

    Bir çağın kapanışının ve başka bir çağın açılışının muhteşem öyküsü...

    Tarih kitaplarında 1789 yılında "Eşitlik, kardeşlik, özgürlük" sloganıyla verilen Fransız Devrimi'ne, Charles Dickens'in usta kalemiyle farklı pencerelerden bakma imkanı buluyoruz.

    Soylular ile halk arasındaki uçurumun yol açtığı adaletsizliği, sefaleti, açlığı, eşitsizliği, vurdumduymazlığı ... her satırda hissediyoruz. Halk yığınlarında bu hislerin damla damla öfke ve kin olarak birikişinin farkında olmayan soylu kesimin, bardaktan taşan suyun içinde boğuluşuna tanık oluyoruz.

    Boğulan sadece soyluların içindeki suçlular olmadığını, hem soyluların içinde hem de halkın içindeki masumlarin da "Cumhuriyet Düşmanı!" diye damgalanarak giyotinden akan kan banyosunda boğulduklarını görüyoruz. Devrimden önce "Casus, vatan haini!" diye ölüme götürülen yığınları alkışlayan aynı halkın, devrimden sonra "Cumhuriyet düşmanı, vatan haini!" diye ölüme götürülenleri nasıl alkışladıklarını hayretler içinde görüyoruz.

    Ne devrimden önceki ne devrimden sonraki ölüme götürülen bu insanların masum olup olmadıkları önemli değil. Çünkü hiç kimse bunu umursamıyor. Her iki dönemde de insanların tek önemsedikleri öfke ve kinlerinin, gerek darağacında gerek giyotinde yansımalarını görmeleridir.

    Adalet için yola çıkan yığınların nasıl adaletsizlikler yaptığını,
    Eşitlik için yola çıkanların nasıl eşitsizliğe sebep olduklarını,
    Kardeşlik için yola çıkanların nasıl düşmanlıkla hareket ettiklerini,
    Özgürlük diye yola çıkanların nasıl masum insanların özgürlüklerini alıkoyduklarını,
    Ve bunların hepsini "Yaşasın Cumhuriyet!" diyerek yaptıklarını görüyoruz.

    Devrimin öncesinde ve sonrasında yaşanan hayatları Charles Dickens, ustalıkla nokta atışı olaylarla anlatıyor ki, etkilenmemek elde değil. Devrimden önceki zamana ait; yere düşüp kırılan fıçıdan akan şarabı sokağın her tarafından -gerek buldukları kap kacağa doldurarak gerek bir annenin çocuğuna içirerek gerekse yalayarak- temizleyecek kadar yaşanan açlığı ve sefaleti yaşayan insanların hallerini gördüğümüz olaydan, Monsenyur'un arabasının yanlışlıkla halktan birinin çocuğunu ezdiğindeki eşsiz diyalogun geçtiği olaydan etkilenmemek ve o anları kitabı okurken adeta hissetmemek elde değil !

    Kitabın daha on- on beş sayfasını okuduğunuzda 1775-1800 yıllarının atmosferini yaşıyor; yazarın usta kalemi sizi içinde olduğunuz yıldan alıp, romanın geçtiği bu yılların içine atıyor.

    Romanın başından sonuna kadar karşılaştığınız karakterlerinin nasıl ustaca kurgulandığına sayfaları çevirdikçe hayranlıkla şahit oluyorsunuz. Her bir karakter üzerinden devrimden önce ve sonrası insanların yaşadıklarına, psikolojilerine; bu devirlerdeki toplumsal tüm katmanların gözünden tanık oluyoruz.

    Fransız Devrimi'ni sembolü olan ve binlerce insanın bu aletle infaz edildiği giyotinin yapılış amacı da oldukça ilginç: İnfazlarin kısa sürmesini sağlayarak idam mahkumlarının daha acısız ölmelerini sağlamak, gayet insancıl (!) değil mi? Önceleri, idam mahkumlarının elleri ve ayaklarından atlar tarafından tutulup, parçalanılarak yapılan infaz şeklini düşününce parantez içinde ünlemi kaldırabiliriz belki de, ne dersiniz?

    "Cumhuriyet düşmanı, vatan haini !"
  • 592 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    592 sayfalık romanını en mükemmel şekilde özetlemiş yazar; iki devrin hikayesi.

    Bütün yaşadığı acılarla, feda ettikleriyle bir devirdi Semiha Hanım.
    Hayalinin peşinde koşarken bir devirdi Ayşe.
    Çocukluğunu, bilginin peşinde koşturarak geçirirken bir devirdi Ali.
    En yüce duyguyu hayatının başlarında tadarken bir devirdi İlmiye.
    İlmiye ile beraber tamamlanırken bir devirdi Orhan.
    Savaşın ona kazandırdıklarıyla/kaybettirdikleriyle Dudu’dan Ülkü’ye evrilirken bir devirdi Ülkü.
    Ruhunun dayanılmaz sarsıntılarından yeniden doğarken bir devirdi Selim.

    Ve bu kitap iki devrin hikayesiydi.

    Birbirine sevgiyle bağlıydı; Zübeyde Hanım, Semiha Hanım, Ayşe, Ülkü, İlmiye ve Ali. Savaş ellerinde başka bişey bırakmamıştı çünkü. Tek varlıkları birbirine duydukları sevgiydi. Hayata tutunabilmek için yetterliydi onlara bu sevgi. Hatta kalplerinden taşan sevgiyle Lütfiye Hanımı da Latife Hanımı da iyileştirdiler.

    Kitaptaki bütün insanların gelişimlerine, değişimlerine ve içlerinde yaşadıkları devrime şahit olurken inanılmaz bir bilgi tufanına yakalanıyorsunuz. Benim tavsiyem mutlaka okunması gereken bu kitabı sindirerek okumanız. Hazmederek ilerlemeniz. En ufak bir detayı bile kaçırmamanızdır.
  • Yanlış zamanda, yanlış kişilere edilmiş kelimeler zamanın hırsızıydı.
    Gör Beni-İki Devrin Hikayesi/Akilah Azra Kohen