• _Zengin adam evine Filozof Diogenes’i davet etti ve sakın yerlere tükürme dedi. Canı tükürmek isteyen Diogenes, adamın suratına tükürdü ve ona, bulduğu tek pis yerin orası olduğunu haykırdı.

    _Uyanmamız için ne kadar çok tiksinti biriktirmemiz gerekiyor?
    _Yamyam olmak isterdim, politikacıları parçalayarak yeme zevkinden çok, onları kusma zevkini tatmak için.
    _Sanat, bir şeye hizmet ettiği zaman soysuzlaşır. "Misyon" ezgiyi soluksuz bırakır.
    _Dünyaya getirmek istemediğim çocuklar, bana borçlu oldukları mutluluğu bir bilseler.
    _Havailik bir sanattır. O olmasa aşın hassas yalnızlıklarımız, ötekiler için ne cehennemdir!
    _Zayıflıklarınız kararlarınıza üstün gelirse düşünmek boş iş olur.
    _Gercek yurtsever, ulkesindeki insanlarin buyuk cogunlugunun olmesini isteyendir.
    -Bana güvenmemeliydiniz. Kim söyler bu sözü? Tanrı ya da ipsizin teki.
    _Her saplantı kendi aşınlıklarıyla kendini ortadan kaldırır.
    _İktidar şeytanidir. Hükmetmek bir zevk olduğu için kendi isteğiyle iktidardan feragat eden hiçbir diktatör yoktur. Şeytan, iktidar hırsı olan bir melekti sadece.
    _Varoluşun ta kendisidir bu hiçlik; her şeydir.
    _Her tarafta vaaz veren solucanlar var ve bu İlkesizlerin sadece kaprisleri ve çıkarlan var. Kötülüklerin nedeni budur ve onlara inanan saflar... Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar. Çöpçüsünden züppesine kadar herkes, mutluluk reçeteleri dağıtır; hepsi, herkesin adımlarına yön vermek ister: (Anti peygamber)
    _Yeryüzünde parıldayan, ilginç diye tarif ettiğimiz her şey sarhoşluğun ya da cahilliğin bir meyvesidir.
    _Gömlek değiştirir gibi ümitsizlik değiştirdim. Arzularımın cenaze törenlerine bulaşmaktan yorgun düştüm. Ölmeden cehenneme girmiş azılı bir ateistim.
    _Ergenlikten hiçbir zaman çıkamadı.
    _Hayatla dolup taştıgı için, şeytan'ın hiçbir sunagı yoktur: insan kendini şeytan'da çok fazla buldugu için ona tapmaz; ondan bilerek nefret eder, "kendinden yüz çevirir" ve tanrı'nın yoksul vasıflarını ayakta tutar ama şeytan bundan şikayetçi degildir.
    _Herkes kendinin sanatçısıdır.
    _Dinlerin tarihi en kanlı tiranlıkların tarihinden daha kanlıdır.
    _Deniz manzarası buda’nın öğretisinden daha etkileyicidir.
    _Delileri çoğaltmak istiyorsanız, küfrü yasaklayın.
    _Aşka, tutkuya, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır.
    _En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.
    _Kayıtsızlık sonsuz güç verir.
    _İnsan, başarısız bir proje idi. Tanrının inadı neden?
    _Hayat, Tanrı’nın bir takma adı mı?

    _Kendi başına yalnız kalabilen tek bir kişi yoktur. Günümüzdeki felaketlerin nedeni budur. Kendi başına yaşaması gereken herkes alelacele televizyonu ya da radyoyu açıyor. Hükümetin biri televizyonu ortadan kaldırsa, sanırım insanlar sokaklarda birbirini öldürürdü, çünkü sessizlik onları dehşete düşürürdü.
    _Yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil. İnsanlar arasında acı çekendir. Kendi çölünü peşi sıra panayırlarda sürükleyen ve mütebessim cüzzamlık, tamiri imkansızlık komedyenliği sergileyendir. Eski zamanlardaki büyük yalnızlar mutluydular, ikiyüzlülüğü bilmiyorlardı, gizleyecek bir şeyleri yoktu. Bir tek kendi yalnızlıklarıyla söyleşiyorlardı.

    _Afrikada hayvan bilimci gorillerin saatlerce hiçbir şey yapmadan aylak duruşlarına şaşırır. Yoksa can sıkıntısı nedir bilmiyorlar mı? Hayvanlar tekdüzelikten kaçmak şöyle dursun, onu ararlar; en çok korktukları şey o tek düzeliğin bozulmasıdır çünkü yerini korku alır ki o da her türlü aşırı meşguliyetin nedenidir. Eylemsizlik tanrısaldır ama insanın başkaldırdığı şey de budur. Doğada, sadece insan tekdüzeliğe katlanamaz; sadece insan, ne pahasına olursa olsun, her ne olursa olsun bir şey olmasını ister. Bununla da atasına layık olmadığını gösterir. Yenilik ihtiyacı yolunu şaşırmış bir gorilin ihtiyacıdır.'

    _Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet - geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"
    _Deliliğe ancak gevezelerle suskunlar ulaşabilir: Bütün sırlarını boşaltmış olanlar ve fazla biriktirmiş olanlar.
    _Ne zaman inançlı birine rastlasam; ruhunun hangi kusuru, hangi deliliğidir ona bu inançları kazandıran? Diye sorarım kendime
    _Hitler kadar bugün bizi etkileyen, sempati uyandıran ve hayranlık bırakan başka bir politikacı lider göremiyorum!
    _İnsan türü ancak kendini mahvedene hayran olur.
    _Sonunda hep son düşmanıma benzediğimi gördükten sonra kimseyi eleştirmemeye karar verdim.
    _Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar. Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz..
    _Ölüm, yaşamı tutkuyla sevmiş olanlar için anlamlıdır ancak.
    _Schopenhauer, ölüleri tekrar yaşama davet etsek, onların bunu reddedeceklerini savunur. bana kalırsa, tam tersine, ikinci kez çok daha büyük bir zevkle ölürler.
    _Bilinç dikenden çok daha fazlasıdır,o ete saplanıp kalmış hançer gibidir.
    _Tanrı, sadece kendine eklenen sıfatlarla yaşar; ilahiyatın varoluş nedeni budur.
    _Nuh geleceği görseydi, hiç şüphesiz gemisini batırırdı.
    _Bitki olmak ne hoşuma giderdi, bir dışkının başında dikilmem gerekse dahi!
    _Kötümser, kendine her gün başka var olma nedenleri icat etmek zorundadır: bir hayatın "anlamı" kurbanıdır.
    _İnsanlarla düşüp kalktıkça düşüncelerimiz kararır; ve bunları aydınlığa kavuşturmak için yalnızlığımıza döndüğümüzde, düşürdükleri gölgeyi buluruz.
    _Her düşünce bastırılmış bir duygudan kaynaklanır.
    _Bütün devrimler tiranlara karşı oldu ama hiçbiri tiranlığa karşı olmadı.
    Halbuki gözlerin işlevi görmek değil ağlamaktır; gerçekten görmek için de gözlerimizi kapatmamız gerekir.
    _Başkasına kıymamak için her birimiz kendimize mutsuzluğu seçeriz. Mutsuz olmak, mutsuz etmekten bin kat daha iyidir.’
    _Dibe vurana onu dipte nelerin beklediğini anlatır ve "boğul" der. Oysaki biz yüzme öğrenmek istiyoruz.
    _Cennet: insan yokluğu.
    _Ben arzuları kurumuş bir çölüm.
    _Fransızlarla görüşe görüşe insan nazik bir şekilde mutsuz olmayı öğrenir. _Avrupa karanlığa gömülse, Fransa mezarında güle oynaya yatar.
    _Başkalarının omuzlarını basarak yükselen bir insan, aşağıdakilerden daha az özgürdü. Selameti pahasına onlara değer verir.
    _Hiççilik insanı duyum inancına zorlar. Hiçbir şeye inanmadığımız zaman duyular imanlaşmaya başlar.
    _En büyük sanat kendinden üçüncü şahıs olarak bahsetmeyi bilmektir.
    _Hastalığın gizli arzusu herkesin hasta olması;
    _Neden intihar etmiyorum? Çünkü ölüm de hayat kadar midemi bulandırıyor.
    _Aşkın hayatta yeri yoktur: bundan dolayı kadınların parfümünde mezar çelenklerinin ölü kokusu vardır
    _Her birimiz en gizli arzuyu itiraf etse, herkes “övülmek istiyorum” derdi.
    _Sıkıntı, zamanın yankısıdır. Boşluğun açığa çıkmasıdır, sıkılmayan insan dünyanın var olmadan önceki zamanlarında kalmış ahı gitmiş vahı kalmış biridir.
    _Evren, sara hastalığına tutulmuş bir geometri. Rüzgar, havanın çılgınlığı! Müzik, sessizliğin çılgınlığı!
    _Kanatlarını yitirmiş melek, ister kıllarını yitirmiş maymun…
    _Fransa'da bulaşıcı olan tek şey zihin açıklığıdır; aldanmaktan, ne olursa olsun bir şeye kurban olmaktan nefret etmedir
    _Cehennem bile bir sığınaktır.
    _Gerçekliğe dua edilmez: Kesin, tapınma nesnesi değildir.
    _Pazar öğleden sonraları uzasaydı insanlık nereye varırdı? her saniyeyi dayanılmaz bir azaba çevirirdi. Yenecek tırnaklar, kilometrelerce tırnak. Artık akmayan bu zaman başka türlü nasıl öldürülür?
    _Bazen bir şey içinde kendimizi unutmayı başarırız; ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz? Bu olanaksızlık o acının tanımıdır. Varolma'nın da tek bir anlamı vardır: Acısına gömülmek.
    _Dünya hayatın önünde pes ederek hiçliğe karşı kusur işlemiştir.
    _Kuvvetimizi, unuttuklarımızdan ve algı yetersizliğimizden alırız.

    _Hayattaki gayem çalışmadan yaşamımı bitirebilmekti. Kırkıma dek öğrenci kalarak az kalsın bunu başaracaktım ama 40 yaşındayken okulla ilişiğimi kestiler.
    _Yirmi yaşımdayken, gecenin üçünde evden çıkan ve şehirde öylece dolanan bir oğlu olduğu için annem elbette ki ümitsiz bir durumdaydı. Hiçbir şey yapmayan ve okuyan bir oğlu olduğu için ama bunun hiçbir anlamı yoktu: kısacası tam bir başarısızlık örneğiydim. Çok şey vaat etmiş ve hiçbir vaadini yerine getirmemiş bir tiptim. Dolayısıyla, yirmi yaşındaydım ve evde annemle benden başka kimse yoktu. Saat öğleden sonra ikiydi; hep saati belirtiyorum çünkü hayatın olağanüstü anlarında saat önemlidir, hatırlıyorum, kendimi kanepenin üzerine attım ve 'artık dayanamıyorum!' dedim ve bir ortodoks papazının eşi olan annem, bana şöyle dedi: "böyle olacağını bilseydim kürtaj yaptırırdım!" söylemem gerekir ki bu sözler, beni bunalıma sokmak yerine, bir kurtuluş gibi oldu. Bana iyi gelmişti çünkü hakikaten sadece bir kaza olduğumu anladım. Hayatımı ciddiye almak gerekmiyordu. Kurtarıcı bir sözdü bu.


    _Emil Cioran 1900-95 rumen. Sistemli bir düşünceye değil, parçalı düşünceye sahiptir. ‘Parçalar halindeki bir düşünce, tecrübenizin tüm yönlerini yansıtır;









    Slavoj Zizek
    _Yamuk Bakmak, (Popüler Kültürden Jacques Lacan’a Giriş)_
    _Ne zaman bir nesne yok edilmeye çalışılsa libidinal etkisi artar. Yahudiler ne kadar yok edilir, tehditleri de o oranda artar. Ona karşı ne kadar savaşırsak, üzerimizdeki gücü o kadar artar.

    _Bir şeye dosdoğru bakarsak, onu gerçekte olduğu gibi görürüz, halbuki arzu ve endişelerimizin karıştırdığı bakış (yamuk bakış) bize, bulanık bir görüntü verir. Endişelendiğimiz zaman, küçük bir güçlük dev boyutlara ulaşır, mesele bize gerçekte olduğundan çok daha beter görünür. Tam tersi bir ilişki de söz konusudur: Bir şeye dosdoğru bakarsak, şekilsiz bir noktadan başka bir şey göremeyiz, nesne, ona ancak belli bir açıdan, şahsi bir bakışla baktığımız takdirde açık seçik özellikler kazanır. A nesnesi, sadece arzu tarafından çarpıtılmış bir bakışla algılanabilen bir nesne, nesnel bir bakış için var olmayan bir nesnedir.
    _Shakespearein, paranın her şeyi karşıtına dönüştüren, bir sakata ayak veren, bir hilkat garibesini yakışıklı bir adam haline getiren paradoksal gücüne karşı duyarlılığı buradan gelir. (Atinalı Timondan Marxın alıntıladığı dizelerdir) _ Marxın, artı değer kavramını, model almakta: Artı-keyif de şeyleri tersine dönüştürmeyi, genellikle gayet hoş olarak görülen şeyi iğrençleştirmeyi, genellikle iğrenç bir eylem olarak görülen şeyleri de (işkence yapmayı, vb.) fena halde cazip kılmayı sağlayan o paradoksal güce sahiptir.
    _Gerçeği gerçeklikten ayıran bariyer, bir delilik alameti olmak şöyle dursun, asgari bir normalliğin önkoşuludur:

    _Kant: Evlilik, karşı cinsten iki yetişkin şahıs arasında cinsel organlarını karşılıklı olarak kullanma konusunda yapılan bir sözleşmedir.
    _Bu kitapta Lacanın en yüce teorik motifleri çağdaş kitle kültürünün numunelik örnekleri yoluyla okunuyor: Lacana kendi ünlü formülü Kantın eriğini Sadeci sapıklık açısından yorumlayışını uyguluyoruz.

    _1-Gerçeklik Ne Kadar Gerçektir? Brecht’in Üç Kuruşluk Operasında:> Şansın peşinden fazla ateşli koşma, zira onu sollayabilirsin, o zaman da şans arkanda kalır. Aşil ve kaplumbağa paradoksu, özne ile arzusunun hiçbir zaman yakalanamayacak olan nesne-nedeni arasındaki ilişkiyi sahnelemektedir.
    _Lacan: Dürtünün hedefi, tatmin edilmek değil, amaçtır. Hedef, varış yeridir, oysa amaç yolun kendisidir. Sisyphos’un paradoksu da burada yatar.
    _Fantezide Hedef ve Amaç_ Fantezi öznenin arzusunu gerçekleştiren bir senaryo olarak tasarlanır. Fanteziyle arzulamayı öğreniriz. Arzu, inşa edilmesi gereken bir şeydir.

    *__Robert Sheckleyin Dünyalar Deposu hikayesi: Bay Wayne, şehrin terk edilmiş bir köşesinde, harap bir kulübede tek başına oturan yaşlı ve esrarengiz Tompkinsi ziyaret eder. Söylentiye göre Tompkins özel bir ilaç sayesinde, insanları bütün arzularının gerçekleştiği paralel bir boyuta taşıyabilmektedir. Wayne tereddüttedir, Tompkins de ona acele etmeyip karar vermeden önce her şeyi iyice bir düşünmesini tavsiye eder. Wayne eve dönerken sürekli bu konuyu düşünür; ama evde karısı ve oğlu onu beklemektedir. Kısa sürede kendini aile hayatının sevinçlerine ve küçük dertlerine kaptırır. Her zaman yapılması gereken bir şey, gitmesine engel olan, ziyaretini ertelemesine neden olan bir aile meselesi çıkar önüne. Önce karısıyla bir yıldönümü toplantısına gitmesi gerekir; sonra oğlunun okulda bazı sıkıntıları olur, yazın tatil zamanıdır ve oğluyla tekne gezintisine çıkmaya söz vermiitir; sonbaharla birlikte yeni meşgaleler çıkar. Bütün yıl böyle geçer ama aklının bir yerlerinde Tompkinsi eninde sonunda kesinlikle ziyaret edeceğinin hep farkındadır. Birden kulübede Tompkinsin yanında uyanıp onun müşfik bir sesle sorduğu şu soruyu duyana kadar: Ee, şimdi nasılsın? Memnun oldun mu? Wayne, şaşkın, kafası karışm bir halde evet, evet, tabii… Oradan ayrılır; çevredeki çürüyen yıkıntılar arasından hızla geçer, akşamki patates tayınını kaçırmama telaşına düşmüştür. Sıçan sürülerinin deliklerinden çıkarak nükleer savaş artığı yeryüzünde egemenliklerini ilan ettikleri vakitler olan karanlık basmadan yeraltındaki sığınağına varır.__ Okurunun kaçınılmaz olarak düştüğü tuzak, arzunun paradoksunu oluşturan tuzaktır: Şeyin kendisinin ertelenmesini zaten şeyin kendisi olan şeyle karıştırırız, arzuya özgü arama ve kararsızlığı aslında arzunun gerçekleştirilmesi ile karıştırırız. Yani arzunun gerçekleştirilmesi, karşılanması, tamamen tatmin edilmesi değildir, daha çok arzunun kendisinin yeniden üretilmesiyle örtüşür.
    _Hiçbir Şey‘den Nasıl Bir Şey Çıkar? Patricia Highsmithin Karanlık perili ev hikayesi, erkeklere arzularını ve anılarını yansıtabilecekleri boş bir mekân işlevini görüyordu; genç mühendis karanlık evin eski bir harabeden başka bir şey olmadığını alenen söyleyerek, onların fantezi mekânını sıradanlığa indirgemiş oluyordu. Gerçeklik ile fantezi mekân arasındaki farkı hükümsüzleştirmiş, adamlar arzularını dile getirebilecekleri bir yerden yoksun bırakmış oluyordu. Adamlar dehşete kapılır; mühendise saldırır ve mühendis ölür. Adamlar niye bu kadar dehşete kapılırlar?_ Bardaki adamların, arzu nesnesinin büyüleyici hatlarını seçebilen bakışları, düpedüz, hiçliği görebilen bakıştır.
    _Vitrindeki kadın resmini çok beğenir ve resim bir süre sonra canlanır. Onunla ilişkiye girer ve kavga ederek onu öldürür. Tutuklanacağını anlayınca zehir içer ve uyur. Uyanınca bunların rüya olduğunu anlar. Mesaj: bilinçaltımızda hepimiz katiliz. Kelebek miydim rüyasıyla yorumlarsak. Adam, katil olduğunu düşünen kibar bir burjuva değil, burjuva olduğunu düşünen bir katildir._

    _Lacana göre endişeyi doğuran şey, nesnenin eksikliği değil, nesneye fazla yaklaşmamız ve böylece eksiğin kendisini kaybetmemiz tehlikesidir. Endişe arzunun ortadan kalkmasıyla oluşur.
    _Adamın birisi işinden hayatından bunalıp başka bir şeyre kaçar ve orada da benzer şeyler yapar. Adamın yaşadığı kopuş zahmete değmez; olmayacak şeylerin peşinde koşmak yerine, kısmetimize razı olmayı ve günlük hayatımızın küçük ayrıntılarından haz almayı öğrenmemiz gerekir. Adamın hayatını değiştirmeye iten aldatıcı sahteliktir.
    _Sıradan günlük gerçekliğimizin, kibar insanlar rollerimizi oynadığımız toplumsal evrenin gerçekliğinin, belli bir bastırmaya, arzumuzun gerçeğini gözden kaçırmaya dayalı bir yanılsama olduğu ortaya çıkar. Demek ki bu toplumsal gerçeklik, gerçeğin müdahalesiyle her an parçalanabilecek kırılgan, simgesel bir örümcek ağından başka bir şey değildir.
    _Ötekinin Ötekisi paranoyanın Ötekisidir: Biz farkında olmadan bizim ağzımızdan konuşan, düşüncelerimizi kontrol eden, kendiliğinden ortaya çıkıyormuş gibi görünen şakalar yoluyla bizi manipule eden, dünyamızın onun fantezi yaratımı olduğu sanatçı.

    _Yaşayan Ölülerin Dönüşü_Terminatör arzudan yoksun dürtünün cisimleşmiş Halidir_ Çağdaş kitle kültürünün temel fantezisi, yaşayan ölülerin dönüşü fantezisidir: Ölü kalmak istemeyip yaşayanları tehdit etmek üzere sürekli geri dönen bir kişi fantezisi. Ölüler niye geri dönerler? ölüler bazı ödenmemiş simgesel borçları ödetmek üzere geri dönmektedirler.
    _Yıllar önce, kız kardeş, adamın doğum günü kutlaması sırasında durmadan tekrar ettiği “Baba pastasını istiyor!” talebine karşılık kafasına vurarak onu öldürmüştür. Birdenbire, evin arkasındaki aile mezarlığından garip bir ses duyulur; ölü baba mezarından çıkar, cani kız kardeşi öldürür, karısının kafasını kesip bir tepsiye koyar, kremayla kaplar, mumlarla süsler ve memnuniyetle, Baba pastasını aldı! Diye mırıldanır, adam ölmesine rağmen talep, karşılanana kadar ölmemiştir.{
    _Totem ve tabuda, ölü babanın yaşayandan daha güçlü olduğu ortaya çıkar. Yanılsama, bütün kadınlara sahip olan ilk babanın var olduğu yanılsamasıdır; süperegonun baskısının, kurallar koyularak kesinlikle azaltılamayacağıdır._oedipus ve totem ve tabudaki babayı öldüren kardeşlerin birbiriyle zıtlığından bahsediyor çünkü oedipus anneyle ilişkisi için engel olan babayı öldürür, totemdeki ise farklı bir nedenden. __Demokrasiyi yolsuzluk, demagoji ve otorite zayıflığına yol açan bir sistem olarak görüp karalayanlara cevap olarak Churchill şöyle demişti: Demokrasinin mümkün bütün sistemlerin en kötüsü olduğu doğrudur; sorun, başka hiçbir sistemin ondan daha iyi olmayacak oluşudur paradoku.
    _Freud paradoksu: Kadından hoşu yoktur; onla birlikte yaşamak imkânsızdır.
  • ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    imrendiğin, öfkelendiğin
    kızdığın ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    dile dökülmeyenin tenhalığında
    kaçırılan bakışlarda
    gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
    fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
    gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
    benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin


          Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
    yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
          Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

          
          Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
          yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
          kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
          çerçevesine sığmayan
          munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
          lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

          
          Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
    Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
    ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
          Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
    değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
    aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
    diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
        
    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
          Takvim tutmazlığını
          Aramızda bir düşman gibi duran
          Zaman'ı
          Daha o gün anlamalıydım
          Benim sana erken
          Senin bana geç kaldığını


          Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
    kalmıştı.
          Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
    arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
          Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

    Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


          Şimdi biz neyiz biliyor musun?
          Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
          Birbirine uzanamayan
          Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
          Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
          Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
          Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
          Ne kalacak bizden?
          bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
          Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
          Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
          Bizden diyorum, ikimizden
          Ne kalacak?

          Şimdi biz neyiz biliyor musun?
          Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
    gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
    şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
          Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
          Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
          Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

          kış başlıyor sevgilim
          hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
          bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
          oysa yapacak ne çok şey vardı
          ve ne kadar az zaman  
          kış başlıyor sevgilim
          iyi bak kendine
          gözlerindeki usul şefkati
          teslim etme kimseye, hiçbir şeye
          upuzun bir kış başlıyor sevgilim
          ayrılığımızın kışı başlıyor
          Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

          
          Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
    gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

          Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
          çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
          içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
          para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
          Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
          gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
          korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    çağrışımlarla ödeşemezsiniz
          dışarıda hayat düşmandır size
          içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
          Bir ayrılığın ilk günleridir daha
          Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

          Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
          kulak verdiğiniz saatin tiktakları
          kaplar tekin olmayan göğünüzü
          geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
          bakınıp dururken duvarlara
          boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
          kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
    gibi
          yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
    kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
    alınmaya
          kendimizi hazırlar gibi
          yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
          ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
          ve kazanmış görünürken derinliğimizi
          Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
          bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
          hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


          denemeseniz de, bilirsiniz
          hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
        

          Bana Zamandan söz ediyorlar
          Gelip size Zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
          öyle düşünürler.
          Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
    karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
    uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
          Zaman
          Alır sizden bunların yükünü
          O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
    dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
    yerlerden
    bulunup yeni mutluluklar edinilir.
          O boşluk doldu sanırsınız
          Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

          gün gelir bir gün
          başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
          o eski ağrı
          ansızın geri teper.
          Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
          Bitmişsinizdir.

          Zamanla  yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
          önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini  
          kazanır. Yokluğu derin  ve sürekli bir sızı halini alır.

          Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
          Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
          Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


          ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
          günlerin dökümünü yap
          benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
          kim bilebilir ikimizden başka?
          sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
          kendiliğindenliği
          yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
          bir düşün
          emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
          şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
          Bunlar da bir ise yaramadıysa
          Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


          Bu şiire başladığımda nerde,
          şimdi nerdeyim?
          solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
          ikindi yağmurlarını bekleyen
          yaz sonu hüzünlerinden
          gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
          geçti her çağın bitki örtüsünden
          oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
          bakarken dünyaya
          yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
          çiçek adlarını ezberlemekten geldim
    eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
          unuttuklarını hatırlamaktan
          uzak uzak yolları tarif etmekten
          haydutluktan ve melankoliden
          giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
          Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
          Bütünlemeli çocuklarla geçti
          gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
          dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

          Bu şiire başladığımda nerde,
          şimdi nerdeyim?
          yaram vardı. bir de sözcükler
          sonra vaat edilmiş topraklar gibi
          sayfalar ve günler
          ışık istiyordu yalnızlığım
          Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
          İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
                         Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
                         daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
          Aşk... Bitti. Soldu şiir.
          Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


          Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
          Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
          Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
          uyudum, hiç uyanmadım.
          barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
          her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
          el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
          birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
          eksiliyorduk
          mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
          her otelde biraz eksilip, biraz artarak
          yani çoğalarak
          tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
          birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
          ağır ve acı tanıklıklardan
          geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
          maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
          linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
          korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
          ve açık hayatları seviyordu.
          Buraya gelirken
          uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
          atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
          ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
          çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
          panayır yerleri... panayır yerleri...
          ölü kelebekler... ölü kelebekler...
          sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
          Adım onların adının yanına yazılmasın diye
          acı çekecek yerlerimi yok etmeden
          acıyla baş etmeyi öğrendim.
          Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
          
          ipek yollarında kuzey yıldızı
          aşkın kuzey yıldızı
          sanırsın durduğun yerde
          ya da yol üstündedir
          oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
          ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
          ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

          AŞKIN BİR YOLU VARDIR
          HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
          AŞKIN BİR YOLU VARDIR
          HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN
          gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
          gözlerim
          aşkın kuzey yıldızıdır bu
          yazları daha iyi görülen
          Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
          ilerlerim
          zamanla anlarsın bu bir yanılsama
          ölü şairlerin imgelerinden kalma
          Sen de değilsin. O da değil
          Kuzey yıldızı daha uzakta
          yeniden yollara düşerler
          düşerim
          bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
          ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
          Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
          yaşamsa yerli yerinde
          yerli yerinde her şey

          şimdi her şey doludizgin ve çoğul
          şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
          şimdi her şey yeniden
          yüreğim, o eski aşk kalesi
          yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


          Dönüp ardıma bakıyorum
          Yoksun sen
          Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren

     
  • Ölü bir yilan gibi yatiyordu aramizda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmisim
    Oysa bilmedigin birsey vardi sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim

    Imrendigin, öfkelendigin
    Kizdigin, ya da kiskandigin diyelim
    Yani yasamislik sandigin
    Geçmisim
    Dile dökülmeyenin tenhaliginda
    Kaçirilan bakislarda
    Gündeligin basibos ayrintilarinda
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatimdaki herhangi biri saniyordun,
    Biraz daha fazla sevdigim, biraz daha önem verdigim.
    Baslangiçta dogruydu belki.
    Siradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi baslayip,
    Günden güne hayatima yayilan, varligimi ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aska bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim
    Anladigindaysa yapacak tek sey kalmisti sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz basiydi gittiginde, ardindan,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdi. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çikilmis bir yolun ilk duraginda bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben askin bütün çaglarindan geliyordum.
    Sanirim lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu
    Yüzündeki kuskun kedere, gür kirpiklerinin altindan
    Kisik lambalar gibi isiyan gözlerine
    Çerçevesine sigmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu.

    Yaz basiydi gittiginde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmisti Mayis.
    Seni bir siire düsündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumusak seyler geliyordu aklima.
    Önceki siirlerimde hiç kullanmadigim bu sözcük
    Usulca düsüyordu bir kagit akligina,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdiklarima, hayatima.
    Yaz basiydi gittiginde. Bir askin ilk günleriydi daha.
    Ask miydi, degil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de ayni yerde ve ayni insan olmami isteyen' notunu buldum kapimda.
    Altina saat: 16.00 diye yazmistin, ve 16.04'tü onu buldugumda.
    Daha o gün anlamaliydim bu iliskinin yazgisini
    Takvim tutmazligini
    Aramizda bir düsman gibi duran zamani
    Daha o gün anlamaliydim
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldigini.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramiza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndügünde eksik, noksan bir seyler baslamisti.
    Sanki yaz, birbirimizi görmedigimiz o üç ay,
    Alip götürmüstü bir seyleri hayatimizdan, olmamisti, eksik kalmisti.
    Kirilmis bir seyi onarir gibi basladik yarim kalmis arkadasligimiza.
    Adimlarimiz tutuk, yüregimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakisiyorduk.
    Sanki ufacik bir sey olsa birbirimizden kaçacaktik.
    Fotoromansiz, trüksüz, hilesiz, klisesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açildi, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Simdi bir mevsim degil, koca bir hayat girdi aramiza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artik, ne de ben kapiyi açabilirim sana.
    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Akip giden zamana göz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boslukta iki yalniz yildiz gibi
    Aci çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz yalnizca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satir ve benim su kirik dökük siirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasinda
    Ne kalacak geriye savrulmus günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Yikintilar arasinda yakinlarini arayan öksüz savas çocuklari gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam tasimadigi bir dünyada
    Bir sey buldugunda neyi, ne yapacagini bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu askta büyüyecek
    Her seyi bir baska aska erteleyecegiz.

    Kis basliyor sevgilim
    Hosnutsuzlugumun kisi basliyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir sey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok sey vardi
    Ve ne kadar az zaman
    Kis basliyor sevgilim
    Iyi bak kendine
    Gözlerindeki usul sefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir seye
    Upuzun bir kis basliyor sevgilim
    Ayriligimizin kisi basliyor
    Giriyoruz kara ve soguk bir mevsime.

    Kitaplara sarilmak, dostlarla konusmak,
    Yaziya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan disari bakip puslu sarkilar mirildanmak....
    Böyle zamanlarda her sey birbirinin yerini alir
    Çünkü her sey bir o kadar anlamsizdir
    Içimizdeki issizligi dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için buldugumuz numaralar
    Bir aski yasatan ayrintlari nereye saklayacaginizi bilemezsiniz
    Çiplak bir yara gibi sizlar paylastigimiz anlar,
    Esyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattiginiz aliskanliklar
    Korkarsiniz sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsiniz aynalara,
    Çagrisimlarla ödesemezsiniz.

    Disarda hayat düsmandir size
    Içeride odalara sigamazken siz, kendiniz
    Bir ayriligin ilk günleridir daha
    Her sey asili kalmistir bitkisel bir yalnizlikta
    Gün boyu hiçbir sey yapmadan oturup
    Kulak verdiginiz saat tiktaklari
    Kaplar tekin olmayan gögümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu bosalmis bir havuz, fisten çekilmis bir alet kadar tehlikesiz
    Bakinip dururken duvarlara
    Bos bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmus bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam esyanin gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
    Kendime bir yer bulsam, dedigimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çikarmaya zorlandigimiz anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasina,
    Basimiza gelmis bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alinmaya
    Kendimizi hazirlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benligimizi
    Ama öyle sessiz baktigimiz duvarlar gibi olmaya çalisirken,
    Ve kazanmis görünürken derinligimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanir bagislamasiz bellegimizde
    Bir anin, yalnizca bir anin bütün bir hayati kapladigi anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalir simdi
    Hayatimiza verdigimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakin olmamissinizdir intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaralari nasil sardigindan, ya da her seye nasil iyi geldiginden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadigini bildiginiz gibi.
    Dahasi onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazi sözler, sözcükler, öyle düsünürler.
    Bittigine kendini inandirmak, ayriligin gerçegine katlanmak, sirtinizdaki
    hançeri çikartmak, Yüreginizin unuttugunuz yerleriyle yeniden karsilasmak
    kolay degildir elbet.
    Kolay degildir bunlarla bas etmek, ugruna içinizi öldürmek.
    Zaman alir.
    Zaman alir sizden bunlarin yükünü
    O bosluk dolar elbet, yaralar kabuk baglar, sizilar diner, açilar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek seyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O bosluk doldu sanirsiniz
    Oysa o boslugu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    O eski agri
    Ansizin geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, çogalir anlamlari, önemi
    kavranir.
    Bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, çok sonra degerini kazanir.
    Yoklugu derin ve sürekli bir sizi halini alir.
    Oysa yapacak hiçbir sey kalmamistir artik
    Mutluluk geçip gitmistir yaninizdan
    Her seye iyi gelen zaman sizi kanatir
    Ölmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alip verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden baska?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmis
    Bir iliskiyi, duygularin birligini,
    Bir aski beraberlik haline getiren kendiligindenligi
    Yani günlerimiz aydinlikken kaçirdigimiz her seyi bir düsün
    Emek ve askla güzellestirilmis bir dünya
    Simdi agir agir batiyor ve yokluga karisiyor
    Orada olmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadiysa
    Demek yangindan kurtarilacak hiçbir sey kalmamis aramizda.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakisimli mevsimlerden
    Ikindi yagmurlarini bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cagin bitki örtüsünden
    Oysa simdi içimin yikanmis tasligindan
    Bakarken dünyaya
    Yanginlarla bayindir kentler gibiyim:
    Çicek adlarini ezberlemekten geldim
    Eski sarkilari, sarhoslarin ve suçlularin
    Unuttuklarini hatirlamaktan
    Uzun uzak yollari tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarligin gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklariyla geçti
    Gençligimin rüzgara verdigim yillari
    Gökummalarin ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Yaram vardi, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmis topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Isik istiyordu yalnizligim
    Kötülükler imparatorlugunda bir tek siir yazmayi biliyordum
    Ilerledikçe...Kaybolup gittin bu siirin derinliklerinde
    Ask ve Aci usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha siir bitmeden.
    Karardi dizeler.
    Ask...Bitti. Soldu siir.

    Büyük bir saskinlik kaldi o firtinali günlerden
    Daha önce de baska siirlerde konaklamistim
    Agir sinavlar vermistim degisen ruh iklimlerinde
    Ask yalniz bir operadir, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadim.
    Barbarlarin seyrettigi trapezlerden geçtim
    Her adimda boynumdan bir fular düsüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çikalan yollarin yazgisidir:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çogalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla degistirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarinda
    Agir ve aci tanikliklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra timarhanelerde timar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    Korsan yazilari, kara siirleri, gizli kitaplari
    Ve açik hayatlari seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at degistirdim
    Atlarla birlikte terledim yollari ve geceleri
    Ödünç almadim hiç kimseden hicbir seyi
    Çiplak ve sahici yasayip çiplak ve sahici ölmek için panayir yerleri...
    panayir yerleri...
    Ölü kelebekler...
    Ölü kelebekler...
    Sonra dünyanin bütün sinemalarinda bütün filmleri seyrettim.

    Adim onlarin adinin yanina yazilmasin diye
    Aci çekecek yerlerimi yok etmeden
    Aciyla bas etmeyi ögrendim.
    Yoksa bu kadar konusabilir miydim?
    Ipek yollarinda kuzey yildizi
    Askin kuzey yildizi
    Sanirsin durdugun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardaglar, ölü yildizlar
    Ve toy yasin bilmedigi hesap: isik hizi.

    Askin bir yolu vardir
    Her yasta baska türlü geçilen
    Askin bir yolu vardir
    Her yasta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalniz bir yildiz arar gözler
    Gözlerim
    Askin kuzey yildizidir bu
    Yazlari daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir digeri ona dogru ilerler
    Ilerlerim
    Zamanla anlarsin bu bir yanilsama
    Ölü sairlerin imgelerinden kalma
    Sen de degilsin. O da degil
    Kuzey yildizi daha uzakta
    Yeniden yollara düserler
    Düserim
    Bir siir yasatir her seyi yasamin anlami soldugunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemis bir siirin ortasinda
    Darmadaginik imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yasamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her sey
    Simdi her sey doludizgin ve çogul
    Simdi her sey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Simdi her sey yeniden
    Yüregim, o eski ask kalesi
    Yepyeni bir mazi yaratti sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardima bakiyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her seyi hayata dönüstüren.

    SIIR:Murathan MUNGAN
    YORUM:Aysun ASAR
    KAYIT:Aysun ASAR-Mehmet Hakan AYTAÇ(Bir Gece EfsanesiYALNIZ BIR OPERA (137430 Hit)

    Ölü bir yilan gibi yatiyordu aramizda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmisim
    Oysa bilmedigin birsey vardi sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim

    Imrendigin, öfkelendigin
    Kizdigin, ya da kiskandigin diyelim
    Yani yasamislik sandigin
    Geçmisim
    Dile dökülmeyenin tenhaliginda
    Kaçirilan bakislarda
    Gündeligin basibos ayrintilarinda
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatimdaki herhangi biri saniyordun,
    Biraz daha fazla sevdigim, biraz daha önem verdigim.
    Baslangiçta dogruydu belki.
    Siradan bir serüven, rastgele bir iliski gibi baslayip,
    Günden güne hayatima yayilan, varligimi ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aska bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün asklarimi temize çektim
    Anladigindaysa yapacak tek sey kalmisti sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz basiydi gittiginde, ardindan,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdi. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çikilmis bir yolun ilk duraginda bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben askin bütün çaglarindan geliyordum.
    Sanirim lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu
    Yüzündeki kuskun kedere, gür kirpiklerinin altindan
    Kisik lambalar gibi isiyan gözlerine
    Çerçevesine sigmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcügü en çok yüzüne yakisiyordu.

    Yaz basiydi gittiginde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmisti Mayis.
    Seni bir siire düsündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumusak seyler geliyordu aklima.
    Önceki siirlerimde hiç kullanmadigim bu sözcük
    Usulca düsüyordu bir kagit akligina,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdiklarima, hayatima.
    Yaz basiydi gittiginde. Bir askin ilk günleriydi daha.
    Ask miydi, degil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de ayni yerde ve ayni insan olmami isteyen' notunu buldum kapimda.
    Altina saat: 16.00 diye yazmistin, ve 16.04'tü onu buldugumda.
    Daha o gün anlamaliydim bu iliskinin yazgisini
    Takvim tutmazligini
    Aramizda bir düsman gibi duran zamani
    Daha o gün anlamaliydim
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldigini.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramiza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndügünde eksik, noksan bir seyler baslamisti.
    Sanki yaz, birbirimizi görmedigimiz o üç ay,
    Alip götürmüstü bir seyleri hayatimizdan, olmamisti, eksik kalmisti.
    Kirilmis bir seyi onarir gibi basladik yarim kalmis arkadasligimiza.
    Adimlarimiz tutuk, yüregimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakisiyorduk.
    Sanki ufacik bir sey olsa birbirimizden kaçacaktik.
    Fotoromansiz, trüksüz, hilesiz, klisesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açildi, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Simdi bir mevsim degil, koca bir hayat girdi aramiza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artik, ne de ben kapiyi açabilirim sana.
    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Akip giden zamana göz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boslukta iki yalniz yildiz gibi
    Aci çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz yalnizca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satir ve benim su kirik dökük siirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasinda
    Ne kalacak geriye savrulmus günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Simdi biz neyiz biliyor musun?
    Yikintilar arasinda yakinlarini arayan öksüz savas çocuklari gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam tasimadigi bir dünyada
    Bir sey buldugunda neyi, ne yapacagini bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu askta büyüyecek
    Her seyi bir baska aska erteleyecegiz.

    Kis basliyor sevgilim
    Hosnutsuzlugumun kisi basliyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir sey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok sey vardi
    Ve ne kadar az zaman
    Kis basliyor sevgilim
    Iyi bak kendine
    Gözlerindeki usul sefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir seye
    Upuzun bir kis basliyor sevgilim
    Ayriligimizin kisi basliyor
    Giriyoruz kara ve soguk bir mevsime.

    Kitaplara sarilmak, dostlarla konusmak,
    Yaziya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan disari bakip puslu sarkilar mirildanmak....
    Böyle zamanlarda her sey birbirinin yerini alir
    Çünkü her sey bir o kadar anlamsizdir
    Içimizdeki issizligi dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için buldugumuz numaralar
    Bir aski yasatan ayrintlari nereye saklayacaginizi bilemezsiniz
    Çiplak bir yara gibi sizlar paylastigimiz anlar,
    Esyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattiginiz aliskanliklar
    Korkarsiniz sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsiniz aynalara,
    Çagrisimlarla ödesemezsiniz.

    Disarda hayat düsmandir size
    Içeride odalara sigamazken siz, kendiniz
    Bir ayriligin ilk günleridir daha
    Her sey asili kalmistir bitkisel bir yalnizlikta
    Gün boyu hiçbir sey yapmadan oturup
    Kulak verdiginiz saat tiktaklari
    Kaplar tekin olmayan gögümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu bosalmis bir havuz, fisten çekilmis bir alet kadar tehlikesiz
    Bakinip dururken duvarlara
    Bos bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmus bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam esyanin gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
    Kendime bir yer bulsam, dedigimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çikarmaya zorlandigimiz anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasina,
    Basimiza gelmis bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alinmaya
    Kendimizi hazirlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benligimizi
    Ama öyle sessiz baktigimiz duvarlar gibi olmaya çalisirken,
    Ve kazanmis görünürken derinligimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanir bagislamasiz bellegimizde
    Bir anin, yalnizca bir anin bütün bir hayati kapladigi anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalir simdi
    Hayatimiza verdigimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakin olmamissinizdir intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaralari nasil sardigindan, ya da her seye nasil iyi geldiginden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadigini bildiginiz gibi.
    Dahasi onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazi sözler, sözcükler, öyle düsünürler.
    Bittigine kendini inandirmak, ayriligin gerçegine katlanmak, sirtinizdaki
    hançeri çikartmak, Yüreginizin unuttugunuz yerleriyle yeniden karsilasmak
    kolay degildir elbet.
    Kolay degildir bunlarla bas etmek, ugruna içinizi öldürmek.
    Zaman alir.
    Zaman alir sizden bunlarin yükünü
    O bosluk dolar elbet, yaralar kabuk baglar, sizilar diner, açilar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek seyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O bosluk doldu sanirsiniz
    Oysa o boslugu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Baska bir mevsim, baska bir takvim, baska bir iliskide
    O eski agri
    Ansizin geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, çogalir anlamlari, önemi
    kavranir.
    Bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, çok sonra degerini kazanir.
    Yoklugu derin ve sürekli bir sizi halini alir.
    Oysa yapacak hiçbir sey kalmamistir artik
    Mutluluk geçip gitmistir yaninizdan
    Her seye iyi gelen zaman sizi kanatir
    Ölmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alip verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden baska?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmis
    Bir iliskiyi, duygularin birligini,
    Bir aski beraberlik haline getiren kendiligindenligi
    Yani günlerimiz aydinlikken kaçirdigimiz her seyi bir düsün
    Emek ve askla güzellestirilmis bir dünya
    Simdi agir agir batiyor ve yokluga karisiyor
    Orada olmus saadeti karsilastir yasayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadiysa
    Demek yangindan kurtarilacak hiçbir sey kalmamis aramizda.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakisimli mevsimlerden
    Ikindi yagmurlarini bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cagin bitki örtüsünden
    Oysa simdi içimin yikanmis tasligindan
    Bakarken dünyaya
    Yanginlarla bayindir kentler gibiyim:
    Çicek adlarini ezberlemekten geldim
    Eski sarkilari, sarhoslarin ve suçlularin
    Unuttuklarini hatirlamaktan
    Uzun uzak yollari tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarligin gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklariyla geçti
    Gençligimin rüzgara verdigim yillari
    Gökummalarin ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu siire basladigimda nerde,
    Simdi nerdeyim?
    Yaram vardi, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmis topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Isik istiyordu yalnizligim
    Kötülükler imparatorlugunda bir tek siir yazmayi biliyordum
    Ilerledikçe...Kaybolup gittin bu siirin derinliklerinde
    Ask ve Aci usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha siir bitmeden.
    Karardi dizeler.
    Ask...Bitti. Soldu siir.

    Büyük bir saskinlik kaldi o firtinali günlerden
    Daha önce de baska siirlerde konaklamistim
    Agir sinavlar vermistim degisen ruh iklimlerinde
    Ask yalniz bir operadir, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadim.
    Barbarlarin seyrettigi trapezlerden geçtim
    Her adimda boynumdan bir fular düsüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çikalan yollarin yazgisidir:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çogalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla degistirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarinda
    Agir ve aci tanikliklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra timarhanelerde timar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    Korsan yazilari, kara siirleri, gizli kitaplari
    Ve açik hayatlari seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at degistirdim
    Atlarla birlikte terledim yollari ve geceleri
    Ödünç almadim hiç kimseden hicbir seyi
    Çiplak ve sahici yasayip çiplak ve sahici ölmek için panayir yerleri...
    panayir yerleri...
    Ölü kelebekler...
    Ölü kelebekler...
    Sonra dünyanin bütün sinemalarinda bütün filmleri seyrettim.

    Adim onlarin adinin yanina yazilmasin diye
    Aci çekecek yerlerimi yok etmeden
    Aciyla bas etmeyi ögrendim.
    Yoksa bu kadar konusabilir miydim?
    Ipek yollarinda kuzey yildizi
    Askin kuzey yildizi
    Sanirsin durdugun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardaglar, ölü yildizlar
    Ve toy yasin bilmedigi hesap: isik hizi.

    Askin bir yolu vardir
    Her yasta baska türlü geçilen
    Askin bir yolu vardir
    Her yasta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalniz bir yildiz arar gözler
    Gözlerim
    Askin kuzey yildizidir bu
    Yazlari daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir digeri ona dogru ilerler
    Ilerlerim
    Zamanla anlarsin bu bir yanilsama
    Ölü sairlerin imgelerinden kalma
    Sen de degilsin. O da degil
    Kuzey yildizi daha uzakta
    Yeniden yollara düserler
    Düserim
    Bir siir yasatir her seyi yasamin anlami soldugunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemis bir siirin ortasinda
    Darmadaginik imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yasamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her sey
    Simdi her sey doludizgin ve çogul
    Simdi her sey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Simdi her sey yeniden
    Yüregim, o eski ask kalesi
    Yepyeni bir mazi yaratti sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardima bakiyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her seyi hayata dönüstüren...
  • 126 syf.
    ·Beğendi·7/10 puan
    FARELER VE İNSANLAR (SPOİLER İÇERİR)
    Taban taban zıt iki karekter:George ve Lennie. George ve Lennie aslında bir yapbozun parçaları gibi birbirini tamamlıyorlar. Lennie bir çocuk ladar saf, çoğu zaman ne yaptığının da farkında değil bu yüzden de sık sık hatalar yapıyor. George onun koruyucu meleği. Birbirleri için onlar nu dünyada sahip oldukları tek varlıkları. Birbirlerinin hayatından çıkmayaysa hiç niyetleri yok. Her ne kadar George sürekli Lennie olmadan hayatının ne kadar kolay olacağını söylese de onu bırakmayı hiç istemez. Bu bana aslında hayatımızdaki insanların bize bazen ne kadar zorluk yaşatsalar da onlardan vazgeçemediğimizi hatırlattı. Nedendir bilinmez belki de birilerinin bize bağımlı olmasını seviyoruz. Birinin biz olmadan yaşayamayacağını bilmek sanırım egomuzu tatmin ediyor. Bizim gibi hissetmeyen olaylara bizim gibi bakmayan insanları itmek yerine anlamaya çalışsak sanırım dünya kaosla kaplı olmazdı. Her insan değerlidir her fikir değerlidir. Birinin diğerinden daha akıllı olması onu mükemmel kılmaz.Dünya birbirinden farklı insanlarla güzel keşke bunu fark edebilsek. Kitapta da birbirinden çok farklı karakterler vardı. Ama o insanların hepsinin ortak özelliği büyük bir yalnızlık hissetmeleri ve kendilerince gerçekleşmeyeceğini bildikleri hayale tutunup yaşamaya çalışmalarıydı. Hayaller böyledir ama derinlerinizde onların asla gerçekleşmeyeceğini hissedersiniz. Ama o hayaller sanki size hayatınızın bir amacı varmış gibi hissettirir. Size yaşamak için güç verir. Kitaptaki diğer duygu yalnızlıktı. Bazen hayatta gerçekten kimseniz yoktur bazen de onların arasında bile yalnızsınızdır. En sonunda kendinizi bu yalnızlık duygusunu sevdiğinize inandırırsınız. Yalnızlığı sevdiğini sanan insanların duvarını kırmayı başarabilenler aslında onları tüm derinlikleriyle anlamayı başarabilenlerdir. Dünyadaki tüm insanlar birbirine ihtiyaç duyar. Onların size sizin de onlara ihtiyacınız var aslında. Kitabımızın ana karakterleri olan George ve Lennie de birbirine sevgi bağıyla bağlılar. En güzeli de odur zaten. Sevmek zorunda olmasan sa sevmeyi istediklerin. Kitabın sonu ise herkesi kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. Kendi vicdan muhasebesimizi yapıp George'u yargılıyoruz. Benim düşündüğüm onun ne kadar güçlü olduğuydu. Sevdiğim insanı aşağılamalardan eziyetlerden korumak için ben de o tetiği George gibi çekebilir miydim emin değilim. Ama George Lennie'yi hayat boyu korudu. En sonunda bu sorumluluğu da kendi üstünde hissetti. Hem Lennie için hem de George için bundan daha gerçek bir son olamazdı. Kitabı okurken beraber kurdukları o masum huzurlu hayallerin asla gerçekleşmeyeceğini hissediyorsunuz çünkü. Bu kitap ne kadar kısa da olsa bence bize aktarmak istediği duyguları verecek kadar yoğun ve gerçek. Hayatta her ne kadar hep hayaller gerçek olsun istesek de bir de olasılıklar vardır, öngörülemezlikler bunlar da hayatın bize bir başka oyunudur.
  • Ömer! Seni bırakıp gidiyorum. Bunun bana ne kadar acı geleceğini ,hayatta senden başka hiç kimsem olmadığını bilirsin… Senin de benden başka kimsen olmadığını biliyorum. Buna rağmen seni bırakıp gideceğim… Emine teyzelerin evinden çıkıp senin arkana takılarak geldiğim günden beri bunu böyle olacağı hakkında içimde garip bir korku vardı… Bunu kendimden ne kadar saklamaya çalışsam, bir fırsatını bulup tekrar kafamda beliriyor ve beni çok üzüyordu. Bu korkunun sebeplerini düşündüm, üç ayı geçen beraber hayatımız esnasında, bu anın gelmemesi için neler yapmak lazım olduğunu araştırdım, nihayet kendimi tesadüflerin ve hayatın eline bırakmaktan başka çare kalmadığını gördüm… Bilmem sana söylemeye hacet var mı? Ömer, benim sevgili kocacığım, biz , hiçbir tarafları birbirine benzemeyen, hiçbir müşterek düşünceleri ve görüşleri olmayan iki insanız… Kim bilir ne gibi sebeplerle tesadüf bizi birleştirdi. Sen beni sevdiğini söyledin, ben buna inandım. Bende seni seviyordum… Hem nasıl seviyordum… Hislerimde bugünde bir değişiklik yok. Fakat niçin seviyordum, işte bunu bulamadım ve beni düşündüren, seninle olan hayatımızın devamında şüphe ettiren bu oldu. Seni niçin sevdiğimi bir türlü bilmiyordum. Huylarını, yaptığın işleri beğenmiyordum demeyeyim, fakat anlamıyordum. Sende benim birçok şeylerimi anlamadığını inkar edemezsin. Böyle olduğu halde nasıl garip bir kuvvet bizi birbirimize bu kadar sağlam bağlamıştı? İlk andan itibaren tamamıyla başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve seni gördüğüm zaman içimi sevinçle dolduran neydi? Acaba şu senin her zaman bahsettiğin ve her hareketinin kabahatini kendisine yüklediğin şeytan mı? Son günlerde bende bundan korkmaya başladım. Şimdiye kadar daima düşünüp doğru bulduğum şeyleri yapmaya alışıştım… Bu sefer hiçbir doğru ve akıllıca tarafını bulamadığım bu hayata beni bağlayan kuvvetin, içimde saklı bir şeytan olması sahiden mümkündü. Bu ihtimal beni adamakıllı telaşa düşürdü. Hayatta kendi düşüncelerim ve kararlarımdan başka birtakım kuvvetlerin emri altına girmek asla tahammül edemeyeceğim bir şeydi. Aynı zamanda, seninle beraber bulunduğum müddetçe, nedense irademi kullanamadığımı gördüm. Sana senin iradene tabi olmak bana ağır gelmezdi, fakat aramızda hiç olmazsa en küçük müşterek bir nokta bulunması, yaptıklarından hiç olmazsa bir kısmını benimde doğru ve iyi bulmam lazımdı. Kendi kendime hiçbir zaman yapamayacağım şeyleri, sırf bilmediğim bir kuvvete tabi olmak yüzünden, boyunda tekrar etmek beni düşündürdü ve nihayet, aylardan beri kaçtığım bu kararı verdirdi.
    Ömer, benim kalmamın senin üzerinde en küçük bir tesiri, bir faydası olacağını bilsem muhakkak kalırdım. Hiç inkar etme ve benim yanlış düşündüğümü zannetme; bana olan bütün sevgin senin üzerindeki bütün nüfuzum, bir parçacık bile seni değiştiremedi. Yanımdayken dünyanın en iyi, en tatlı ve makul insanıydın; ayrılır ayrılmaz eski haline dönüyor ve belki de bana boyun eğdiğin için kendine kızarak daha ileri gidiyordun. Zaman bu hallerini düzelteceği yerde daha fenaya götürdü. Yanı başında oturduğum, gözlerinin içine baktığım halde sana müessir olamadığımı gördüm. Kim bilir, belki sen ve etrafındakiler haklısınız… Belki insan yükseldikçe böyle olmak mecburiyetindedir. Fakat ben bütün gayretime rağmen, içinde bulunduğum hayata ısınamadım. Bu hayatı anlayamadım. Benim eski ve manasız yaşayışımdan bomboş çocukluk ve mektep hayatımdan büyük bir farkı olduğunu göremedim. Biliyorum: Pek akıllı olmayan bilgisiz bir kızım… Fakat bu, sende ve etrafındakilerde bir parça kuvvetle ve güzel taraflar olsa görmeme manimiydi ?.. Birçok şey öğrenmek, daha iyi düşünebilmek, göremediklerimi görmek istemez miydim? Aranıza gelince bunların hiçbirini bulamadım. Bizim mahalle karıları arasında yahut emine teyzemlerde tesadüf ettiğim, içinde büyüdüğüm muhitten bir tek farkınız, biraz daha çok ve daha anlaşılmaz konuşmanızdı. Şimdi düşünüyorum da, üç aydan beri o çeşit çeşit arkadaşlarının münakaşalarını, konferanslarını dinlediğim halde, ne öğrendiğimi bir türlü bulamıyorum.
    Buna rağmen beni sana bağlayan bir şey vardı: Dış tarafın etrafındakileri aynı olduğu halde bana büsbütün başka görünüyordu. Bütün arkadaşlardan, bu muhitten, bu kokuşmuş mahluklardan hoşlanmadığını sıkıldığını görüyordum. Günün birinde büsbütün başka bir insan olacağını ümit ediyordum. İlk günlerde biraz kuvvetlenen bu ümidim yavaş yavaş tamamen yok oldu. Senin, bu yaşa kadar içinde bulunduğun insanlar ve muhitle birden bire hesap kesecek cesareti kendinde bulamadığını anladım. Bende sana bu cesareti verecek kuvvet yoktu. ” Onları bırak!” dediğim zaman, “Kimlere sarılayım?” diyecektin; ben, zavallı Macide, sana kimi, neyi gösterebilirdim? Bu hayattan daha doğru ve akıllı bir şey olması lazım, fakat bunun ne olduğunu bende bilmiyorum. Onun için, sana yardım edemedim. Belki sen beni alıp evine getirirken büsbütün başka şeyler düşünmüştün. Sana yeni bir dünya açacağımı sanmıştın… Seni sükutu hayale uğrattım. Ben sana rehber değil, ancak yoldaş olabilirdim, fakat yolu ikimizde bilmiyorduk ve birbirimize yük olmaktan, birbirimizi şaşırtmaktan başka bir şey elimizden gelmiyordu.
    Artık ayrılmamız lazım. Dediğim gibi, sana en küçük bir faydam olacağını bilsem her şeye tahammül eder ve kalırdım. Halbuki selametinin yalnızlıkta olduğunu görüyorum. Hala, bugün bile şuna kanim ki, bir müddet daha bocaladıktan sonra yolunu bulacaksın, fakat yalnız olman lazım. Herhangi bir insanın, ayaklarına dolaşmaması lazım… Ne olurdu? Birbirimize bir kaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı. O zaman sana tabi olur ve bundan zevk duyardım. Fakat şimdi, hiçbir faydası olmadığını bilebile yanlış ve manasız bulduğum şeylere oyuncak olmak bütün sevgime rağmen imkansız…
    Ömer, hep senden bahsediyorum. Bunun sebebi, seni sahiden kendimden çok düşünmemdir… Ben ne yapacağımı bilmiyorum. daha doğrusu yapılacak tek bir şey var, onu da bilmek istemiyorum. Ben hayatımda kimseye haksızlık ve fenalık etmemeye çalışmış ve başkalarına yapılan haksızlığa bile kendimeymiş gibi üzülmüş bir insanım… Nefsime hiç müstehak olmadığı bir şey yapmak, bu ağır ve tamiri imkansız haksızlığı reva görmek bana ağır gelecek. Fakat ne yapabilirim? Ben senin arkandan gelirken her şeyi bıraktım. Her şeyle alakamı kestim. Zaten feda ettiklerimde öyle büyük bir şey değildi. Sen beni emine teyzelerin kapısından alırken eski hayatımla olan alakamı zaten kesmiş bulunuyordum. O zamanda ne yapacağımı bilmeden sokağa fırlamıştım. Balıkesir’e ablamla eniştemin yanına dönmek bana korkunç ve imkansız görünüyordu… Perişan bir haldeyim. Fakat içimde kendimden bile sakladığım bir ümit vardı. Seni kapının önünde bekler bulduğum zaman sanki bunun böyle olacağını biliyormuş gibiydim. Bir söz söylemeden, hakkımda neler düşüneciğini hesaba katmadan seninle birlikte geldim. Bir genç kızın çok güç atacağı bir adımı seve seve, inana inana attım. Bunlardan pişman değilim.. Kimse beni zorlamamıştı. Doğru buldum ve yaptım. Fakat şimdi… Beni hangi Ömer kapının önünde bekleyecek?.. Ömrümü en acı günün en mesut bir güne çevirmiştin… Pek az tanıdığım bir adamla hiç bilmediğim bir yere giderken içimde beni çoşturan arzular köpürüyordu… Şimdi gene çıkıp gideceğim… Nereye?.. Yanıma bavulumu ve eşyalarımı alıyorum… Gideceğim yere çamaşırsızda gidilir fakat ben son dakikaya kadar ümidimi kaybetmeyeceğim. Bana hiçbir fenalığı dokunmayan nefsime bu en büyük haksızlığı yapacağım dakikaya kadar her şeyin değişebileceğini umarak kuvvet bulmaya çalışacağım…
    Ömer, senden bir tek ricam var… Ne kadar sükunetle ve aklı başında yazdığımı görüyorsun… Benim akıbetimden dolayı kendini asla mesul sayma! Sen bana karşı değil, asıl kendine karşı kabahatlisin. Bunu düzeltmeye ve yeni bir hayata kavuşmaya çalış… Yalnız başına kalırsan bu işi başaracağına eminim… Hem bu yalnızlığa da lüzum kalmaz, belki kuvvetli ve bilgili bir insan, bir arkadaş, bir sevgili senin elinden tutar ve sana yol gösterir… Ben biraz kazaya kurban gidiyorum sayılır. Bir otomobil çarpsa, bindiğim sandal devrilse yahut dibinde oturduğum ağaca yıldırım çarpsa bunlardan kimseyi mesul etmek aklıma gelir miydi? İşte, sana da bu kadar az kabahat buluyorum. Birçok şeyleri benim yüzümden yaptığını bildiğim için, hatta birazda kendimi mesul tutuyorum. Mesela ben olmasam kafan para meseleleri üzerinde bu kadar çırpınmayacaktı ve sen veznedara belki öyle yapmayacaktın, yahut, burada hiç söylemek istemediğim halde kalemimin ucuna geldi, yahut da bir kadına bağlanmış olmak yüzünden başka kadınlara karşı arzular duymayacak herhangi bir sokak kadınını yanına alıp…
    … daha yazacak birçok şeyler aklıma geliyor… Ne faydası var?.. Oturup saatlerce konuşsak gene bitecek gibi değil… Halbuki biz beraber yaşamaya başladıktan sonra ne kadar az konuştuk… Birbirimize söyleyecek bir şeyimiz yok muydu? Neden?.. Neden uzun uzun dertleşmedik? Belki o zaman birçok şeyler başka türlü olurdu…
    Artık yeter Ömer… Sana kızgın değilim… Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum… Sonra seni seviyorum… Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum… Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim… Allahaısmarladık… Güzel dudaklarını öperim… Sende bana kızma… Başka türlü yapamazdık…
    Sabahattin Ali
    yapı kredi yayınları
  • Ömer! Sen bırakıp gidiyorum. Bunun bana ne kadar acı geleceğini, hayatta senden başka hiç kimsem olmadığını bilirsin… Senin de benden başka kimsen olmadığını biliyorum. Buna rağmen seni bırakıp gideceğim… Emine teyzenin evinden çıkıp senin arkana takılarak geldiğim günden beri bunun böyle olacağı hakkında içimde garip bir korku vardı... Bunu kendimden ne kadar saklamaya çalışsam, bir fırsatını bulup tekrar kafamda beliriyor ve beni çok üzüyordu. Bu korkunun sebepleri düşündüm, üç ayı geçen beraber hayatımız esnasında, bu anın gelmemesi için neler yapmak lazım olduğunu araştırdım, nihayete kendimi tesadüflerin ve hayatın eline bırakmaktan başka çare kalmadığını gördüm… Bilmem sana söylemeye hacet var mı? Ömer, benim sevgili kocacığım, biz, hiçbir tarafları birbirine benzemeyen, hiçbir müşterek düşünceleri ve görüşleri olmayan iki insanız… Kim bilir ne gibi sebeplerle tesadüf bizi birleştirdi. Sen beni sevdiğini söyledin, ben buna inandım. Ben de seni seviyordum… Hem nasıl seviyordum… Hislerimde bugün de bir değişiklik yok. Fakat niçin seviyordum, işte bunu bulamadım ve beni düşündüren, seninle olan hayatımızın devamından şüphe ettiren bu oldu. Seni niçin sevdiğimi bir türlü bilmiyordum. Huylarını, yaptığın işleri, beğenmiyordum demeyeyim, fakat anlamıyordum. Sen de benim birçok şeylerimi anlamadığını inkar edemezsin. Böyle olduğu halde nasıl böyle bir kuvvet bizi birbirimize bu kadar sağlam bağlamıştı? İlk andan itibaren tamamıyla başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve seni gördüğüm zaman içimi sevinçle dolduran neydi? Acaba şu senin her zaman bahsettiğin ve her hareketinin kabahatini kendisine yüklediğin şeytan mı? Son günlerde ben de bundan korkmaya başladım. Şimdiye kadar daima, düşünüp doğru bulduğum şeyleri yapmaya alışmıştım… Bu sefer hiçbir doğru ve akıllıca tarafını bulamadığım bu hayata beni bağlayan kuvvetin, içimde saklı bir şeytan olması sahiden mümkündü. Bu ihtimal beni adamakıllı telaşa düşürdü. Hayatta kendi düşüncelerim ve kararlarımdan başka bir takım kuvvetlerin emri altına girmek asla tahammül edemeyeceğim bir şeydi. Aynı zamanda, seninle beraber bulunduğum müddetçe, nedense irademi kullanamadığımı gördüm. Sana, senin iradene tabi olmak bana ağır gelmezdi, fakat aramızda hiç olmazsa en küçük bir müşterek nokta bulunması, yaptıklarından hiç olmazsa bir kısmını benim de doğru ve iyi bulmam lazımdı. Kendi kendime hiçbir zaman yapmayacağım şeyleri, sırf bilmediğim bir kuvvete tabi olmak yüzünden, boyuna tekrar etmek beni düşündürdü ve nihayet, aylardan beri kaçtığım bu kararı verdirdi.
    Ömer, benim kalmamın senin üzerinde en küçük bir tesir, bir faydası olacağını bilsem muhakkak kalırdım. Hiç inkar etme ve benim yanlış düşündüğümü zannetme; bana olan bütün sevgin, senin üzerindeki bütün nüfuzum, bir parçacık bile seni değiştiremedi. Yanımdayken dünyanın en iyi, en tatlı ve makul insanıydın; ayrılır ayrılmaz eski haline dönüyor ve belki de bana boyun eğdiğin için kendine kızarak daha ileri gidiyordun. Zaman bu hallerini düzelteceği yerde daha fenaya götürdü. Yanı başında oturduğum, gözlerinin içine baktığım halde sana müessir olamadığını gördüm. Kim bilir, belki sen ve etrafındakiler haklısınız… Belki insan yükseldikçe böyle olmak mecburiyetindedir. Fakat ben bütün gayretime rağmen, içinde bulunduğum hayata ısınamadım. Bu hayatı anlayamadım. Benim eski ve manasız yaşayışımdan, bomboş çocukluk ve mektep hayatımdan büyük bir farkı olduğunu göremedim. Biliyorum: pek akıllı olmayan bilgisiz bir kızım… Fakat bu, sen de ve etrafındakilerde bir parça kuvvetli ve güzel taraflar olsa görmeme mâni miydi?... Bir çok şeyler öğrenmek, daha iyi düşünebilmek, göremediklerimi görmek istemez miydim? Aranıza gelince bunların hiçbirini bulamadım. Bizim mahalle kadınları arasında yahut Emine teyzemlerde tesadüf ettiğim, içimde büyüdüğüm muhitten bir tek farkınız, daha çok ve daha anlaşılmaz konuşmanızdı. Şimdi düşünüyorum da, üç aydan beri o çeşit çeşit arkadaşlarının münakaşalarını, konferanslarını dinlediğim halde, ne öğrendiğimi bir türlü bulamıyorum.
    Buna rağmen beni sana bağlayan bir şey vardı: Dış tarafın etrafındakilerin aynı olduğu halde bana büsbütün başka görünüyordu. Bu arkadaşlardan, sıkıldığını görüyordum. Günün birinde büsbütün başka bir insan olacağını ümit ediyordum. İlk günlerde biraz kuvvetlenen bu ümidim, yavaş yavaş tamamen yok oldu. Senin, bu yaşa kadar içinde bulunduğun insanlar ve muhitle birdenbire hesap kesecek cesareti kendinde bulamadığını anladım. Bende sana bu cesareti verecek kuvvet yoktu. “Onları bırak” dediğim zaman, ‘Kimlere sarılayım?’ diyecektin; ben, zavallı Macide, sana kimi, neyi gösterebilirdim? Bu hayattan daha doğru ve akıllı bir şey olması lazım, fakat bunun ne olduğunu ben de bilmiyorum. Onun için, sana yardım edemedim. Belki sen beni alıp evine getirirken büsbütün başka şeyler düşünmüştün. Sana yeni bir dünya açacağımı sanmıştın... Seni sükûtu hayale uğrattım. Ben sana rehber değil, ancak yoldaş olabilirdim, fakat yolu ikimiz de bilmiyorduk ve birbirimize yük olmaktan, birbirimizi şaşırtmaktan başka bir şey elimizden gelmiyordu.
    Artık ayrılmamız lazım. Dediğim gibi, sana en küçük bir faydam olacağını bilsem her şeye tahammül eder ve kalırdım. Halbuki selametinin yalnızlıkta olduğunu görüyorum. Hâlâ, bu gün bile şuna kâniim ki, bir müddet daha bocaladıktan sonra, yolunu bulacaksın, fakat yalnız olman lazım. Ne olurdu? Birbirimize birkaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı. O zaman, hiçbir faydası olmadığını bile bile, yalnız ve manasız bulduğum şeylere oyuncak olmak, bütün sevgime rağmen imkansız...
    Sabahattin Ali
    Sayfa 227 - Macide’nin Ömer’e yazdığı mektup.
  • Bana gönderdiğiniz rüyayı okudum:
    "...su hâlâ gidiyordu, kötü bir metafor
    oluyordu ben böyle batmam, böyle ıssız
    bir ada gibi dediğimde uyanıyordum
    daldığım rüyadan, sanki film kopuyordu,
    denizler gökyüzünden kopuyordu ve iri
    damlalar gibi birer birer adalar gözlerinde
    beliriyordu, pek uzun sürmüyordu bu yolculuk,
    adalar birer gözyaşı olarak denize
    kavuşuyordu, bu tuzlu rüya geceler boyu
    gözlerimi dolduruyordu, bilmiyordum ne
    kazanacağımı bu metafordan, gece
    ne kazanacaktı bu rüyadan? Ben
    daha bu rüyanın kıyısında yüzerken
    içimde cam yürüyordu, kalbimden önce
    zamanın kırıldığını hissettim ve
    beni terk ettiğini sevdiğim kelimelerin,
    azı gitti çoğu kaldı şimdi
    onlarla yetiniyorum ve biliyorum
    insan kaybettikleriyle büyütüyor çölü
    ve çöl dememek için hayata
    deniz, ada, bahçe, yağmur gibi rahiyalı
    sözlerle avutmaya çalışıyor yalnızca
    bir rüya yüzünden yaşayan o ölüyü..."

    bu mektubu rüyanıza cevaben gönderiyorum:
    "Hayat kaybettiklerimizden ötürü çöl sanılıyor
    oysa hayat kayıplar çölü değil, bence
    ve sadece kumdan ve kalabalıktan ibaret,
    çöl kumla anlaşılmaz, yalnızlıktır
    hayatın anlamadığı çölü anlatan,
    bir şeyler anlamış olmalısınız rüyanızdaki camdan,
    evet çöle fazla gelen şeyler var
    bu yaşadıklarımızda durmadan artan, çoğalan,
    bunlarla biriken bir şey yok oysa,
    çöl insanının kaybettiklerini biriktirmiyor
    ölüm de insanın kaybettiklerini biriktirmiyor
    ölümün biriktirdiği başka bir şey
    ölüm bir çölü büyütüyor, biriktiriyor
    hayat o çölü çoktan kaybetti,
    saklamak diyelim ölümün yaptığı işe
    bir uzaklığı saklamak hepimizin yerine,
    hatırlayın ben de sizde bir çölü kaybettim
    meğer uzaklıkmış sizde kaybettiğim şey
    bunu rüyanızı okuyunca da gördüm ama
    ondan da önce, her zamanki gibi bu son diye
    yeni bir şiire başlamıştım, zor olmadı
    o şiiri yarım bırakmak, çünkü azı gitti
    çoğu kaldı dediğiniz kelimelerin de
    aslında şiire yetmediğini anladım
    ve bu yüzden, okumanızı asla istemediğim
    ve içinde şiirden çok ölüm bulunan,
    otuz üç bölümlük bir uzunçalar diye
    tozlu bir plağı yeniden çalmaya başladım,
    bir kitap yazdım evet, ölüme dair
    bu geniş kitapta çöle bir yer bulamadım,
    meğer yazacak kadar uzak değilmişim çöle,
    döndüm yarısından, şiiri de yarı çölde bıraktım"

    bu yüzden hem yarım, hem fazla bir şiir yazıyorum:
    "şimdi kim kimi unutsa sanki çöl
    ve komşu bir bahçe gibi
    teselli buluyoruz çölde öyle yakın
    sanki hepsi bedevi ordaki ağaçların
    siyah gözlü magripli kadınların
    hepsi gül ve ipekten nazdan
    başka yükü yok gibi kervanların

    o bana çöl hayatını anlatıyor: Dolce Vita!
    ben ona hiçbir şey sormuyorum hayat hakkında
    ben ona gitmediği çölü de sormuyorum
    çölün onu beklediğini sanıyor: In Vino Veritas!
    çölün şarabı kum ve kadehini dolduruyor
    herkes birinde unuttuğu yalnızlıktan,
    ne kadar uzağa terk edersek o kadar iyi,
    yalnızlık diyoruz çölde tamamlar gurbetini
    ve çöl hayatından uslanır da belki...

    çöl diye bir yer var sanıyor
    çöl sana çıkar, yol sana çıkar diyemiyorum
    ben çölü yazarsam bulacağımızı sanıyor
    aradığımız şeyi, ben çölü yazmıyorum
    aradığımız bir şey mi var bilmiyorum
    bulsak da onun aradığımız şey olmayacağını biliyorum
    çölün bildiğini kimse bilmiyor
    bilmediğin için o kadar korkunç olmadığını söylüyorsun
    ben çölü sende aramıyorum artık
    çölün seni unuttuğu yerdeyim
    insanların arasına düşen gölgenin peşindeyim
    çölde beni değil onu görebilirsin

    bende ne unuttuğunu sakın hatırlama
    çünkü birlikte düşemeyeceğimiz bir çöldeyiz
    ve birlikte çıkamayız düşmediğimiz çölden
    çölden çıksak da gidecek bir yer yok
    hem bendeki ıssızlık çıkılacak gibi değil
    sen benden fazlasını istiyorsun çölden
    ben fazla olmasaydım başkasını arar mıydım
    sen boşluktan fazlasını bekliyorsun çölden
    boşluktan fazlası neresidir
    kimse çölünü bilmiyor
    kendini iki kişi sanıyor herkes
    biri önde gidiyor biri peşinde
    ah dünya insanın gölgesini de aldın
    onu efendiyle kölesi arasında bıraktın

    anla artık çöl diye bir yer yok
    magrip yok, kervan yok, şarap yok
    çöl senin içinde, bu yüzden uzak geliyor
    bu yüzden başkası hem çöl, hem yakın geliyor
    bu yüzden gitgide uzaklaşıyorsun kendinden
    bu yüzden çöl artık sana geliyor..."