• Saçmasında vurulduğun mazi namın olur

    Denizinde sarıldığın sinsi ahın olur

    Fırtınasında savrulduğun serseri zamanın

    Toprağında kuruduğun mezarın olur 

    Dünya

    Sağından fısıldayan bülbül olur da 

    Solundan parıldayan ışığın sebebi olur

    .

    HANGİ YÜZLE...

    Ölmek ister bir yüzüm, hüzünvâr karanlık

    Toprak mezar geceme, kızıl kor dağılır

    Solmak ister sözüm, çiğnenmiş gövdesinden

    Kalmayan suretimde pişmanlık sararır


    Doğuma sancılanır günüm, gülistanlık

    Öbür yüzüm ümitvâr, tan yerinden ağarır 

    Konmak ister can tenime, ruh kafesimden

    Fersiz gölgem, yüzüm arafında alarır

    .

    Yakamozunda seyrettiğin güneş hayalin

    Ya büyüme ya da yetiş;

    Güneşinde kemale erdiğin meyvesin

    .

    Bir şiir söyle sokak kedisi

    Sözlerinden şarkı yapayım

    Bak mevsim bahar senfonisi

    Gözlerimden çiçek açayım

    Patilerinle tut ellerimi

    Sonra sen kovala ben kaçayım

    ya da

    Bir şarkı söyle sokak kedisi

    Sözlerini ben yazayım.

    Kısma öyle boncuklarını aç

    Kapı önlerinde

    sütler bekler seni bak

    Dinle, pisi pisi diyen bücürü, kaç

    Sevinsin, peşinden gelsin badi badi

    Çık şu ağacın en yüksek dalına

    Sonra düş dört ayağına

    Övünsün seninle, işi rast gidenler

    Zengin bebeleri yumak yuvarlasın

    Sen bırak onu bunu da gel

    Yolunu gözler toz toprak çimenler

    Bir şarkı söyle sokak kedisi

    Çağır çöp kenarından yavrularını

    Her mırıltına ritim tutsunlar

    Bakayım ben de boncuklarına

    Baharımdan çiçek koklasınlar

    Boşver halılarda kıvrılıp uyuyanı

    Gel çıkalım sokaklara

    Çağıralım çocukları

    Evlerinden süt getirsinler

    Bir şarkı söyleriz hep beraber

    Akşam ezanı okunana kadar

    Anneleri çağırınca

    pıflayışlarını seyrederiz

    Onlar gidince paydos eder,

    Bulduğumuz yere seriliriz

    .

    ÖYLE ŞARKILAR VARDIR

    Anlamını bilmediğin şarkılar vardır

    Birileri kadar yabancı

    Birileri kadar tanıdık gelen ...

    Birilerini kendinle karıştırdıkların vardır.

    Gitarla davulun kavgasını ayıran piyano

    Birilerinin çığlığıyla yeniden kızışan sesler

    Seni de nefeslerine çekmek isterler

    Burunlarından üfürmek dumanını

    Ağırlığıyla ezmek isteyen yavaşlığını ...

    Birileri kadar vurgulu susarlar

    Susar ve izlerler yaralananları.

    Anlamını umursamadığın şarkılar vardır

    Birileri kadar olmazsa olmayanlar

    Birileri kadar olmamakta direnen...

    Birilerini yok eden acımasızlar

    Birilerini hayata döndüresiye iğneleyen ...

    Gökyüzüne uçurup karanlığa sokan başını

    Çıkarıp yeniden bataklığa batıran ayağını...

    İşkenceyi Fizan’dan getiren şarkılar

    Hemşireyi rüyalardan tutan illegal.

    Birileri vardır her tınıda seni dinler

    Minneti duyurur kulaklarına hakareti...

    Hakirliğini anlatır benliğine

    Fakirliğini siler kendi çöplüğünde

    Kral eder, kölenin emrine verir seni

    Kâh soytarısı olursun kâh akıl hocası

    Hasılı, Şarkılar vardır;

    ses yok, gürültü gırla azizim!

    .

    Noktalı yerleri sen tamamla!

    Hep aynı terane şiirler,

    Şairin kustuğu işte!

    Hayat başka mı sanki,

    Yaşayıp öldüğün keşke!

    Aradaki yedi farkı bulan, yazar!

    Acı...

    Demir acısı.

    Ağır...

    Geçmeyen baş ağrısı

    Mide bulantısı düşünceler!

    Kara...

    Gece karası sıradan!

    Yürek karası acımasızlar!

    Eksiltili cümleler

    Anlaşılmazlarsa yorarlar!

    Sır...

    İçinde kalmışları insanın.

    Kelimelerin arkasında saklanır.

    Sobeleyen ebe!

    Baştan say çocuk!

    Elma dersen çıksınlar

    Armut dersen...

    Elma demeyesin e mi,

    Bırak, içimde kalsınlar...

    .

    Bu gece dokunmayın!

    Yazasım var bu gece kuralsızca

    Şiir gibi derin ya da mani kadar saçma

    Anlamsızım bugün anlayamadım

    Ağlasam gülesim,

    Gülsem ağlayasım geliyor.

    İfadesizim bu gece

    Gözlerim ne çekiliyor gülerken

    Ne de şişiyor ağlarken.

    Yazdıklarımı silesim gelir belki ansızın

    Sonra tekrar yazmak ister, vazgeçerim.

    Aşasım var bu gece tüm engelleri

    Engebeli dağlara çıkasım var

    Engin deryalarda yüzesim...

    Tüm ağıtları kahkahamla boğasım...

    Doğasım var yeniden

    Her şeyi sil baştan...

    hayır öldüresim...

    Gömesim gelir nedensiz

    yaşama sevinci denen şeyi.

    Anlayasım gelir anasız bebeği

    Sırtıma alıp taşıyasım gelir

    O rüyadan bu rüyaya!

    Sallayasım gelir ağladıkça

    Ona eşlik edesim...

    Yazasım var bu gece umarsızca

    Su gibi aziz olasım var

    Toprak kadar...

    Ölmek mi yine ?

    Daha demin doğacaktım ya ben!

    Gülsem mi ağlasam mı bir bilsem!

    Gece kara, sabah ak öyle mi?

    Sabaha yetim doğan çocuk

    Gülsün öyle mi?

    Özlemesin toprağın kaçırdığı anasını,

    Telli duvaklı kefeninde gelin ya,

    Günler aydın ya gülsün,

    Karanlığın ayazında hislenip ağlasın

    Sessizce üşüsün, gizlice...

    Gizlice ölsün öyle mi?

    .

    Ve gülememişsin...

    Sen karanlıkta yıldız ararken 

    Bakmışsın ki 

    Zaman ağarmış!

    Bilememişsin 

    Hesabı ağırmış 

    Kendi açtığın yaralarını 

    Yine kendin sararken 

    Ağrıdığın zamanın...

    Gaflete terketmekle

    Nefsine zulmederken ;

    Kalbinde kayan yıldızları 

    Günahın karasında aramış,

    Bulamamışsın.

    .

    Uyduruk Mezar !

    Bu garip...

    Geçmiş hafızamdan silinmiş gibi.

    Geleceği kendim korkutup kaçırmışım gibi.

    Şu an kendime anlam veremiyorum.

    Sanki gözlüğüm karanlığa bulanmış da

    Gözlerimi kör olduğuma inandırmışım gibi.

    Neden ki ? Belki...

    Toprağından çıkarılıp

    maziye gömülmüş, ümîdin cenazesi

    Kokuşmasın diye tütsü yakılıp

    Yalanla dondurulmuş çaputlara sarılmış.

    Sanki...

    Aynada gördüğüm mezarlığa

    Düşlerimi kaçırmışım da

    Kandırıyorum çocuk kalbimi

    Ölüm cennet demekmiş gibi!

    .

    IHTIYACIN OLDUĞUNDA...

    "Hiç olmaman gereken bir yerdesin"

    Nasıl bir kafes bu

    Nasıl böylesine daraltır nefesi ?!

    Neredesiniz

    diye sorası geliyor insanın

    "Ne zaman ihtiyacın olursa..." masallarına

    Kaçsa kaçamıyor, kalsa orada...

    Neden gelesi gelmiyor

    bir Allah kulunun?!

    Elini ayağını bağlamış, etrafını sarmışlar

    Bir başına bir yamyam tenceresindesin.


    Nasıl bir ateş bu

    Nasıl da pişiriyor buz gibi esen rüzgarı

    Hâr ı söndürmesin diye,

    Hani, çiğ kalmayasın diye

    Duyduğu her ayak sesine

    "Sen misin" diye

    umutlanası geliyor insanın.

    Korku kapatmış gözlerini

    titrerken kirpikleri

    Baksa bakamıyor gelene

    Gelmeyeni hoş görse, gönlü kırgın...

    Neden bir el veresi gelmiyor kimsenin ?!

    İş kıymete binince

    "Hiç kimsesin" herkesin gözünde düşünsene ! hiç...



    Birkaç kimsenin

    gönlü yumuşasa diyorsun

    Biraz su serpse diğerleri fark etmeden...

    O acıyla ateşe diye

    gözünden yaş süzülse bile faydasız,

    Ağıdın tencereye dökülüyor,

    tuzuyla tat katıyor yahnine !

    Etin kemiğinden ayrılıyor

    sen kendinden... de

    Kimin umurunda?!

    Geçiyorsun candan anlasana

    Pişiyorsun korkundan

    Boş veriyorsun kim gelmiş

    kim gelmemiş yardıma



    Kimsesizsin o an...

    Yitip gidiyorsun kimliksiz...

    Kimdin yaşarken,

    kimdin ölürken

    Hiç "Kimseye"...

    gereksiz...

    .

    ILKOKULDA ÖĞLENCIYKEN...

    Bomboş gökyüzü 

    Hiç kuş yok, yıldızlar var.


    Evler uzakta.

    arabalar garajında olsa gerek,

    Insanlar misafirlikte!


    Sokak lambaları loş.

    Mavi önlüğümün rengi 

    Mora çalıyor sanki.


    Gelirken yollarda 

    bir tanecik kedi bile yoktu.

    Sokak köpekleri de uyudu belki.


    Rüzgâr uğuldamıyor,

    Ses yapmasın diye 

    Ay dede ona kızmış olmalı.


    Annemin deyişiyle;

    Çantam deve yükü gibi!

    O kadar kitabı ne demeye...


    Neyse ki yemeğimi yedim,

    Büyüdüm,güçlüyüm...

    Sahi annem 

    ne pişirecekti bugün?


    Eve varmama az kaldı.

    Yağmur yerlere göl durdurmuş!

    Gider gitmez 

    Ayağımı sobaya dayayıp 

    Çoraplarımı kurutayım.

    Evde yapıştırıcı var mıydı?

    Görüyor musun, yine açılmış!

    .

    Salla beni rüzgâr!

    Hareketsiz kalbim.

    Dök yapraklarımı 

    sarardı benzim. 

    Dolunay!

    Parlat bakışını 

    gölgemi okşarken.

    Çalkalan deniz!

    Hışıltınla ninnimsin.

    Kapan gözlerim!

    Ben yaşını silerken.

    İpimi tutan ince dal!

    Kırılma, düşersem 

    incinirim.

    Ey karanlık, saklan!

    Bulursam seni 

    kendime küserim.

    .

    Şu klozet...

    Sifona dokununca

    üzerine yüklenen tüm elemleri

    sinesine çekebiliyor.

    Hem de kime ait olduğuna bakmadan...

    Usanmadan hep aynı iş!

    Dinliyor her geleni.

    Derdini anlatan içini boşaltıp

    rahatlıyor ve gidiyor.

    Ne bir teşekkür ne minnet!

    O beklemiyor.

    Şu klozet diyorum

    tanıdığım bir çocuğa çok benziyor.

    Onun da kimseye,

    sinesine çektiği elemlerin biriktiği

    lağım çukurlarından

    Bahsettiğini  göremezsiniz.

    Kendisi bile bilmez fakat ben bilirim.

    Öylesine çürük kokan

    öylesine mide bulandıran

    Lağım çukurlarıdır ki bunlar

    Gençlik gibi, ömür gibi, ölüm gibi

    Bir çocuğa yakışmayacak kadar iğreti...

    .

    Şu dal, barışın simgesiydi güya. Mutluluğu çağrıştırırdı.

    Vefasız bir yaprak tarafından terkedileceği kimin aklına gelirdi?

    Oysa dal “ gitme” demişti yârine. “ölürsün, yanarım…”



    Uçurtması güneşe kaçan bir çocuk vardı.

    Gözyaşları içinde uçurtmasını tutsun diye yalvarmıştı dala.

    Dal o sırada kendini yaprağının cilvesine kaptırmış;

    Hoş kokulu çiçeklerin, sevimli meyvelerin hayâlini kuruyordu.

    Yapraksa rüzgârın, iki âşığın sigarasından çalıp getirdiği

    tutkunun büyüsüyle raks ediyordu. Yanağında kızaran

    nazlı edalar gizli sevdası rüzgâraydı aslında.

    Dal, kendini öyle salmıştı ki hayallerine ne yaprağın

    nifak girmiş yüreğini ne de çocuğun hıçkırıklarını duyuyordu.



    Rüzgâr zalim ve sinsiydi. Uçurtmayı güneşe üfürmüş,

    çocuğun umutlarını söndürmüştü. simdi de yaprağın

    gönlünü çeliyordu. Dala acı çektirmek istiyordu. Sırf o,

    tüm gücüyle esmesine rağmen kırılmadı diye. Sözü vardı rüzgârlığına. Dalı en derinden; yüreğinden kırmalıydı.

    Bir sinüzit gibi başını ağrıtan zihnini tıkayan bu

    gurur meselesini çözmeliydi. Beklemeye tahammülsüz,

    koştu yaprağa:

    _ “gel kaçalım. uçalım uzaklara!” çılgınca bir özlemle:

    _ “ es öyleyse”diye fısıldadı yaprak.



    Dalın feryatlarına karıştı rüzgârın kahkahası.

    Cız edivermisti yârin ayrıldığı yer.

    _”ah” diye inledi dal. “Gitme yârim. Ölürsün, yanarım.”

    Yaprak, rüzgârın kollarında bir o yana bir bu yana savruluyordu.

    Bir cenazenin külleri gibi. Çoktan anlamıştı uçamayacağını.

    Bir uçurtmaya özenmemeliydi. Bir uçarı rüzgâra aldanmamalıydı.

    Öyle sadık bir yâri aldatmamalıydı.



    Toprak… ölmüştü yaprak. Kurumuştu dal.

    Ta yüreğinden kırılıp düşmüştü vefasız yârin mezarı üstüne.



    Birkaç adım ötede, sigarasından dumanı çalınan iki âşık,

    Ateş başında birbirine sarılmış şiirler okuyordu. Neden sonra

    ateş titremeye başladı. Yakacak bir şeyler bulmak gerekiyordu.



    Belli ki hissetmişti gönül;

    Ölmüştü yaprak ve yanmıştı dal.

    Son…

    .

    Anladım, dünya boş ve değersiz

    İnsan bir hamal sırtı eğersiz

    Didinir durur bitmez çırpınması

    Nihayetsiz sanır bu hayatı

    Bilmez, o bir kuyudur ki dipsiz…

    Yutuverirse seni kalıverirsin kimsesiz

    Ne bir mal ne de itibar kalır, 

    Yok; kifayetsiz!

    .

    Allah'a emanet ettiğim seni,

    Her baktığımda içimde buldum.

    Yumdum gözlerimi şimdi

    Kendimi de emanet ettim... 

    Ölmedim korkmayasın

    Güleryüzlüyüm hala 

    umursamaz takılıyorum.

    Yaşıyor muyum diye de sorma 

    Onu ben de bilmiyorum.

    Bildiğim tek bir şey var:

    Rabbime hasretliğiyle 

    Güç bela ayakta ruhum...

    .

    İfadesini kaybetmiş suretim 

    Bana dert değil

    Okuyacak olan gözlerimden okusun 

    Adımı deli koydular suskun diye hislerim 

    Sıkıntı yok! 

    Dinleyen sessizliğimden dinlesin...

    Görmüyorsan baktığım manayı, 

    Duymuyorsan anlattıklarımı

    bari sus da eziyet etme, anlamıyorsun. 

    Bir nefeslik ömrüm var zaten 

    Bırak beni kendi halime, 

    Kar kış etkilemez beni.

    Güldürmeye çalışma gülmem!

    Ağlatmaya çalışma ağlamam! 

    Kızdırmaya çalışma kızmam! 

    Sevdirmeye çalışma... 

    Bıktırdılar anlıyor musun?

    Bilmiyorsun...

    İçimde kalıyor hepsi, herşey!

    İçimden gülüyorum, içimden ağlıyorum,

    İçimden kızıyorum, içimden seviyorum,

    İçimden acıyorum 

    kendim gibi birini görünce...

    İçimden çekiyorum yalnızlığımı 

    Baktığım hiçkimse de 

    kendimi göremeyince...

    .

    İnsan sabaha doğar 

    İçinde bi yarın kaygısı 

    Bir melek kapıyı çalar 

    zilin sesi ölüm şarkısı 

    Ve doğan güneş batar 

    Düşer yarınlar toprağa 

    can verir insan solar 

    Dökülür yaprakları sonsuza

    .

    Bütün kelimeler isyan edercesine suskun

    Sevgim ölgün, nefretim yorgun

    Hissiz gibiyim , gülüşlerim solgun 

    Ağlayışlarım sessiz, ümitsiz gibiyim...

    Bu bana yakışmaz bilirim

    Baksana, zaten bu ben değilim 

    Benden içeride bir ben var 

    Bazen böyle beni benden çalan... 

    Peki ya dışımdaki ben kimim? 

    ...Sorular var bir yığın 

    Cevabını bildiğim ama anlamadığım.

    Bu imtihanı bana bir yaşatan var 

    Kaybettiğim her sonuçta sığındığım.

    .

    Bir nefes sonramdan bihaberim Madem 

    Daha ne üzülür gam çekerim? 

    Bir asır mı yaşarım bir saniye mi Bilmem

    Bir bilinmezin içinde ömrederim

    .

    Diyorum ki bulutlara 

    bana da öğretin ağlamayı

    Sonra sakinleşip susmayı

    Bana da öğretin 

    Güneşle dost olmayı

    Yağmur sonrası 

    gökkuşağı açmayı 

    Diyor bulutlar 

    dertsiz ağlanmaz 

    Tesellisiz susulmaz 

    Derde rağmen gülebilene 

    Dost olur güneş 

    Hem hüzne hem ümide 

    Boyanabilende açar gökkuşağı 

    Boyanabildiğin kadar renklisin 

    Korkuya,sevgiye,mora,pembeye...

    .

    Ay karardı bakışlarımda lakin güneş doğdu ferine 

    Bir yıldız kaydı gecemden lakin Ümit durdu vecdime 

    Lakin ey! çare 

    Gül sarardı bahçemde lakin hazan yeşerdi gönlümde

    .

    gözlerimdeki feryadı dinliyorum, dargın...

    zorla susturulmuşum.

    dudaklarımın sıkılışına bakıyorum, kızgın...

    zorla güldürülmüşüm.

    Susuyorum, madem öyle istiyorlar...

    susunca da kızıyorlar, anlamıyorum.

    dayanıyorum, madem üzülüyorlar...

    gözyaşlarım darılıyor bu kez isyan ediyorlar...

    gülümse diyorlar, sana gülmek yakışıyor!

    ağlamayı kim ister ki?

    ya ben anlatamıyorum

    ya da onlar...

    hayır, anlamıyorlar...

    .

    KARANLIK BU,

    ÇİLİNGİR SOFRASI

    İçiyorum şehrin ışıklarını sarhoş etmiyor

    Dikiyorum güzellikleri kafama kâr etmiyor

    Sıkıyorum alnımda yumruğumu

    Yumup gözlerimi

    Söylediğim türküler feryadımı

    Dillendirmiyor.

    Ayyaş desinler gönlüme fark etmez

    Sarhoş olam zaten ancak unuturum  

    Gözlerimden acı şarap akarken

    Hüzün niyetine

    Kafası güzel desinler

    Boşver alışırım.

    Gecenin bağrı soğukmuş meğer

    Köprü altı sıcak

    Karanlığın kucağına bağdaş kurarım

    Önümde dertler çilingir sofrası

    Bakarım gökyüzüne ara sıra

    Belki birkaç yıldız görüp

    Umutlanırım.

    .

    Yarım kalan her adımda yolda kaldığımı hissediyorum... 

    Tökezleyip düştüğüm her kaldırıma sarılıp ağlıyorum...

    Başımı çarptığım her taşa bulaşan kanımı,

    Ne kadar uğraşsamda silemiyorum...

    Kalkmak istiyorum ayağa, dimdik! 

    Bacaklarım titriyor ayakta duramıyorum...

    Neye kızmalıyım şimdi Atamadığım adımlara mı? 

    Öfkemi kime vurmalıyım Kaldırım taşlarına mı?

    .

    Yüreğimden kopan bir çığlık kadar sessiz haykırışlarım.

    Gözlerimden yağan sağanak bir yağmur kadar ıslak...

    Ellerimden tutan şu rüzgar kadar serin Hayalin 

    Ve inad edercesine hislerime tutsak...

    Düşlerimden seçilen kabus kadar karanlık mı kaderim? 

    Bilemem, susar bir gün belki sayıklayışlarım.

    Sevemem isyanı, ümid ederim, lakin

    son nefesim gibi yorgun yakarışlarım.

    gözyaşımla doldurduğum kadeh !

    İçmek için koşacağım sana lakin 

    Bir ihtiyar kadar ölgün adımlarım .

    Ve ölmüşüm gibi donmuş suretim .

    Geçmişim kadar sahte bir hayat bu

    Ve ben sarhoş olmak için seçilmedim 

    Yaşamak arzusundayım aslında ben 

    Lakin gömmek istiyor bilinmezliğin

    .

    Aynamdan gözlerime yansıyan 

    hüzünlü halim! 

    Yavaş bağır zira tek kelime duymaya 

    yok mecalim!

    .

    BİLİR MİSİN?

    Kömür mü, deniz mi, yosun mu, ela mı yârim gözlerin?

    Zehir midir, bal mı bilmem kelam-ı sözlerin?

    Yeşili- kırmızıyı sever misin bilmem;

    yeşil vuslat, kırmızı aşktır bilir misin?

    Hasretlik mi, kara sevda mıdır çektiği gönlümün?

    Yağmur mu, gözyaşı mıdır çağladığı gözümün?

    Üzerine çakılan; şimşek midir, acı mı göğsümün?

    Çıkardığı kıvılcımlar gecemde yıldızdır bilir misin?

    Meltem midir, fırtına mı, sevdam nefesin?

    Okşar mısın, savurur musun bedenimi?

    Hançer misin, ateş mi, ben bilemedim.

    Yüreğimi yakar mı, deşer mi sevdan çözemedim…

    Zengin mi, Miskin mi, yoksul musun sevdiğim?

    Kimsen öyle kal, kalbimdeki bronz taht senin...

    Be sevgilim ;

    Aşktan kim ölmüşte ben öleyim!

    Aşktan ölen şehit değil mi?

    Şehitler ölmez bilmez misin?

    .

    saklamaya calistigim bir ates ki;

    kor tutmus icimde...

    sondurmeye kiyamadigim bir ask ki;

    yanar durur icinde...

    sevmeye doyamadigim bir yar ki;

    gunes kadar uzak...

    soylemeye korktugum bir itiraf ki;

    vuslat kalbime yasak!!!

    .

    adresi bir hayaldi sadece

    gonderemedigim mektuplarimin

    hanceri mesafelerdi belki de

    icimdeki hasret yaralarimin

    yaş icirerek doyurdugum gozlerimin

    hic kimsesi yoktu belki,kim bilir?

    yalnizlikla hukumluydu kalbim

    hak muebbet istemistir belkide 

    kim bilir?

    .

    Yetim ufuklara çökünce gecenin hicranı

    Sensiz parıldayan yıldızlara kızarım!

    Dayarım hasret silahımın namlusunu

    Sensiz doğan güneşin alnına, sıkarım!

    Azgın bir yalnızlık fırtınası,

    Sardı hayatımın dört bir yanını

    Sen yoksun ya hayallerimin yaldızı

    kilitsiz mapuslarda, Kalbim esir kaldı…

    Uzun yaz günleri, uzun kış geceleri…

    Hayatım sona ererken sevgili!

    Yanımda olmandır tek dileğim…

    Uzun kış gecelerinden, uzun yaz günlerine…

    Ahir zamana ererken hayatım,

    Hasret eker Gönlüme sadece kaderim!

    Yoksun yine sevgili! Yanımda…

    Bir başıma kalmak zorunda mıyım, Dünyada?

    Dikenlerin büyüyüp, etrafı kapladığını izlerim

    Sıra halinde uzanırlarken acı veriyorlar…

    Uçları zehre bulanmış,

    Batmaya kurban arıyorken, 

    Ben, Nasıl içlerine girebilirim?


    Duyuyor musun yağmurun ayak seslerini

    Üzerindeki deniz mavisi kubbecikten

    Bir şarkı gibi dinle ki, onlar;

    Duyduğu her sözde seni arayan

    Hüzne dökülen bir aşkın izleridir…

    Gel ki gülsün prensesin hisleri

    Gül ki dinsin gözlerinin yaşları

    Sönsün kalabalık şehrin ışıkları ve

    Efsun gözlerin aydınlatsın karanlıkları

    .

    HÜZNE TUTSAK

    Feryadı yüreğimin ta ezelden 

    kanayan yarasına şöyle bir bak

    hüzün bulutları çökmüş üzerine 

    kan ağlayan gözlerine bak 

    gel ilaç ol acılarına tez elden

    canhıraş sancılarına bak

    hicranını dindir, hadi tut ellerinden…

    kara dumanlar sarmış dört bir yanı

    rengi solmuş güle şöyle bir bak

    hüzzam hastası tüm çiçekler

    güneşi tutulmuş umutlarıma bak

    dileğimi tutan yıldızlar da yandı

    karanlığa tutsak mehtap

    afitabını yak!

    Geriye tek sen kaldın…

    .

    Ellerimin saklısısın. 

    Titreyip yazamadığı ruhu göklerde sözlerisin. 

    Damla damla düşerken yer yüzüne her bir harfi; 

    bulutları seyreden gözlerimsin

    .

    Boğazı düğümlü gözyaşlarım boğulur yürek selimde.. 

    sızı görünümlü dertlerim sancılanır sesimde… 

    çağırmayı denediğim her türküde yârimsin, 

    dinlesen de dinlemesende…

    .

    Seni görünce Hecesi küle dönerdi söyleyeceklerimin. Gecesi güne sönerdi göklerin. Secdesi güle çökerdi için için ve ahdesi vefaya söylerdi dileklerimi, rabbe yalvarırken. Diken diken batardı toprağa kirpiklerim. Fenası bekaya çıkarken ruhumun, aşkım Rabbime dönerdi, sen muhabbetim olurdun.

    .

    Rüzgarın öpmeye doyamadığı gözyaşım!

    Soğuk vurmuş eline yüzüne

    Kalbimin kurutmaya kıyamadığı gözlerim!

    Hazan vurmuş her mevsimine

    .

    Hayallerden daha uzaklara dalmış

    İki göz,

    Ulaşılmaz duygulara tercüman 

    Sağır ve dilsiz.

    Ruhunun derinliklerine sığınmış

    Aşkı sensiz.

    Karanlık bağımlısı, kötümser

    Ve ümitsiz.

    Rüyalardan daha güzel gelir olmuş 

    Kabusları

    Korkutur olmuş gecelerini 

    Toz pembe hülyaları

    En fazla ölüme kadar giden

    Dua ışıkları 

    Yalnızlık, gözyaşları 

    ve sönmüş umutları...

    Baldan daha tatlı 

    düşüncelerle boğuşmak.

    Zehir kadar da acı

    Duygularda boğulmak.

    Nefsini dinleyip de 

    yanlış yollara sapmak 

    Günah, isyan ve 

    Kendi kalbinden kovulmak...

    Yeni bir başlangıç

    Sondan daha ulaşılmazdır.

    Vuslat ne kadar uzakta ise 

    Firak o kadar yakındır

    Hayata karşı mücadelesi

    Cevapsız sorulardır

    Yaşam kavgası, bir hayal çıkmazı 

    Ve sırlardır...

    Sözde dostlardan daha candandır 

    Kalem ve silgi

    Bir parça kağıttan başkası yok 

    Sırtını vereceği

    Toplu tüfekli savaşlardan geri değil 

    İçindeki

    Dünya, ahiret ve 

    kararsızlık seçimleri...

    .

    Bu hayata nefesi son çekişim ey rüzgar! 

    Bugün aldığım nefes bile terkeder beni

    Son nefesim olur, alamam geri.

    Ağladığım son günüm bu ey yağmur! 

    Kaynağına dönmez akıp gitmiş yaşlar.

    Faydası yok ne hüznün ne acının...

    Bazen ağlatır gülümserken hatıralar.

    .

    ne yaşamayı becerebildiğim ne de ölmeyi becerebileceğim hayat! senden çok özür dilerim. insan vesvasları ile tıkış tıkış, şeytan kadehleriyle dopdolu, çaresini bulamadığım derdim! çok üzgünüm...

    .

    Sonbaharın baskınıyla üşümeye başladı yüreğim.

    şimdi altına dönüştü zümrüt yeşili çimenler.

    sararıp soldu renk cümbüşü çiçekler.

    kuş cıvıltılarının bıraktığı sevgiler yok artık.

    hazan vurdu, şimdi nefretli bu gözler.

    eylülün rüzgarıyla savurdum umudu.

    sevdayı, özlemi, dünyayı, mutluluğu...

    geriye, bir ömür dolusu hüzün ve

    bir yürek dolusu nefret bıraktım kendime.

    acılar mı, insanlar mı, gerçekler mi?

    canımı yakan, sevgi mi yoksa nefret mi?

    sonbahar mı yaşamaktan nefret ettiren?

    soldurduğu yapraklar mıydı sevgim?

    isyanım mı yoksa beni benden eden?

    neden yaş yerine asit damlıyor gözlerimden?

    duygusuz bakışlarımın, ağlayışlarımın sebebi...?

    hissiz, karanlık, karamsar kalbimin katili kim?

    .

    Devrilmiş bir cümle kadar dengesiz geçirdiğim zamanımı ölçemeyen saatler…

    .

    Sanki içimde biriken devasa bir çığlık var. Arasında eziliyorum boz renkli sislerin. Sözleri olmayan bir feryatname okuyor gözlerim. Dudak hareketleri kulağımı çınlatıyor. Olmayan sesi içimde yankılanıyor harflerin. Ağırlığını kalemin, taşıyamıyor dizlerim.

    .

    Gece yarılınca gider karanlık.

    Gün ağardıkça unuturum seni.

    Gün batarken özlerim.

    Gece yarısında gelir gam geri

    Adını yıldızlara söylerim

    .

    Bilmediğim manalar var dilimin ucunda. Yetiremiyorum kelimeleri.

    .

    Hayat beni çağırıyor duyabiliyorum. 

    Her sese kulak verecek kadar güçlü değilim.

    Ölüm sadece bakıyor gözlerime aynadan 

    Yansıyan yüzümdeki serinliğe sahip değilim

    .

    Kayboldum özleminde şu anın.

    gözyaşımın çizgisinden yarılmış yanağımı görmüş olmalı yağmur.

    Bilememiş güneş misali doğduğumu. Gün batımında büyüdüğümü. Vakit gece sanmış olmalı, baktım, gök kuşağında siyah pek mağrur. Unuttum sanmış günün ağarışını. Yıldız açmış zift karanlığında beyaz. Uyumak istesem yüzüme şarap serpecek uyanayım diye zaman. Sarhoş ettiğini bilmeden dünya, kısıp gözlerini yine de bakacak yorgun düşmüş hafızama. Mayhoş tadıyla karışık duygularımın, naralar atıyorum içimin sokaklarında. Sokağımın lambaları yanıp sönüyor. Sanrıları düşüyor peşime geçmiş anıların. Göz kapağım devrilip geri dikiliyor.

    .

    Güzel insanlar biriktirmek istiyorum hazine sandıklarımda 

    umursamadan kim ne demiş. Saklamak istiyorum her birini ruhumun en derinlerinde kendilerinin bile bulamayacağı yerlere.

    .

    Bazen ruhu karmaşıktır insanın. Neyi nereye koyacağını bilemez.

    .

    Rüzgarın saçlarını okşadığı uysal göllerden birisin işte. Tam alnının ortasında şirin mi şirin bir adacık var. Tam kalbinde vatanımın bayrağını taşıyorsun. Yanaklarından süzülen parlak tüylü ördekler şu ilerideki sandalla yarışa girmeye kararlı görünüyorlar. 

    Gökyüzü de hayli şefkatli bugün. Bana annemi özletti. Gözlerim ılık ılık doldu duygulandım. Baksana nasıl kollarını dünyalar kadar açmış kocaman sarılmış sana. Sen de manalı bakıyorsun hani. Şefkati ve güveni en derinlerinde hissetmiş gibi masmavi.

    Biliyor musun şu an içimde bir yerlere vuslat destanı yazıyorsun bu masum halinle. Ardındaki ağaçlarla yemyeşil bir huzur türküsü söylüyorsun özlemimi teskin etmek için. Teşekkür ederim. 

    A! Bayrağımın yanıbaşında dikilip duran sıska sokak lambasını yaktılar. Biraz ışığa ihtiyacım vardı iyi oldu. Işığın ihtişamıyla gözümü alıp almadığını mı soruyorsun. Hayır, bayrağım daha göz alıcı. 

    Hey! Sağ tarafına bak. Bak siyahlı beyazlı yavru ördekler defileye çıkmış endan sergiliyor. Öyle hoşlar ki güzelliklerinin silüeti kalıyor geçtikleri her yerde. Hani sevinç gözyaşları sımsıcak bir gülümseyişin üzerine iner ya salına salına. Öyle nazlı yürüyorlar. 

    Havanın beti benzi attıkça gölgeler coşuyor. İyi dinle sana gördüklerimi anlatıyorum.   

    .

    Bakma aynaya zira aksi düşen suretinde günahın var. Siretinden utanmalısın. Ağlama öyle sessizce. Duyabiliyorum gözlerinde çığlık var. Ve görüyorum ahlı nefesinde bir yangın… iyice aç kulaklarını göğsünün ki kafesinde gönlün ve onun içindeki ses var, dinle. Öyle ki pişmanlık sözlerinde karanlık bir gece var. İsyan olmalı bu. Saklanmalısın. Hayır, endişelenme Yare sığın. Yıldız doldurur yar gönlüne iki kaşı arasından yatıştırır karanlığı. Lakin dikkat et de sen günahlarını yıldızların nurunda yakıp aydınlığa çıkayım derken Yarin narında kavrulmayasın. İsyandan saklandığın sokaklarda divaneler gibi dolanıp da sonra bildiğin yollarda kaybolmayasın.

    .

    kocaman soru işaretlerim var. kırışmak istiyor göz altlarım. bükülmek istiyor belim. nefesim daralmak, gözlerim kararmak… şiirleri, geceyi solumak istiyor kelimelerimin. şarkıları, sabahın ilk ışıklarını gıdığından öpmek… güldürmek istiyor beni zaman, en zarif hülyamdan gıdıklamak... izin vermek istiyorum hayata. Ve kendime bir şans daha... şimdi, burada, sadece biraz daha kalmak...

    .

    Gözlerinde kaybolmayı dilediğim nehir! Akma bu tarafa bulamazsın kendini.

    .

    Günahkarlığımı bile bile cehennemin sahibine sığınmak. Yaramazlık yapan bir çocuğun dövüleceğini bile bile yine ana babasına sığınması gibi.

    .


    Bir nefes var boğazımda tetikte. Çıkmaya hazır, girmeye hazır, düğümlenip kalmaya hazır, yokluğa hazır… varlığı nimetimken neden?

    Bir ruh var göğüs kafesimde. Bir de kalbim sol yanımda. Savaşmaya hazır, kazanmaya hazır, kaybetmeye hazır, ölmeye hazır… nefs ve şeytan düşmanımken neden?

    Bir mezar var kaderimde. kazılmaya hazır. Tenim renginde toprağım. çiçekler açmaya hazır, alevler saçılmaya hazır. Akıbetim cennet olmaya cehennem olmaya hazır. Azrail bir melek iken neden?

    Bir dünya var gözlerimin önünde. Görmediğim bir inanç var içimde. Hissedişimin huzuruyla gönlüm; yaşamaya razı, ölmeye razı. Varlığım yokluktan gelmişken yokluğa dönemeyişim neden? Varlığımın kıymetini bilemeyişim?.. 

    hiç işte, bir hiçim.

    .

    Uçmak değil marifet, yere çakılmamak…

    .

    Susmayı öğretir ilim. Susamıyorsan cahilsin. Susabiliyorsan alim.

    .

    Ruhum feryat figan içinde. 

    İçimdeki isyankar kan ter içinde. 

    Kendimde değilim. 

    Dünya gurbet, gaflet zehir, 

    ölüm hastalığında kalbim. 

    Hayır, bu ben değilim.

    .

    Hangi kafiye uyduracak içimdekileri kağıda kaleme?

    Hangi nakaratta takılacağım senin adına yârim?

    Hangi kulak dinleyecek yazsam seni gözlerime?

    Hangi yaş sızlayacak yanağımdan yoluna doğru?

    Hangi rakkas oynayacak hasretimin türküsüyle?

    .

    Bulutların yağdığı, koyu bir hüzün var

    Benim duyduğumsa onun tınısı 

    Umutların çaldığı, efkarlı bir türkü var

    İçime çektiğim ses onun yankısı 

    Bu musikiye eşlik eden bir his var

    Söylemeye çalıştığım bir dert şarkısı...

    .

    DUYGULARIN AĞLAYIŞI

    Saat dün sularında bir hüzne tutuldu güneşim

    Ortamın karaltısında görünmez oldu zaman

    Siyaha gark oldu aydınlık ışık hüzmeleri…

    Hedefini bulamadı Pertev mızrakları

    Saplandı bir kuytu köşeye ve

    Kanlı yaşlarla söndü afitabımın ateşi

    Aşık pervanelere mezar oldu alevleri…

    Feza okyanuslarına varıyordu al ırmakları

    Bir yıldız kaydı tuzlu suların arasından

    Ve karaya çıkamadan battı karanlığa…

    Bir lodos fırtınasıyla savruldu yapraklarım

    Toprağın cazibesine yenik düştüler

    Birer birer döküldüler yokluğa…

    Koşmaktan bitaptı gözbebeğim

    Yorulmuştu hep uzaklara adım atmaktan

    Gri hicranları seyretmek acıtıyordu

    Göz kapaklarının arkasına saklandı son çare

    Bir çözüm değildi bu da

    İmkansızları, hayal ediyordu şimdi de…

    Kirpiklerini yararak çağlayan şelaleleri

    Damlıyordu gamzelerime doğru

    Acılı bir tiyatro oynuyordu ağıt sahnesi…

    Duygularım gece siyahında dostsuz ve dertliydi

    .

    disarida yagmur, iceride ben,

    gozlerimde yas,bende sevda var.

    gozyasimda ask,sevdamda karalar var.

    gonlumde huzzam,

    ellerimde kalan;

    bir avuc hicran var....

    .

    Kendimi sensizliğe terkettim sevgili

    Nefsimi yalnızlığa hapsettim

    Hiçliğe tutsak ettim duygularımı

    Her saniye biraz daha gömüyorum kalbimi

    Hiç kimsesiz, tek başınalığa…

    Acı, keder, üzüntü, gam…

    İki kaşımın arasından yükselen

    Kapkaranlık dumanlar…

    Hangi güneşi söndürecek 

    şimdi geçmeyen zamanlar…

    Ölümcül bir hüzzam hastasıyım

    Umutlar; sanki lanetliymişim gibi

    Can havliyle kaçıyorlar benden…

    Gitmek istiyorum dünyadan…

    Kendimden ve arzularımdan kaçmak…

    Nefsime inat, yarsız kalmak istiyorum…

    Anlıyor musun sevgili,

    Sadece rabbimi istiyorum!...

    .


    Gecenin ruhuma doldurduğu karanlık! 

    Yırtıl artık yırtıl ki, ışık sızsın ruhuma.

    Ey şu gece ruhumu sızlatan ışık! 

    Kısıl artık kısıl ki, gönlüm kamaşmasın.

    Ey karanlığı yırtık gece!

    Yaman artık yaman ki, yıldızlar düşmesin.

    Ey şu ruhumun yamandığı secde!

    Sarıl artık soluma ki, titriyor, üşümesin.

    Ey içimde sızım sızım, ışık içen karanlık!

    Seril artık yerlere ki ruhum çok yorgun.

    Ey sol yanımda uyuklayan gönlüm! 

    Uyan artık gör ki her yer aydınlık!

    Ey yıldızlı gecenin umut sızıntısı! 

    minnettarım benimle olduğun için 

    Ey aydınlanan ruhumun gözyaşı ! 

    Akarken neden ılık ve sakinsin?

    Oysa nekadar da heyecanlıyım ben

    Artık gönlüm özgür ,ruhum coşkun.

    Geceme gün doğarken seyret beni

    Nasıl da mutluyum gör 

    ve nasıl da huzura doygun...

    .

    Susmak ne güzel kelam imiş 

    Gözler ne güzel tercüman.

    Dinleyebilmek gönül işi imiş

    Okuyabilmek ise pek yaman.

    Dertliyi söyleten dert, 

    şifasız, merhemsiz bir yara imiş

    Bak hale ki, susturan dert ise 

    dumansız, dermansız yakan...

    " Ah" etmek yaraşmaz imiş 

    Derdi nefesinden üfleyene .

    Tek seferde içine çekmek imiş mesele.

    İyi edecek ilaç, söndürecek yel sormadan 

    Kanamak, yanmak gerekmiş

    O'ndan başka dert-tabip aramadan.

    .

    Kendini bir şey sanma güneş!

    Isıtamıyorsun işte 

    yağmuru benim yanağımda.

    Hep soğuk,

    Hep kuru izler kalıyor.

    Hep ışık, Hep bahar değilsin 

    Yalan söyleme!

    Kavuruyorsun umudumu 

    Hep yanıklar, çizikler kalıyor.

    .

    KANAMAK VE …

    Susmak ne zormuş böyle içinde feryatlar koparken

    Konuşmak ne zormuş hiçbir şey olmamış gibi gülücükler saçarken

    Kalkabileceğine inanmak ne zormuş böyle her düşüşte 

    Yaraların kabukları soyulurken.

    KANATMIŞ OLMAK…

    Ve ney zormuş ki söyle

    Kanattığın bir yaraya merhem olsun diye Allaha yalvarırken canın yanması kadar

    Kim demiş vicdan yok! 

    Hangi merhem iyidir ki pişmanlığın akıttığı şifa kadar gözlerinden?

    Hangi cinayet ağırdır bir yarayı kanatmaktan

    Merhem bulamadıkça Allahtan şifa umarak ağlamaktan…?

    .

    Dili yok mudur acının,

    Neden anlatamıyorum? 

    Sesi yok mudur ki,

    Kimseye duyuramıyorum?

    Tadı yok mudur ki tatsınlar?

    Bilseler ya ne kadar zor .

    Kokusuz da mı yoksa bu? 

    Verdiği ıstırabı bir anlasalar...

    .

    Tıkırtı… sessiz ve karanlık bir kimsesizliğin ortasında bir çocuğun oyun oynarken çıkardığı tıkırtıları duymak. Bu kadar masum muydu içindeki çocuğun kalbi? Oysa o hep günahkardı çocukken.

    .

    Zaman aktı gözlerimin altından. 

    Damla damla yağdı yanaklarımdan.

    çizgi çizgi kader üşüştü alnıma. 

    Yazgısında keder düştü bahtıma.

    .

    Bir günah işlersin. Pişmanlık rabıtası yaparken bilmeden isyan edersin. farkına vardığın an nefsinden daha da korkarsın. O öyle merhametli affeder ve yardım eder ki günahı da tövbeyi de isyanı da unutur, Yare dalarsın.

    .

    Dertsiz görünür asi kulun sözde rahat yaşar dinden ahlaktan bihaber. İsyankardır üstüne üstlük. Lakin hidayet nimetine en muhtaç odur Rabbim. Ruhu sensizlikle azaptadır. Senin firakında gurbettedir. Sabreder farkında bile olmadan. Esirdir nefsine. işkence eder şeytanlar kalbine. Yaradır her zerresi.sıkılır gönlü her gecede. Acır soluğu zikrinsiz. Çilelidir başı. Sana sığınacağını bilmez. Kimsesiz sanır kendini. Yapayalnızdır Rabbim. Senden gafil kalan kulun Senden uzak oluşunun zulmü altındayken mazlumdur. Yardımına muhtaçtır. Yardım et Rabbim.

    .

    Artık  bütün taşlar yerli yerine oturmaya başlıyordu. Kelebek, içindeki sessizliğe anlam verebilmenin heyecanını yaşıyordu sonunda. Toz kanatlarındaki ihtişamın ve hassaslığın sırrına da vakıf olmak üzereydi. Hissediyordu. Geçmişi, şimdiyi ve ihtimali var ya da yok bir geleceği. Kelebek, aynaya baktığında sonsuzluğa giden kapıları görebiliyordu. Bir tanesi yangın bir tanesi ışık bir tanesi de boşluk. Şu kadarcık zamanda ne kadar da büyük bir mana inşa edilmiş meğer içimde ve dışımda diye şaşkınlığını dile getirdi kelebek. Haklıydı. 

    Üç beş yaşlarında gördüğü bir rüyayı anımsadı. Sonra geçenlerde gördüğü bir tanesini ve yaklaşık iki yıl önce sadece gözünde canlandırdığı uyku uyanıklık arası bir şeyi…

    Sanki geçmişte yaşadığı her şey iyiliğiyle de kötülüğüyle de hakikati anlamasını kolaylaştırmak adına başına gelmişti. Gayet intizamlı ve kusursuz bir şekilde parça parça ayrılıp binlerce pazılın bir bütün oluşturduğu dev bir resme dönüşüyordu hayatı. Kadere inancı artıyordu. Zira ruhundan gelen bu tarifsiz senfoni alelade bir şekilde maymunun, çam ağacının, gökyüzünün yahut toprak ananın ortaya koyabileceği bir senfoni değildi. 

    Bir yaratıcının varlığına inanmamak elde miydi? İmkansızı mümkün kılan bir inanca davet ediyordu bütün bunlar onu. Hiçliğinin farkına vardıkça korkularını imha ediyordu kelebek. Ne ölümden ne de yaşamaktan korkuyordu. her şeyden, beş duyuluk gerçekliğin lezzetiyle beraber ruhunun azalarını keşfettikçe kat kat daha fazla haz alıyordu. Çünkü büyük resmin her parçasında yegane bir gerçeklik seziyordu. 

    Aciz fakat harika bedeni, ruhuna mükemmel bir çerçeve olmuştu. Beş duyuluk gerçekliğiyle dünya da bedenine çerçeve olmuştu. 

    Peki ya büyük resimde, bütün çerçevelerin ötesinde nasıl bir hayat ya da ölüm vardı? Kelebek, sonsuzluğa açılan asıl kapının eşiğinde gibi hissediyordu kendini. Şu muhteşem yaratıcı için, alacağı tek nefesten dahi firar etmeye hazırdı. Delicesine, aşıkçasına O’na kavuşmayı diliyordu. 

    .

    Aşağı, en aşağı yerim.

    Çıkar çıkar yükseğe, en tepeden düşerim.

    Himmetiyle teselli olur kalkarım.

    Teslim olamazsa kalbim, yerin de dibine düşerim.

    .

    Ruh nefse aşık olur. Buradan kalp doğar. Kalp kimin tarafına meylederse insan ona çeker.

    .

    Bahçen çiçekli mi saklı mı? Suluyor musun kilitliyor musun? Saksı mı sandık mı? Bahçen hangi renk? Rengarenk mi iki renk mi, tek renk mi? Gök kuşağıyla mı sınırlı yoksa? 

    İnsan bazen beyaz kadar özgür ve bilgedir. Bazen siyah ve beyaz kadar kuralcı. Bazen gök kuşağı kadar uyumlu. Bazen de hayat kadar süprizdir. 

    Bahçende yaşıyor musun gömülü mü?

    .

    Tek kelime…

    Senden duymak istediğim tek bir kelimeydi benden esirgedin.

    Tek kelime etme ve git.

    Tek kelimeydi sevgiye ve nefrete yeten.

    Kırgınlıktı içindeki.

    .

    Görür gibi hissedebilir mi insan?

    Öyle! gözü fersiz, önü ışıksız...

    Duyar gibi dinleyebilir mi insan?

    Anlatsa anlaşılır mı?

    Cümle harfleri hiçe sayıp, sessiz kelamsız...

    Ne hayaldir ne de hayat yaşadığı.

    Yakaza halli bir duygu, dua olup 

    gerçekleşebilir mi yersiz zamansız?

    Gerçeği bile boşverebilir mi insan? 

    Fikri yere serip, beden başı akılsız...

    İnanınca böyle nazlanır mı insan?

    Çelimsiz kulluğuyla, biçareliğine rağmen

    Vuslat arzularken "sanki dertli" fakat

    Sonsuz Kudretiyle Merhametine yaslanıp 

    Yar'e sığınmakla bu insan

    " sahiden gamsız"...

    Nasihati oldur ki kulun verilenden çıkardığı;

    Acizliğince fakirdir insan, günahkardır.

    Vacip olur gözlerine 

    Pişmanlığa sabır ile ağlamak.

    Eşref-i mahlukattır.

    Rabbin lutfuyladır insan.

    Her nefesini şükr ile O'nun zikrine bağlamak

    Her vakit üzerine vacip olur.

    O halde var sen düşün âkil insan! 

    Seni dahi bir hikmete binaen Yaratan'a 

    Senin için yarattığı her bir ânâ

    Rıza göstermen, Hak üzere sana lazım olur.

    .

    Havanın sıcaklığını betimleyecek olsaydım bunun yerine alnımdan damlayan teri kalemime mürekkep edip yazarkenki halimi görmenizi dilerdim.

    .

    Bakma aynaya zira aksi düşen suretinde günahın var. Siretinden utanmalısın. Ağlama öyle sessizce. Duyabiliyorum gözlerinde çığlık var. Ve görüyorum ahlı nefesinde bir yangın… iyice aç kulaklarını göğsünün ki kafesinde gönlün ve onun içindeki ses var, dinle. Öyle ki pişmanlık sözlerinde karanlık bir gece var. İsyan olmalı bu. Saklanmalısın. Hayır, endişelenme Yare sığın. Yıldız doldurur yar gönlüne iki kaşı arasından yatıştırır karanlığı. Lakin dikkat et de sen günahlarını yıldızların nurunda yakıp aydınlığa çıkayım derken Yarin narında kavrulmayasın. İsyandan saklandığın sokaklarda divaneler gibi dolanıp da sonra bildiğin yollarda kaybolmayasın.

    .

    Bir günah işlersin. Pişmanlık rabıtası yaparken bilmeden isyan edersin. farkına vardığın an nefsinden daha da korkarsın. O öyle merhametli affeder ve yardım eder ki günahı da tövbeyi de isyanı da unutur, Yare dalarsın.

    .

    FATMA ZEHRA AKYİĞİT FZA

    .

    DEVAM EDECEK...
  • 170 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Hepiniz geçim derdinde.
    Bir ben miyim keyif ehli içinizde?
    Bakmayın, gün olur, ben de
    Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
    Elime üç beş kuruş geçer,
    Karnım doyar benim de.
    Şiirleri onun karnını doyurmaz, kısacık ömrü sefalet içinde geçer ama yine de mutludur Orhan Veli. Hayatla kendisiyle dalga geçer, bunu şiire yansıtarak da yeni bir akım ortaya koyar. Şiirlerinde Beş Hececiler’e sert eleştirilerde bulunurken bu kitapta yer alan mektuplarında aşkını, özlemini dile getirir. O kadar çok seviyordur ki Nahit’ini garipliğini bile unutur zaman zaman. Onu böylesine etkileyen kadını şöyle anlatır Orhan Veli:
    Hiçbirine bağlanmadım
    Ona bağlandığım kadar.
    Sade kadın değil, insan.
    Ne kibarlık budalası,
    Ne malda mülkte gözü var.
    Hür olsak der,
    Eşit olsak der,
    İnsanları sevmesini bilir
    Yaşamayı sevdiği kadar.
    Hiçbir şeyden zevk almayan, içindekilerden başka hayatı olmayan Orhan Veli yalnız Nahit’ini arar. Onu o kadar özler ki “Sesine bile hasretim.” der. Yazdığı her mektupta özlemini aşkını dile getirir: “Sen benim için tek varolan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum.”
    O, böylesine güzel cümleler kurarken Nahit Hanım ona aynı şekilde cevap vermez. Genelde mektupları sitemlidir, Veli’yi hep eğlencede gezmede sanır. Bu durum Orhan Veli’yi çok üzer. Çünkü çok zor durumdadır “ Değil eğlenmek, gezmek, herhangi bir insanla konuşmak imkanından mahrumum. Çektiğim sefaleti, çektiğim sıkıntıları bilsen beni bu türlü şüphelerle üzdüğün için cidden utanırsın. Bir çorap alamadığıma üzüldüğüm birçok günlerimi sabahtan akşama kadar aç geçirdiğim bir sırada sen tutturmuşsun ‘Nasıl yaşadığını biliyorum’ diyorsun.” Yine bir başka mektubunda, Nahit Hanım İstanbul’a,Orhan Veli’nin yanına, gelmek yerine onun Ankara’ya gelmemesine içerler. Buna Orhan Veli şöyle cevap verir: “ Ama vaziyetimi düşün. İki günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. Pabucum yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. Bu kıyafetle Ankara’ya gelebilir miyim?”
    Yine de tüm bu zor şartlara rağmen sevdiğinin yanına gider Orhan Veli. Hasreti tren Ankara’dan kalkar kalmaz yine başlar. “ Canım sevgilim sen de beni unutma. Gittikçe daha çok arıyorum seni.” Bu arayışı son nefesini verinceye kadar devam eder.
    Orhan Veli’nin kalbini hissetmek istiyorsanız bu kitabı okuyun. Çok geç kalmadan çünkü bizler Orhan Veli’yi anlamakta çok geç kaldık. Ölümünün sebebini bile geç anladık.
    Çocukluk arkadaşı Halim Şefik’in şiirinde dediği gibi:
    Morgda açılınca kafatası
    Doktor beyler beyin gördüler
    İndirince tenkafesine neşteri
    Doktor beyler yürek gördüler
    Yürekte ne gördüler dersiniz
    Yürekte memleket gördüler
    Dünya gördüler
    Bir de dost gördüler
    Ama bu işte doktor beyler
    Doğrusu geç kaldılar
    Çok geç kaldılar.
  • Mutluluğun geniş kapılarında
    Hayatın sürgüleri var.
    (Daracık ömrümüzde geniş sıkıntılar)

    Usul gülüşlerimizde hüzün lekeleri,
    Küçük ayrıntılara yöneldik nicedir.
    (İçedönük duygulu karamsar)

    İki yüzümüz vardı, iki güzelliğimiz.
    Umut ve sevgi, kırmadan aynaları
    (Alın kırışığımızda aynı suçun izi var)

    Yalnızlık biricik benzerliğimiz oldu
    Payımıza düşen o yanlış ilişkilerden.
    (Herkese acısı kadar)

    Ne konuşmalarımızda bir tat
    Ne susmalarımızda bir hikmet
    (Hep aynı boşluğa açıldı dar kapılar)

    Olur olmaz şeylerden alınır kırar olduk
    Zamana benzedik iyice, çekilmesi zor.
    (Aynaların ardında aynı kirin pası var)
    Şükrü ERBAŞ

    Bazen şöyle bir köşeye çekilir.Hayatımızda neler oluyor, neler bitiyor,kimler gidiyor,kimler defoluyor ya da gelişiyle güzel bir etki bırakıyor diye düşünüyoruz.En azından ben bunu çokça düşünüyorum bu zamanlarda.Kırdığım insanlar bunu hakketti mi gerçekten , sevdiğim insanlar sevdiğime değdi mi,sevdiklerim neden gitti,sevmediklerimi katlanmak zorunda olduğum için niye hala hayatımda barındırıyorum. Git gide başkalaşan bir ben oluyor gibiyim.Bir zamanlar bir şeyler olduğunda ortalığı yakıp yıkan tabiri caizse ciğer söken ben şimdilerde huzuru görmediğim yerde, kişide kalmıyor,kalamıyorum. Ahhh ahh zaman geçtikçe vakit içindeki vakitsizliğimizle zamana benzer olduk.Gidip yüksek ve loş ışıklı bir yerde oturup gökyüzünü izlemeye ihtiyaç duyuyorum, duyuyoruz çokça.Hadi dost sende git ve biraz düşün şu izafi bir kavram olan zamanın içinde ne kadar eridin?Ben biraz düşünmeye gidiyorum.....
  • Düşün ki 38 yaşındasın ve insanın muhtelemelen sırf yaşı ilerlediği için olmayacağı kadar yorgunsun. Daha doğrusu şöyle: Yorgun filan da değilsin, huzursuzsun, bu ayak-kapanlarla dolu dünyada adım atmaya korkuyorsun, o yüzden sürekli iki ayağın birden havada ;yorgun değilsin, yalnızca bu müthiş huzursuzluğun arkasından gelecek ve gözünü anlamsızca bir noktaya dikmene neden olacak o müthiş yorgunluktan korkuyorsun.
    Franz Kafka
    Sayfa 49 - Can Yayınları
  • Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez.
    Ey garip sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem.
    Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.
    O gül yaprağı toprağa düştüğünden beri yüreğimiz kor, içimiz Kerbelâ bizim.
    Hala bu yüzden Hüseyin adını duyunca asırlardır susuyoruz, dudaklarımız bu yüzden derin derin çatlıyor akıp giden suları gördüğümüzde peşi sıra garip çobanlığımız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.
    Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit:
    Ne yapmış da zengin olmuş?..
    Zengin olmuş da ne yapmış?..
    Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler.
    Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir.
    İçildi mi varlığından geçer.
    İşte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu
    Ey can!..
    Kimi, nerede aradığına dikkat et!..
    Zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır.
    Kaldır perdeyi aradan ya huu.
    Bu yüzden hala sürüyor savaşlar içimizde, bizi birbirimize esir eden.
    Ne istediğimizi bilmeden ardına durduğumuz saflar, kimin yanında olduğunu bilmeden yürüdüğümüz yollar bu yüzden.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım.
    Ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!..
    Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.
    Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.
    Her insan mutlu olamaz.
    Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!..
    Nîmetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin.
    Beni de Allah sizi sevsin diye sevin.
    Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için sevin…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.
    Biz Kerbelâ’yı anlayamadığımız için kanı dinmiyor toprağın.
    Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!..
    Vakit her zaman saatle ölçülmez.
    An gelir tesiri b/aşka başkadır.
    Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu.
    Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir.
    Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak.
    Duanın muhatabı aslına mayalaması niyetiyle huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar.
    Küçücük hırslarımızın ardında yitip giden kayıp zamanlarımız bu yüzden!..
    Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.
    Derdini sıkı tut.
    Şikayeti bırak.
    Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun…
    Verdiğine razı eyle ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş.
    Akansu gayriyatları kenara atarmış.
    Katremiz ummana erdir ya huu.
    Ölümden şüphen mi var?..
    Ey gömül uyuma!..
    Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun.
    Dirilmekten şüphen mi var?..
    Uykudan uyanma!..
    Demek uyandın; dirileceksin!..
    Büyük hakikatler uğruna serden geçenlerin, yürek yükü iman olan şehitlerin vuruştuğu yerdir, aşk.
    Şems vakti secdede duruşuyla asil, mücadelesiyle onurlu.
    Ölümü bir kutlu izzet, zalimlerle yaşamayı bir rezil zillet sayanların yurdudur, aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır.
    Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen!..
    Tut ki beklemiyorum seni.
    Vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim.
    Fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan.
    Kafdağı’nın ardında neyi arasın?..
    Dervişlik, hoşgörü yoludur.
    Ama neyi hoş görelim?..
    Ne hoş ne değil?..
    Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil.
    Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.
    Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir.
    Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Cihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir.
    Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.
    Ey can, gönlünden aşka bir yol aç.
    O bahar gibi su gibi hoştur.
    Duru su, aya ayna tutar.
    Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.
    Seherlerde dost sesiyle uyananlarla aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme.
    Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?..
    Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.
    Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!..
    Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?..
    İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.
    Hak varken haksızlık yapamaz kimse.
    Yaptığını zanneder o kadar!..
    Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor.
    Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber.
    Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir.
    Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
    Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.
    Ne garip bir idraksizlik!..
    İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor.
    Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.
    Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında.
    Gerisi bize ait olmayan teferruatlar.
    Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.
    Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…
    Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!..
    Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır?..
    İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…
    Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister.
    Bir arada asla barınamazlar.
    Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İşte benim özlemim bu!..
    Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.
    Denizde dalga, dünyada dert bitmez.
    Sen rahatı iç dünyanda ara.
    Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak!..
    Saklı inci, kendi derinliklerinde…
    Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik.
    Biraz samimiyet lütfen…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah deldiği boğazı aç komaz!.,
    Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap.
    Her tencereye köz, her pencereye göz olma!..
    Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.
    İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!..
    Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.
    Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur.
    Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin.
    Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…
    Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not:
    Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek.
    Allah insanı ümit diye yarattı.
    Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.
    Gam yeme seni ölümden ecelin; kederden de kaderin korur.
    Sizden birinin hâlini sorarlarsa tek bir iyi hâlini biliyorsanız onu söyleyiniz.
    Kimsenin eksiğiyle uğraşmayın rahat edersiniz.
    İnsanlardan beklentiyi azaltmak demek dertleri azaltmak demektir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Çünkü dert tuzağının lokması talep etmektir.
    Madenleri tanımıyorlar.
    Mahçup ve üzgün vakitlerdeyim.
    Bitkileri tanımıyorlar.
    Hayvanları tanımıyorlar.
    İnsanı tanımıyorlar.
    Güyâ Allah’ı tanıyorlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sen susturmayı bilmezsen hayat seni hep lafa tutar.
    İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir!..
    Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş, kalabalık aile.
    Ey Rabbimiz!..
    Dindarlarımıza din ve irfân nasip et.
    İtaati öğren.
    Yalnız kendinden yüksek tempoya uyan kimse hürdür.
    Bir hakikati yok etmek istiyorsan ona “iyi” saldırma, onu “kötü” savun!..
    İçimizdeki ses sustu, tüm bağrışımız bundan!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.
    Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!..
    Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.
    Az olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.
    Yazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.
    İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.
    Ölüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı.
    Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.
    Allah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz.
    İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir.
    Çünkü ancak onun yüzü serttir.
    İhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.
    Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!..
    “Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.
    Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aslı olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.
    Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.
    Kendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!..
    Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.
    Az bilmek için çok okumak gerekir!..
    Yalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.
    Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır.
    Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Her varlığın bir gıdası vardır.
    Muhabbetin gıdası izhârdır.
    Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.
    Kuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.
    Bir saatin sarkacında sallanıyorum.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.
    Nefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!..
    Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz.
    Meğer mutlak olan hasret imiş.
    İçinde bu kadar çok nefret biriktirme!
    Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!.
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet.
    Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın.
    İnsan ancak anladığı şeyi duyar.
    Vücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.
    Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir.
    Kendimizden emin miyiz?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir.
    Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!..
    Gölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.
    Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ya gel, ol ve git ya git, ol ve gel..
    Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.
    Ne garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!..
    Az yemek lâzım…
    Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.
    İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan
    “Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!..
    Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor…
    Câzip insan olasın ya huu.
    Teslimiyet pazarlıksızdır.
    İhlas endişesizdir.
    Samimiyet gösterişsizdir.
    Bu ülkede insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi, öğretildi.
    İnsanoğlunun elindeki tek iktidar “duâ” dır.
    Satın alınabilen her şey değersizdir.
    Günah, “senin” varlığından! meydâna gelir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Güneşe arkasını dönen gölgesinin peşinden yürür.
    Neyin peşindeysen zamanla ona benzersin.
    Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan!
    Yavaşla, bu dünyadan bir defâ geçeceksin…
    Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir.
    Zayıfının, güçlüsünden hakkını alamadığı bir millet Allah’ın himâyesinde olamaz!..
    İyilik yapar gibi görünme, iyilik yap, görünme!..
    Tevâzu göstermek de ne oluyor, mütevâzı ol, görünme!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.
    Başkalarının hayatından ders alın.
    İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
    Ne mutlu insanım diyene, insan kalabilene!..
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Biraz âşık olmak “biraz hamile kalmak” kadar saçmadır.
    Sözümüzün değil, nazımızın geçtiği insanlar dostlarımızdır.
    Bu dünyaya “cemâl” görmeye, “kemâl” bulmaya geldik,
    görenlere ve bulanlara selam olsun!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiçbir şey yozlaşmadan popülerleşemez!..
    Kendini gören Allah’ı göremez!..
    İnsan Hakk’ın zâhiri, Hakk insanın sırrıdır.
    Kader, gayrete âşıktır.
    Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken herşeyi bırak.
    Amelde temenninin ilâcı ümit, ilimde hüsrânın şifâsı irfândır.
    Lokma, geldiği yere hizmet eder!
    Kendinden başka eksiğin yok!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan yanındakinin kıymetini bilemiyor; gözün gönle ihânetidir alışmak!..
    Aşk ateştir; eritir, kavuşturur, bütünleştirir; birleştirir!..
    Halvet der encümen: çağın içinde ama ağın dışında; hayatta ama dünyada değil!..
    Kendi nefsinde göremediğin bir ayıbı başkasında görmen ne büyük ayıptır.
    Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.
    Gündemi takip ediyorum ama içime çekmiyorum!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Unutma her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır, hâle bakıp yargılama!
    Hased, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir.
    Her şey olmaya çalışmak, bir şey olabilmenin önündeki en büyük engel!.
    Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
    Göz açıldıça ruh perdelenir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah, uçamayan kuşa alçacık dal verir.
    Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgâlesi.
    O meşgâle bütün kültürümüzdür.
    Vicdân, Allâh’ın kalbimizdeki sesidir.
    Kurtuluşunu hangi ele bırakmışsa insan, mahvının da aynı elden geleceğini bilmelidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder.
    Sevgili Dost!..
    Gel ve Yüksel!..
    Allâh, insanı iddiâsından vurur.
    Duaların yerini hayaller aldığından beri zarardayız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Mezara girmeden gerçeği görmeye çalış, karanlıkta gözü açmak bir işe yaramaz.
    En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz ?
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır…
    Kalp deniz, dil kıyıdır.
    Denizde ne varsa kıyıya o vurur.
    Testide ne varsa dışına o sızar.
    Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir.
    Ümit, fitili yanan sabırdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz.
    Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla
    başbaşa kalmadan belli olmaz imiş.
    Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.
    Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir.
    Utanmadıktan sonra dilediğini yap!
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün!..
    Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle.
    Yoksa sus!..
    Ne çok acılarımız var.
    İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama.
    Sadelik, sahtelik sevmez.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
    Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bâri sen, kendi güneşini gölgeleyen bulut olmayasın!..
    Öyle güzel ol ki…
    Söz söylediysen, “Ne güzel söz!” desinler.
    Söylemediysen, “Ne güzel sükût!”
    İnsanda var olan sonsuzluk duygusu gökyüzü, çöl ve denizi seyretme ihtiyacı hâsıl eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiç olurken duyduğum yüksek acı beni iyileştiriyor!..
    Günahla irtibatı kesilen iman, kemâle eremez.
    İnsanın kusursuz şekilde yaptığı tek şey; kendini kandırmaktır.
    Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez.
    Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?
    Güven duygusu bir kere kaybedilir, sonrası hep şüphedir.
    Her aklıma geleni yapmama izin verseydin helak olurdum.
    Sakın beni bana bırakma ey sevgili!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.
    (Y.ed - Böyle Nereye Gidiyorsun Aşık Albümü )

    Engin Demirci Şiirleri © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
    https://www.antoloji.com/...r-garip-coban-siiri/