• İslâm alimlerinden biri talebeleriyle Basra kıyısında gezinirken deniz kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Talebelerine dönüp: "İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş.
     
    Talebelerden biri: "Çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince mübarek zat: "Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden yüksek sesle konuşuruz? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de duyurabilecek ve demek istediklerimizi rahat aktarabilecekken niye avazımız çıktığı kadar boğazımızı yırtarak bağırırız?" diye tekrar sormuş.
     
    Talebelerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak mecburiyetinde kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları lazım gelir."
     
    "Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
     
    Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile lüzum kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini hakiki olarak seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."
     
    Daha sonra mübarek zat talebelerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu sebeple tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine müsade etmeyin, izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözlerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz... Allahü Teala Muhafaza buyursun..."
     
    Ne demişler...
     
    "Zerzevatçı bağırır, Sarraf bağırmaz,
    Eskici bağırır, Antikacı bağırmaz,
    Söyleyecek sözü, Fikri Kıymetli Olan Bağırmaz
    Bağıran Düşünemez, Düşünmeyen Kavga Eder...
    Rabbim Cümlemize Sükûnetli Bir Hayat Lutfeylesin. Amin.
  • 736 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Merhabalar. Gülün adı Umberto Eco'dan okuduğum ilk kitap. Kendisinin de ilk romanı aynı zamanda. Öncelikle isminin neden 'Gülün Adı' olduğundan bahsetmek istiyorum. Umberto Eco kitabının sonunda da bundan bahsediyor. Aslında kitabın ismi ilk başlarda "Suç Manastırı" imiş. Ama bu isim okuyucuda sadece polisiye roman etkisi yaratabileceği için bu isimden vazgeçmiş. Daha sonra kitabın aynı zamanda anlatıcısı olan "Melk'li Adso"yu düşünmüş fakat bu isimi de yayıncılar tarafından o zaman için beğenilmeyeceği için vazgeçmiş. Ve son olarak aklına "Gülün Adı" gelmiş. Eco isim hakkındaki açıklamayı da eklemiş kitabın sonuna : "Gülün Adı fikri hemen hemen rastgele geldi aklıma; hoşuma da gitti, çünkü gül öylesine anlam yüklü, simgesel bir nesnedir ki, neredeyse artık hiçbir anlamı yoktur; gizemli gül ve bir gül güllerin yaşantılarını yaşamıştır, Güller Savaşları, bir gül bir güldür, bir gül bir güldür, bir gül bir güldür, Gül-haçlar, olağanüstü güllerin güzellikleri, mis gibi kokan taze gül. Okuyucu haklı olarak allak bullak oluyor, bir yorum yapamıyordu; dizenin olası adcı okunuşlarını sonunda kavrasa bile, kitabın sonuna varmış, kim bilir hangi başka seçimleri çoktan yapmış oluyordu. Bir kitabın adı fikirleri karıştırmalı, onları bir araya toplayıp düzene sokmamalıdır."
    Kitabın adından sonra içeriğine gelirsek, kitap; 1327 yılında İtalya'da bir manastırda gerçekleşen bir cinayeti soruşturmak için eski sorgucu rahip William ve yardımcısı Adso'nun bu manastıra gelmesiyle başlıyor. William tıpkı Sherlock Holmes gibi gözleme dayalı çıkarımlar yaparak hikayenin başında da hünerlerini gösteriyor. Adso ise daha çömez bir rahip. Ama ikisi de hikayenin merkezinde. Kitaptaki tek gizemin işlenen cinayet olmaması, tek başına ayrı bir gizem olan manastır kütüphanesinin hikayeye dahil olması kitabın gizemini ve sürükleyiciliğini arttırdı benim için. Kitap sadece bir polisiye roman değil, aynı zamanda tarihi bir roman. Gizemli olaylar devam ederken Ortaçağ Hristiyan dünyasıyla ilgili birçok olay okuyoruz. Papa ve imparator arasındaki güç çatışması, tarikatlar ve sapkınlıklar. Sapkınlıkların sonuçları ve cezaları. İsa ve Kutsal Kitap hakkındaki karşıt düşünceler. Bu sayfaları okumak ve anlamak, Ortaçağ tarihine aşina olanlar için daha kolay olacaktır. Okunması güç yerleri olsa da (bazı betimlemeleri hayal edebilmek için iki üç kez okumam gerekti) kitap akıcılığını kaybetmedi benim için. Ayrıca anlatıcımız olan Adso'nun da bazı olaylarda anlamadığını belirtmesi beni rahatlattı açıkçası. Umarım sizi de rahatlatır. :) Kitabın son kısmında Eco okunma güçlüğüne de şu sözlerle değiniyor: ''...bir insan manastıra girip orada yedi gün yaşamak istiyorsa, onun ritmini kabul etmek zorundadır. Bunu başaramazsa, kitabın bütününü okumayı da hiçbir zaman başaramayacaktır. Bu nedenle, ilk yüz sayfanın bir kefaret ve başlangıç işlevi vardır; her kim bundan hoşlanmazsa kendi bilir, tepenin eteklerinde kalır.'' Gülün Adı benim için çok güzel bir okuma oldu. İçindeki gizemin yanında tarihin belli bir dönemi hakkındaki olayları keşfetmek keyifliydi. Okumam bittikten sonra araştırmalar yapıp okumamı pekiştirmeye çalıştım. Yazarın kitap sonundaki açıklamaları da kitabın yazım aşaması, ismi, konusunun oluşturulması gibi birçok konuya açıklık getiriyor. Bu ilk incelememdi ve umarım sizlere faydalı olur. DAHA FAZLA OKUMAK VE GELİŞMEK DİLEĞİYLE.
  • 320 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Nermin Yıldırım ile tanışma kitabım oldu bu kitap benim. Daha ilk sayfalarda o kadar hayran kaldım ki yazdıklarına, bu güzel cümlelerin sahibini merak edip hemen internette ismini arattım. Karşıma abartısız söylüyorum çok ama çok güzel bir kadın çıktı. Biraz araştırma yaptım kendisi hakkında yazdıklarıyla ilgili ve bir kez daha hayran oldum. Çocukluktan bu zamana dek en büyük hayallerimden biri basın yayın okumaktı. Evet edebiyata çok ilgiliydim çok seviyordum mutlaka okumak istiyordum fakat yazmayı çok seven biri olarak bunları gösterebileceğim en güzel yerin hep basın yayın olduğunu düşünmüştüm. Elbette bu kararımdan caymış değilim edebiyat bitince mutlaka basın yayın da okumak istiyorum. Yazarın kendisine ilham olan konularda bu işi yapmasının çok önemli olduğunu gördüm. Hele bu romanı yok mu! Ne güzel düşünmüş kurgusunu, anlatımını, Türkiye’yi, dünyayı, insanları, suya sabuna DOKUNMADAN yaşayıp bazen bundan zerre kadar suçluluk duymayışımızı. Kulağınızda küpe olmuyorsa yaşananlar, elinizde bu kitap olsun. Adalet de öleceği haberini bilmeden önce sıradan bir karakterken, o haberi alınca başına bunların yaptığı suçlardan geldiğini düşünerek suçluluk hissine kapılıyor. Ve ilk günahını arama peşine düşüyor. Aslında hepimiz böyleyiz diye düşündüm bu cümleleri okuyunca. Yarın öleceğimizi bilsek hemen kendimizi sorgulamaya, hatalarımızı telafi etmeye, kırdığımız gönüllerden özür dilemeye çalışırız. Aslında kesin olan gerçeğin mutlaka bir gün ölmek olduğunu bilmemize rağmen çoğu zaman bu gerçeği unutarak yaşıyoruz. Adalet öyle güzel bir karakter ki, çocukken tam bir sözcük koleksiyoneri olan bir kızken, çevresinin uyarılarıyla bu ilgisini de dışarıya yansıtmamaya ve içine kapanmaya başlamıştır. Öyle ya bilmek bizim ülkemizde hatta dünyada bir marifet sayılmaz aksine susturulmaya çalışılır. O da der ki kitapta: “Zaman, bana bildiklerimi paylaşmanın iyi bir fikir olmadığını defaatle gösterdi.” Adalet’in bir de dünyalar tatlısı durmadan başında konuşan bir arkadaşı var. Belli bir sayfadan sonra bu arkadaş konusunda şaşırıp daha ilgiyle okumaya başlıyorsunuz kitabı. Adalet kitabın bir bölümünden sonra anlıyor aslında en büyük hatasının yaptıkları değil yapmadıkları yüzünden olduğunu. Kimi zaman sustuklarımız da bizi suçlu yapmaya yeter. Ve bir de Sadi Seber var. O kadar sevdim ki o karakteri kitapta gördüğüm ilk sayfadan itibaren, Adalet onun sayesinde değişebilir belki diye düşündüm. Sevgili Nermin Yıldırım, bizim ülkemizde de suya sabuna dokunmadan yaşayan insanlara, toplumsal konulara harika bir şekilde yer vermiş. Toplu taşımada kadınların yaşadığı zorluklara bile değinmiş bu enfes kurgusunda.
    “Tam karşımda, yirmilerinin başında var yok genç bir kadın ve orta yaşlı, patates kafalı bir adam, yan yana oturuyorlardı. Adam bacaklarını pergel gibi iki yana açmış, kadın da koltuğun ucuna sinip sıkışmıştı. Kadın büzülüp un ufak oldukça, adam daha beter yayılıyordu.
    “Sinsiye bak!” diye tısladı Hülya. “Herif gıdım gıdım ittiriyor dizini. Kadının dizine değene kadar, yavaş yavaş. Resmen milimetrik ölçümle çalışıyor hanzo. Bir dize değmek için amma uğraş!”
    Ve benim bu kitapta altını çizdiğim o kadar nokta var ki! Onlardan biri de yine bizim toplumsal sorunlarımızdan. Hani derler ya bir olayda halkımız, senin anan bacın yok mu aynısı onlara yapılsa hoşuna gider mi diye. Özellikle bu cümleleri çok sevdim:
    “Genel eğilim, şu hayatta herkesin anası, bacısı olduğu yönündeydi. Anlaşılan bu da içeridekileri kadın yolcunun haklarını korumak hususunda motive ediyordu. Anası ölenler, bacısı olmayanlar, vazifeden muaf mı acaba diye geçirdim içimden.”
    Bu muhteşem kitap hepimize rehber olur umarım. Susmak, seyirci kalmak, dokunmadan yaşamak konularında. Sizin bütün kitaplarınızı okumak istiyorum Nermin Yıldırım. Herkese kesinlikle tavsiye edip, okumalarını rica ediyorum.
  • Çocukluğumu vereceğim ateşe iki gün evvel
    Yaşanmışlıklarımı toprakla sulayacağım
    Sulamanın sadece suyla yapılan bir eylem olduğunu sanıyorsun sen
    Sözcüklerle insan ruhunun nasıl sulandığını bir bilsen...
    Gençliğimi ateşlere atacağım iki gün sonra
    Bana göre değildi zaten
    Yaşamadığım bir sürü şey biriktirmekten yoruldum
    Yaşanmışlıklar toplayacağım bundan sonra
    Evet hiçkimseyle hiçbir alakası olmayan yaşanmışlıklar
    Dondurma çubuğundaki şifre silinmiş
    Zulada birkaç silah alacaktım oysa
    Üzerinde kalan dondurmaları yıkamak suretiyle şifreyi de yıkamışım
    Bilerek yapıyor kapital şerefsizler
    Tabi konu o değil
    Konu bu da değil
    Konu yok zaten
    Komşu da kalmadı bu devirde
    Akşam çayı da demleyecek kadar eve bağlanmadık henüz
    Davullar çalıyor
    Uzaktan saçma gelen çok melodili elektro saz eşliğinde
    Hiçbirşey olamadığım geldi aklıma yine
    Şair bile
    Şiir olacak kadar biçimli değil kaşlarım zaten
    Gözüme uygun çerçeve seçecek kadar zevkli de değilim
    Estetikten yoksun
    Sigara dumanını üfleyiş şekliyle karizma yaratma derdindeyim
    Yarın cuma
    Nedense o kadar mübarek hissetmiyorum
    Maneviyatımı nerede tükettim bilemiyorum
    Ama tüketecek bir maddiyata sahip olamadığım için bir soru işareti eksik kaldı
    Belki de hayatımdaki en büyük fazlalık da eksik kalan o soru işaretidir
    Filozofluluk dolu bir cümle kurdum
    Niçe bir komedi sayfası ülkemde
    Sabahattin Ali kahve yanında güzel kapaklı bir kitap
    Cemal Süreya karizmalı sigara üfleyen bir özlü söz yazarı
    Mevlana zaten Celaleddin Rumi
    Sokak lambası bile yanıyor küfredecek birşey takılmasın diye gözüme
    Kimseye sıfır pranga verilmeyeceğini bir tek ben düşünmüş olamam
    Pranga eskimez iddiasındayım. Pranga zaten eskidir.
    Nazım da şiir yazabilmek için aşık olmuştur
    Edip Turgut ve Cemal'in kavga etmemiş olmasını da hazmedemiyorum
    Tomris'e birşey demiyorum ama yazdıklarından şüphe etmiyor da değilim
    Konu bunların hiçbiri değil
    Kahretsin ki bir konum yok.
  • 368 syf.
    "Özellikle özgürlüğün düşmanları için sızlanan duyarlılık beni kuşkulandırır."

    Maximillen Robespierre

    _____________


    Fransa'da 1989'ta devrimin iki yüzüncü yıldönümü yaşanırken yapılan bir ankete göre Fransızlar'ın üzerinde en olumsuz imajı olan kişi Robespierre çıkmıştır. 16. Louis ve onun şirret eşi Marie-Antoinnette'yi bile geçmiş yani. Bu sonucu 1789-91 hatta 1792 yıllarında bir Fransız'a söyleyecek olsalar zannederim Fransız şaka yapıldığını zannedip gülerdi. Peki bu Robespierre kim?

    1758'de Fransa'nın Arras şehrinde doğmuş. Baba aileyi terk ediyor, anne Rob, altı yaşındayken ölüyor. Din okulunu yarıda bırakıyor. Bursla Paris'te öğrenimini tamamlayarak ata mesleği olmuş avukatlığa başlıyor. Aldığı davalarda gösterdiği başarılarla ünleniyor. "İnsanlar özgür doğarlar ama her yerde zincirlere vurulmuştur," sözüyle tanıdığımız Rousseau'dan etkilenip onu, akıl hocası olarak görüyor. Arras'ta Kraliyet Akademisi'ne giriyor. Bu sıralarda Fransa'da ortam giderek gerginleşiyor.

    Dönemin Fransa'sı İngiltere karşısında yakın zamanda aldığı yenilgiden dolayı prestij kaybetmiştir. Bunun intikamını almak için İngiltere'ye karşı bağımsızlık için ayaklanan Amerikan kolonilerine paranın musluğunu sonuna kadar açarlar ve hedeflerine ulaşırlar. Bu savaşlarda birçok Fransız aydını da bulunmuştur. Bunlardan biri olan Lafayette ileride İnsan Hakları ve Yurttaşlık Bildirgesi'nin mimarı olacaktır. Bu açıdan kralın onur kurtarma çabası aslında kendi ayağına sıktığı kurşunlar olacaktır. Bu durumun getirdiği birincil zarar ise halihazırda kötü durumdaki ekonomiyi tam anlamıyla iflas noktasına getirmesi olur. Birkaç tane reformcu bakanın önerileri ise aristokrasi, Ruhban sınıfı ve kraliyet ailesinin kendi harcamalarında ve imtiyazlarinda kısıtlamalara gitmek istememeleri nedeniyle başarısız olur. Ortaçağ'dan kalma hiyerarşik toplumsal yapı da artık çatırdamaya başlamış. Tepede Tanrıdan yetki aldığına inanılan Kral'ın otoritesi giderek zayıflamakta, bunun altında bulunan aristokrasi giderek atıl hale gelmiş ve gelişime katkı vermez olmuş buna karşın oldukça imtiyaza sahip, sözüm ona işi uhrevi olan Ruhban sınıfı ise toprak sahibi olmak konusunda aristokratlarla yarışır olmuş. Bu iki zengin sınıf tek kuruş vergi de vermiyorlar. Vergi veren sınıflar burjuvalar ve köylülerdir. Coğrafi keşif ve ardından gelen gelişmeler neticesinde giderek güçlenen ve kral tarafından daha üst kademelerde yer yer görevler verilen burjuvalar, bunlara karşın hala ekonomiye verdikleri katkılar oranında hak kazanamamışlardır. Köylülerin hali ise ne sen sor ne ben söyleyeyim. Bunların neticesinde artan hoşnutsuzluklara dayanamayan kral, yüzyıldır toplanmayan Zümreler Genel Meclisi'ni toplamaya karar verir. Robespierre de Arras'tan seçilerek bu mecliste kendine yer bulur. Yalnız, Arras'taki aristokratlar ve din adamlarıyla çoktan papaz olmuştur düşünceleri nedeniyle. Sıra başkentte papaz olmaktadır.

    Bu doğrultuda ilk konuşmasında piskoposların servetini eleştirerek hızlı bir giriş yapar. İşler kralın beklemediği gibi gider ve meclis "Ulusal Kurucu Meclis" adını alır. 14 Temmuz 1789'da Bastille'ye yürüyen halkın üzerine ateş açılması nedeniyle yüz vatandaş hayatını kaybeder. Bununla birlikte despotizmin simgesi Bastille düşer. Rivayete göre, dakik ve düzenli hayatıyla bilinen ünlü filozof Kant, bu haberi her gün aynı saatte yaptığı öğle yürüyüşü esnasında alır ve hemen yürüyüşünü yarıda keserek evine döner. Saatin kaç olduğunu Kant'a bakarak anlayan şehir halkı haliyle bu duruma çok şaşırır. Avrupa'da çok önemli bir şey olmuş olmalı derler. Haklılar, çünkü Avrupa için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

    Kral, sarayından alınıp Paris'e getirilir. Bu sırada krala eşlik edenlerden birisi de Robespierre'dir. Ardından Fransa'nın her yerinden köylü ayaklanmaları ve belediye devrimleri haberleri gelir. Halk, aristokratların şatolarını yakarlar. Bu döneme "Büyük Korku Dönemi" adı verilir. 27 Ağustos'ta Lafayette tarafından İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi yayınlanır. Egemenlik ulusa ait olmaya doğru ilerlemektedir. Robespierre mecliste bir konuşmasında, kralın veto yetkisine karşı çıkar. Kısa süre sonra ise meclis krala mutlak değil süreli veto hakkı tanımakla yetinir. Karışıklıklar devam eder, Parisli kadınlar Versay'ı basarlar. Kral ailesi Paris'e getirilir. Meclis sıkıyönetim ilan eder. Bu sırada Robespierre, diğer birçok devrimcinin aksine "pasif" yurttaşların meclis seçimlerinden dışlanmasına karşı çıkar. Diğerleri oy vermenin mülkiyet gibi bazı sahip olunan niteliklere bağlı olmasını isterler. Robespierre ise genel oy ilkesinden yanadır. Çünkü onun için "Eşitlik tüm iyiliklerin kaynağıdır; aşırı eşit­sizlikse tüm kötülüklerin kaynağıdır." Meclis Kilise'nin mülklerini ulusun emrine verir. Robespierre, Yahudiler, aktörler ve Protestanların yurttaşlık haklarını savunur. Kısa süre sonra Protestanlara dinsel özgürlük verilir. Seferad Yahudilerine eşit haklar verilir. Robespierre bu esnada yaşanan köylü ayaklanmalarından yana taraf olur. Meclis din adamlarına yönelik reformlarına bir yenisini ekleyerek manastır yeminini yasaklar. Robespierre, derebeylerinin kamu arazilerindeki haklarına karşı çıkar. Aynı ayın sonunda Jakoben Kulübünün başkanı seçilir. Gücü ve saygınlığı giderek artan Robespierre, kralın savaş ilan etme hakkına karşı çıkar ve öte yandan Ruhbanların evlenmesini destekler. Her fikrinde olduğu gibi bu fikirlerinden dolayi da çeşitli çevrelerden tepkiler alır ama o, hedefine odaklanmıştır. Meclis kalıtsal soyluluğu ve unvanları kaldırırken bu aynı zamanda Robespierre'in ve diğer devrimcilerin zaferidir. Robespierre'in uyarılarına rağmen sömürgelerdeki kölelerin durumunda yeterli pozisyon alınamadığı için köleler isyan eder ve kanlı çatışmalar yaşanır. Ruhban sınıfı giderken sivilleştirilir ama bu yöndeki bir adım olan yeni yemine uymayan rahipler olur. Bunlara cezalar verilir, bir kısmı sürülür. Robespierre her ne kadar din konusunda dogmaya ve hurafelere, ruhbanın öncü ve söz sahibi rolüne karşı olsa da diğer radikal devrimciler gibi dine hepten karşı değildir. Zira ileride Jakoben kulübünde Tanrıya inandığını açıkladığı için tepki de çekecektir. Arkadaşlarına ve diğer devrimcilere şunları söyler bu konuda: "İnsanların değer verdi­ği dini önyargılarla doğrudan çatışmak iyi bir şey değil; en iyisi, zamanın insanları olgunlaştırması ve hissettirmeden önyargıların ötesine taşıması­dır." 1791 yılına gelindiğinde Robespierre; temsilcilere mülk kısıtlamalarina karşı çıkar, konuşma özgürlüğünü savunur, ulusal muhafız üyeliğinin açık olmasını ister, miras yasalarının değiştirilmesini destekler. Bilhassa sonuncu girişiminden dolayi şahsi saldırılara maruz kalır. Çünkü kendisi de bir piç olduğu için özellikle bu yasayı istediği söylenir. Robespierre devrimin ilkelerinden taviz vermeden savunmasını ve mücadelesini sürdürdükçe bu saldırıların geldiği noktaların sayısı da şiddeti de artacaktır. Robespierre gösteri haklarını ve basın hürriyetini savunur. Kendisine ve bir arkadaşına basından şiddetli saldırılar olmasına rağmen de muhalifleri aynı şekilde saldırılara maruz kalırken de tavrını değiştirmez. Bu kararlı ve tutarlı duruşu muhalifleri de dahil herkesin takdirini toplar. Onun adı "Dürüst Adam"dır artık. Kolonilerdeki özgür "renkli derilileri" destekler. Arras'tan beri karşı çıktığı ölüm cezasına karşı olan duruşunu mecliste de sürdürür. Bu konuda şunları söyler: "Tek bir suçsuzu kurban etmektense yüz suçluyu cezasız bırakmanın daha iyidir." Aynı ay içinde Robespierre'in istediği gibi kolonilerdeki özgür siyahların çocuklarına eşit haklar verilir.

    Paris savcılığına seçilir. Bu sırada ise kral Paris'ten kaçma girişiminde bulunur. Herkes Vahdettin gibi uzman değil bu işlerde, Kral ülkeden çıkmadan yakalanır. Robespierre bu durumu fırsata çevirir ve haklı olarak, kralın tahttan indirilmesi çağrısında bulunur. Her an dış tehdit korkusu yaşayan ve bu yönde komploların döndüğü bir ortamda kralın kaçış girişimi, tüm bunları somutlaştırmış olur. Buna rağmen kralın tahtta kalmasını isteyenler de vardır. Şimdilik onların dediği olur. Bu sırada kral, 1791 Anayasasını onaylamaya mecbur kalır. Robespierre'in bir isteği daha gerçekleşir, Fransa'ya katılmak isteyen iki bölge ilhak edilir. Eskenaz Yahudilerine eşit haklar verildiği sıralarda Robespierre, halk derneklerinin kamusal tartışmalara müdahil olmasını yasaklayan bir kanuna karşı çıkar.

    Tarihler 1 Ekim 1791'i gösterdiğinde meclis artık "Yasama Meclisi" adını almış, 20 Eylül 1792'ye kadar da bu yönde görevde kalacaktır. Bu sırada başlıca tartışma konusu Fransa savaş açsın mı açmasın mı tartışmasıdır. Jakobenlerin rakibi olan ve daha ılımlı olup, devrimler konusunda kralla uzlaşmacı tavra sahip, yer yer karşı devrimcilere kayan, devrimi halka yaymak değil kendi çıkarlarının doğrultusunda sınırlandırmak isteyen Jirodenler, ısrarla savaş açmak isterler. Bu da onların en büyük hatası olacak. Robespierre buna şiddetle karşı çıkar. Jirodenlerin Amerikan bağımsızlık savaşını örnek göstermelerini de gülünç bulur. Ancak dinletemez, sonuçta Fransa Avusturya'ya savaş ilan eder. İçeride de çatışmalar ve yer yer ayaklanmalar devam etmektedir. Bunlardan birinde yiyecek ayaklanmasında, Etampes Belediye Başkanı Simonneau öldürülür. Meclis onu över, Robespierre buna karşı çıkar. Çünkü bu başkan halkı aç bırakmış ve onlara haksızlık yapmıştır. Devam eden savaşta Fransa onur kırıcı mağlubiyetler yaşar. Bunun sorumlusu görülen Jiroden temsilcileri meclisten kovulur. Prusya da Avusturya'nın yanında savaşa dahil olur. Fransa için çember daralır. Bu daralma aynı zamanda kral için de geçerlidir. Halk onun düşmandan yana olduğunu düşünmeye başlar ve onun bulunduğu yere saldırırlar. Öncesinde Avusturya'nın yayınladığı Brunswik Manifestosu ve Robespierre'in kralın indirilmesi yönündeki konuşmaları bu gelişmeyi hazırlar. Manifestoda Fransa'ya gözdağı verilir. Bu onur kırıcı belge Fransız milliyetçiliğini arttırır. Robespierre ise konuşmasında, "kralın dokunulmazlığı bir uydurmadır" diyerek Louis'nin tahttan indirilmesini savunur. Neticede kral tahttan indirildi. Lafayette'nin Avusturyalılar tarafına geçmesi, devrime karşı sürekli komplolar olduğunu düşünen ve dile getiren Robespierre'in haklılık kazanmasına neden olur. Korku hakimiyetini artırır. Verdun Prusyalılar tarafından ele geçirilir. Bunun üzerine korku halkta yogun öfkeyle kendini gösterir. Zincirinden boşalan bu öfkenin önünde Robespierre de duramaz. Her ne kadar onun emri altında olduğu söylense de buna dair bir kanıt yoktur. Sonuçta "Eylül Katliamı" adı verilen katliam yaşanır: Paris hapishaneleri basılır ve yüzlerce din adamı ve diğer kralcı mahkumlar giyotine götürülürler.

    Robespierre'in çağrıları yanıt bulur ve 20 Eylül 1792'de "Ulusal Konvansiyon" Meclisi kurulur. Aynı gün cepheden zafer haberi gelir. 21 Eylül'de ise Fransa'da Cumhuriyet ilan edilir. Konvansiyon'da cepheleşmeler olurken cepheden zafer haberleri gelmeye devam eder. Bu arada kralın yargılanmasına sıra gelir. Daha önceden idama karşı olmakla öne çıkan Robespierre'in bu sefer kralın idamını istediğine şahit olunur. Hatta bununla ileride dalga da geçilecektir. O, şunları söyler: "Ne ceza vereceğiz Louis'ye? .. Şahsen ben, yasalarınızla çok aşırı miktarda verilen ölüm cezasından iğreniyorum ve Louis'ye karşı ne sevgi ne de nefret hisse­diyorum; ben sadece suçlarından nefret ediyorum. Ölüm cezasının kaldırılmasını teklif etmiştim ... bu ceza ancak, bireylerin ya da toplumun güvenliği için gerekli olduğu durumlarda haklı görülebilir. Ama Louis ölmeli, çünkü vatanın yaşaması gerekli." Kendisiyle çelişiyor gibi gözükse de Fransa'nın dört bir yandan düşman tarafından kuşatıldığı, daha düne kadar İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'ni yayınlayan ismin bile düşman tarafına geçtiği, daha yeni kralın şu anki düşmanın da kaçmak istediği, güvenin ve düzenin yerle bir olduğu, her gün ülkenin bir yerinde ayaklanmanın olduğu bir ortamda vatan için kralın kellesini istemek gayet normaldir. Şimdiye kadar o kellenin yerinde durması hatadır hatta. Nihayet 21 Ocak'ta 16. Louis giyotine gönderilir. Bu olayın hemen ardından Fransa, İngiltere ve Hollanda'ya savaş ilan eder. Manifesto tüm halk üzerinde olmasa da vatansever Cumhuriyetçiler üzerinde ters etki yaparak onların meclis etrafında bir olup düşmana karşı güçlü direnç göstermesine neden olmuştur. 300 bin kişi askere alınır. Böyle bir ortamda halen halkın yiyecek ayaklanmasında bulunması, Robespierre'in ilk defa ayaklanmadan yana olmamasına neden olur. Devrimci Mahkemeler yeniden kurulur. Yanısıra Gözetim Komiteleri kurulur. Robespierre güçlü merkezi bir hükümet kurulması çağrısında bulunur. Çünkü bir yandan da federatif isyanlar yaşanır. İspanya'ya da savaş ilan edilir ve bu esnada Vendee İsyanı bastırılır. Bir yandan da halkın durumunu rahatlatacak birtakım yasalar çıkarılır. Beklenilmeyen bir ismin daha Avusturya tarafına geçişi öfkeyi artırır. Kamu Güvenliği Komitesi kurulur. Robespierre yeni İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi taslağını hazırlayıp sunar. Tamamı değilse de büyük kısmı aynen kabul edilir. Avusturyalılara katılan isimlerin Jirondenlerden oluşu onları hedef tahtasına oturtur. Zira içte de kendi siyasi hesaplarını daha öne koymaları hayli tepki çeker. Onlara karşı isyan çıkar. Ardından da önde gelenleri meclisten atılır. Federatif isyanlarin bastırılmasi hükümeti güçlendirir. Güçlenen hükümet 1793 Anayasası'nı ilan eder: "Fransız Cumhuriyeti bir bütündür ve bölü­nemez."

    Din adamlarının birçoğunun devrimlere uymadıkları için görevden uzaklaştırılması eğitimde zayıflığa neden olur. Robespierre bunun için laik bir eğitim anlayışı oturtmak için Halk Eğitim Planı'nı sunar. Bu esnada Paris'te, ünlü bir Jakoben gazeteci Marat suikast sonucu hayatını kaybederi. Marat, oldukça radikalliğiyle tanınıyordu. Sürekli birilerinin ölümü istemesiyle ün yapmıştı. Robespierre onunla adının yan yana anılmasından rahatsız olmaya başlamıştı. Devrimi onun gibilerin kana susamışlığının zarar vereceğini düşünüyordu. Bu esnada Toulon'da Britanya kuşatmasını zayıf bir birlikte sahip olmasına karşın kıran genç komutan Napolyon ilk başarısını gösteriyordu. Onun Robespierre ile arasının iyi olduğu söylenir ve ileride bu yüzden az kala kendi canından olacaktır Napolyon. Bilhassa Napolyon'un başarılı savaşları ile güçlenen hükümet, zorlu 1793 yılını atlatmak adına radikal tedbirlere gider. Robespierre ise bu sırada Konvansiyon'un başkanı olmuştur. Yakın arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar, ihanetler, her şeyden daha çok önem verdigi Cumhuriyet'in iç ve dış tehditler sonucunda yıkılma tehlikesi, 1789 devriminin kazanımlarının yok edilmek istenmesi Robespierre'in radikal kararlar almasına neden oldu. Buna sık sık yaşadığı hastalıklar da eklenince şüpheciliği arttı ve her yerde komplo görmeye başladı. Sonuç olarak birtakım kararlar aldı:

    - Devrimci Mahkeme'deki da­valar, jüri üyelerinin "vicdanları rahatsa" üç günden uzun sürmemeliydi ve şüphelilere tutuklanmalarının sebebi konusunda açıklama yapmaya gerek yoktur. (S.184)
    - Umutsuz bir askeri kriz ve silahlı bir karşıdevrim koşullarında 17 Eylül tarihli Şüpheliler Kanunu artık açıkça, "davra­nışları, ilişkileri, sözleri ya da yazılarıyla tiranlığın, federalizmin ve öz­gürlük düşmanlarının partizanı olduğunu gösterenler"i gözaltına almak ya da korkutmak için kullanılacaktı. Gözetim komiteleri tarafından tutuklanan "şüpheliler" arasında sözleri, eylemleri ya da statüsü ancien regime'i çağrıştıranlar, karşıdevrimci sözleri ve eylemleriyle hükümeti eleştirenler ya da mal stoklayanlar vardı. (S.185)
    - Devrimci mahkemelere şüpheciliği artan Robespierre, kendi tanıdıklarını atar. Bir süre sonra bu mahkemelerde tek ceza idam olarak belirlenir. Artık halkın en büyük aktivitesi, giyotin karşısında popcorn yemektir.

    Robespierre ise bu durumu şu iki sözünde anlatır ve temellendirir:
    "Anayasal bir hükümetin birincil hedefi yurttaşın özgürlüğü, devrimci hükümetinse halkın özgürlüğüdür. Anayasal bir hükümette, bireysel özgürlükleri devletin tecavüz­lerden korumak hemen hemen yeterlidir; devrimci bir hükümetteyse devlet kendini, saldıran hiziplerden korumak zorundadır. Devrimci hükümetin, iyi yurttaşlarına devle­ti koruma borcu vardır; halk düşmanlarınaysa ölümden başka borcu yoktur." (S.198)
    "Bu durumda, siyasetinizin ilk kuralı, halkı akılla, halkın düşmanlarınıysa 'terör"le yönlendirmek olmalıdır. Barış zamanında halk yönetiminin ana kaynağı erdemse de, devrim sırasında bu hem erdem hem terördür: Erdem olmazsa terör öldürücüdür; terör olmadan erdem güçsüzdür. Terör, hızlı, sert, katı bir adaletten başka bir şey değildir …" (S.203)

    Giyotine gidecekler arasına beklenilmeyen bir isim de eklenecektir: Danton. 14 ay öncesine kadar birbirlerine çok sıkı mektuplar atan bu iki devrimci karşı karşıya gelmiştir. Danton'a göre Robespierre diktatörlüğe gidiyor, Robespierre'ye göre Danton komplolar peşindedir. Sonuçta Danton tutuklanır. Aynı, o sırada Paris'te diğer 6 bin insan, tüm ülkede ise 80 bin insan gibi. Yani her 350 kişiden biri gibi! Nihayetinde Danton giyotine gönderilir. Onun ölmeden önce, "Devrim çocuklarını yiyor" sözü meşhur olur ve "Her devrim kendi çocuklarını yer," şeklinde söylenir hale gelir. Bu arada Robespierre'in her ne kadar giyotinin başında resimleri yapılsa da kendisi hiçbir idama katılmaz, idamların ve idam kararlarının kaçında bizzat kendi parmağı var bilinmiyor. Ancak başkan o olunca günah keçisi de otomatikman o oluyor. Tabiki büyük sorumluluğu söz konusu, o yadsınamaz. Robespierre, Yüce Varlık Kültü adını verdiği bir proje ile dine yaklaşır ve bu onun diktatörlüğe gidişi olarak yorumlanır. Jirodenler ve diğer muhalifler şiddetli propagandaya başlar. Arada önemli bir kanun geçer, bu kanun Fransız kolonilerinde köleliğin kaldırılmasıdır. Robespierre'e suikast girişiminde bulunulur. Robespierre hem fiziken hem ruhen çökmüş durumdadır. Artık her şeyden ve herkesten şüphe etmekte ve korkmaktadır. 27 Haziran'da Konvansiyon'da konuşulmasına dahi izin verilmez. Ve diğer dokuz kişiyle birlikte tutuklanır. Hapiste çenesine yediği kurşunla alt çenesi zedelenir. Kimisi intihar etmek istedi dese de çoğu kişi buna ihtimal vermez. Sadece 17 saat sonra "Dürüst Adam" giyotine yatırılır. Bundan önce cellat çenesindeki bandajı çeker ve meydanı Robespierre'in acı çığlığı kaplar. Popcorn yemesini hızlandıran halk keyiflenir. Robespierre'in ise alt çenesi yere düşmüştür. Ardından da giyotinde kellesi yere düşer.

    ______________


    Robespierre sadece 1 yıl hükümette bulundu. Ama bu 1 yıl devrimin en kritik zamanıydı. Avrupa'nın pek çok devleti Fransız devriminin ilkelerini kendileri için tehdit olarak görerek dört bir yandan ülkeyi işgale başlamıştı. Çoğu devrimci ilkelerden ziyade kendi kazanımlarını öncelikli konuma yerleştirmişti. Hala kralcı olanlar çoktu. Halkın çoğunluğu ise devrimin ilkelerini zaten anlamaktan uzak ve kendilerince haklı olarak kendi hayatlarının kalitesini düşünüyordu. Manipülasyona oldukça hazır haldelerdi. Öyle ki daha düne kadar "Yaşasın Dürüst Adam" diye yere göğe sığdıramadıklari Robespierre'i anında çizebiliyorlardı. Hiç umulmadık isimler düşmanın yanına geçmekteydi. Düzeni sağlamak, vatani kurtarmak ve devrimin kazanımlarını korumak için olağanüstü önlemler şarttı ama bunu yapmak için sorumluluk almak ateşten gömlek giymek demekti. Robespierre bu gömleği giydi. Bedelini ise fiziken ve ruhen çökerek ve nihayetinde ise giyotine gönderilerek ödedi. O öldürüldükten sonra onu eleştirenler bu sefer insanları giyotine göndermeye başladı. Pek çok Robespierreci intihar etmeyi tercih etti. Daha düne kadar Robespierre'yi mutlak suretle destekleyenler "kandırıldık" demeye ve onu şeytan ilan etmeye başladı. Devrimin günah keçisi ilan edildi. Bir yıllık iktidarı "Terör" dönemi olarak anıldı. Onun hakkında olumlu ilk biyografiler ancak 1860'larda yazılabildi. Şu an işçi sınıfının sevmesine karşın bilhassa Paris'te adını nefretle anmaya pek çok insan devam etmektedir. Günümüzün terörünü onun yönetimiyle özdeşleştiren pek çok kanal ve insan var. Öyle ki onu Usame Bin Ladin'le bir tutan önde gelen yayın kuruluşları var. Onun değeri ise bilhassa faşizmin zirve yaptığı İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında bilinir hale geldi. Şu an kitabını da okuduğum Fransız Devrim Tarihçisi Sorbonne Profesörü Georges Lefevbre onun hakkında şunları söyler: "Robespierre, demokrasiyi ve genel oy hakkını savunan ilk insan olarak … Fransa'da aristokrasinin hakimiyetini yok eden 1789 Devrimi'nin yiğit savunucusu olarak tanımlanabilir. O koşullar yüzünden, normalde nefret ettiği -ölüm cezası ve basına sansür gibi- eylemlere zorlanmış büyük ve barışçı bir insandı." Kendisi hakkında ilk olumlu biyografi yazan isim ise şunları söyler: "Sadece demokrasinin kurucularından biri değil, dünyada yaşamış en yararlı insanlardan biriydi. Bir kusuru vardı: 22 Prairal Yasası büyük bir hataydı, onun Terör'ü birdenbire sona erdirme arzusundan doğan büyük bir hata." Bu kitabın yazarının değerlendirmesi de şu şekildedir: "Sonuçta; Fransız Devrimi 1789'un -halk egemenliği, anayasal devlet, yasal ve dini eşitlik, sınıf ayrıcalıklarına ve derebeyliğe son veren gibi- çok önemli vaatlerini 1793-94'te Cumhuriyet düşmanlarına karşı içgüdüsel ve başarılı tepkilerle korumayı başardı."

    Kitabın bir yerinde büyük adam kimdir diye soruluyordu. Cevap olarak da bu dünyanın güçlülerine "Haksızlık yaptın," deme cesaretini gösterendir deniyordu. Robespierre tüm hatalarına karşın tüm güçlülere hep bunu demeyi bilmiş ve sadece demekle de kalmamıştır. Bu "büyük" adam ve "büyük" devrimci öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Klavye başında veya insanın olduğu yerde kendisine en ufak bir şey dokunmuyorken devrimcilik yapması kolaydır. Böyle yapılan devrimcilikte kan akmaz tabii ve kan akmamasi için ne ideal fikirler ve dünyalar çizilir tozpembe. Ama önemli olan Avrupa'nın göbeğinde ve Avrupa'nın en büyük devletinde kaç yüzyıllık düzenine karşı ve onun yıkıntılarının içindeki kaosta tüm düşmanlara karşı büyük bir karmaşanın içinde devrimcilik yapabilmektir. Ve böyle bir ortamda tozpembeliği kimse beklemesin. Kendi tarihimize bakalım: 600 yıllık imparatorluk artık yok hükmünde ve yurt diye bir şey kalmamış, bu bilinç bile birçok insanda yok. Askerden kaçan kaçana… Halkın önemli bölümünün halen kendisine biat ettiği sultan kendi saltanatıni kurtarmak için düşmanla kol kola, bir avuç vatansever subay kelle koltukta bu halkı bilinçlendirip onları var olma savaşına hazırlıyor. Sakarya önünde Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal önderliğinde 22 gün 22 gece göğüs göğüse savaşıyor ama zannediyor muyuz tüm halk ordaydi. Bu savaşın adı boşuna Subaylar Savaşı değil, askerin çoğu kaçmıştı. Onları suçlamak değil gaye, onlar yüzyıllardir ezilen, üzerlerinden geçinilen, cahil bırakılan insanlar… Savaş bitince onları bu hale düşüren sistemle ve sistemin başında olanlarla hesaplaşilmaya başlandığında devrimlere karşı çıkan onca insan hem de savaşta üst düzey komutan olanlar vardı. Kendilerince gerekçeleri vardı. Hiçbiri kesinlikle hain değil. Ama 2020'den bakıp onları mağdur mazlum göstermek veya Fransız Devrimi'nde akan kanın yanında devede kulak kalacak idam kararlarını büyüterek ve bunları tamamen haksız olarak görmek kolay iş. Bir gecede cahil kaldık demek kolay iş. Zor olan yüzyıllardir cahil kalmış bir halkı aydınlatmaktir tüm güçlüklere göğüs gererek. Bunun için ateşten gömleği giyenler Türkiye'de Atatürk olur ismi, Fransa'da Robespierre, Latin Amerika'da El Libertador, Küba'da Che Guevara ve Castro, Rusya'da Lenin, İskoçya'da William Wallace
    ve daha niceleri… Tabi, teşbihte hata olmaz derler, bunu da belirteyim. Hepsi birebir aynı şeyleri yaptılar ve birebir aynıdırlar anlamı çıkarılmasın.

    Ama hepsi krala, padişaha ve nicelerine karşın "Yaşasın halk", "Yaşasın özgürlük" diyebilmişlerdir.

    Son söz olarak Robespierre'in şu sözleri alıntılamak istiyorum. Buraya kadar okuyan onları da okur, fazla gelmez sanırım:

    Robespierre'in Şubat 1794'te yaptığı konuşmadan bir bölüm:

    "...Kralcılar için hoşgörü, kimileri için ağlamak, düşmanlarımız için merhamet diyorlar! Hayır! Merhamet masumlar içindir, merhamet zayıflar içindir, merhamet talihsizler içindir, merhamet insanlık içindir.

    Toplum yalnızca barışsever yurttaşlarını korur. Cumhuriyetin tek yurttaşları cumhuriyetçilerdir. Bu yüzden kralcılar, komplocular, yalnızca yabancıdırlar, daha doğrusu düşmandırlar. Özgürlüğün tiranlığa karşı yürüttüğü bu korkunç savaş bölünmez bir bütün değil midir? İçerideki düşmanlarımız, dışarıdaki düşmanlarımızın müttefikleri değiller mi? Ülkemizi parçalayan suikastçiler, halka hakim olanların vicdanlarını satın alan entrikacılar; vicdanlarını satan hainler; halkın çıkarlarını karalamak, erdemlerini öldürmek, ihtilaf çıkartmak ve ahlaki karşı devrim aracılığıyla siyasi karşı devrimi hazırlamak için çalışan kiralık kişiler; bu adamların tümü hizmet ettikleri tiranlardan daha mı az tehlikelidirler?"

    Robespierre'in idamından önce yaptığı son konuşmasından bir bölüm:

    "Ey halk, sen ki korkulansın, pohpohlanansın ve küçümsenensin; sen, egemen olarak kabul edilip köle gibi davranılansın; adaletin bulunmadığı yerde yöneticilerin tutkularının hüküm sürdüğünü ve halkın sadece zincirlerini değiştirdiğini unutma!

    Senin için kamusal erdemlere karşı mücadele eden, senin kendi sorunlarında senden daha fazla söz sahibi olan, senden kütle olarak korkan ve yüzüne kütle olarak gülen ama seni tüm iyi yurttaşların şahsında bireysel olarak medeni haklarından yasaklayanlar olduğunu ve bu alçakların birliğinin ortasında yaşadığını unutma!"


    "Alçaklar bize halka ihanet yasasını, diktatör olarak adlandırılma pahasına böyle dayatıyorlar.

    Bu yasaya boyun eğecek miyiz? Hayır!



    İyi okumalar.
  • Benim için bunları deftere geçirmek isteyen varsa eğer dönüşünüzü bekliyorum 😂😂😂😂😭

    A HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ABDOMEN: Karın,batın.

    ABORTUS: Çocuk düşürme, düşük.

    ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı.

    ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

    ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların bağırsaklarda absorbsiyonu denilebilir.

    ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

    AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.

    AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

    AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

    AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamak arzusudur.

    AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

    AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

    AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

    AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

    AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

    AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
    AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

    AKROMEGALİ: Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

    AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.

    AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

    AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

    ANALJEZİK: Ağrı kesici.

    ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.

    ANEMİK: Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

    ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

    ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

    ANGİNA PEKTORİS: Kalbin oksijensiz kalmasıdır. Miyokardın kas lifleri arasında duyu ve ağrıyla ilişkili çok sayıda afferent lif bulunur. Koroner arterlerin kısmi olarak tıkanması miyokarda gelen oksijen miktarını azaltır ve ağrıya neden olur. Koroner arterlerdeki ateroskleroz sonucu miyokard iskemisine bağlı olarak nöbetler halinde görülen, göğüste ağrı ile belirgin durum.

    ANKSİETE: İç sıkıntısı, iç daralması.

    ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

    ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

    ANTİENFLAMATUAR: İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç.

    ANTİSEPTİK: Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

    ANTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

    ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.

    ANTİTOKSİK: Toksin giderici.

    ANTİTÜSSİF: Öksürük giderici.

    ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüslerin zararlı etkilerini önleyen.

    ANÜRİ: İdrar çıkaramama.

    ANÜS: Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

    AORT KAPAĞI: Sol ventrikülden tek yönlü kan akımına imkan sağlayan, aort ile sol ventrikülü birbirinden ayıran oluşumdur. Aort kapağı darlıkları çocukluk yaşlarda doğumsal, genç ve erişkin çağda romatizmal, ileri yaşlarda da kalsifik-dejeneratif tip daha sık görülür.

    AORT: Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

    AORTİK ANEVRİZMA: Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

    APANDİSİT: Kör bağırsak (apendiks) iltihabı.

    APATİ: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

    APİROJEN: Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

    APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

    APOPLEKSİ: Felç, inme.

    ARAKNOİT: Beynin üzerinin örten ince zar.

    ASETABULUM: Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk.

    ASETİLSALİSİLİK ASİT: Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

    ASİDOZ: Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

    ASO: "Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.

    ASTHMA: Astım.

    AŞİL TENDONU: Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

    ATROPİN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloittir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.





    B HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    BAĞIŞIKLIK: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

    BAKTERİ: Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar: Örneğin, toprağın nitrojen yapıcı bakterileri. Bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılabilirler: Coccus'lar yuvarlak, bacillus'lar çubuksu, vibrio'lar virgül şeklinde, spirillum'lar dalgalıdır.

    BAKTERİEMİ: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.

    BALLİSMUS: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.

    BANDAJ: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.

    BARBİTÜRAT'LAR: Sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

    BASİL: Çomak şeklindeki mikroorganizmalardır. Örneğin Tüberküloz'un etkeni Koch adı verilen basildir.

    BAZAL METABOLİZMA: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir. Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.

    BATIN: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafram ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.

    BELL PARALİZİ: Yüz siniri felcidir.

    BENCE-JONES PROTEİNİ: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.

    BERİBERİ: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.

    BİKONKAV: Her iki yüzeyi de konkav, iç bükey veya oyuk olan.

    BİFİD: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.

    BİFURKASYON: İki dala ayrılma yeri.

    BİLATERAL: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.

    BİLÜRİBİN: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

    BİLÜRİBİNEMİ: Kanda bilüribinin artması.

    BİOPSİ: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.

    BİSEKSÜEL: İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.

    BİLEFARİT: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.

    BONE: Kemik.

    BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.
    BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
    BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.

    BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiallerin iltihabına denir.

    BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.

    BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.





    C HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    CADUCEUS: Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin sembolü olan Eskülap asaından farklıdır. Merkür asaının çevresinde iki yılan vardır, Eskülap'ta ise, bir yılan bulunur.

    CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.

    CALCANEUS: Topuk kemiği.

    CANDIDA: Bir mantar çeşidi.

    CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.

    CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

    CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.

    CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.

    CLAVİCULA: Köprücük kemiği.

    COR: Kalp.

    COXAE: Kalça kemiği.





    D HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.

    DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.

    DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.

    DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.

    DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna direnajını sağlayan ameliyat.

    DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.

    DALTONİZM: Renk körlüğü.

    DAR KANAL ( Spinal Stenoz ): Spinal kanal ön-arka uzunluğunun, normal ölçünün altına inecek şekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak değerlendirilir.

    DEBİLİTE: Zeka geriliği.

    DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.

    DEFEKT: Eksiklik, kusur.

    DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.

    DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.

    DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.

    DEFORMASYON: Şeklini bozma.

    DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.

    DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.

    DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.

    DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.

    DEMANS: Beyin korteksinin ( Beynin en dış tabakası, gri cevher ) yaygın hastalığı sonucu entellektüel davranış ve kişiliğin ilerleyici bozulması. Demans her yaşta ortaya çıkabilirse de yaşlılarda daha yaygındır ve 65 yaşın üstündeki kronik psikiatrik hastaların % 40 ını oluşturur. Demans tek başına bir hastalık olmaktan çok bir hastalık belirtisidir. 65 yaşın altında ortaya çıktığı zaman presenil demans olarak adlandırılır. Alzheimer hastalığı tüm demansların % 60 ını, serebrovasküler hastalık % 20 sini oluşturur. Nedene bağlı olmakla birlikte tedaviden sonra ancak % 10-15 i geri dönebilir.

    DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.

    DEMYELİNİZAN HASTALIKLAR: Myelin ya doğuştan anormaldir ya da düzgün biçimde oluşmamıştır. Diğer bir şekil de myelin oluştuğu zaman normaldir ancak patalojik bir olay sonucunda parçalanır. Örn. Multipl skleroz.

    DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.

    DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.

    DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

    DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.

    DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.

    DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.

    DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.

    DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.

    DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.

    DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

    DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.

    DİSK HERNİ: Bel fıtığı

    DİYABET: Şeker Hastalığı

    DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.





    E HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.

    EFFEKT: Tesir, etki.

    EFFEKTİF: Etkili, tesirli.

    EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.

    EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.

    EFOR DİSPNESİ: Efor esnasında ( herhangi bir bedeni faaliyet, merdiven çıkma, yük taşıma, koşma gibi ) ortaya çıkan dispneye efor dispnesi denir.

    EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.

    EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.

    EKO: Yankı.

    EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.

    EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.

    EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.

    EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.

    EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.

    EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.

    EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.

    EKTODERM: Derinin en dış tabakası.

    EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değil de, vücudun başka bir yerinde olması hali.

    EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.

    EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru egzema cinsleri de vardır.

    ELEKTROENSEFALOGRAFİ( E.E.G ): Beynin elektrikli faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    ELEKTROKARDİOGRAFİ( E.K.G ): Kalp adalesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.

    ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.

    ENSEFALİT: Beyin iltihabı.

    ENSEFALON: Beyin.

    ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.

    EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
    EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeysel yaralar. Örneğin; Servikal erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.





    F HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.

    FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.

    FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.

    FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.

    FARİNKS: Yutak.
    FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.

    FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.

    FAT: Yağ.
    FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.

    FEBRİL: Ateşli, hummalı.

    FEKALİT: Bağırsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.

    FEÇES: Dışkı.

    FEMUR: Uyluk kemiği.

    FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.

    FERMENTASYON: Mayalanma.

    FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.

    FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.

    FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.

    FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.

    FETAL: Fetusa ait.

    FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.

    FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.

    FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.

    FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.

    FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.

    FİBRÖZ: Lif dokusu

    FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.

    FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.

    FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diaframın sinirine verilen addır.





    G HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.

    GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.

    GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.

    GALAKTOZ: Süt şekeri.

    GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.

    GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.

    GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.

    GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.

    GASTRİT: Mide iltihabı.

    GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak bağırsağının iltihabı.

    GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.

    GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.

    GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.

    GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.

    GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.

    GASTROLİT: Mide taşı.

    GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.

    GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.

    GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.

    GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.

    GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.

    GLOKOM NEDİR? Glokom hiçbir belirti vermeyen sinsi bir hastalıktır ve ancak düzenli göz muayenesi esnasında yapılan ölçümler ile tespit edilebilir. Glokom göz içi basıncının yükselmesi ile görme sinirinde oluşan tahribattır. Görme siniri, gözden aldığı bilgiyi ( görüntü ) beyindeki görme merkezine götüren bağlantıyı sağlar.Görme sinirindeki tahribat, zamanında kontrol altına alınmadığı durumlarda, körlüğe kadar varabilen görme azalmasına ve görme kayıplarına yol açar.





    H HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.

    HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.

    HALLUKS: Ayak başparmağı.

    HALOTAN: Anestezik bir madde.

    HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.

    HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.

    HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.

    HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.

    HEMORAJİ: Kanama.

    HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.

    HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.

    HEMANJİOM: Kan damarlarından doğan urlar.

    HEMATEMEZ: Kan kusma.
    HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.

    HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.

    HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.

    HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.

    HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.

    HİLER: Hilus'a ait. Örneğin, Hiler Lenf Adenopati denildiği zaman Hilus'a komşu lenf bezlerinde büyüme anlaşılır.

    HİLUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.

    HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.

    HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.





    İ HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.

    İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebep gösterilemeyen.

    İKTER: Sarılık.

    İKTUS: İnme. darbe.

    İDİOT: Doğuştan aptal.

    İLEİTİS: İnce bağırsak iltihabı.

    İLEUM: İnce bağırsağın son bölümü.

    İLEUS: Bağırsak tıkanması

    İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.

    İMBESİL: Geri zekalı.

    İMİTASYON: Taklit.

    İMMATÜR: Tam gelişmemiş.

    İMMİNENT: Tehdit eden.&

    İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.

    İMMOBİL: Hareketsiz.

    İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.

    İMMÜNİTE: Bağışıklık,muafiyet.

    İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.

    İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.

    İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.

    İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.

    İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.

    İNTERVERTEBRAL: Vertebralar arası, omurlar arası.

    İNTRAEPİTELİAL: Epitel hücreleri içerisinde.





    J HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karakterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma.

    JEJUNUM: Oniki parmak bağırsağından sonra gelen ince barsak bölümü.

    JEJUNİT: Jejunum iltihabı.

    JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.

    JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.

    JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.

    JİNJİVİT: Diş etleri iltihabı.

    JOİNT: Eklem.

    JUVENİL: Gençliğe ait.





    K HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    KAKOZMİ: Pis koku.

    KALYUM: Potasyum.

    KARDİAK: Kalbe ait.

    KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.

    KARPAL TUNEL SENDROMU: Üst ekstremitedeki ( kollar ) en yaygın tuzak nöropatisidir. Tuzak nöropatisi, omurilikten çıkan periferik sinirlerin ekstremitelere giderken yakınındaki anatomik yapılardaki oluşan basılar nedeniyle gelişen bir nevi periferik sinir yaralanmalarıdır. Median sinir ( N. Medianus ), bilek çizgisinin hemen altında "Karpal Tunel" içindeki seyrinde basıya uğrar. Genellikle orta yaşlı insanlarda görülür. Kadınlarda rastlanma oranı erkeklere nazaran 4 katı fazladır. Vakaların yarısında tutulum her iki eldedir.

    KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.

    KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.

    KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.

    KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.

    KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.

    KERATİT: Kornea iltihabı.

    KERATOMA: Nasır.

    KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.

    KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.

    KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.

    KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik dejenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.

    KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.

    KETONÜRİ: İdrarla keton çıkarılması.

    KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.

    KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kamburluğuna verilen ad.

    KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücudun her tarafında oluşabilir.

    KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciğer, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.

    KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.

    KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebepsiz yere korkma reaksiyonudur.

    KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.

    KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.

    KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazen de safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

    KORPUS: Gövde.

    KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahale ile alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teşhis amaçlı da yapılabilir. Yani rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmesi de kürtaj olarak adlandırılır.





    L HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    LABİL: Kararsız, çabuk değişen.

    LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.

    LAKRİMA: Göz yaşı.

    LAKÜN: Küçük boşluk, delik.

    LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.

    LAP: Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir.

    LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.

    LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.

    LARVA: Tırtıl, kurtçuk.

    LARENKS: Gırtlak.

    LARENJİT: Larenks iltihabı.

    LARENGOSKOP: Boğazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.

    LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.

    LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur.

    LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.

    LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.

    LOMBER BÖLGE: Bel bölgesi.

    LUMBAGO: Bel ağrısı.

    LUMBO-SAKRAL BÖLGE: Kuyruk sokumu-bel bölgesi.

    LUMBOSİYATALJİ: Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı.





    M HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    MAKRO: Büyük.

    MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.

    MAGNET: Mıknatıs.

    MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.

    MALADİ: Hastalık.

    MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.

    MALARYA: Sıtma.

    MALE: Erkek.

    MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.

    MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.

    MALİN: Habis, kötü huylu.

    MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.

    MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.

    MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.

    MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.

    MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.

    MAMİLLA: Meme başı.

    MAMOGRAFİ: Meme filmi.

    MANDİBULA: Alt çene kemiği.

    MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.

    MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.

    MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.

    MARİHUANA: Esrar.

    MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk altındaki lenf bezlerinin de çıkartılmasıdır.

    MASTİTİS: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.

    MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.

    MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.

    MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.

    MENENJİT: Beyin zarlarının (Meninkslerin) iltihabıdır.

    MENOPOZ: Adetten kesilme.

    MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.

    MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.

    MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)

    MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.

    METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)

    METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.

    MİTOZ: Hücre bölünmesi.

    MİTRAL KAPAK: Sol atriumu sol ventriküle bağlayan ve tek yönlü akımın oluşmasını sağlayan bir sistemdir.

    MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.

    MUKOLİTİK: Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar.

    MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası.

    MYELİN: Sağlıklı sinir liflerinin etrafını saran ve mesajların iletilmesini kolaylaştıran bir madde olup yapı olarak % 20 protein geri kalan kısmı da lipidten( kolesterol, lesitin ) teşekkül eder. Beyinin büyük bölümünün myelinizasyonu 2 yaşın sonuna kadar tamamlanır ancak santral sinir sisteminde myelin oluşumu 10 yaşına kadar sürer.

    MYELİN BOZUKLUKLARI: Myelin ya doğuştan anormaldir ya da düzgün biçimde oluşmamıştır. Diğer bir şekil de myelin oluştuğu zaman normaldir ancak patalojik bir olay sonucunda parçalanır. Örn. Multipl skleroz.





    N HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.

    NARKOLEPSİ: Önüne geçilemeyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.

    NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.

    NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.

    NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.

    NATAL: Doğuşa ait.

    NAZAL KEMİK: Burun kemiği.

    NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.

    NATRİUM: Sodyum.

    NATUREL: Normal, tabii.

    NAUSEA: Mide bulantısı.

    NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.

    NEONATAL: Yeni doğana ait.

    NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.

    NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.

    NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.

    NODÜL: Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar.





    O HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    OBDUKSİYON: Otopsi.

    OBEZ: Şişman.

    OBEZİTE: Şişmanlık.

    OBJE: Görülebilen veya dokunulabilen herhangi bir şey.

    OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.

    OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.

    OBSERVASYON: Müşahede.

    OBSESYON: Daimi endişe,fikri sabit, nöroz.

    OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.

    OBSTETRİ: Doğum bilgisi.

    ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.

    OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.

    ODONTOİD: Diş şeklinde.

    OFTALMİK: Göze ait.

    OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.

    OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.

    OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.

    OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.

    OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.

    OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.

    OKKULT: Gizli, kapalı.

    OKLUDE: Kapalı, tıkalı.

    OKSİPUT: Başın arka kısmı.

    OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)

    OKÜLER: Göze ait.

    OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.

    OLFAKTORYUS: Koku siniri.(Nervus Olfactorius)

    OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması.

    OLİGO: Geri,küçük.

    OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.

    OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.

    OMENTUM: Karın içerisinde, bağırsakları örten oluşum.

    ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.

    ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.

    OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.

    OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )

    OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.

    OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.

    OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ( Örn. Tetanozda )

    ORTOPNE: İstirahatte, yatar durumda dispne ( nefes darlığı ) hissedilmesi oturunca veya ayağa kalkınca kaybolmasına ortopne denir.

    OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.

    OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karakterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.

    OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.

    OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.

    OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.

    OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karakterize bir hastalık.

    OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.

    OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.

    OSTEOPLASTİ: Kusurlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.

    OTOTRANSFÜZYON: Transfüzyon için hastanın kendi kanının kullanılması yöntemidir. Özellikle son yıllarda önem kazanmıştır. ( AIDS tehlikesine karşı ) Kanın güvenle 35 gün kadar saklanabilmesi bu uygulamaya temel olmuştur. Sağlıklı kişiden ameliyat öncesinde aralıklı olarak 2-4, hatta 5-6 ünite kan alınıp bankada saklanabilir. Bu işlem süresince hastaya ağızdan demir preparatları verilmelidir. Hastadan daha önceden alınan kan ameliyat esnasında güvenle kullanılır.

    OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.

    OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.

    OVÜLASYON: Kadınlarda yumurtalıklarda ovumun (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.





    Ö HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır. Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.

    ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeleyen yola verilen isimdir.

    ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlayan hormondur.

    ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal değildir.

    ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.





    P HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.

    PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına verilen isimdir.

    PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır.

    PALYATİF: Hafifletici.

    PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.

    PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.

    PALSY: Felç, inme.

    PAN: Bütün.

    PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.

    PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.

    PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.

    PANKREAS: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.

    PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.

    PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.

    PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.

    PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.

    PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.

    PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücü etkiye sahip bir alkaloid.

    PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.

    PAPÜL: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm'den küçük çaplı lezyonlardır.

    PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)

    PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komşu.

    PARALİTİK: Felç olan, felçli kişi.

    PARALİZİ: Felç.

    PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.

    PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren.

    PARANAZAL: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu.

    PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır.

    PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.

    PARAPLEJİ: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.

    PARAPAREZİ: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.

    PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.

    PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.

    PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.

    PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.

    PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.

    PARAZİT: Asalak.

    PARASENTEZ: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.

    PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.

    PARENTERAL: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adale içi gibi yollarla verilmesi.

    PARESTEZİ: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.

    PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.

    PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.

    PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.

    PARTİKÜL: Parçacık, zerre.

    PARTUS: Doğum.

    PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükürük bezi.

    PAROTİTİS: Kabakulak.

    PATELLA: Diz kapağı kemiği.

    PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.

    PATOGENEZ: Hastalığın esas ve gelişimi.

    PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.

    PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.

    PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen bilimle uğraşan kişi.

    PEDİATRİ: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı.

    PEDİATRİST: Çocuk hastalıkları uzmanı.

    PELVİS: Leğen kemiği.

    PENİS: Erkek cinsel organı.

    PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten zardır.

    PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.

    PERORAL: Ağız yolu ile.

    PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)

    PHENOTYPE: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.

    PITRIASIS: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleşen, bazen kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır. Çeşitli türleri vardır, bunlardan PITRIASIS VERSICOLOR'da deniz mevsimlerinde hasta olan bölge güneş ışını almadığı için daha belirgin hale gelir.

    PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür.

    PLEVRA: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.

    PLEVRAL: Plevraya ait.

    PLÖREZİ: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.

    PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.

    POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.

    POLİP: Organların ve vücut boşluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menşeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.

    POSTERİOR LONGİTİDUNAL LİGAMENT: Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran bağ dokusuna verilen ad. Bu bağ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.

    POSTERO-LATERAL: Arka - yan.

    PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idrar yolunun başlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez.

    PROSTATİT: Prostat iltihabı.

    PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir.

    PULMONER: Akciğer veya akciğerlerle ilgili.

    PULMONER ARTER: Akciğerin büyük besleyici arteri.

    PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.





    R HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    RABİES: Kuduz.

    RADİUS: Ön kolun dış tarafında (baş parmak tarafında) bulunan kemiktir.

    RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü.

    RADİKÜL: İnce dal, küçük kök.

    RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır.

    RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık.

    RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliğe sahip.

    RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit.

    RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları, ses dalgaları veya diğer yöntemleri kullanarak teşhis hizmetleri veren tıp dalıdır.

    RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.

    RAHİM: Uterus, döl yatağı.

    RAŞİTİZM: D vitamini eksikliğinin neden olduğu, çocuklarda görülen bir hastalıktır.Kemik teşekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiş, ihmal edilmiş vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teşekkül eder.

    REFRAKSİYON: Kırılma.

    REFRAKTOMETRE: Görme bozukluklarını ölçen cihaz.

    REJENERASYON: Harap olmuş bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.

    REJİONAL: Bir bölgeye ait.

    REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, şiddetinin azalması.

    REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağız içerisine geri gelmesi.

    REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.

    RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon.

    REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi.

    RENAL: Böbrekle ilgili.

    RENAL ARTER: Böbrek arteri.

    REPRODUKTİF : Çoğalabilen.

    RESPİRASYON: Solunum, nefes almak.

    RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi.

    RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. ( Örn. İdrar retansiyonu;idrar tutulması, idrar yapamama.)

    RETİKÜLER: Ağ gibi, ağ biçiminde.

    RETİNA: Gözün en iç tabakası, ağ tabaka.

    RETİNİT: Retina iltihabı.

    RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı.

    RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme kaybı ile karakterize iltihabi durumu.

    RETROGRESSİV: Gerileyen.

    RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında.

    RETROVERSİ: Bir organın normal konumda değil arkaya doğru eğik durumda olması.

    REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma.

    REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaşlı kadınlarda rastlanan bir rahatsızlık olup, özellikle soğuğa maruz kalınca parmaklarda morarma ve hissizleşme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır.

    REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının çıkartılması.

    REZİDÜ: Artık, bakiye.

    REZİDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel İdrar; İdrar yapıldıktan sonra çıkartılamayarak geride kalan idrar.)

    REZİSTAN: Mukavim, dirençli.

    REZİSTANS: Direnç, mukavemet.

    REZORBSİYON: Emilme.





    S HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    SAFRA: Karaciğer tarafından salgılanan, yeşilimsi kahverengi bir sıvıdır.Safra, kısmen yağ sindirimine yarayan bir salgı, kısmen de eskimiş alyuvarların tahrip olmaları sonucu oluşmuş bir atılma ürünüdür.

    SAFRA KESESİ: Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karaciğerin alt kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak bağırsağına safra salgılamaktır.

    SAK: Kese, torba.

    SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.

    SAKRUM: Kuyruk sokumu.

    SAKRALİZASYON: Beşinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiğinin birleşik olmasına verilen isim.Yapısal bir farklılıktır.

    SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiğinin, sağda ve solda yapmış olduğu eklem.

    SADİZM: Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma.

    SADİST: Başkasına işkence etmekten zevk alan kişi.

    SAGİTTAL: Vücudu sol, sağ şeklinde ortadan ayıran düzlem.

    SAKRO-İLİAK EKLEM: Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )

    SAKRUM: Kuyruk sokumu kemiği.

    SALİSİLİK ASİT: Ateş düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir madde.

    SALMONELLA: Bir bakteri türü.

    SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçişi sağlayan, sağlı sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur.

    SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı.

    SEDASYON: Hastanın sakinleştirilmesi.

    SİMPLEKS: Tek maddeden oluşmuş, basit, sade.

    SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir.

    SİRENGOMYELİ : Spinal kordun ( omurilik ) kistik kavitasyonu. Doğumsal anomaliler, tümör veya travma menşeli olabilir. Basit şekli, Hidromiyeli olarak da isimlendirilir; santral spinal kanalın genişlemesidir. Nonkominikan Sirengomyeli; de ise kist omurilik dokusundan çıkar ve santral kanalla birleşmez.

    SİROZ: Bir organda sertleşme ve nedbeleşme ile karakterize fibröz doku oluşumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciğerin görevini yapamamasıyla ilgili, kronik karaciğer iltihabı için kullanılır.

    SİTOLOJİ: Hücre bilimi.

    SKOLYOZ (SKOLİOSİS): Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil bozukluğu.

    SPİNAL STENOZ ( Dar kanal ): Spinal kanal ön-arka uzunluğunun, normal ölçünün altına inecek şekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak değerlendirilir.

    SPONDİLOZİS: Omurların ( vertebra ), spesifik olmayan dejeneratif süreci; omurlarda yaşın ilerlemesiyle veya travmalar sonucu kemik yapıda dikensi çıkıntılar eklem aralıklarında daralmalar gibi değişimlerin oluşması. Halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılmaktadır.

    SPONDİLOLİSTEZİS: Bir omurun ( Korpus vertebra ) diğerinin üstünde öne doğru kayması. Genellikle S1 ( 1. sakral vertebra ) üstünde L5 ( lomber 5. vertebra ), daha seyrek olarak da L5 üstünde L4.

    STERNUM: İman kemiği.

    SUBKARİNAL: Karinanın altında. (Karina: Trakea'nın ikiye ayrıldığı yere verilen isim)

    SUBPLEVRAL: Akciğer zarının altında.

    SÜT BEZESİ: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.





    T HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    TABES DORSALİS: Sifilizin ilerlemiş döneminde sinir sistemi tutulumuna bağlı olarak dengesizlik, yürüme güçlüğü görme bozuklukları ile seyreden tabloya verilen isimdir.

    TALAMUS: Orta beyindeki bir çekirdek grubuna verilen addır.

    TALASEMİ: Kalıtsal bir kan hastalığıdır. Akdeniz kıyılarında yaşayanlarda daha sık görülür.

    TAKİPNE: Çok hızlı solunum.

    TARTAR: Diş taşı.

    TELENJEKTAZİ: Deride veya mukozalarda kırmızı lekeler şeklinde görülen kılcal, arteriol ve venüllerin genişlemesinden oluşan lezyonlar.

    TELEKARDİOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.

    TELEPATİ: Beş duyu işe karışmaksızın düşüncelerin, bu duyuların üstünde bir yolla aktarılması.

    TEMPORAL BÖLGE: Şakak bölgesi.

    TENDİNİT: Tendon iltihabı.

    TENDON: Kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar.

    TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihaplı durumlarında görülen, ağrılı işeme veya defekasyon duygusu.

    TENYA: Bağısak paraziti, şerit, yassı solucan.

    TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addır.

    TREMOR: İrade dışı titremelere verilen addır. Örneğin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması) adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adı verildiği gibi, Parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.

    TRİKÜSPİT KAPAK: Sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki sistem, triküspit kapak sistemidir. Kanın sağ atriumdan, sağ ventriküle geçmesini sağlayan delik " sağ ostium atrioventrikülare " yaklaşık 3 parmak sığabilecek kadar genişlikte olup burada sağ atrioventriküler kapak bulunur. Kapak 3 parçadan yapılmıştır ve her bir parça üçgen şeklindedir. Bu nedenle kapağa triküspit kapak adı verilmiştir.

    TROMBOZ: Kan damarlarının pıhtı veya ateron (kolesterol) plakları oluşarak tıkanmasıdır.





    U HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ULCUS: Ülser

    ULNA: Önkolun iki kemiğinden içte (serçe parmağı tarafında)bulunanıdır.

    ULTRASOUND: İnsan kulağının duyamayacağı kadar yüksek frekanslı ses dalgaları.Ultra-ses.

    ULTRASONOGRAFİ: Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastalığın ön teşhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının kolayca geçebileceği konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.Şua söz konusu değildir.

    ULTRAVİOLE: Dalga boyu 2000-4000 arası olan mor ötesi ışınlar.

    UTERUS: Rahim, döl yatağı.

    UTERUS BİCORNİS: Uterusun iki boynuzlu olması anlamında bir terimdir.Uterusun üst kısmının çökük olması nedeniyle her iki uç kısımlarının belirgin hal alması sonucu ortaya çıkan görünümdür.

    UVULA: Küçük dil.





    Ü HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ÜLSER: Geniş anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik yaralardır.

    ÜLSERATİF KOLİT: Kalın bağırsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.

    ÜREMİ: Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir.

    ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasını birleştiren, idrarın torbaya ulaşımını sağlayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden bağlantısız olarak bulunur.

    ÜRETRA: İdrarın dışarıya atılmasını sağlayan ve idrar torbasından sonraki idrar yoluna verilen isim.

    ÜRETRİT: Üretranın iltihabıdır.

    ÜROLOJİ: Kadın ve erkeklerdeki idrar yolları ve üreme sistemleri ile ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Bevliye.

    ÜRTİKER: Hassasiyet sonucu ortaya çıkan deri döküntüleri ve kaşıntı ile belirgin bir durumdur.

    ÜRİN: İdrar.

    ÜROGENİTAL: Genital ve idrar yolları sistemi ile ilgili.

    ÜROGRAFİ: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbası ve idrar yollarının belirli zaman aralıkları ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem hakkında teşhis amaçlı yapılan işlemdir.





    V HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından birisinin kesilmesidir.

    VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide , barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.

    VAJEN: Kadın cinsel organı.

    VAJİNİT: Vajina iltihabı.

    VAKSIN: Aşı.

    VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle genişleyerek kıvrımlı bir hal almasıdır.Yüzeysel olduğu gibi derin venlerde de varis gelişebilir.

    VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin genişlemesi sonucu torbalar içersinde varis oluşumu.

    VASKÜLİT: Damar iltihabı.

    VAZODİLATASYON: Damar genişlemesi.

    VAZODİLATATÖR: Damar genişletici etkiye sahip ilaç, madde.

    VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.

    VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.

    VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.

    VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.

    VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.

    VERTEBRA: Omur.

    VERTİGO: Genel anlamda baş dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.

    VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeşitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan beyaz lekeler.





    Y HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.

    YAĞ EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik iliğindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yağ damlaları kan dolaşımına karışıp damar tıkanmasına neden olur.

    YAĞLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciğer ve böbreklerde görülür. Bu organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yağ tanecikleri birikir.

    YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menşelidir.





    Z HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ZAR: Anatomide makroskopik ya da mikroskopik boyutlu, az ya da çok farklılaşmış ya da karmaşık yapıda, geniş ve yassı katman biçimli oluşumların genel adıdır.

    ZATÜRREE (PNÖMONİ) : Akciğer dokusunun iltihabı. Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişmekle birlikte, genellikle birincil ya da ikincil mikrobik etkenlerin yol açtığı akut ya da sub-akut hastalık tablolarını belirten bir terimdir.

    ZAYIFLIK: Kişinin vücut ağırlığının yaşına, cinsiyetine ve boyuna göre hesaplanmış normal değerlerden daha düşük olması.

    ZEHİR: Hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal ya da biyokimyasal nitelikte zararlar veren her türlü madde. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçük dozlarda bile göstermesidir.

    ZEHİRLENME: Bir zehrin vücutta emilmesiyle ortaya çıkan belirtileri anlatan genel terim. Görece küçük miktarlarda kimyasal ya da biyokimyasal etki gösteren zehir, süresi ve ağırlığı değişebilen bir hastalık haline ya da ölüme yol açar.

    ZEKA: Yeni sorunları karşılayarak uygun çözümler bulmak amacıyla, zihnin tüm öğelerini amaca uygun kullanabilme yeteneği ya da gücü.

    ZEKA GERİLİĞİ: Zihinsel gelişmenin yavaşlığı. Doğuştan gelen ya da bebeklik çağında ortaya çıkan zihinsel yetersizliğe bağlı olarak ruhsal gelişimi duraklayan kişilerde görülür.

    ZEKA YAŞI: Psikolojide, zeka testleriyle saptanan ve takvim yaşından farklı olarak belirli bir yaş grubuna özgü becerilerle zihinsel yetkinliği ifade eden ölçü.

    ZİGOMA: Gözlerin alt ve yan kısımlarında, elmacık kemiklerine karşılık düşen yüz bölgesi.

    ZİGOT: Döllenme sırasında spermatozoitin yumurtayla birleşmesi sonucu oluşan hücre.

    ZONA: Etkeni su çiçeğine de yol açan virüs hastalığı. Herpesvirüs.
  • 520 syf.
    ·Puan vermedi
    Maeve Binchy hayatın içinden, sokaklarda her gün rastlayabileceğim, hatta çevremdeki bazı insanlarla ortak özellikleri bile olan karakterleri bir araya getirip sıcacık bir roman yazmış.

    Dinlendirici, ilham ve umut verici bu hikayede iki arkadaş hayallerini gerçekleştirme yolunda adımlar atıyorlar. Hedeflerine doğru ilerlerken bir çok güçlükler yaşıyorlar. İşleri kadar özel hayatları da çalkantılı olaylara sahne oluyor.

    Bu iki arkadaşın hikayesinin yanı sıra göçmen sorunları, bakıcı ailelerin yanında yetişmek zorunda olan çocuklar ve tam tersi ilgisiz ailelere yasalar nedeniyle teslim edilen çocuklar, toplumdaki sınıf farkları vb. toplumsal sorunlara ve gelin kaynana geçimsizliği gibi evrensel sorunlara da değinmeden geçmemiş.