• Poetika, Aristoteles'in günümüze ulaşan tüm diğer eserleri gibi sadece talebeleri için yazdığı ve halktan gizli tuttuğu, şiir ve tiyatro sanatı üzerine kaleme aldığı ezoterik bir metin. Platon'dan farklı bir sekilde felsefeye yakın bir konum verilerek şiirin savunulduğu ve değerinin teslim edildiği klasik bir eser. Malesef bu eser cevirmen Samih Rıfat'ın belirttiğine göre Türkiye'de hak ettiği ilgiyi görememiş ve ihmal edilmiş. Uzun zamandır -bu yeni çeviriye kadar- dili güncelligini kaybetmis tek bir çeviriye sahipmiş dilimizde bu kitap. Malesef tüm olay örgüsü bu kitabın güldürü ile ilgili hayali bir kayıp ikinci bölümünün bulunması sonucu ortaya çıkan entrikalardan oluşan Umberto Eco'nun Türkiye'de yüz binin üstünde satan "Gülün Adı" adlı romanının olaganüstü başarısı bile bu kitabın satışlarında en ufak bir kıpırdanma meydana getirmemiş. Cevirmen de tüm bu ilgisizlige belki de bir tepki olarak kitabı yeni bir ceviriyle bizlere sunmuş. Kitapla ilgili bu kısa bilgilerden sonra içerigi ile ilgili notlarıma gecmek istiyorum.

    Aristoteles'e göre:

    -Trajedya ve komedyayı birbirinden ayıran şey; birinin günümüz insanlarından daha iyileri, öbürünün ise daha kötüleri taklit etmesidir.

    -Şiir sanatını doğuran iki doğal neden vardır. Bunlar insanın taklide, ezgi ve tartıma duydukları eğilimlerdir.

    -Gülünç olmak bir kusurdur ve cirkinliktir ama ne acı ne de zarar getirir. Komedya maskesi bunu simgeler.

    -Trajedya soylu bir eylemin taklididir (mimesis), uyandırdıgı acıma ve korku aracılığıyla bu türden heyecanların katharsisini (arınma) gerçekleştirir.

    -Öykü trajedyanın ilkesidir sanki ruhudur. Karakterler ikinci, düşünce üçüncü sırada gelir.

    -Tarihçi ile ozan arasındaki fark birinin gerçekten olmus, digerinin ise olabilecek şeyleri anlatmasıdır. Bu yüzden şiir felsefeye tarihten daha yakındır ve daha değerlidir. Çünkü şiir daha genelden, tarih ise daha özelden bahseder.

    -Her trajedyada bir düğüm bir de çözüm bulunur.

    -Anlatımda aranan özellik sıradanlığa düşmeden açık olmaktır.

    -Egretileme yapmayı bilmek önemlidir ve doğal yeteneğin kanıtıdır.

    -Ozan kendi adına olabildiğince az konuşmalıdır.

    -Olanaksız ama gerçeğe benzeyeni, olası ama inandırıcı olmayana yeğlemek gerekir.



    Aristo'nun şiir sanati üzerine yazdığı bu eser belki günümüz modern sanat anlayışı bakımından güncelliğinin büyük bir kısmını yitirmistir ama bir klasik olarak bence değerini korumaktadır. Çevirmenin de belirttiği gibi kitaptan hala öğrenebileceğimiz şeyler oldugunu düşünmekteyim. Takdir tabiki okuyucunundur.
  • “... Gözüme görünen şeyi açıkça, kaidesiz, tertipsiz ve imansız söylüyorum. Eğer zayıf tutarsan, eğer inkılâbın yüreğini, hassasiyetini ve sinirlerini temsil etmezsen, bı çağın ters tarafı ile yirmi dakikada kesilen Kubilay'ın kafasında sana tevcih edilen akıbeti seyredebilirsin... Türkiye'nin nüfus kütüğündeki softa ve mürtecilerin yeşil kanını kurutacaksın; bu kadar..." Aynı Necip Fazıl yıllar sonra bu sefer Menemen Olayı’nın “düzmece” oldugunu iddia edecektir.
  • Yine bir Cengiz Aytmatov eseri...

    Cengiz Aytmatov insan ilişkilerini ve bu ilişkilerin içinde varolan ihanet, vefa, fedakârlık, aşk, sevgi gibi kavramları başarılı işleyebilen yazardır. Ben onu ilk olarak Gün Olur Asra Bedel kitabı ile tanıdım. Bozkırın ortasında geçen yıl temmuz ayında... Rüzgarın bile suratına sıcacık estiği bir zamanda. Dedim ki benim köyümde de Yedigey vardı, insanlar benim köyümde de menfaat, karşılık beklemeden kapısını birbirine açardı. Hâlâ öyle muhteşemdir yaşadığım yer birlik ve beraberlik var. Kimse kapısını kilitlemez, kapıya gelene sen kimsin demez:) edem hoş geldin der edem kardeşim demektir:) sofrayı kurar ev sahibi, kendi yatağında yatmaz kapısına geleni yatırır. İşte Cengiz Aytmatov un karakterlerini hep kendi hayatımın, çocukluğumun geçtiği yerlerde bulunan insanlarla özdeşleştirdim. Yedigey amcama çok benziyor tren istasyonunda değil ama tarlada çalışıyor onu çalışırken o sıcağın altında görünce aklıma hep Yedigey geliyor.(Gün olur asra bedel)

    Aytmatov'un bir samimiyeti var okurken kitabın kahramanları ile geziyorsunuz, sonra empati kurabiliyorsunuz, yardımseverliğin, cömertliğin, menfaat beklemeden koşturmanın, iyiliğin ne denli kötülükten üstün olduğunu daha iyi kavrıyorsunuz. Gözleriniz dolu doluyken gülebiliyorsunuz.

    İyiliğin insanın içinde olmadığını ancak bir başkasından öğrenilebileceğini anlıyorsunuz o tren istasyonlarında:)) Çocukken düşene koşmayı ailem öğretti bana, kasa kasa meyve ve sebzeyi köye yeni gelen öğretmene götürmeyi ailem öğretti bana:) kapına geleni çevirmemeyi annem, iyiliği ve yardımı el altından yapmayı anneannem öğretti. Aytmatov'da der ki ; iyilik yoldan düşen değil toplanandır.

    Savaşı, kadını, bozkırı, tren istasyonlarını kitaplarda bol bol okursunuz ama Aytmatov'dan okuduğunuz zaman yaşarsınız. Kadının baş tacı edildiği, savaşın nasıl ağır bir yıkıma sebep olan enkazını, tren istasyonlarında o rayları saydığınızı, bozkıra baktığınız zaman sararmış samanların üstünde titreşen sıcaklığı yaşarsınız.

    Sıcağın serinliğe dönüştüğü buğday tarlalarında aşkı yaşarsınız.

    Beni şaşırtan ilk Aytmatov eseri oldu Cemile.

    Yasak olan şeyler.

    Sevgi göreceli bir kavramdır, herkesin sevgiye bakış açısı farklıdır. Kimi çiçeklerle, kimi türkülerle, kimi sözlerle, kimi yazarak gösterir sevgisini. Ya susanlar ve sadık kalanlar? İşte bir insanın bir insandan beklediği şeyler uyuşmayınca yasağın adı sadece yasak olarak kalmıyor. En çok kendimize benzeyeni seçme eğilimindeyken en zıt insanlarla birlikte olmak talihsizliktir.

    Cemile türkü söylüyordu o da türkü söylüyordu. Cemile bir mektubun sonuna sıkıştırılmış kısa bir selam istemiyordu. Ya sadık kalanlar? Sadık kalanlar için söylenecek bir şey var mı? Gelenek dediğimiz şey Cemile yi bir mektubun sonundaki kısa bir cümleye sığdırdı belki. Olaya her iki tarafından baksam bile o resimdeki muazzam çizimin aşkı bu denli muazzam anlattığı yanlışları ve doğruları ile sorgulanabilir mi? Kimsenin sorgulama gücünü kendinde bulması gerekir mi? Bize mi düştü Cemile'nin türküsünün yazıldığı o bozkır yolları.
    Ya Sadık kalanın acısının haklılığını savunmak, eksik gedik araştırmak bize mi düştü?

    Empati sadığın, cemilenin ve türküsünü söyleyenin yerine koyabilir mi bizi biz yaşamadığımız sürece?

    Sevgi ve aşk, bozkır gibi çorak olan insan yüreğini yeşertecek, ona cesareti, gözü karalığı, yasağı, günahı, sevabı ve daha bir çok şeyi kazandıracak veya kaybettirecek duyguların ve hissiyatların yaşandığı ayrı bir dünyadır. Aytmatov okumak daha başka bir dünyanın penceresini açmaktır.

    Kadın olmak ne kadar zorsa erkek olmakta bir o kadar zor. Sadık kalanlar ile kalmak için direnenler veya sadık kalmayanlar hepsinin doğruluğu yanlışlığı ağzımızda ahkâm keser torba değil büzesin!!
    İnsanın özü daima bozulmaya müsaittir. Bir noktadan sonra duygularına yenik düşebilir. O noktada iradenin sorgulanması gerekir:)

    Rollo May; Aşk, içinde kişinin aşık olduğunda kendi varlığını kaybetme tehlikesi, yeni bir deneyimin yol açtığı sersemlikten ve şoktan kaynaklandığı tanımlamasını yapmıştır. İşte Cemile kendi varlığını kulağında çalınan türkülerle kaybeden bir kadındır. Rollo May; Dünyanın birden bire genişlediğini, bizi daha önce hayal bile edemediğimiz diyarlarla karşılaştırdığını ifade ediyor. Cemile kendi diyarından başka bir diyara türkülerle gitti.
    Sevgi insanı savunmasız bırakır, tabuları al aşağı eder. Sen kendini kendin bile tanıyamaz olursun. Peki yasak olan aşkın içinde pişmanlık olursa işte o zaman tüm sorumluluk ayaklarının gittiği yollara değil sana aittir. Bir şeyin sonuçlarına katlanmak onu yaşamayı göze aldığına karar verdiğin andır.

    Cemile sadık kalana değil türkü söyleyene aşıktı. Hep beklediği ve gelmeseydi bekleyeceğine aşıktı. Cemile zaten Sadık kalanı aldatmıştı. Yasaklar kafamızın içindedir, duygularımızda, düşüncelerimizde...

    Yasaklar bu dünyanın insanlarıdır. Ve onu yargılayanlar bu dünyanın ağız birliği etmiş korolarıdır.

    Ya kadınlar küçük yaşta kadın olmuş ve kirlendiğini düşünen kadınlar. Midemiz bulanıyor değil mi düşünürken? Aklımızın almadığı konular değil mi? Türkiye'de kayıtlara geçmeyen çocuk gelin sayısı. Kitabın sonlarına doğru oturduğum yerde kaldım, kalkamadım, derin nefes almaya çalıştım. Özgürlüklerini ölümle bir tutan kadınlar, savaşarak ölmeyi düşünen kadınlar, bedenlerini su ile temizlemeye çalışan kadınlar. Daha geçen günlerde çocuk gelin fotoğrafı çekmem diyen iyi insanlar. Vicdan yürekten gelir.. İrade de!!

    Aytmatov, her şey bitti derken ayağa nasıl dimdik kalkabileceğinizi size kelimelerle, sayfalarla anlatan insan.
  • Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük demiryolu atılımına girişmesinin üzerinden on iki yıl geçmiş bulunmaktadır. Dünya, bir ulusun yaşamında çok kısa sayılacak bir dönemde sağlanan bu tartışılmaz başarının tanığıdır.
    August R. Von Kral
    Sayfa 137 - 1.Basım Eylül 2010 - Çev.: S.Eriş Ülger
  • Herkese iyi günler. Bu ileti hepinizi çok yakından ilgilendiriyor.


    İki video izledim:

    1) https://youtu.be/sdw26RVQxkM

    2) https://youtu.be/ieEhsS6mYjQ


    Eminim ki sizlerinde, tıpkı ben gibi, kitaplığında "sonra okurum" diye alıp okumadığınız birçok kitap var.

    Ben bu iki video sonrasında kitaplarımda minimalizme gitmeye karar verdim. Beni tanıyanlar bu işin, çoğunuza olduğu gibi, benim için çok zor olduğunu bilir.

    Anladım ki, okumayacağım, ilgimi çekmeyen kitapları kitaplığımda daha fazla tutmanın bir anlamı yok..

    Sizden de okumayacağınız ve elden çıkarmak istediğiniz kitapları (alıcısı çıkması açısından) yoruma bırakmanızı rica edip, ilk adımı ben atıyorum. İlgilenenlere şu kitapları gönderebilirim:
    (✔ Bu simgenin bulunduğu kitapların talibi çıkmış demektir)
    Tarih:

    Haremin Son Yüzyılı
    Geçmişten Günümüze Dünya Tarihi
    Geçmişten Günümüze Türkiye Tarihi
    Geçmişten Günümüze Osmanlı
    Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl

    (Şu an fark ettim, bu kitaplar okuyacaklarıma ekli bile değilmiş..)

    Av. Orhan Cemal Fersoy - Adnan Menderes ✔

    Din:

    Anahtar Cevaplar
    İslam ve Sınıfsal Yapı
    Temel İslamî Bilgiler - Nedim Bal

    Yabancı:

    İntikam
    Cinnet

    Klasikler:

    Suç ve Ceza (sabah gazetesinden, 1. Cilt)
    Kelile ve Dimne (sabah gazetesinden)
    Robinson Crusoe (sabah gazetesinden)
    Yaşlı Adam ve Deniz✔

    Yerli:

    Miyase sertbarut- Gerçeklerle Büyümek düşlerle yürümek
    Vatan yahut silistre✔
    Mehmed Rauf- Eylül ✔
    Namık Kemal- Cezmi ✔
    Reşat Nuri Güntekin- Leyla İle Mecnun ✔

    Daha çok kişiye ulaşması ve toplumsal yardımlaşmaya katkı sağlamak için paylaşır mısınız?

    Teşekkürler..