• 224 syf.
    ·9/10
    Bağırsaklar konusunu renkli resimli şekilde anlatan bir kitap. Konuya yönelik okuduğum ilk kitap olduğu için oldukça bilgilendirici bir okuma oldu. Yazar bu konuda oldukça tecrübeli bir doktor.Bazı bölümlerde kullanılan tıbbi terimler sayılmazsa genel olarak kolay okunan bir kitap.
  • Tifo hastalığı şöyle ortaya çıkar:
    İnsan kendinde ruhsal bir bezginlik hisseder ve bu durum gittikçe artarak nedeni belli olmayan bir umutsuzluğa dönüşür. Aynı anda vücudunda bir yorgunluk başlar ve yalnızca kaslar ve lifler değil, iç organlarının tümü işlevini yitirir. Her şeyden önce bir iştahsızlık başlar, mide hiçbir şeyi kabul etmez ve hasta fiziksel bir yorgunluk ve bulantı duyar. Ağır bir uyku hali başlar, fakat duyulan aşırı yorgunluğa rağmen uyuyamaz, huzursuz, endişeli ve sıkıntılı bir ruh hali içinde gidip gelir. Beyin çatlayacakmış gibi zonklar, sisle çevrelenmiş ve baş dönmesiyle sarsılmış gibi uyuşuk ve tutuktur. Bütün vücudunda belirsiz bir ağrı vardır. Zaman zaman ve hiçbir neden olmadan burun kanaması olur. Bunlar hastalığın ilk evresidir.
    Sonra titreme nöbetleri, başlar, hastanın bütün bedeni zangır zangır titrer ve dişleri birbirine çarpar. Bu durum ateşin başlayacağının ve hızla yükseleceğinin göstergesidir. Göğüs ve karın bölgesinde mercimek büyüklüğünde kırmızı lekeler oluşur, parmakla bastırıldığında kaybolan, ancak hemen sonra yeniden ortaya çıkan kırmızı kırmızı lekeler görülür. Nabız hızlı hızlı atmaya başlar ve atışlar dakikada yüze fırlar. İlk hafta böyle geçer ve hastanın ateşi kırk derecede seyreder.
    İkinci, haftada hasta başındaki ve vücudundaki ağrılardan kurtulur, fakat buna karşılık baş dönmesi dayanılmaz ölçüde artar ve kulaklarda öyle bir uğultu başlar ki, hasta hiçbir şeyi duyamaz olur. Yüz ifadesi bütünüyle anlamını yitirir ve ağız kapanmamaya başlar, bakışlar donuklaşır ve ilgisini yitirir. Bilinç kaybolmuştur ve hasta sürekli bir uyku halindedir. Sık sık kendini kaybeder, ama gerçek bir uyku uyuyamaz. Hastanın odasından sayıklamalar duyulur ve hasta kendi kendine konuşur ve hayaller kurar. Bitkinliği ve çaresizliği son haddine ulaşır ve hastanın hali tiksinti uyandırmaya başlar. Dişleri, dişetleri ve dili solumasını zorlaştıran kapkara bir sıvıyla kaplanır. Gazdan şişmiş karnıyla hiç kımıldayamadan sırtüstü yatar. Yatağa iyice gömülmüş ve bacaklarını açmıştır. Bütün organları hızlı, kovalarcasına ve yüzeysel çalışır, soluk alışları sıklaşır ve nabız atışları dakikada yüz yirmiye fırlar. Gözkapakları yarı açıktır ve yanakları ilk günlerinin kırmızılığını yitirmiş, ancak mavimsi bir renk almıştır. Göğüs ve karındaki mercimek büyüklüğündeki kırmızı lekeler çoğalır. Ateş kırk bire yükselir.
    Üçüncü haftada hastalığın şiddeti zirveye ulaşır. Yüksek sesle sayıklamalar bitmiştir ve hiç kimse hastanın zihninin bomboş bir geceye mi daldığını ya da bedeninden ayrılarak herhangi bir sesin ya, da belirtinin görülmediği uzak, derin ve sessiz düşlerde mi dolaştığını söyleyemez. Beden bütün duyularını yitirir. İşte bu an karar verme anıdır...
    Kimi insanlarda teşhisin konulması bazı nedenlerden dolayı zorlaşır. Örneğin, kendisine umut bağlanan ve sapasağlam olduğu sanılan kişide görülen keyifsizlik, aşırı yorgunluk, iştahsızlık, tedirgin uyku hali ve baş ağrıları gibi hastalığın başlangıcında ortaya çıkan ilk belirtiler yakınları tarafından sıkça yaşanan bir durum olarak görülürse? Hatta belirtiler arttığı zaman bile bunu sıra dışı bir durum olarak algılayıp, tehlike fark edilmezse? Çalışkan ve bilgisine güvenilir bir hekim, eğer bir isim vermek gerekirse, şu kısa boylu ve ellerinin üstü siyah kıllı, yakışıklı Doktor Langhals, bu belirtileri hemen anlar ve hastalığın adını koyardı; göğüs ve karında görünen kırmızı kırmızı lekeler tanının kesin olarak konmasını sağladığı için alınması gereken önlemleri ve kullanılacak ilaçları hiç tereddüte düşmeden söyleyecektir. Hasta için, ısısı on yedi dereceyi geçmemesi geren, mümkünse büyükçe ve sık sık havalandırılan bir oda hazırlatacaktır. Temizlik konusunda çok ısrarcı olacak ve hastanın yatağını sık sık düzelttirerek mümkün olduğu sürece –ki bazı durumlarda bu süre pek uzun değildir– hastanın vücudunda yatmaktan kaynaklanan yaralar oluşmasını önlemeye çalışacaktır. Ağız boşluğunu ıslak bir bez parçasıyla sildirtip sürekli temiz kalmasını sağlayacaktır, bunu yaparken iyot ve potasyum karışımı bir ilaç kullanacaktır, hastaya kinin ve antipyrin yazacak ve özellikle mide ve bağırsaklar çok sarsıldığından, son derece hafif ve besleyici bir diyet verecektir. Bedenini harap eden şiddetli ateşe karşı hastaya, gece gündüz hiç ara vermeden, odaya taşıttıracağı bir küvette üç saatte bir banyo yaptırtacak ve küvetin suyunun ayakucundan başlayarak hafif hafif ılıştırılmasını isteyecektir. Her banyodan sonra hastayı güçlendirmek ve canlandırmak için konyak ve hatta şampanya içirtilecektir. Ancak o bütün bunları hastalığa kesin bir etkisi olup olmadığını bilmeden yararlı olacaklarını düşünerek öylesine uyguluyordu. Çünkü üçüncü haftaya, yani hastalığın en tehlikeli dönemi olan kriz ve karar verme anına kadar neyin iyi geleceği konusunda tam bir kararsızlık içindedir. "Tifo" adını verdiği bu hastalık bu olayda olduğu gibi, bilimin sunduğu ilaçlar ve tedavi yöntemleriyle üstesinden gelinebilir bir enfeksiyonun kötü sonuçlarının neden olduğu sıradan bir felaket mi yoksa yok oluşun başka bir biçimi miydi, bilememektedir; belki de ölümün kendi giysisiydi, pekâlâ başka bir maske altında da ortaya çıkabilirdi ve bunun çaresi yoktu.
    Tifonun üçüncü ve en tehlikeli dönemi kendisini şöyle belli eder:
    Hasta yüksek ateşle bilincini kaybedip kâbuslar görmeye başladığında, yaşam son derece canlı ve anlaşılır bir sesle onu geri çağırır. Bu ses, kendisini gölgeye, serinliğe ve huzura götüren bir yolda, yabancı ve sıcak bir yolda yürüyen bir ruha bütün sertliği ve canlılığıyla ulaşacaktır. İnsan çok gerilerde bıraktığı ve unuttuğu yerlerden kendisine ulaşan ve geri dönmesi için uyaran bu berrak, canlı ve biraz da alaylı sesi duyacaktır. Yaşamın o alaycı, renkli ve acımasız çarkına karşı içinde bir sevgi, bir bağlılık, yeni bir enerji ve sorumluluklarını yerine getirememiş olmanın derin utancı gibi bir şey hissederse, o yabancı ve sıcak patika yollarda ne kadar ilerlerse ilerlesin, geriye dönecek ve yaşamaya devam edecektir, Fakat kendisini yaşama geri çağıran bu ses karşısında kapıldığı korku ve duyduğu tiksintiden irkilir ve bu çağrının, bu berrak ve canlı sesin etkisiyle başını sallar, savunma amacıyla ellerini geriye uzatır ve kaçıp kurtulması için önünde açılan yolda yürümeye devam ederse... bunun anlamı çok açıktır: Ölecektir.
  • Sağlıklı bir insanın dışkısının alınıp bağırsak mikrobiyotası bozuk olan birine verilmesi olayıdır.
    Metin Başaranoğlu
    Sayfa 43 - Prof. Dr. Metin Başaranoğlu
  • "Nasıl hissettiğimiz, ne kadar iyi uyuduğumuz, enerji seviyemiz, ne kadar acı hissettiğimiz, hatta nasıl düşündüğümüz bile bağırsaklarla bağlantılıdır."
    David Perlmutter
    Sayfa 213 - Pegasus
  • 1. Yemek hazırlamaya vaktin yok, ''hazır yemek ye.''
    2.Paran az, alamazsın, ''ucuz şeyler (sağlıksız) yemelisin.''
    3.Zaman sıkıntın var her şeye yetişmek için ''stres içinde yaşamalısın.''
    4.Egzersiz yapamazsın, ''çünkü tüm gün çalıştın, enerjin bitti, spor yapacak zamanın yok, zaten spor yapacak mekan da yok, yani yat uyu, yarın işe gideceksin.''
  • Endüstrinin gücüyle ilerleyen reklam sektörü sağlıksız olanı sağlıklı gösterme gayretindedir. Gıda endüstrisi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle medya aracılığıyla gerek bolca reklam vererek gerekse de özel konuklu ve konulu programlar aracılığıyla toplumda kendi çizgisiyle örtüşecek bir beslenme alışkanlığı yaratmaya çalışmaktadır.
  • Sağlıklı beslenmenin ana unsurlarından olan taze meyve sebze olmadan, metropol yaşantısının dayatması olan aşırı işlenmiş gıdaları tüketmek vücudunuzdaki ateşe benzin benzin dökmekle eşdeğerdir.