YÜZYILIN YÜZ KİTABI
1- Yabancı - Albert Camus (Nobel Ödüllü 1942)
2- Kayıp Zamanın İzinde - Marcel Proust (1913–1927)
3- Dava - Franz Kafka (1925)
4- Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry (1943)
5- İnsanlık Durumu - André Malraux (1933)
6- Gecenin Sonuna Yolculuk - Louis-Ferdinand Céline (1932)
7- Gazap Üzümleri - John Steinbeck (Nobel Ödüllü 1939)
8- Çanlar Kimin İçin Çalıyor - Ernest Hemingway (Nobel Ödüllü 1940)
9- Adsız Ülke - Alain-Fournier (1913)
10- Günlerin Köpüğü - Boris Vian (1947)
11- İkinci Cins - Simone de Beauvoir (1949)
12- Godot’yu Beklerken - Samuel Beckett (Nobel Ödüllü 1952)
13- Varlık ve Hiçlik - Jean-Paul Sartre (Nobel Ödüllü 1943)
14- Gülün Adı - Umberto Eco (1980)
15- Gulag Takımadaları - Aleksandr Soljenitsin (Nobel Ödüllü1973)
16- Paroles (Fransızca) - Jacques Prévert (1946)
17- Alkoller - Guillaume Apollinaire (1913)
18- Mavi - Lotus Hergé (1936)
19- Het Achterhuis (Felemenkçe) - Anne Frank (1947)
20- Hüzünlü Dönenceler - Claude Lévi-Strauss (1955)
21- Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley (1932)
22- Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984) - George Orwell (1949)
23- Galyalı Asteriks - René Goscinny ile Albert Uderzo (1959)
24- Kel Kantocu - Eugène Ionesco (1952)
25- Cinsellik Üzerine - Sigmund Freud (1905)
26- Zenon - Marguerite Yourcenar (1968)
27- Lolita - Vladimir Nabokov (1955)
28- Ulysses - James Joyce (1922)
29- Tatar Çölü - Dino Buzzati (1940)
30- Kalpazanlar - André Gide (Nobel Ödüllü 1925)
33- Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel García Márquez (Nobel Ödüllü 1967)
34- Ses ve Öfke - William Faulkner (Nobel Ödüllü 1929)
35- Thérèse Desqueyroux - François Mauriac (Nobel Ödüllü 1927)
36- Zazie Metroda - Raymond Queneau (1959)
37- Duygu Karmaşası - Stefan Zweig (1927)
38- Rüzgâr Gibi Geçti - Margaret Mitchell (1936)
39- Lady Chatterley’in Sevgilisi - D. H. Lawrence (1928)
40- Büyülü Dağ - Thomas Mann (Nobel Ödüllü 1924)
41- Günaydın Hüzün - Françoise Sagan (1954)
42- Le Silence de la mer (Fransızca) - Vercors (1942)
43- Yaşam Kulanma Kılavuzu - Georges Perec (1978)
44- Baskervillerin Köpeği - Arthur Conan Doyle (1901–1902))
46- Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald (1925)
47- Şaka - Milan Kundera (1967)
48- Il disprezzo (İtalyanca) - Alberto Moravia (1954)
49- Roger Ackroyd Cinayeti - Agatha Christie (1926)
50- Nadja - André Breton (1928)
51- Günaydın Hüzün - Louis Aragon (1944)
52- Le Soulier de satin (Fransızca) - P
53- Altı Kişi Yazarını Arıyor - Luigi Pirandello (Nobel Ödüllü 1921)
54- Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı - Bertolt Brecht (1959)
55- Cuma ya da Pasifik Arafı - Michel Tournier (1967)
56- Dünyaların Savaşı - H. G. Wells (1898)
58- Yüzüklerin Efendisi - J.R.R. Tolkien (1954–1955)
61- Martin Eden - Jack London (1909)
62- Bir Tuz Denizi Şarkısı - Hugo Pratt (1967)
63- Yazının Sıfır Derecesi - Roland Barthes (1953)
64- Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll (Nobel Ödüllü 1974)
65- Sirte Kıyısı - Julien Gracq (1951)
66- Kelimeler ve Şeyler - Michel Foucault (1966)
67- Yolda - Jack Kerouac (1957)
68- Nils Holgersson’un yabankazlarıyla maceraları - Selma Lagerlöf (Nobel Ödüllü 1906–1907)
69- Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf (1929)
70- The Martian Chronicles (İngilizce) - Ray Bradbury (1950)
72- Tutanak - Jean-Marie Gustave Le Clézio (Nobel Ödüllü 1963)
73- Tropismes (Fransızca) - Nathalie Sarraute (1939)
74- Journal 1887-1910 (Fransızca) - Jules Ren
75- Lord Jim - Joseph Conrad (1900)
76- Yazılar - Jacques Lacan (1966)
77- Tiyatro ve İkiz - Antonin Artaud (1938)
78- Manhattan Transfer - John Dos Passos (1925)
79- Ficciones Hayaller ve Hikayeler - Jorge Luis Borges (1944)
80- Moravagine (Fransızca) - Blaise Cendrars (1926)
81- Ölü Ordunun Generali - İsmail Kadare (1963)
83- Çingene Romansları - Federico García Lorca (1928)
85- Çiçeklerin Meryem Anası - Jean Genet (1944)
86- Niteliksiz Adam - Robert Musil (1930–1932)
88- Gönülçelen - Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger (1951)
90- Blake ve Mortimer - Edgar P. J
91- Malte Laurids Brigge’nin Notları - Rainer Maria Rilke (1910)
92- Değişme - Michel Butor (1957)
93- Totaliterizmin Kökenleri - Hannah Arendt (1951)
94- Usta ile Margarita - Mihail Afanasyeviç Bulgakov (1967)
95- Triloji: Seksus, Pleksus, Neksus - Henry Miller (1949–1960)
96- Büyük Uyku - Raymond Chandler (1939)
97- Amers (Fransızca) - Saint-John Perse (Nobel Ödüllü 1957)
98- Şapşal Gazi - André Franquin (1957)
99- Yanardağın Altında - Malcolm Lowry (1947)
100- Geceyarısı Çocukları - Salman Rüşdi (Salman Rushdie - 1981)

"TOPLUMSAL CİNSİYET ÇALIŞMALARI"
İle ilgili derlemiş olduğum
"TOPLUM BİLİM OKUMALARI"

- mary wollstonecraft / kadın haklarının savunusu
Kitabın orjinal adı: A vindication of The rights of woman

- Sarah Grimke / eşitlik üzerine
Kitabın orjinal adı: Letters of Eguality

- Margaret Fuller / 19. YY kadın
Kitabın orijinal adı: Women in Nieteenth Cenury

- Elisabeth Cady Staton / kadının incili
Kitabın orjinal adı: The Woman's Bible

-Simone de Beauvoir / İkinci cins
Kitabın orjinal adı: The Second sex

- Kate Millett / Cinsel Politika
Kitabın orjinal adı: Sexual politics

- Shulamith Firestone /cinselliğin Diyalektiği
Kitabın orjinal adı:The Dialectic of sex

- Nancy Chodorow / Anneliğin Yeniden üretimi
Kitabın orjinal adı: The Reproduction of Mothering

- Judith Butler / cinsiyet Belası
Kitabın orijinal adı: Gender Trouble


Üzerine ekstra'dan eklediklerim;

-Tania Modleski / Hınçla sevmek

-Betty freidan / kadınlığın gizemi

- Ann Oakley / cinsiyet,toplumsal cinsiyet ve toplum

- John Stuart Mill / Kadınların boyun eğmişliği

- Christine de Pizan / Kadınlar kenti

- Virgina Woolf / kendine ait bir oda

- Duygu Asena / kadının adı yok


Not: En kısa zamanda "siyaset bilimi" ile ilgili derlemiş olduğum toplum bilim okumalarını da ayriyeten paylaşacağım.

Zeynep Şimşek, Çılgın'ı inceledi.
26 Nis 22:23 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Alvina Knightly ya da Alvie deli dolu karakterimiz. Her şey kendi twitter hesabı zannedip aslında şirket hesabından attığı bir tweet sonrası kovulmasıyla başlıyor. İkiz kardeşi Beth onu kendisini ziyaret etmesi için Sicilya'ya davet ediyor.
Beth; annesi tarafından hep en sevilen, çalışkan, akıllı, sakin, örnek gösterilen ve en çok değer verilen ikiz kız kardeş. İkizi Alvie'in tam tersi. Alvie annesine göre fazlalık, işe yaramaz ve tembel kızımız. Beth son derece zengin bir adamla evli ve çocuklu bir kadın. Yani Alvie'in birkaç adım önünde. Işten kovulmasıyla Sicilya'ya giden Alvie bambaşka bir hayatla karşılaşıyor ve her şey bununla da sınırlı kalmıyor.
Çıktığı yolda beklenmedik olaylarla karşılaşıyor ve işler karışıyor. Mafyalar, cinayetler, gizli sevgililer ve daha birçok bilinmezin ortasında buluyor kendini.
Alvie'nin iç sesine bayıldım!
Kendisiyle dalga geçişleri, kendi kendine konuşmanları ve tavırlarıyla aşırı samimi ve eğlenceli bir karakterdi. Tabii karşı cins konusunda da bayağı şıpsevdi. Kitap boyunca birkaç farklı kişiden hoşlandı. Ve biraz da cinsellik içeren sahneler vardı. Okumayı düşünenler için şimdiden belirtiyorum.
Yine tek kitap zannederek başladığım bu kitabın aslında bir üçlemenin ilk kitabı olduğunu öğrendim ve öyle bir yerde bitti ki ikinci kitapta Alvie neler yapacak aşırı merak ediyorum.
Değinmeden geçmek istemediğim bir nokta var. O da çeviri. Ba-yıl-dım!
Bazen o kadar eğlenceli kitaplar sırf çeviride kullanılan deyimler ve kelimeler yüzünden o kadar soğuk bir hal alıyor ki kitabın bir espirisi kalmıyor. Ama Çılgın'da cümlelerin samimiyeti mükemmeldi.

Kismet Parpar, bir alıntı ekledi.
09 Nis 10:24 · Kitabı okudu · İnceledi

FELSEFE HOCASI
Mantık bize aklın üç temel işlevini öğretir.
MÖSYÖ JOURDAIN
Nedir bu üç işlev?
FELSEFE HOCASI
Birinci işlev, ikinci işlev ve üçüncü işlev. Birincisi, olayları evrensel fikirlerle kavramak. İkincisi, olayları kategorilerle tartmak. Üçüncüsü ise Barabara, Clelarent, Darii, Ferio, Baralipton gibi seslerle sonuca ulaşmak.
(Felsefedeki beş ana evrensel fikir : cins, tür, farklılık, özgülülük ve rastlantı)

Kibarlık Budalası, Moliere (Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Kibarlık Budalası, Moliere (Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Kübra A., Ruhlar Evi'yi inceledi.
 24 Mar 01:00 · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar...

Ezgiiii, Genç Kızlık Çağı'ı inceledi.
20 Mar 01:25 · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

Simone de Beauvoir ikinci cins kavramını ortaya koyduğu üç ciltlik kitabının birinci bölümünü oluşturan genç kızlık çağı !Bazı bölümlerinde sıkılsam da genel anlamda, döneminin yazarlarınında dediği gibi okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Kitap, kadının çocukluktan genç kızlık dönemine kadar, kadına tarihsel, sosyal ve cinsel anlamda nasıl bakıldığını, bu bakışı hangi ''sosyal tabuların'' ve ''eril yaklaşımların'' oluşturduğunu güzel şekilde incelemiş. Kitabın giriş sayfasında ki ‘ erkeklerin kadınlar üzerine yazdıklarına kuşkuyla bakalımalıdır, çünkü onlar hem yargıç hem de davacıdırlar’ cümlesi esasen unutmamamız gereken bir cümledir. kadınlığın ne olduğunu bilerek yaşamalıyız, toplumun kadına biçtiği rolleri üstlenerek değil.Kadında biçim değiştirmiş doğayı yakalamak isteyen erkek, bu yüzden onu yapaylığın kölesi haline getirmektedir. Kadın ne salt fizik , ne de salt anti-fiziktir; ve bu iş yalnız maşayla saç kıvırmaın , balmumuyla kıl almanın uygulandığı uygarlıklarda değil kara derili kadınların yaşadığı Afrika yaylalarında, Çinde ve dünyanın dört bir yanında da böyledir. Kadın erkeğin ne kölesi ne de sadece ona hizmet etmekle ve doğurmakla görevli bir varlıktır. Kadın bütün özgünlükleriyle birlikte kainatın ve insanlığın temelidir.

Kayhan Kurul, bir alıntı ekledi.
18 Mar 00:15

"Simone de Beauvoir'ya göre kadının ikinci bir cins olarak konumlandırılmasına rağmen annelik olgusu kutsanmaktadır, bu da kuşkusuz toplumun ikiyüzlülüğünün bir göstergesidir."

Düşünbil Dergisi Sayı: 64, Kolektif (Sayfa 37)Düşünbil Dergisi Sayı: 64, Kolektif (Sayfa 37)

Simone De Beauvoir, Kadın / Ikinci Cins
"Kadın, toplumsal açıdan üretime daha çok katılıp ev işleriyle daha az uğraştığı zaman özgürlüğe kavuşacaktır." (s.59)

Derin Deniz, bir alıntı ekledi.
08 Şub 21:05 · Kitabı okudu · İnceledi

Feminizm yirminci yüzyılda filozof (ve Jean-Paul Sartre'ın hayat arkadaşı) Simone de Beauvoir'ın İkinci Cins adlı eserinin yayınlanmasıyla varoluşçu bir yeniden yorumlanma yaşamıştır. Simone de Beauvoir, özsel kadınlık diye bir şey olmadığını, bunun kadınlara erkeklerin zorla giydirdiği bir deli gömleği olduğunu öne sürüyordu. Kadınlar, kadın olmanın kendilerine ait yorumunu yaratmakta özgürdüler.

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer, Thomas CathcartPlaton Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer, Thomas Cathcart